“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    February 10

    İSYANLI SÜKUT...



    Gitmişti makama arzuhal için
    Beyy dedi yutkundu eğdi başını
    Bir azar yedi ki oldu o biçim
    Şeyy dedi yutkundu eğdi başını

    Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
    Gözler çakmak çakmak benzi sapsarı
    Bir konağa baktı alttan yukarı
    Vayy dedi yutkundu eğdi başını

    Çekti ayakları kahveye vardı
    Açtı tabakasını sigara sardı, daldı...
    Neden sonra garsonu gördü
    Çayy dedi yutkundu eğdi başını

    İçmedi masada unuttu çayı
    Kalktı ki garsona vere parayı
    Uzattı çakmağı ve sigarayı
    Sayy dedi, yutkundu eğdi başını

    Döndü gözlerinde bulgur bulgur yaş
    Sandım can evine döktüler ataş
    Sordum memleketin nere gardaş
    Köyy dedi yutkundu eğdi başını

    Yürüdü kör topal çıktı şehirden
    Ağzına küfürler doldu zehirden
    Salladı dilini vazgeçti birden
    Oyy dedi yutkundu eğdi başını

    PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V ) YAPTIGI GÜNLÜK DUALAR

    Peygamber Efendimizin Yaptığı Günlük Dualar

    Sabahleyin Uykudan Kalkınca Okunacak Dua:


    Okunuşu: "Elhamdulillahillezi ehyana ba'de ma ematena ve ileyhi'n- nüşur."
    Anlamı: "Bizi öldürdükten sonra dirilten (uyuduktan sonra uyandıran) Allah'a hamdolsun. (kıyamette) O'nun huzurunda toplanılacaktır." (Buhari: 11/96)

     

    Her Sabah Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Allahümme bike asbahna ve bike emseyna ve bike nehya ve bike nemutu ve ileykennuşur."
    Anlamı: "Allahım! Senin yardımınla sabaha girdik, senin yardımınla akşama kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve (kıyamette) varış sanadır." (Ebu Davud: 5067)

     

    Her Akşam Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Allahumme bike emseyna ve bike esbahna ve bike nahya ve bike nemutu ve ileykel masir."
    Anlamı: "Allahım! Senin yardımınla akşama girdik, senin yardımınla sabaha kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve dönüş yalnız sanadır." (İbn Mace, Dua: 14)

     

    Şirkten Korunmak İçin (Sabah-Akşam) Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Allahumme inni euzu bike min en uşrike bike şey'en ve ene a'lemu ve estağfiruke lima la a'lemu inneke ente allamulğuyubi."
    Anlamı: "Allahım! Şüphesiz ben bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmak (eş ve ortak tanımak) tan sana sığınırım.Bilmeyerek işlemiş olduğum(şirk ve hatalarım) ın senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaybları (gizli şeyleri) ancak sen bilirsin." (et-terğıb ve et-terhib: 1/76)

     

    Yemekten Sonra Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Elhamdulillahillezi et'amena ve segana ve cealena müslimin."
    Anlamı: "Bizi nimetleriyle yediren ve içiren ve bizi İslam üzere bulunduran Allah'a hamd olsun." (Ebu Davud, At'ime:15)

     

    Elbise Giyerken Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Elhamdulillahillezi kesani haza ve razeganihi min ğayri havlin minni ve la guvvetin."
    Anlamı: "O Allah'a hamd olsun ki, benden bir kuvvet olmaksızın bu elbiseyi bana giydirdi ve (bunu) bana rızık olarak verdi." (Tirmizi, deavat: 107)

     

    Camiye Girerken Okunacak Dua (sağ ayakla girilir)

    :


    Okunuşu: "Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahummeğfir li zunubi veftah li ebvabe rahmetike."
    Anlamı: "Allah'ın adıyla, Allah Resulune salat ve selam olsun. Allah'ım , günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç." (Müslim, müsafirin:68)

     

    Camiden Çıkarken Okunacak Dua (sol ayakla çıkılır)

    :


    Okunuşu: "Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahumme inni es'eluke min fedlike, allahumme e'sımni mineşşeytanirracim."
    Anlamı: "Allah'ın adıyla, Allah Resulune salat ve selam olsun. Allah'ım , Senden fazl-u (ihsanını) diliyorum. Allahım, beni rahmetinden uzaklaştırılmış şeytanın şerrinden koru." (Buhari, teheccüd: 25)

