“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
August 27 hos geldin Ey Ramazan...
August 16 Dört soru, dört cevap
Bir adam Hz. Ali’ye (k.v.) geldi ve: Adam sordu: Hz. Ali cevap verdi: Adam sordu: Hz. Ali cevap verdi: Adam sordu: Hz. Ali cevap verdi: Ve adam son olarak, şu soruyu sordu: “Zor nedir? Zordan daha zor nedir?” Yolname![]() Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma.. Kimin geldiği önemli değil, kimin
gelmediği de… Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. Yolcuya bakıp, yolu tanıma.Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan,
yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal… 'En doğru yol : en dikensiz yoldur' diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma… Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan sözedenler, aşıkmış gibi davrananlardır. Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de severler. Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat, şu gerçeği de hiç unutma : Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, telörgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları , yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin. Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın , merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun. Doğru yol : insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur. Yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin. Unutma, tevbe özeleştiridir. Kendisini hesaba çeken, başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur. Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabilir. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir. Bir şey daha : Pusulayı sahte manyetik alanlardan, paraziter nesnelerden uzak tut; İbreyi saptırırlar da haberin olmayabilir. Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzrindeki saptırıcı etkisini iyi hesap etmelisin. O'ndan başkasından korkarsan , korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin. Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır; Yani, kendi benliğinin sana kazdığı tuzak. HAYIRLI YOLCULUKLAR DOSTUM MUSTAFA İSLAMOĞLU Elde var Aşk![]() Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.
Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.
Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.
Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.
Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…” diyenlerin sırrı burada yatmaktadır.
Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.”
Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın.
Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed'e dönmüş bölgelerine.
Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir.
Unutma, bin sevincin vermediğini bir acı verir. Acını, aşkın santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak. Hatırla ki yürek yürek nükleer güç merkezidir. Seven ve inanan bir yürekle hiçbir atom santrali boy ölçüşemez.
Bil ki, umuttan söz ettiğin her dem aşktan söz ediyorsunuzdur. Çünkü umut aşkın çocuğudur. Aşksız umut, plastik bebekler gibidir; oynar, eskitir ve atarsın.
“Umudum tükendi” deme, doğrusunu itiraf et, aşkının tükendiğini…
Sahi, aşk tükenir mi? Evet, eğer ölümlüden, ölümlüye ve ölümlü adına ise tükenir.
O, aşk suretinde görünen tutkudur. Tutku tutuklar, aşk azad eder. Bir duygunun aşk mı tutku mu olduğunu anlamak istersen, rengine bak.
Rengine bak, kara sevda mı, ak sevda mı?
Sevdanın karası köleleştirir, akı özgür kılar. Özgür kılan aşka muhabbet denir.
Muhabbet, yüreğe düşmüş bir tohumdur; “her başka yüz dane veren yedi başak” gibi, yediverendir o.
Muhabbet insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Herşey harcadıkça tükenir, muhabbet asla. Muhabbet müebbeddir.
Üzerine üzerine gelen karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara güçlerini, aşkın siperine sığınarak püskürtebilirsiniz. Onlar kaybettiler, onlar nefretin eli kanlı temsilcileri… Sen kazandın, çünkü sen aşkın cephesinde yer aldın, aşkın ve aşkının.
