“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
July 29 Cennet uzakta değil...Cennet uzakta değil... özledim seni Ey Yar Özledim özledim, çok özledim seni YAR! Sevdana talip olmuşum, Kevser Irmağının yanında buluşmaya kaç var… .................... EN BÜYÜK YAR'e: YA RAB SANA HAVALE KULA ZULM EDEN BAŞLAR SUSTURULSA DA DİLİM SUSTURULMAZ Kİ YAŞLAR GÜNDÜZ GÜNEŞ ÜŞÜTÜR GECE YANGINLAR BAŞLAR BENİ SEVDAYA HİCRAN AŞKLARA YÂR KIL RABBİM...... Ey Gül Yüzlü Sevdiğim, Gül yetimi yüreğimin sana bir maruzatı var; Bir gün senin isminle yanaştı bir yabancı yanıma kadar, “Gül kokusu getirdim “ dedi mutaf diyarından sana…Ve o anda Allah biliyor ya; yıkıldım ayaklarıma… Seherlerde mübarek gül kokunu kokladığım, sevgini yüreğime damıttığım anın hükmünden bu yana çıkmıyor aklımdan o kutlu sevdan...” Göz yaşlarımın duru durağı yok bilesin. Oysa bu hasreti zincirlemeyi ne çok isterdim...Ama özlemin biterse ben de biterim YAR…. Ezanlara beş vardı, benim gönlüm sana akardı, Tüm sevdalarım şaha kalkmış, isyanlardaydı. Serçelerin ötüşleri ile kendimi avuturken, selamımı meleklerle saldım yollarına, …Ulaştı mı kutlu divanına? Can denizinin dalgası kıyılarıma vuruyor şimdi… Ne yıldız ne güneş, bana çare değildir. Ben ufkuma doğan ebedi güneşimin harında kavruluyorum an be an..Başka ne istenir ki EN BÜYÜK YAR’dan… Ey GÜL KOKULUM; sar beni şefkatinle…sana öksüzüm, sana yetimim, sana kimsesizim,.... “İhvan” demiştin ya sen asırlar önce, ashabına… “Kardeşlerimi öyle çok özledim ki” demiştin henüz seni bilmeyen gönülleri kast ederek.. Biz bilmiyorduk ama sen bizi biliyordun… Çünkü top yekün zamanın ve mekanın peygamberiydin...Sendeki bu Hasreti dindiremeyen ashab ta, gıpta etmişti bizlere o gün… Şimdi soruyorum büyük bir umutla sürekli nefsime. 'Kardeş olmak nasip olacak mı acaba bizlere …Alnında secde nişanıyla Ak bahtlı olmaya layık mıyım ben de ' diye.... Özledim, özledim, çok özledim seni YAR! Sevdana talip olmuşum, Kevser havuzunun yanında buluşmaya kaç var… Umut bu benimkisi.. İnancımdan doğan umudum. Hani sen demiştin ya 'Mümin umutsuz olmaz'..O yüzden sabrımı çile yapıp sarıyorum kollarıma, giydiğim bu divanelik gömleğiyle beraber..,Nefsimin temizlenmesi ve o ilahi nurun yansıması için başka kime yönlendirsem Kalbimi Ey Resulüm. Senden başka kimim var… Ey El-Emin, Sen ki ”Çocuk kokusu, cennet kokusu” demiştin ya koklarken kuzunun kuzusunu, Bu yüzden bebeğimi kokladıkça cennetteki kokunu duyuyorum diye her fırsatta, daha sıkı sarılıyorum yavruma. Denizlerde su çok olsa da bardağın kadar olacak nasibin denir ama, Ey GÜL KOKULUM, cüretimi bağışla talibim ben şimdi daha fazlasına! ... Sen ki cihana gelişinle Badiye Yaylasını bolluk ve berekete kavuşturan, “İstikbalin Şanlı Sultanı”. Bu yüzden mi seni andıkça göz yaşlarımın bereketinde boğuluyorum… Şimdilerde yürek bahçemde açan güllere dikenler dolanır oldu. Çok şükür Rabbim, tövbem olan nedametimle Rü'yetine talip olduğumdan beridir ki, temizlemek zor değil bilirim ancak; ellerimdeki bu kan şefaatçi olur mu bana yarın huzur-u mahşerde…. Ben sevdayı sende tattım Ey Gül Kokulum…Sende öğrendim mum olup eriyişin mucizevi artımını….. Şimdi bu küçük gibi görünen şeylerdeki sevindiren ve ağlatan manzaranın büyüsündeyim… Peteklerden damla damla sızan bal gibi sözlerinle, istikbalimi seninle şekillendirdim..Ruhum seninle tatlandı artık. Sen “merhamet ancak cehennemlik kimselerde bulunmaz” dedin ya ben bununla öğrendim nefrete meylettikçe yüreklerin nasıl cendereyle sıkıldığını, bununla öğrendim kine mağlup oldukça suretlerin nasıl karardığını…bununla öğrendim nefislerin adi bahanelerinin kulu nasıl perişan ettiğini... Nitekim cehenneme odun da lazımmış. RABBİM SEVGİLİME KAVUŞMAK ÜZERE ÖLÜMLE İFTAR EDİNCEYE KADAR DÜNYA İLE ORUÇLU OLMAYI NASİP ET BANA… Külli sevda dururken cüzi sevdayla neden yetineyim Aç gözlülüğümü bağışla Rabbim Ben bu sevdaya talibim............/ July 28 MUSİBETLERİN ARKASINDAKİ GÜZELLİKLERBediüzzaman hz. talebesi merhum zübeyir Gündüzalp in mesajlarından bir demet...