     

    Helaya Girerken Okunacak Dua (sol ayakla girilir)

    :


    Okunuşu: "Bismillahi Allahumme inni euzu bike minelhubsi velhebaisi."
    Anlamı: "Allah'ın adıyla, Allahım, her türlü pislikten ve pis olan şeylerden(erkek ve dişi şeytanların şerrinden) sana sığınırım." (İbni Mace, Teharet: 9)

     

    Heladan Çıkarken Okunacak Dua (sağ ayakla çıkılır)

    :


    Okunuşu: "Ğufraneke, Elhamdulillahillezi ezhebe annil eza ve afani."
    Anlamı: "(Allahım!) Senin mağfiretini dilerim.Benden eza veren şeyleri gideren ve bana afiyet veren Allah'a hamdolsun." (İbni Mace, taharet:10)

     

    Bir Meclisten (sohbet veya bir toplantıdan) Kalkarken Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Subhaneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en la ilahe illa ente estağfiruke ve etubu ileyke."
    Anlamı: "Allah'ım! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih eder, hamdimi sana takdim ederim. Senden başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyor ve sana tevbe ediyorum." (tirmizi, deavat: 38)

     

    Su İçtikten Sonra Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Elhamdulillahillezi segana azben furaten birahmetihi ve lem yec'alhu milhen ucacen bizunubina."
    Anlamı: "Bize tatlı soğuk su içiren ve günahlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah'a hamd olsun." (Ebu Nuaym)

     

    Aynaya Bakarken Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Elhamdulillahi Allahumme kema hassente halgi fehassin hulugi."
    Anlamı: "Allah'a hamdolsun. Allah'ım! Benim yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir." (İbnüs-sünni, El- Ezkar: 270)

     

    Aksırma Esnasında

    :


    Aksıran kimsenin; "Elhamdulilllah" "Allah'a hamd olsun" demesi, o'nu işiten kimsenin de: "Yerhamukeallah" "Allah sana merhamet etsin" demesi gerekir. Aksıran kişi, yanında "Yerhamukeallah" denildiğini duyunca: "Yehdina ve yehdikumullah " " Allah bize ve size hidayet versin". Veya, "Yehdikumullahu ve yuslihu balekum" "Allah, sizi doğru yola yöneltsin ve işlerinizi düzeltsin" demelidir. (Buhari, Edep: 125)

     

    Vasıtaya Binerken Okunacak Dua:
    Önce besmele okunur; üç tekbir getirilir. Sonra:


    Okunuşu: "Subhanellezi sehharalena haza ve ma kunna lehu mugrinine ve inna ila rabbina lemungalibun."
    Anlamı: "Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ın şanı ne yücedir. O'nun ihsanı olmasaydı biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz Rabbimize döneceğiz." (Zuhruf Suresi 13-14)

     

    Eve Girerken Okunacak Dua:


    Okunuşu: "Allahumme inni es'eluke hayral mevleci ve hayral mehraci bismillahi ve lecna ve bismillahi haracna va alallahi rabbina tevekkelna."
    Anlamı: "Allahım! Her giriş ve çıkışımda senden hayır diliyorum. Allah'ın adıyla evimize girer, Allah'ın adıyla çıkarız ve Rabbimize dayanıp güveniriz." (Ebu Davud, Edeb: 112)

     

    Evden Çıkarken Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Bismillahi tevekkeltu alellahi la havle ve la guvvete illa billahil aliyyil azim."
    Anlamı: "Allah'ın adını anarak (evimden çıkıyorum) ben, Allah'a dayanıp tevekkül ettim. (her türlü) kuvvet ve kudret ancak yüce Allah'ın yardımıyladır." (Tirmizi, deavat: 34)

     

    Gece Uykudan Önce Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Bismike Allahumme emutu ve ehya."
    Anlamı: "Senin adını anarak ölür ve dirilirim (uyur ve uyanırım) Allahım!" (Buhari, Deavat: 7)

     