İstanbul'un, Kahire'nin, Bağdat'ın, Şam'ın Mekke'nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Afrika, Avrupa, Amerika taraflarının olduğunu unutma. GÖRMEZLER Mİ Kİ, ALLAH’ın yarattığı her şeyin gölgesi, sağa-sola uzanarak huşû ile ALLAH’a secde eder.”—Kur’ân; Her gece üstümüze dünyanın gölgesi düşer. Ölümün kardeşiyle tanışır; uyuruz. Yine de gölgemiz peşimizi bırakmaz. Peşimiz sıra, rengimizi sırtlanır. Kesafetimizi önce yere, sonra da yüzümüze vurur gölgeler. Işığa olan ihtiyacımızı belgeler. Gölgesi olmayan resulün haberi, tarihin gölgesinde bize ulaşır. Getirdikleri, içimizi ışıtır. İçimizi O’na açtıkça, aydınlığı, gölgelerimizi seyreltir. Hayat böylece çalkalanır gider. Dur deriz gölgemize, durmaz. Alınyazımız gibi, bizden ayrılmaz. Yine de, gölge yazıları, geceleri yazılır. Sözün gölgesi, mürekkep renginde düşer sayfalara. Gerçeği farkettiğimiz an, belki de kurtuluruz sınırlarımızı resmeden gölgeden. Çünkü, gölgeler, âcizliğimizi yansıtır. Uzunu da, kısası da; hepsi ama hepsi, sınırlarımızı hemencecik ele verir. Biticiliğimizi yansıtır gölgeler. Aczimiz büyüktür; iddiamızın büyüklüğü kadar büyüktür. İddiası olanın, gölgesi olur. Gölgesi, aczini anlatır. Kesafetini ele verir. Aczini bilen ise, bildiği ölçüde şeffaflaşır. Güzelliğine güvenen zühre çiçeğinin bu yüzden gölgesi mevcut değil midir? Gölgesi olmasa da, katre, Güneşin ışığını incitir. Işığı kırar. Ama reşha aczini bilir. Hiçbir iddiası yoktur. Bu yüzden Güneşe ve ışığa, görür görmez, teslim olur. O yüzden gölgesizdir. Gölgesizliğiyle, bize şeffaflığın dersini verir. Her sabah, ilk ışıklarla merhaba der gölgeler bize. Her biri, umutlarımız boyu, ufuklara uzar gider. Yolun başındayızdır o zaman; gölgemiz umutlarımızı resmeder. Her sabah neler neler kurarız! Lâkin zaman akar, güneş yükselir, gölgemiz geri çekilir, küçülür ve görülmez olur. Vakit öğledir. Güneş bütün haşmeti ve şaşaasıyla belirdiğinde, gölgemiz susar. Tam tepemizde, haykırır Güneş. Lâkin, kaçacak hiçbir yerimiz yoktur. İşte o an, gücümüzün resmi, en çıplak haliyle düşer toprağa. Alnımız yere değmese de, gölgemiz secdede kalır. Gölgemiz, gökteki Güneşi bildiren siyah bir nokta olur arzın yüzünde. Ömrümüz, biri beyaz, biri siyah iki nokta arasında geçer. Yukarıda Güneş, aşağıda gölge, durmaksızın birşeyler söyler durur. Sabah vakti ‘istediklerimiz’in resmi olan gölgeler, öğle vakti ‘yapabildiklerimiz’ kadar kısalır. Bir noktaya dönüşür, hâsılı. Güneşle gölge durmadan oynaşır, ve bize birşeyler fısıldarlar. Gölgemiz, isteklerimizle gücümüz arasında, uzar kısalır. Gölgeler boyu, âcizliğimiz ortaya çıkar. Öylesine âcizdir ki insan, gölgesi her zaman Rabbinin huzurunda secdeye kapanır. Firavun bile bu kaderden kaçabilmiş değildir. Acaba, insanlar her sabah doğup her akşam ölseydi gölgeler bize ne söylerdi? Sabah bebek iken akşam ihtiyar olsaydık şayet, gölgeler resmimizi ne de güzel çekerlerdi. Zira, çocukluktaki âcizliğimiz, sabah gölgeleri kadar uzundur ve büyüktür. Akşam gölgeleri de, tıpkı âcizliğinden duvarlara tutunarak yürüyen bir ihtiyar misali, uzundur; duvarlara, ağaçlara, direklere tutunarak ilerler. Oysa her günün öğlesi, her ömrün gençliği kadar iddialıdır. Kendimizi en güçlü, en kuvvetli, en yeterli zannettiğimiz gençliğimiz, öğle vakti gibidir. Lâkin, o da bir nokta kadardır. Bunu da her öğle vakti gölgemiz tekrar tekrar hatırlatır. Biz güneşi ve ışığı dinleyenler, hiç gölgemizin sesine kulak verdik mi? Peki, kaç kez kovabildik, insan olmanın gerçekleri kadar ayrılmaz olan gölgemizi? Dinlemeyip sırt çevirdiğimiz her ışıktan sonra, kiminle yüzyüze kaldık? Kim o vaziyette bize secdemizi hatırlattı? Gerçeklere arka çevirip kurduğumuz yalancı dünyacıklarımıza gölge düşüren