Türkiyenin gece görüntüsüDenver Petersburg ![]() Paris ![]() Niagara Falls ![]() Las Vegas ![]() Chicago ![]() London ; ![]() Moscow ![]() Washington ![]() Singapore ![]() Vienna ![]() Cologne Cathedral TÜRKİYE ÜZGÜNÜM . ELEKTRİĞE % 22 ZAM GELDİ ....:)) namazBir ben bir yalnızlığım bir de seccadem bir de şu gizem dolu ıssız vakitler O’na yönelen isteyen kulları bekler uzatsam ellerimi âsumana doğru süzülse âlem-i ulviye yüreğimden dilekler.. secdemin miracısın sen bize lutfedilen huzur limanım sende durulur en âsi dalgalar sessiz bir fırtına içimde senli duygular gönül kapımı çalarsın o mukaddes çağrıyla En yüce olanın huzuruna çıkma vakti önce ruhum serinlemeli abdestle sonra huzura çıkmalıyım tekbirle tüm sorgularımı hesaplarımı atmalıyım bir kenara riyâdan arınmalı bedenim Ve.. yüreğim ümitle korku arası huşûyla durmalıyım o yüce divâna tek seccadem anlamalı beni yalnız o şahit olmalı gözyaşlarıma ruhumun derinlerinde gönül ummanımdan çağlayan sevdamı katmalıyım namazım sana.. işlemeliyim en güzel sözlerle dualarımı unutulmaz bir râyiha olmalı senli dakikalarım bir buse bırakmalıyım secdede Rabbim’e en yakın olduğum yerde katmer katmer açmalı umutlarım gönül çiçeklerime âb-ı hayat olmalı cennet bahçelerinin kokusu dolmalı odama solumda cehennem yaklaşırken alev alev azrail beklerken son nefesimi sağımda cennet bahçeleri Ve ben Sırat-ı Müstakimde olmalıyım huzura ermeliyim kızıl şafaklarda kurtuluşun adı namaz fermanı af olmalı ötelere uzanmalı âh-u figânım bilirim sendedir derdime derman kanayan yaralarıma tek ilacım gözümün nuru namazım seninledir Rabbim'e vuslatım.. bir damla düşse ötelerden yüreğime arınsa kalbimden suveydâ filizlense yeniden körelmiş duygularım bir ruveydâ dokunuş özümde Ve ben.. seninle hayat bulmalıyım.. Züleyha Özbay Bilgiç GÜZEL Bİ HİKAYEEnsar kadinlarindan biri alisveris icin bir yahudi kuyumcuya ugramisti.
Yahudi,musluman hanimin iffet ve namusunu lekeleyecek satasmalarda bulundu,
ahlaksizca davrandi.Kadinin feryadi uzerine,oradan gecen ve hadiseye sahid olan bir musluman'da derhal kadini himaye icin kuyumcu yahudinin uzerine yurudu.
Derken kaygaya tutustular.Musluman galip gelerek yahudiyi oldurdu.
Oraya toplanan yahudiler'de musluman'i sehid ettiler.Ortalik iyice karismis ve yahudilerle yapilmis olan vatandaslik antlasmasi tamamen ihlal edilmisti.
Bunun uzerine Resulullah,yahudiler'i topladi ve buyurdu ki:
"Ey yahudi toplulugu!Allah'dan korkunuz!O'nun,Kureys'e oldugu gibi sizin basiniza'da bir ukubet ve musibet indirmesinden sakinin'da musluman olun!Cunku siz,benim Allah tarafindan gonderilen bir peygamber oldugumu biliyorsunuz.Bunu kitabinizda ve Allah'in size verdigi ahdinde goruyorsunuz."
Ardindan'da muahedenin yenilenmesini teklif etti.Ancak yahudilerin cevabi kustahca oldu.Bunun uzerine Resulullah,Beni Kaynuka kabilesi'ne savas ilan etti.
Musluman bir hanimin iffeti,iste bu kadar muhimdir.
Ummu Hallad,Medineli hanim sahabelerden biriydi.Oglu Hallad'i yahudilerle yapilan Beni Kurayza Gazvesi'ne gondermisti.Islam askerlerinin geri donmekte oldugunu,bu arada Hallad'in'da sehid dustugunu ogrenen bazi muslumanlar,Ummu Hallad'in evine kosup oglunun basina geleni haber verdiler.O Islam kadini,basortusunu alip Resulullah'a oglunun akibetini sormak uzere kostu.Onu basortusuyle goren biri hayretle dedi ki:"Oglun oldu,sen hala basortusuyle ugrasiyorsun!"
Ummu Hallad,bir Islam kadininin hayat gorusunu ve dusunce tarzini ortaya koyan su muthis cevabi verdi:
"Oglumu yitirdiysem,hayami'da yitirmedim ya!"