    A M İ N


     

    y1psHQbYQBi5Q41MKZVs_01rNTc4_15HSuIBPVCulnJJBkBvVdw81tHBUOTwRQI0wWxrfi3cjTkktY





    ÖYLE İŞTE

    DUASI

    O yüceler yücesine isyan ettim. Günahlar içine düştüm. Biliyorum yapmamam gerekirdi. O gerçek bir sahiptir. O terbiye edendir. O çok merhametli olandır. O bağışlayandır. Allah her şeye gücü yetendir ve kul muhtaç oldukça çokça verendir. Ey Mennan olan Rabbim! İstemeden de veren sensin, kul sıkışmasa da veren sensin. Ey beni yaratan! Bak senin için gözlerim yaşarıyor. Senin için ağlıyorum. Sen de tevbemi kabul et. Hatalarımı bağışla. Ya Rabbi… isyanımla, nefsime mağlup oldum. Bilemiyorum ki bunun sonunda kurtulacak mıyım? Yoksa helak mı olacağım? Evet evet günahlarım günden güne artıyor. Diğer yandan ömrüm günden güne azalıyor… farkındayım. Sana yöneldim. Allah'ım! İşte şimdi ölüm yatağında insanların önünde uzanmışım. Bu zayıf kuluna merhamet et, Ey Merhamet edicilerin Sahibi!

    adanasabancimosqueturkeybyirisgrundlerno0

    TEVBE DUASI

    SEYYİDUL İSTİĞFAR DUASI

    Allahım! Sen Rabbımsın. Senden başka ilah yoktur. Sen beni yarattın. Ben senin kulunum. Sana verdiğim söz üzereyim. Gücüm yettiğince emrindeyim. Yaptığım kötü şeylerden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetini anarım. Günahımı itiraf edip sana sığınırım. Şunu bilirim! Senden başka günahları bağışlayan yoktur.

     

    tr8cu

    dualar

    SIKINTI SIRASINDA OKUNACAK DUA

    Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sıkıntı ve meşakkat olduğunda şu zikri yapardı:

    "Halim, Kerim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Ben azametli Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih(noksanlıklardan tenzih) ederim. Ben yedi göğü Rabbı ve güzel Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih ederim."

    (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, hd: 3883)9or41ab9

    DUYGUSAŞ AN

    y1pifmvrpT7YweuPsXLqcs47srITSGu6-kNj4ADFpEPdTQnhdo6Pom87W_AIQR0Ozmr6lOIKwLdq_8
     

    ÜMİTSİZ AŞK

     Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım

    Ayrılıklar için, sonsuz kederler için

    Ne zaman ta derinden sevsem birini

    Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin

    En güçlü zehir olmalı aşk dediğin

    Alkol gibi damarlarıma yürümeli

    Sarmalı her yanımı gece olunca

    İçimde bir çıbancasına büyümeli

    İnsan sevince her gün bir kez ölmeli

    Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun

    Yollara düşmeli, perişan deli divane

    Erimeli potasında o garip var ölüşün

    Artık uzakbir anıdır huzur ve sükun

    O büyük yangın başlamışsa yürekte

    Bir gün gelir de bu çaresizliğin

    Aranır bütün tesellisi ölmekte

    O yerde sevilmek de yalan sevmekte

    Nereye baksan dizboyu karanlık

    Boşuna bir ışık arama göklerde

    Her şeyinle aşkın içindesin artık

    Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık

    Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı

    Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel

    Aşk dediğin karşılıksız olmalı

    ASKA DAİR

    Seni yüreğimden atabilsem atamıyorum,
    Seni gözlerimden silebilsem silemiyorum
    Sensizlik acısını çekemiyorum,
    Dönersen diye koştum camlara
    Ama yoksun yine yok..

    Her sabah uyanıp yüzünü güneşe verdiğinde,
    Gücünü alamazsın sıcak sevgilerden,
    Unutma sakın bir sevgi bin sevgi doğurur ve
    O sevgilerden yepyeni bir dünya kurulur..


    Ben Toprağım suyum sensin, ben yaprağım dalım sensin
    İlkbaharım yazım sensin sensiz hayat çekilmiyor.


    *Sen benim gözlerimde saf bir gerçek,
    Yüreğime bahar getiren bir çiçeksin.
    Sen bedenimdeki yumuşak kudret,
    Gönül bahçemde uçuşan bir kelebeksin..

    Bilirmisin geceler ne kadar uzun gelir bekleyenlere
    Hele o beklenenler vazgeçilmezlerdense..