de gölgemiz değil miydi? Zira, gölgeyle gölgelenir hayallerimiz. Ellerimizin sureti çıkar duvarlara. Kalemlerimizin gölgesi düşer kağıda. Yazı olur. Gölgeler, çizgiler boyu, hayatlarımızın sınırlarını çizer. Her sabah, mevcutlar sayısınca gölgeler doluşur dünyamıza. Dünyanın gölgesi düşünce Ay tutulur ya, işte o zaman başların gölgesi uzanır secdelere. Gün olur, Güneş de tutulur; yine secdeye uzanır başlar. Kervanlar, çınarların gölgesinde konaklar. Çöllerde, hayallerin gölgesi serap olarak düşer kum denizine. Her yolculuk gölgeden gölgeye uzayıp gider. Her gece, üstümüze dünyanın gölgesi düşer. İnsanlar gölgeler boyu hayata uzanır. Her gün, Şems-i Ezelî’nin huzurunda, bütün vücutların hücreleri gölge olur, secdelere kapanır. Hayat beşik ile mezartaşının gölgeleri arasında kısalır da kısalır. Nihayet gerçek boyumuz kadar; iki taş arası kadar kalır öylece. Hep hayatın gölgesidir, musalla taşına düşen. Herkes boylu boyunca oraya uzanır. Gölgesi kadar. Sonra, gönül dolunca, gölge kaybolur. Gölgesi herkesi yaşadığınca anlatır. Nihayet, her söylenilenin hesabı tutulur. Ve dahi, hiçbir şeyin kaçışı olmaz. Çünkü, gölge her daim secdededir ve asla yalan söylemez. Gül ve Salavat'Zayi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su' -Fuzuli Gül yüzü buluşma yeridir, En temel kavuşmalar gül yüzünde gerçekleşir. Çünkü gül yüzler bakışı aşka dönüştürür. Bakış ki, aşıkın maşuka dönüşüdür; İlk tanışma ve son ayrılıktır. Sonra mayelenir bakış; Bakış aşk olur, bakış vuslat olur. Aşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler, Geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar. İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur. Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı. Aşk gül yüzünde güzelle buluşur. Aşk gül tenlerde görünür kılar kendini. Ve güzellik aşkın bakışında seyre dalar kendini. *** O yüzden, gülden yüz çeviremeyiz. Güle uzak duramayız. Aşk ateşi örseler yüreğimizi. Kızıl kanlar gibi dolaşır tenimizi aşk. Ve kızıl utançlarla alevlenir yüzümüz Güle döneriz, Sevgili’ye döneriz. Sevgili yüzü olmadan edemeyiz. *** Meğer gül, yüzüne Nazar Eden olduğu için gül’müş. Herşeyi ve herkesi Varedenin teveccühüyle gülmüş. Önce Teveccüh Eden varmış. Yokluğa yönelmiş Ebedi Güzellik Sahibi. Bilinmek dilemiş, sevilmek irade etmiş. Gizliden açığa çıkmış 'Mahfi Hazine' Hiçlik şafağı kızıla boyanmış. Varlık güzel yüzlü bir gül olmuş. Varedilen her şey bir gül yüzünde taçlanmış. *** Yoksa biz dikenler idik, Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık. Varlık gülşeninde bir gül yüzünde ihyalandık. Ab-ı hayat öylece dolandı yüreğimizi, Tenimizde öylece kızıl utanç gülleri açtı. Edebi, iffeti gül yüzünde belledik, Tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik. Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik. Beğenimizle kuşattık gülü; Aşklarımızı gül yanağına devirdik. Gülün yüzünde güldük, güle baktık güle yazdık. Güller olduk, güldük. Güller açıldı, güle döndük. Gül yüzünde varedilen herşeyle yüzleştik. Varedilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı. Öylece, gülün yüzünde buluştuk. Gül yüzünden tanış olduk. Sonra herkesi ve herşeyi oraya çağırdık. Herşeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik. Gülün yüzüne vardık. Bildik ki, Aslında biz sadece gül yüzünden vardık. *** Ebedî Sevgili’nin teveccühüdür gülü güldüren. Kalbimize aşkı salan Sevgili’nin nazarıdır. Ki bu kalb Sevgili’nin vechesinden başkasına dönmez. 'Batan şeyleri sevmez' Yitip gidenlere gönül vermez. O’nun vechinden başkasına kanmaz aşk. Aşk O’nun teveccühü ile var oldu. Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği O halkeyledi. Aşıkların bakışlarında sevgiyi O tasvir eyledi. *** Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi. O’na muhabbet eyledi, O’nu Muhammed eyledi. Ebedi teveccühünü O’nun vechinde kristalleştirdi. Cümle halka O’nun yüzünü gül eyledi. Değil mi ki, önceleri hiçbirşey yoktu Ve illâ O’nun ebedi teveccühü vardı. Değil mi ki, varedilmişler O’nun yönelmesiyle Varlığa yüz buldu. Öyleyse bu varlık gülşenine önce O Mahbub’un gül yüzü düştü. *** Biz dikenlerdik aslında. Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık. Gül-ü Muhammed’in (s.a.) yüzünde buluştuk. Gül-ü Muhammed (s.a.) yüzünde tanış olduk. Sonra herkesi ve herşeyi yüreğimize çağırdık. Herşeyi elimize aldık. Herkese elimizi verdik. Gülün yüzüne vardık Gül yüzünden var olduk. *** Sevgili’nin teveccühünü yüzüne devşiren Gül’e, Yüzümüzü Sevgili’nin vechine çeviren Gül’e Güllerce salât, yüz’lerce selâm ettik. August 03 her aydınlığı yangın zanneden zavallılar siz halendaha güneşi balçıkla sıvamaya devam edin![]() ![]() ![]() ABD'li bir bayan asker işkenceyle katlettiği bir Iraklının başında poz vererek sapık duygularını tatmin ediyor ![]() ABD askerlerinin bir başka marifeti ve özgürleşen Irak ![]() Bir ABD askeri Irak'ta çocukların ellerini bağlıyor ![]() Özgürleşen Irak sokakları ![]() Camiide infazcı ABD askerleri ölüm yağdırıyor ![]() 'Zulüm asla payidar olmaz'
Filistin ve Lublanda bulunan muslumanlara atilmak uzere olan bombalarin uzerlerine Mesajlarini yazdirmak uzere (muslumanlar oleceksiniz v.s ) gibi sologanlar yazarak ucaklarina yukleyip muslumanlara karsi firlattilar.
ABD Lİ ASKERLERCE TECAVÜZE UĞRADIKTAN SONRA ÖLDÜRÜLEN KADINLAR...
GERÇEK DÜŞMANLARIMIZI NEKADAR ÇABUK UNUTTUK. ZÜLME KARŞI SESSİZ KALANLARA LANET OLSUN. BU MAİLİ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE HERKESE YOLLAYARAK MİLLETİMİZİN BAZI ŞEYLERİ UNUTMAMASINI SAĞLAYALIM. ŞİMDİDEN BİRBİRİMİZE İYİCE KENETLENELİM .
SIRA BİZE GELMEDEN !!!
______
August 02 AGLAYAN GÜLLERAGLAYAN GÜLLER
Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı , kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti.. Onları hiç bir şey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm... Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü... Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı... Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu... Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??... Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı. Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı... Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı... Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu... Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı.. SELAM VE DUA İLE EN YÜCE EMİNE EMANET OLUN August 01 YalvarışYa Rab bu hasrete can dayanmıyor; Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Her adımda bir engel var, salmıyor, Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Mümkün mü bu yolda maksuda ermek? Mümkün mü sılada dost yüzü görmek? Aşığa ar gelir geriye dönmek; Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Çekilmez bir şelek vurdun arkama; Şaşırdım yollarda kaldım, akşama. Umudum her zaman bakidir amma, Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Sevip sevilmemek varsa kaderde, Hangi doktor ilaç verir bu derde? Hastayım, susuzum gurbet illerde; Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Ey hanlar hanını halkeden Hancı! Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı. Ey fakir ekmeği, Mümin inancı! Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun Abdurrahim Karakoç July 30 vakt-i dua...![]() Allahım! Bana dilimle değil, halimle vazetmeyi nasip eyle, Ya Rabbi! ![]() ALLAHIM! Acizlikten, Fakirlikten, Cimrilikten, Korkaklıktan, Tembellikten, Hilekar Dosttan, Faydasız İlimden, Kabir Azabından, Ağlamayan Gözden, Sıkıntı ve Hüzünden, Ürpermeyen Kalpten, Her Türlü Hastalıktan, Hayatın Fitnelerinden, Borç altında Kalmaktan, Kabul Olunmayan Duadan, Doymak Bilmeyen Nefisten, İhtiyarlayıp Ele Avuca Düşmekten, Zalim Olmaktan ve Zulme Uğramaktan, İsyan Ettiren Fakirlikten ve Azdıran Zenginlikten, Geçmişe Kederlenmekten ve Geleceğe Kaygılanmaktan, SANA SIĞINIRIM. kadınŞu fani dünyada erkeklerin kalbine nazil olmuş en güzel ayet olarak görüyorum kadınları. Ayet, Rabbimizin lütfunu haber veren işaret demekse, kadın ete kemiğe bürünmüş bir ayettir.Sonsuz derinlikte sözler besleyen ruhu ve kalbi bürüyen bir ayettir. Konuşan bir ayettir. Karşına geçip dile gelir; Allah tarafından gönderildiğini söyler. Sanki dünyada ama dünya ötesi bir şeydir kadın…
anlayana:) Adın, esirgeyen ve bağışlayan…
mutluluga dair 40 ayet
Mutluluğun formülünü saklayan 40 ayet
İsra 37: K
Kaynak: Kuran-ı Kerim Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim…Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim…
İnşirâh…İnşirâh…İnşirâh…Hâra düştüm,dilime kan değdi yüreğime od.Dâra düştüm Ey Rab bana bir inşirah…Ah-u efgânımı bir dinleyiver, bu gece çok karanlık…katran karası olmuş göğsümü bir açıver…Daraldım…Bir bakıver..
“Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”(inşirah/1)
Genişlettin ey yar! Dünyadan bunaldığım her vakit,yağmur yağmur yüreğime,damla damla gözlerime düştün.Semalarda yerim yok bilirim,arşlardan ta ki gönlüme düştün.Yaralar bedenimde yol çizerken adeta,tuz değil ,sen gönlüme tılsım sürdün.Dünya zemininde ayaklarım kayarken bir bilinmezliğe, tut n’olursun bırakma bilmediğim alemlere…Gece ve ben iki biçâre yine kapındayım.Soluklanmak istiyorum Ya Rab! Gece yeminli konuşmuyor benimle.Gece küskün bana, yalnız bıraktım onu gelirim diye.Gitmedim ona Ya Rab! Geceler bensiz geçti,seccadeler eşsiz,yıldızlar yoldaşsız kaydı.Geceye söz verdim gelirim diye,gitmedim.İhanetim var ona..Gece yeminli..Ben sana bugün yalnız geldim.Terkedilmiş sevdaların mekanından geliyorum.Yıllanmış sevgilerin koynundan.Ayrılıklardan geliyorum.Yalnızlıktan…Gönlümün tenhasından geliyorum.Gecenin günahlarımı örtmeyen mahremiyetinden geliyorum.Dünyanın arkamdan yırttığı gömleğimle.Kimsenin duymadığı ama kulağımı çınlatan aff sesleriyle geliyorum.Ademin utangaç bakışlarıyla,Nuh’un terk-i diyarıyla bir yunus affı edasıyla geliyorum.Daraldım Ya Rab! ‘kabul’ ümidinin ferahlığıyla geliyorum.Yüreğim üşüyor artık,mahşeri bir yalnızlıkla geliyorum.Aç Ya Rab n’olursun aç göğsümü tekrar bir köz değdir.İçimin vahalarından kurtar beni.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet genişlet beni.
“Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü .”(inşirah/2)
Attın ey yar! Ben bilemedim yükümün azaldığını ama sen hafiflettin beni.Dünyanın omuzlarıma yüklediği bu ağırlık, yüzümü yere düşürmeye başlamışken,bu yükü benden alarak belimi sen doğrulttun.Rükuya eğilen bir beden senin karşında yüce makama erdi.Secdeye değen baş,merhametinle sana erdi.Oysa ben bilemedim.Kirlenmiş yüreğimle,sözlerimi dünyaya aşina ettim kapıldım bu misafirhanenin işvesine.Şimdi temaşa bile edemiyorum masivayı.Aydınlanmıyor gözlerim,yeşermiyor kırık düşlerim.Yoksa Ey Rab ben,sen olan benliğimi çoktan mı tükettim…Züleyha kadar günahkarım,Yusuf kadar masum olmak isterdim oysa ama ben düştüğüm zindanda ezilecek kadar günah topladım.yüküm ağır…Tüm zerrelerim affına sığındı…Mecalsizim,hissizim,bir o kadar da cahilim…Al yükümü Ya Rab n’olursun al belimi büken bu yükü tekrar hafiflet beni.Doğrult ki beni,yüzüm sana dönebileyim.Elimi sana açabileyim.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet doğrult beni.
“Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?”(inşirah/4)
Yücelttin ey yar! En şerefli varlık olarak açtım dünyaya gözlerimi.Mahlukata halife eyledin.İns-an makamında ruhuma can verdin..verdin de ben kıymetimi bilemedim.Aklımı sürgün ettim mantığın hiç uğramadığı yalancı uğraşlara.Her mevsim yağmur yağarken ruhuma,nadasa bıraktım kurak gönlümü.Her insan ektiği biçer değil mi Ya Rab! Günah ektiğim bahçelerde kara güller büyüdü,kokusuz renksiz.Işığım bir mumun aydınlandığı kadar,verdiğim bir aldığım kadar fakat ben olamadım bir senin bana biçtiğin değer kadar.biraz mağrur,biraz bizâr,biraz da kendimi şekva ile geldim.Değersizliğimi bilerek,mecruh bir hal ile geldim işte…Sen şanımı yüceltirken,ben bir o kadar acziyetimle,nasır tutmuş ayaklarımla,kör olmuş gözlerimle,karalanmış hanemle geldim.Kalbimi avcuma sıkıştırarak,rengini kimse görmesin diye saklayarak getirdim.Amansızım,dermansızım,fermansızım.N’olurs un Ya Rab yeniden yücelt beni gönül gözümden geçir beni.Gözyaşına gark eyle beni eyle ki insan bileyim kendimi.İnşirah inşirah inrişah ayet ayet yücelt beni.
“Yalnız Rabbine yönel.”
Hayatın koylarından çıkıp senin limanına yöneldim Yar Rab!Sen ki sana gelmeyene dahi lütfederken,bilirim geri çevirmezsin beni kapından.Nihayetsiz acziyetimle,dünyevi arzuların kıvrımlarından,yokuşlu yollarından,ben kendimden geçerek sana geldim bu gece.’kün’ diyerek eyleyiverirsin diye bir ferman,ben ahvalimi dökerek sana geldim Ya Rab!.Benim sana anlatmaya halimi kelama ne hacet,sen beni bilirsin benim halim zaten aşikâr.Kurtar n’olursun bitsin artık bu esaret! Nefsanîyetin haysiyetini huzurda kırmaya geldim.Bakıp görmeyen gözlerimi sende açmaya,atıp yanmayan kalbimi sende yakmaya,her boşluğa sayan ama her daim seni anmayan dilimi konuşturmaya,sana muhtaçlığın şerefini başıma taç etmeye geldim.Sevdası her şeyden âlâ n’olursun aç yüreğimi ben senden bir inşirah istemeye geldim…İnşirah inşirah inşirah ayet ayet ferahlamaya geldim.N’ola ahh n’ola Ya Rab , ben sende kalmaya geldim.Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim… Hakk'tan sayılamayacak kadar lütuflar, ihsanlar; senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar, kusurlar.Ey gönül, işlediğin suçlara, kusurlara karşılık, Hakk'tan özür dilemek için neler düşünüyorsun? O'ndan sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede... • O'nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykın işler; O'ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar... • Senden bunca haset, bunca kötü düşünce, bunca dedikodu. O'ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler. • Yaptığın kötülüklerden, işlediğin günahlardan pişman olup da, candan Allah dediğin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetişen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O'dur. • İşlediğin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha işlememeye karar veriyorsun, işte o anda bu duygularla için karıştığı, kendinden utandığın, kendini ayıpladığın, vicdanın sızladığı zaman düşünmüyor Sana çok yakındır. O'nu sen ne diye kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun? • 0, seni bazen yaratılışına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüş, altın, kadın sevdasına düşürür. Bazen de canına Hz. Mustafa'yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır. • Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulaştırır. Kurtuluş gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar. • Ey zavallı insan, bu düşüşlerden, bu hallerden sakın ye'se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok ağla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulağına kurtuluş sesleri gelsin. Mevlana günün duasıGeldim, İlk gelişim değil ki, Yaşarsam biliyorum, Son gelişimde olmayacak............. Nasıl geldim ise önceleri, Yine geldim.............. Gelmem gerektiği için geldim........ Sen gelenleri red etmediğin için geldim............. Utanmadan, Sıkılmadan Arlanmadan............. Geldim............. Başka kapım yokki gidecek............ Gelişler sana olduğu için, Gidişlerin sana olması gerektiği için....... Yollların çıkışı,Varışı Sen olduğun için.......... İşlediğim, Bin kabahata, Bin günaha rağmen............... Af talebi için geldim, Bağışlaman için................ Merhametine geldim, Rahmetine.......... İçime düşen bir pişmanlık sebebi ile........ Bir kez daha, Bir kere daha Geldim........... Ümitsizler kapısı değilki kapın, Bu umut ile geldim............. Tövbeleri kabul eden olduğun için geldim............. Geldim, Bugün yine sana geldim.......... Kabul eyle ya Rabb... -------------------- July 29 Mirac kandilimiz mübarek olsun.dualarınızda unutulmamak ümidiyleMüslümanların hayır işlemekte birbirleri ile yarıştıgı bir zamanda Asıgı Masuga ulastıran mirac,
günah batagında kurtulus mücadelesi veren bu zamanın asıklarını
Yüceler Yücesinin huzurunu götürmek için bekliyor.