Müslüman! Zilletten kurtul, onurunu çiğnetme
Zulmetme, zulmettirme, direnişi hiç terk etme Bil ki, hakları bedelsiz vermez, zulmeden alçak Özgürlük armağan edilmez, fethedilir ancak Kalk! İtiraz et, hesap sor; hakkını al zalimden Yoksa güç alıp, beslenir; suskun, zelil halinden Hakk’a vurulmuş zinciri, mutlaka kırmalıyız Baskı ve yasağa rağmen, Hakk’ı haykırmalıyız tesekkür ederim tahsin abi Herşeyi Bilen Hem Gizli Hem Aşikar Ve Bilinmek Yönünden Pür-Aşikar Olanın Adıyla...Herşeyi Bilen Hem Gizli Hem Aşikar Ve Bilinmek Yönünden Pür-Aşikar Olanın Adıyla... Ey Zat-ı Zü'l-celal! Arz-u halime seninle başlıyorum. -Estafirullah- Daha doğrusu yüklemi başlamak olan herşeye seninle başlıyorum. Sen, Henüz hiç bir şey yokken, ''hiç'' denen şey dahi yokken vardın biliyorum. Öylesine vardın ki ; varolmam için fanilerin muhtaç olduğu gibi bir başlangıca da ihtiyacın yoktu biliyorum. Çünkü bunları bana ''Sen'' bildiriyorsun Bense, senin bildirdiklerinin alemi ve sevdirdiklerinin aşığı olmanın bahtiyarlığıyla birikiyorum ''aşka, rüzgara , ayrılığa ve zamana...'' Ve Sen yine bilmiyorsun; Tek vasıtasız sevilebilecek , ''ehad'' olan Allah'tır! Ondan gayrısıysa, ancak O'ndan ötürü sevilebilir... Ötürü Sevmelerimin Kahramanı! Kavuşmamız için bizi, gemileri karadan yürütmeye mecbur bıraksalarda, Mesafelerin , sevdamızdan yılma sebebimiz olacağına inansalar da, Zorlu yolları, aşk yolculuğunda yeni olmamızı bahane göstererek aşılmazmış gibi yansıtsalar da, Yeniliğimizin ,sevdamızın bağlı olduğu kaynaktan ötürü hiç bir zaman eskimeyişimizin ifadesi oluşundan olsalar da bi-haber, Yürek kentinin surlarını kuşatsa da , inançsızlığın hiçleştiriciliğiyle küçülmüş devler, Coşkunluğumuzun bir gençlık hevesi değil , ebedi bir müjdenin emaresi olduğunu anlamasada eller... Sana her ''kahraman''ım deyişimde , alnına nurdan harflerle Muhammed'i müjde nakşedilmiş binlerce yar-İstanbul ses verir sesime. Vaktiyle Fatih, Şehr-i İstanbul'u nasıl ki alnında ki müjdeden öpüp başına tac etmiş ise; Sen de: '' Allah için birbirini seven, Allah'ın savgisi üzere bir araya gelen ve bu sevgi ile birbirinden ayrılan iki kişi , başka gölgenin olmadığı günde Allah'ın gölgesinde gölgelenecektir.'' müjdesiyle ötürü sevmelerimin kahramanı olup hüküm sürüyorsun kentimin-kendimin İstanbul edalı serüvenlerinde... Leylican! Her geçen gecenin her gelen güne açılan penceresinde gece rüyalarımdan gün düşlerime dönüşlerimde , hayatın fanisine yahut ebedisine biriken ümidlerim var saba dair. Bense ,hayata şükür ipinden tutunmak adına , daha önce uzanıp da elimde kalan iplerin arasında el yordamıyla tutanak ararken her seferinde ellerimde seni bulmamla serinleyen bir yangın yeriyim. Sana dair ümitlerimi tedavülden kalkmış sayanlara inat, yürek fermanıyla tedavülden kalktı senin dışında geçen tüm akçelerim... Ey Gül-i Siyah!(ım) Sen benim siyah aydınlığımsın; Günahın aldatıcı aydınlığına bürünemeyecek kadar sahici ve siyah, Ve tevbenin siyahlığı ardındaki aydınlık kadar beyaz! Bunların ötesinde, siyahın kolay kirlenebilirliğine meydan okurcasına , siyah olduğu halde kirlenmeyecek kadar maharetli ve temiz... Rahman'ın şükür gerektiren nimetlerinden olan Seni, izah etmeye güç yetiremese de kırık dökük kelimelerim ve titrek kalemim, Aşkın aşkınlığı karşısında mehçup eden sözler için bağışlanmak dilerim... DE Kİ, ALLAH İÇİN, NE YAPTIN BUGÜN?...
nur`um paylasımlarım için saol ALLAH YARİN OLSUN CANIM KARDESİM 8 istek İmam-ı Şafii Hazretleri bir sabah namazdan sonra evine dönerken yolda birine rastlar.Adam önce selam verir iyi dilek ve duada bulunduktan sonra da'hayırlı sabahlar'manasında'nasıl sabahladın?der. Hazret-i imam nasıl sabahladıgını şöyle anlatır:Sekiz tane şeyin benden istendigini düşünerek sabahladım!: Adam şaşırır:Ya imam kim sizden 8 tane şey istiyebilir?sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur ki? Hazreti imam tebessüm ederek meseleyi açar: Bak benden her sabah kimler neler istiyorlar der ve şöyle izah eder: 1)Rabbim benden farzını istiyor 2)Resulullah benden sünnetini istiyor 3)Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor 4)Nefis kendine tabi olmamı istiyor 5)Şeytan arkasından gitmemi istiyor 6)Kiramen katibin melekleri iyi şey yazdırmamı istiyor 7)Geçen günler ihtiyarlanmamı istiyor 8)Son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor....... İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum.Her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hazret-i şafii'yi dinleyen adam düşünmeye başlar. Bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: Ya imam bu saydıgın şeyler sadece sendenmi isteniyor yoksa bendende isteniyormu? İmam tebessüm eder : _Orasını ben diyemem sen düşün !...... Adam başını aşağı eğer söylenerek devam eder: _Meger her sabah benden neler isteniyormuşta haberim yokmuş.Bende düşünmeliyim bunları!.... _Ne dersiniz sizden de böyle 8 şey isteniyormu???............... July 27 MUTLULUGUN SIRRI
EĞER SEN DE, ALLAH’A İNANARAK; * Hayatın güçlüklerine katlanabilecek kadar İNANÇ, * Geleceğin daha iyi olacağına inanacak kadar ÜMİT, * Doğru bildiklerin için mücadele edebilecek kadar CESARET, * Topluma, ailene, İslam’a faydalı olabilecek kadar SAĞLIK, * İhtiyaçlarına yetebilecek, zekâtını verebilecek kadar PARA, * Başkalarının daima iyi yönlerini görebilecek GÖZ, * Çevrenizdeki insanlara yardım eli uzatacak kadar CÖMERT, * İnsanlardan karşılık beklemeden yapabileceğin İYİLİK, * Hayatın zorluklarına karşı hayatı ve insanları kuşatacak SEVGİ, * Yastık kadar yumuşak ve rahat bir VİCDAN, * Dili, belini, kalbini, keseni ve gözünü haramdan saklayabilecek İRADE, * Gördüklerinin, duyduklarının düzelmesini bekleyebilecek kadar SABIR, * Günahlarını, noksanlarını itiraf edebilecek kadar FAZİLET, * En kötü halinde bile Allah’ dan razı olabilecek kadar ŞÜKÜR varsa,
SEN MUTLUSUN DEMEKTİR ...![]() Yarabbi sana Meryem in temizliğiyle gelmek istiyorum.Günahlarla kirlenmeme izin verme. Sana Musa nın duasıyla geliyorum.Şeytana uymam için peşimden koşanlardan kurtar beni. İsmail in tefekkürüyle boynumu büküyorum.Beni ve soyumu sana kul olarak yaşat. Sana İbrahim in şevkatiyle geliyorum.Sana gelmeme engel olan şeyleri bana gösterki onları kurban edeyim. Sana İsanın ruhuyla geliyorum.Beni katına almanı diliyorum. Sana yunusun duasıyla yalvarıyorum.Beni yutan nefsimi karanlıklardan kurtarmanı bekliyorum. Beni selamet sahiline ulaştır. Sana Yusuf un gömlegiyle geliyorum.Beni düştügüm ümitsizlik kuyusundan çıkarmanı diliyorum. Sana Muhammed in(asm) kullugu ve aşkıyla geliyorum.Ubudiyetimi Miraç ın sırrıyla taçlandırmanı diliyorum Uzun yoldan geliyorum...![]() Uzun yoldan geliyorum...Kelimelerin bittiği , sözün tükendiği yerden...Kirpiklerimle göğün tozunu eliyorum...Geçmişim hem yârdan , hem serden... Uzun yoldan geliyorum...Bilsen nasıl yorgunum.Yüzüne bakmaya yüzüm yok!...Hani zaman en iyi ilaçtı ? Zamanın açtığı yaralara devâm yok!...Sırtımda yüklü yılların vebâli , Sana dokunmaya mecâlim yok!... Uzun yoldan geliyorum...Üstüm başım toz içinde...Karşında öyle necis kaldım ki...Sana dair, Senin içinde ; kendime öyle yabancı bırakıldım ki...Unuttum herşeyi bir bir...Verdiğim sözleri , ettiğim o yeminleri , Seni bıraktığım o tozlu rafların yerini...Oysa Sen , hâlâ saklıyordun yaprak yaprak koynunda...Kuru bir salkım leylak çiçeğini... Uzun yoldan geliyorum...Geçmişim bir yığın siyah ve beyaz...Artık karanlık yanımdan aydınlıklar devşiremiyorum...Her mevsim ayaz...Ve ben Sen'sizlikten kırılıyorum...Ve döküntü duvarlarımda yankılanan bir ses duyuyorum...Ey nâs!...Gözlerinizden akan ne kan ve ne yaş... Bildiğin kir ve pas!... Uzun yoldan geliyorum... Karanlık , biçilesi bir renk değilmiş gönül libasıma... Gurbet neresi?... Bilemiyorum... Neresi sıla?... Varamadan menzile , gidiyorum ha gidiyorum... Bundan gayri bir âhım kalsın istiyorum , uzayan yollarıma... Uzun yoldan geliyorum... Kulaklarımda hâlâ o buğulu ses , o hüzünlü tını...Bir çocuğun minicik parmaklarıyla dokunurdum Sana...Yer gök maviye bulanırdı...Mavi , o günlerden hatıra kaldı , hatırlasana...Ama dur!...Unutan bendim öyle değil mi ya...Hani önce yaslardım yüzümü Sana , mis kokunu çekerdim içime ölesiye...Kalbim duracak gibi olurdu hani...Hâlâ bıraktığım yerdesin ve hâlâ aynı râyiha... Uzun yoldan geliyorum...Beni bir tek Sen anladın...Kalemimden kan damlarken...'Takdire şâyân' aclılarım alkışlanırken , bana bir tek Sen ağladın...Aynaların ardındaki sır Sen'din...Beni bana yalansız bir tek Sen anlattın... Uzun yoldan geliyorum...Son tâkatimde , elim kapının tokmağında...Bileklerimi kanatmış yılların prangaları...Yine Senin mekânındayım , yine Senin otağında...Bu Kelâmı öyle özlemişim ki...Işıl ışıl o sarı sayfalarda...Kovma kapından n'olur!...Öyle muhtacım ki Sana... Uzun yoldan geliyorum...Ey Muciz'ul Beyân...Ey Kelâm-ı Kebir... Sultanım'ın sonsuzluğa uzanan mukaddes emaneti...Ey Rabbim'in sarsılmaz ve kopmaz ipi...
Uzun yoldan geliyorum...Son durağındayım şimdi hayatın... Gözlerimdeki son pırıltı Sen ol istiyorum , kulaklarımdaki son tını..
.Aks-i sedân yankılansın istiyorum içimin şûristan yamaçlarında.