Duam odurki:
Alemlerin Rabbi içinde bulundugumuz su mübarek gecenin ve
Habibi Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin ümmeti olmamız hürmetine
(küçük-büyük) her türlü hata ve günahlarımızdan bizleri avf-ı magfiret etsin
ve Huzur-u İlahiyyeye miracı bu gece ``Muhammed Ümmetiyim`` diyen herkese lutfeylesin.
BU GECENİN İHYASI:
Receb-i Şerifin 27.gecesi Mirac gecesidir.
Yatsı namazından sonra 12 rekat Hacet namazı klınır.
Beher rekatta Fatihadan sonra 10 ihlas-ı serif okunur.
Namaza niyet:
``Ya Rabbi,rıza-i serifin için niyet eyledim namaza.
Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrarını göstererek muhabbetin ile müserref kıldıgın,
sevgili habibin Rasul-i Zişan Efendimiz hürmetine ben aciz kulunu afv-ı ilahine,feyzi ilahinee rıza-i ilahine mazhar eyle.``
denir ve tekbir alınır.
Namazdan sonra 4 Fatiha-ı Serfe
100 defa ``Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe vallahü ekber.vela havle vela kuvvete illa billahi `l aliyyül azıym``
100 istigfarı serif
100 salavatı serife okunup dua edilir.
Bu njamazda ihlaslar 100 defa okunursa veya bu namaz 100 rekat olarak kılınırsa
bunu yerine getiren mü`min huzur-u ilahiye namaz borclusu olarak cıkmaz.
Mirac gecesinden sonraki ,mutlaka oruclu olmalıdır.
gün ögle ile ikindi arasında 4 rekàt namaz kılınır.
Her rekatta Ftihadan sonra 5 Ayetel kürsi,5 kafirun suresi.5 ihls-ı serif.
5 felak suresi ve 5 defada nas suresi okunur.
günün duasıÖyle çaresizim ki Rabbim, çarelere ermiyor aklım… Bir yüzüm solgunken, isyankar öbür yanım… Öğütleri masal gibi dinliyorum… Nasihatler ninni misali geliyor, başımı sallıyorum.. sanki anlamış gibi… Beni takipte ızdırap.. Peşimden gelir kabuslar… Kimsem yokmuş şu dünyada senden başka! .. Merhametine uzatıyorum ellerimi… Senin rahmetinle yıkamak istiyorum kirli tövbelerimi.. Dizginle çılgınlıklarımı…affet günahlarımı.. Ey affetmeyi seven Rabbim, sil göz yaşlarımı.. Sen teselli et beni, serinlik sun şu bağrıma… Vardır bunda da bir hayır.. Hayırlı kederlerimi sen sevdir bana! .. Tıpkı geceye saçılan yıldızlar gibi, ömrüme ışık olsun, sıkıntı anlarımda ettiğim dualar.. Hüzünlerde olgunlaştır beni.. Sen yolum ol! Sen sonum ol! Sen tut elimden, sana giden yollarda nurum ol! Sen derman ol şu volkanlarıma… Sensiz bir yürek ne kadar boş! .. Dağlar kadar günahlarıma, bir avuç tövbe kırıntısı getirdim… Kabul eyle Ya Rabbel alemin… Amin… |
|
|