..Vefasızım , beni affet.. NAMAZIN FAZİLETİ
Ben Sustum Sen Söyle Sensizligimi mim
yüreğimin gizlediğidir, mim ellerimin titrediğidir, mim alemlerin Biriciğidir, MİM Arapça MUHAMMED lafzının ilk harfi olan MİM 'İ o da sevgili peygaberimizin aleyhisselatu vesselam'ı ifade eder. MİM Efendimiz aleyhissetu vesselamın rumuzudur bir bakıma… MİMsevgili, en sevgili… Kainatın yaratılma sebebi… müjdecimiz,kurtarıcımız,Efendimiz… sonsuz salat ve selam Sana ,aline ve ashabına…. NUN ise benim arapça da ismimin baş harfidir. ben ise Efendimiz aleyhisselatu vesselamın kapısında köle… ayağının tozu… ümmet olabilsem ne mutlu… MİM'E AŞIK BİR NUN'UM. Ben Sustum Sen Söyle Sensizligimi July 13 DÜNYA NE ZAMAN GÜLİSTAN OLUR
DUA VE ASKSevmek sevilene yapılan en güzel duadır. Dua Allah’ın güzel isimlerine aşık olmak demektir. Dua kulluk toprağında iman suyuyla, Sevgi ışığıyla büyüyen hitap çiçeğidir... Dua, insanın sevgilisi olan Allah’a sormadan bir şeyi yapmamasının adıdır... Sevenin sevgilisinin dileğiyle şekillenmek istemesi gibi dua da kulun Allah’ın dilediği gibi olmayı Allah’tan istemesidir. Dua kulun Rabbisini hoşnut etmek,sevindirmek için onun isteklerini bilme-yapma ve olma gayretidir.Kısacası dua bir aşk ilişkisidir. Bu yüzden şunu kesinlikle bilmeliyiz ki ancak sevgiyle yapılan dualar kabul edilir. Aşkla yapılan dualarda istekler bir bahanedir. Sevgiliyle konuşmak onunla dertleşmek, hasret gidermek için bir bahaneden ibarettir. Şu olay,Bakın bunu ne güzel anlatıyor: Bir ibadet yerinde toplu olarak ibadetler yapılmış ve topluluk dışarıya çıkmıştı. Yalnız köşede bir yerde bir kişi halâ oturuyordu. Bu insan ne bir filozof nede bir bilgeydi. Dıştan hiçbir farklı özelliği olmayan biri. Bunu gören birisi merak edip sorar. İbadet ve dua bitti. Burada halâ sen ne yapıyorsun? Adam sessizce cevap verir. “Ben O’na bakıyorum O bana bakıyor.” Evet; Allah’a en çok dua eden insanlar,Allah’a en çok aşık olanlardır. Böyle bir aşk duasında gördüğümüz hakikatler hayret,özlem,hasret, uzak düşmenin acısı,parça parça olmuş bir yürek ve sessizliktir. Basit maddi kalıplar içinde kalan felsefi düşünüş ve anlayışlar karşısında gizlenen Allah; sevgi,aşk,hasret,özlem karşısında kendini en mükemmel ve aydınlık şekilde hissettirir... Aşk duasında diğer dualarda rastlanabilen güvensizlik,ümitsizlik ve yılgınlık yoktur. Aksine sonsuz bir inanmışlık,güven ve ümit vardır. Şevk vardır, ateş vardır, coşkun sular vardır. Rabbin tecellisi görününce ise huzur vardır,Sûkunet vardır. Sessizlik vardır, ama karanlık yoktur. Parıltı vardır... aslında duadaki aşkın ilk sahibi Allah’tır. Allah’ın bize olan aşkı ve özlemidir ki bizi duaya çağırır... KONUSMA MEVSİMİAsla konuşmazdı.Gözleri bir başkasının gözlerine değecek diye aklı çıkardı.Yanlışlıkla baksa yüzüme, sinirlenir, çıkardığı anlamsız sesler yükselirdi. Birkaç kere kendi kendine uydurduğu bir dille bilindik bir melodiyi mırıldanırken yakalamıştım. Tahmin etmiştim aslında sevinirsem susacaktı. Beni sevindirmek bir etkileşimdi ve o, mümkün olduğunca iletişim kurmazdı. Tutamadım kendimi ve sevinç çığlıklarıyla sarıldım sımsıkı.Yine yükseldi anlamsız sesler. Sinirlendi ve aylarca bir daha duyamadım o melodiyi Beyzanur'un sesinden. Haftada yalnızca iki saat eğitim alıyordu benden. O bir özel eğitim öğrencisiydi ve yalnızca kendinde olan özelliklerine göre muamele bekliyordu. Hiçbir tanı, çocuklarda birbirini tutmuyordu. Yalnızca isim benzerliği ve birkaç karakteristik özellikte buluşuyordu engeller. Beyzanur'a MR tanısı koyulmuştu. Yani "mental retardasyon"... Otistik özellikler de gösteren, yedi yaşında bir kız çocuğuydu o. Çok güzel resim yapar, ilerde iyi bir modacı olabilecek kadar ilginç kıyafetler tasarlar, hiçbir dağınıklığa sabredemez ve kapıda duran çizmelerin bile fermuarlarını çekerek dizer, evden okula her gün bir eşyasını getirir ve kendi rızası dışında elinden kimseye bırakmaz , elinden alındığı taktirde sinir krizine girer, gerekirse bütün dersi elinde bir bebekle tamamlar, cansız nesnelere insanlardan daha fazla ilgi gösterir, değişiklikleri zor kabullenir, ve tüm bunları yaparken asla konuşmazdı Beyzanur. Çok zor bir öğrenciydi ama bir o kadar gizemli ve keşfedilmeyi bekleyen bir denizi saklıyor gibiydi. İlginç bir sevgiyle bağlıydım ona. Geceleri onunla sohbet ederdim rüyamda ve gündüzleri ayık olduğumda bir kelimeyle başlar diye umut ederdim hep. Ben ona inanmıştım. Konuşacaktı ve birlikte bir mücadele veriyorduk gizliden gizliye. Görüntüde kimine göre boşa kürek çeken bir deniz tutkunuydum ama ilerlemem için beni hep üzerinde tutan da denizdi. Bir gün derse oyuncak bir ördek getirdim. Bir de mandal... Beyzanur gelmeden ördeğin gagasına mandal tutturdum ve dilini sakladım. Onun, sınıfa gelir gelmez açacağı dolabın kapağına ördeği astım. Sınıfa girdi ve dolaba yöneldi. Ördeği görünce gülümsedi, inceledi. "Yerine otur" komutuna hemen kulak asmazdı. Ördeği elime aldım ve onun da yerine oturması iç in gerekli yönergelerde bulundum. Artık oturmuştu ve ilgisini ördeğe vermişti. Ördekle ilgili bir hikaye uydurdum ve anlatmaya başladım. "Bak ördeğin ağzını mandalla kapatmışlar. Konuşamıyor. Mandalı çıkarsak acaba dilini görebilir miyiz?" diyerek hikayeyi en önemli noktaya bağladım ve mandalı çıkardım. Ördeğin dilinin görünmesiyle ve benim "aaaaaa ördeğin dili varmış bak şimdi konuşacak. Sen de bir gün konuşacaksın ya..." dememle Beyzanur'un mandalı alıp ördeğin ağzını kapatması bir oldu. Hemen ördeği yerine astı ve biz başka etkinliklerle dersimize devam ettik. Her ders Beyzanur'un kulağına eğilip, "bir gün Beyzanur konuşacak" deyip, içimden "inşaallah" diyerek, bu kendime özgü bilinçaltına işleme metodumu dualaştırdım durdum. Beyzanur da her ders, ördeği kontrol etmekten ve benim çıkardığım mandalı ördeğin ağzına tekrar tutturmaktan vazgeçmedi. Bu arada meyve, hayvan ya da eşya resimlerine bakarak isimlerini öğrenme ve söyleme çalışmalarımız devam etti. Bazı derslerin öncesinde mandalı çıkararak aklımca Beyzanur'u konuşmaya teşvik etmeye çalıştım ama o hep mandalı -ona göre- olması gereken yere taktı. Belki de bir mevsim bekliyordu. "Konuşma mevsimi"... Belki de öyle bir mevsim yoktu! Aylar geçti. Birgün, Beyzanur, sınıfa girdi ve ördeğin ağzında takılı olan mandalı kendi kendine çıkarıverdi, gözlerime baktı. Yerine oturdu. Soğukkanlılığımı korumaya çalıştım ama aylardır ilk kez, mandalı takmak yerine takılı olan mandalı çıkararak ördeği özgür bırakmıştı. Hemen resimli kartları çıkardım ve yine resimdeki hayvanların isimlerini tekrarladım. Bir süredir göz teması kurabiliyorduk. Balık resmini gösterdim; "balık" dedim ve gözlerine bakarak onun da söylemesini bekledim. Her zamanki tavrıyla, sakin mi yoksa birazdan patlamaya hazır bir bomba mı olduğu anlaşılmayan duruşuyla ve sır dolu gözlerle bana bakmaya devam etti. Beyzanur, " balık" dedi. "Balık"... Beyzanur'un, bilinçli olarak söylediği ilk kelimeydi. Bir balık denizde yol aldı. Deniz büyüktü. Deniz, gizemini hep korudu. Beyzanur, gördüğü resimleri isimlendirmeye başladı. O balık yola çıkalı bir yıl oldu ve Beyzanur şimdi basit cümlelerle konuşuyor. İletişim kuruyor. Hatta geçen ders sonunda aldığı ödüllerle öyle mutlu oldu ki herkesin yanında dans ederek şarkı söyledi. Beyzanur şarkı söyledi; veli bekleme odasındaki herkesin dili tutuldu. Beyzanur, şimdi mutlu. Önemli olan da O'nun mutluluğu. Her insan potansiyel bir engellidir. Kimimiz konuşmayı biliriz ama zincirlemişizdir dilimizi. Konuşamayız. Konuşsak da anlatamayız. Kimimiz, adım atmayı biliriz ama yürümeyi bilmeyiz. Çalışan iki gözümüz var ama bakmayı, görmeyi bilmeyiz. Ya da donatıldığımız nimetlerin farkına varamayız bir türlü. Ne zaman kaybedersek o zaman ağıt yakarız gidenin ardından. Zamanında şükrü bilmeyiz. Kolumuzu kıpırdatabilmemiz bile bir nimet. Bağlayın ayaklarınızı. Bağlayın gözlerinizi, ellerinizi, kulaklarınızı, burnunuzu ya da ağzınızı... Herkesin yanında yaşayın ama konuşmayın. Sinirlenin ama bağırmayın. Ses bile çıkarmayın. O zaman görün bakalım nasıl bir sınavmış susmak. Ya da görememek, ya da duyamamak ya da, ya da, ya da... Uzar gider bu "ya da" lar... Çünkü bize verilen nimetler saymakla bitmez! Sayarak bitirebileceğimiz kadar bile mutluluğumuz var mı peki? Yoksa bizim genelimizin raporunda; "mutluluk engelli" mi yazıyor? Beyzanur mutlu.O önce yokluğu tattı. Önce de mutluydu belki ama bizim mutsuzluğumuzu paylaştı. Yokluk; konuşamamaktı! Biz hiç yokluğu tattık mı? Bazılarımız tattı ve belki de devamlı o lezzetsizlikle yaşamaya mahkum ama beterin beteri var. Herkesin tatmadığı bir "yokluk" vardır mutlaka. Öyleyse mutluluk için de her şartta bir sebebimiz olmalı öyle değil mi? Ne istiyorsak önce inanmalı ve Allah'tan istemeliyiz. İstemeyi bilmeliyiz. O'nun her şeye gücü yeter. Allah yüreklerdeki sevgi engellerini kaldırsın! Beyzanur'uma annesi ezberletmiş. Bana dedi ki; -Esra öğretmenim, ben seni çok seviyorum. Tıpkı onun dediği gibi... Var mısınız engellerimizi yıkmaya. Haydi öyleyse konuşturalım yüreklerimizi; -Kendimi, hayati, insanları ve Allah'ı seviyorum. Geçmişte, gelecekte ve her zaman sevgiyle... Esra Serdaroğlu Sevdiğin senin aynan mı??? Ayna nı Kırma...Sevdiğin senin aynan mı??? Ayna nı Kırma... Evinizde, dairenizde, işyerinizde bulunan aynanın karşısına geçiniz ve kendinize bakınız. Aynadakine gülümserseniz, aynadaki de size gülümser. Aynadakine kaş çatarsanız, aynadaki de size kaş çatar. Aynadakine sırt dönerseniz, aynadaki de size sırt döner. Aynadakinin yüzünde leke görseniz, elinize bir bez alıp günlerce silseniz, temizleyemezsiniz. Ama o bezle kendi yüzünüzü temizlerseniz aynadakinin yüzü de temizlenir. Sevgili Peygamberimiz buyurmuş: “Mü’min, mü’minin aynasıdır” (Ebu Davud, K. Edeb, Bab fi’n-nasihat, hadis 4918) Birisinin yüzüne gülümserseniz, bu gülümsemeniz karşınızdakinden size yansıyacaktır. Ona güzel bir şekilde hitab ederseniz güzel bir şekilde karşılık alacaksınız. Rabbimiz “İnsanlara güzel söyleyin” (El Bakara 2/83) buyurmuş. Allah her şeye güzel davranmayı emrettiğine göre tabiata yaklaşımımız da güzel olmalıdır. Dağ yolunda giderken düşen bir çocuk, acıyla bağırır: -Aaaahhhhhh Uzaklardan: -Aaaahhhhhh diye bir ses gelir. Çocuk: Sen Kimsin? diye bağırır. Uzaktan gelen ses de: -Sen kimsin? olur. Çocuk: -Benimle dalga geçme deyince Uzaktan: -Benimle dalga geçme sesi gelir. Çocuk babasına döner ve bu sesi sorar. Babası: “Seni seviyorum diye bağır” der. Çocuk: -Seni seviyorum. Uzaktan: -Seni seviyorum. Çocuk: -Sen çok güzelsin. Uzaktan: -Sen çok güzelsin. Baba oğluna olayı açıklar; -“Oğlum, hayat bir yansımadan ibarettir. Buna yankı derler. Seversen sevilirsin, sayarsan sayılırsın, satarsan satılırsın, üzersen üzülürsün, yerersen yerilirsin. Yani sen ettiğini bulursun, ektiğini biçersin” der. Rabbimiz buyurur: “İyilik yaparsanız kendinize iyilik yapmış olursunuz.” (El İsra 17/7) GÖNÜLDEN BİR DUA BU YAKARIŞIM......Bir şemsiye misali kaplamıştı karabulutlar yeryüzüne çivi kılınan dağları ,yağan rahmetin adı yağmurun gözyaşlarıydı ve diyordu ki;acaba temizleyebilirmiyim kirlenmiş , çile sarmış,küf tutmuş sokaklada gezen sevdaları yas bağlamış bu iki aykalıları diyordu....
Ayakaları ile kaldırım taşları arasına sıkışmış eziyet çeken umutlar, ayak tabanlarına yapışan ,çiğnenmiş tükürülmüş sakız gibi ,sürüklenen sevdalar ,bırakmak istemiyordu buluştuğu kaldırım taşlarını.... ve telaşla koşuyordu ayaklar sığınakları bildikleri evlerine,soğuktan üşüyorlardı aslında yüreklerindeki buzulların erime noktalarını bile bilmeden ,odun atıp ısınmaktı bir an önce amaçları ama nafile ,dibi görünmeyen aysberk gibi küresel ısınmadan nasibini alamadan asla ısınamayacaklardı....Koru sönmüş, kül tutmuş,yüreklerine çakacak ateşin ALLAHI (c.c) zikretmekten geçtiğini bilmeden her adımda biraz daha kendilerinden uzaklaşacaklardı,nereye yaklaştıklarını bile bilmeden . Umut yolculuğu diye çıktıkları yolda bekleyen tehlikelere pimi çekilmiş bomba gibi atılıp ziyan oluyordu umutların beslediği yarınlar....aslında mutmain olan bir gönülde mum ateşi kadar bile olunsa ,tevekkülle fanus geçirilse sönmeden ebedi ateşimize ve kül tutmadan kor kalabilsek sinelere sinmiş adı yalnızlık olan unutulmuşlugumuza....ve başımızı kaldırsak önce semaya sonra baksak en yakındaki kendimize ,yürüsek özümüze ve barışsak kendimizle ,giyindiğimiz beden kisvesiyle kefen yapsak nefsimize,kırsak ruhmuza vurulan prangaları ve ebedi hayata giden bu ummalı yolculukta Hz. İbrahime (s.a) yakılan ateşe su taşıyan karınca misali safımızı belirlesek ........ sen daha çok küçüksün diyen ,namaz sana farz değil diyen sahabeye cevabı'' daha dün mahallemizde bir çocuk öldü ,ölümün yaşı yokmuş onu anladım demekki namazında yaşı yok,ben secdede ölmek istiyorum '' diyen çocuk gibi yüreğimiz bedenimizdenden taşsa ,ciğerimiz yansa hakkın aşkıyla ve narıyla..korkuyla bağlanmadan sevmeyi öğretebilsek küllerimizi birileri serpiştirmeden cahil nefsimize ve yeni yetişecek filizlere .Su akarken testiyi ,ömür bitmedende terazimizin boş kefelerini doldursak boşa geçen zamanımızla ,kapayarak cehalete kapılarımzı ilimle yoğrulup amel etsek .....kendisini yiyipte çöpünü attığımız kiraz ın çöpündeki saklı şifa gibi bizde '' LA İLAHE İLLALLAH '' zikriyle hasta gönüllermize şifa bulsak lokman olan ALLAH'ın kelamıyla...ve birileri bizi bize bırakmadan ,biz hak olan yolda bize yürüyelim,yol tasavvuf yoludur ve bize bizsiz geri dönelim,şimdiden açılan minik ellere geniş yerler bırakalım yüreklerde ,korku ile ümit arasında bağlı iki arslan gibi olalım ve duracağımız noktaya bir nokta koyup orda duralım ......ECMAİN...AMİN... duygusalca kardesim gercekten cok güzel olmus yüregine saglık July 12 Bilgisiyle Gururlananlar Helak OldularPeygamberler, Allahu Tealâ’nın insanlara hakkı, hakikati öğreten elçileridir. İnsanlık tarihi boyunca onlar bir taraftan Allah’ı tanıtırken, diğer taraftan dünya huzurunun ve ebedî mutluluğun hangi ölçülere göre yaşanmış bir hayatla elde edileceğinin yollarını gösterdiler. Sadece anlatarak değil, bizzat yaşayıp, “en güzel örnek” olarak… Tarih boyunca peygamberlerin öğrettiği bu ilâhî bilgiyi baş tacı eden toplumlar, insanlık adına şerefli izler, hatıralar bırakarak vazifelerini tamamladılar. Onların yaşadıkları yer ve zamanlarda, insanlık adına nice güzellikler serpilip boy verdi. O ilâhî bilgiye sırt çeviren, küçümseyip hafife alan, nefislerine esir, şeytana râm olanlara gelince: Şatafatlı medeniyetlerine rağmen insanlık tarihinde birer kara leke olarak yerlerini aldılar. Çünkü insanın köleleştiği, hakkın değil, güç ve zenginliğin yüceltildiği, her türden zulmün ve adaletsizliğin kol gezdiği o sözde medeniyetlerin insanlığa vereceği hangi güzellik olabilir? Mukaddes Kitabımız’da, kendi bilgisine ve gücüne güvenip böbürlenerek kibre kapılan ve ilâhî davete kulak tıkayan bu kavimlerin hikayeleri anlatılır. Yüce Rabbimiz, bu kıssaları tarih bilgisi olsun diye değil, kıyamete kadar bütün insanlığa bir örnek, bir ayna olsun diye nakleder. Âd Milleti işte bu kavimlerden biriydi. Muhteşem saraylar yapmışlar, bağlarla bahçelerle memleketlerini süslemişlerdi. Meşhur İrem Bağları’nın başka memleketlerde bir benzeri yoktu. Yonttukları ka-yaları vadilere taşımışlardı. (Fecr/7-9) İhtimal ki, bütün bunları sadece kol gücü ile değil, üstün teknikler yardımıyla yapıyorlardı. Bu maddi varlıklarının kibri, onlara yeryüzünde kul olarak bulundukları gerçeğini unutturmuş, sahte bir güven hissine sevketmişti. Neticede bu yüzden; “Âd milleti doğru olan her şeye karşı çıkarak yeryüzünde küstahça dolaştılar ve ‘bizden daha güçlü kim varmış?’ diye böbürlendiler.” (Fussılet/15) Oysa aralarında Allah’ın rahmet nebisi Hûd (A.S.) vardı ve onları hakikate davet ediyordu: “(Ey kavmim) artık Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımıyacak mısınız?” “Bakın, ben size Allah’ın gönderdiği güvenilir bir elçiyim.” “Öyleyse Allah’a kaşı sorumluluk bilinci taşıyın ve bana itaat edin!” “Hem ben sizden bunun için bir karşılık da beklemiyorum. Benim hak ettiğim karşılığı vermek Rabbim’den başkasına düşmez.” “Siz, her tepeye gönül eğlendireceğiniz anıtlar mı dikeceksiniz?” “Ve sonsuza kadar yaşayacağınız kuruntusuyla sapasağlam malikaneler mi edineceksiniz?” “Ve başkalarının hukukuna el uzattığınız zaman, hiçbir sınır tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?” “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin!” “Size bildiğiniz nimetlerle yardım eden, size davarlar, oğullar, bağlar, ırmaklar ihsan eden Allah’a karşı duyarlı olun!” “Doğrusu ben, sizin için o büyük ve zorlu günün azabından korkuyorum.” “Dediler ki: Sen bize öğüt versen de, vermesen de bizim için farketmez.” (Şuara/124-136) “Hem biz, halimiz yüzünden azaba filan da uğratılacak değiliz.” (Şuara/138) “İşte O’nu böyle yalanladılar ve bunun üzerine biz de onları yok ettik. Bu kıssada da insanlar için mutlaka bir ders var. Onlardan çoğu buna inanmasalar da…” (Şuara/139) Bir rehber, bir ibret olarak Cenab-ı Rabbü’l-Alemin’in insanlığa lutfettiği Yüce Kitabımız’da, Semud Kavmi anlatılırken, Salih (A.S.)’ın şu uyarıları yalnızca kendi kavmi için olabilir mi: “Bu bulunduğunuz hal üzere hep böyle güvenlik içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?” (Şuara/146) “Artık Allah’tan korkun ve O’na itaat edin!” “Ölçüyü aşanların sözlerine uymayın. O ölçüyü aşanlar, yeryüzünde düzen ve uyum sağlayacaklarına, bozgunculuk yaparlar.” (Şuara/150-152) Âd ve Semud kavminin, hangi teknolojiyle o piramitleri yaptıkları halâ anlaşılamayan Firavun kavminin ve hikayeleri anlatılmayan, bugün izleri tamamen silinmiş milletlerin hallerinde, bugün ulaştığı bilgi çeşitliliğine güvenen, bilimini ve teknolojisini putlaştıran insanlık için büyük dersler var. O kavimlerin hikayelerine bakıldığında, bugün insanlığın yaşadığı paranoyanın hiç de yeni olmadığını göreceksiniz. Evet; tarih gerçekten tekerrürden ibaret. Bir yanda ebediyyetin sesine kulaklarını kapatmış, bilgisiyle tekniğiyle mağrur insanlık; diğer tarafta onları hakka, hakikate, huzur ve barışa, kısaca insan olmaya davet eden kutlu elçiler… Bugün insanlığın kendine mal ettiği ve gururlandığı bilginin kaynağı bizzat Yüce Allah’tır. İlk insan bir peygamberdi ve Cenab-ı Allah tarafından varlıkların bilgisiyle mücehhez kılınmıştı. Ayrıca O’nun bahşettiği zekâ, akıl, deneme, icat etme gibi nimetler sayesinde bugünkü teknoloji elde edilebildi. Bilginin gerçek sahibini; teknolojiyi ürettiren vasıtaların yaratıcısını unutarak, O’nun koyduğu ölçüleri görmezden gelerek insanlık nereye gidecek? Öyle görünüyor ki, eski kavimleri helâk eden semavî afetlere de artık gerek yok. Ötelerin sesine ve manevî rehberlerin ahlâkına sırtını dönen insanlık, kendini ve üzerinde yaşadığı güzelim dünyayı tahrip etme yolunda. Bilgi, bilim, teknoloji… elbette gerekli. Ama insana hizmet için. İnsanlık ailesini yüceltmek için. İnsanı özünden uzaklaştırmak ve zulmetmek için değil… Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|