    Doğan güneşi bana doğsa, her mutluluk beni bulsa,
    Bütün dünya benim olsa sensiz hayat yaşanmıyor ASLA...



     
    thm_sevgi_ask14

     
    February 07

    COBANIN AŞKI

    y1pXPrKlFtW7CrXlTeLO3nbX8ZhRwK2HpUnjRaBwoMB9T5uQJAtoszIMYrG8gmwKhc8W7GoMHtWxT0TXLok6DMX9gkGb6HNi0wc
    Tesbih  Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
      - Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki "sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine" dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim...

      Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
      - Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki "sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine" dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim...
      İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.
      - Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
      İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyar, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.
      Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:
      - Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih, kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?
      - Evet, dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.
      İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tesbih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihi aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah...
      Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:
      - Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah'a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah..."
      Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam, karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardına anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı... Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
      Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah...
      Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmuştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri. Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:
      - Hünkârım, gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.
      Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:
      - Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma sırası padişaha gelmişti.
      - Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?
      Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden... Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tesbihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.
      Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;
      - Efendim, dedi, sizi ziyarete geldik.
      Yavaşça başını çevirdi aşık, sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar... Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.
      Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
      - Efendim, diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz...
      Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavuşacak, murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.
      Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:
      - Hayır, dedi, kızınızı istemiyorum.
      Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:
      - Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?
      Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
      - A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim...
    Tesbih 
    February 06

    BESMELE

     

    Alıntı

    bismillah

    Bismillah
     

    Kuranın deseni müminin rengi
    İmanlı dillerde baldır Bismillah.
    Vuslata götüren aşktır ahengi,
    Cennetten sırata eldir bismillah.

    Vukuf-i zamandır söyle Bismillah,
    Belki perdesini aralar Allah,
    Nefsi Merdiyyeye gider inşallah,
    Nefsi kâmile de haldir bismillah.

    Nazar ber kadem et kendin beğenme,
    İnayet O’ndadır O’nda eğlenme,
    Halvet der encümen nefse bağlanma,
    Her lahza inleyen dildir bismillah.

    Bismillah bismillah bismillah gayem,
    Bismillah aslında benim hikâyem,
    Ömür bestesinde sırlı sermayem,
    Goncaları nurdan güldür bismillah.

    Bismillah diyenin duruşu haktır,
    İhlâstır mihengi sevdası tektir,
    Vukuf-i kalb ile eylesin takdir,
    Hakk’ın divanına yoldur bismillah.


     

    February 02

    Konuşulan konu bir başörtünün hikayesi

     

    Alıntı

    bir başörtünün hikayesi
    YesilYolcu

       Burası bir kumaş pazarı... Ben de bir zamanların gözde bir kumaşıydım. Ama şimdi eskisi gibi bana rağbet etmiyorlar. Modam geçmiş. Renklerim canlı değilmiş. Yaşlı işiymişim. Bu yüzden diğer parlak renklerin altında kalmış, ezilme tehlikesiyle karşı karşıyaydım O karanlık ve tozlu yerde yıllardan beri bekliyordum. Üstümdeki top kumaşların parçaları bitiyor, yenileri geliyordu. Ustam kumaşları düzlerken bazen bana gözü çarpıyor esefle “Yer kaplıyorsun yıllardan beri burada. Seni artık buradan kaldırmak gerekiyor” diyordu kendi kendine.

     “Hayır” diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. “Bir gün elbet beni de alan biri bulunacak”

    Diğer havalı renkler alay ederek “Komik olma, artık senin yüzüne bakan bile yok.” dediler. “Bir de bize bak. Ne kadar da güzeliz! Renklerimiz şeker gibi. Desenlerimiz göz alıcı. Oysa sen ne kadar da iç karartıcısın!”  Kendimi savunarak “Hiç de iç karartıcı değilim! Bir zamanlar ben de yok satıyordum. Aranan bir kumaştım!”

    “O bir zamanlardı şekerim, şimdi bayanlar kendilerinin farkına vardılar. Daha güzel olmak istiyorlar. Daha çekici, daha göz kamaştırıcı olmak istiyorlar. Ama sen mahkeme suratlısın!” dedi uçuk bir pembe kumaş.

    İşte her gün böyle sözler duyuyor, gittikçe daha derinlere doğru kayıyordum. Doğru söylüyorlardı. Benim çoktan modam geçmişti. Oysa önceden bayanlar dikkat çekmemek için beni tercih ederlerdi. Benden genellikle başörtüsü yaparlardı. Ben bunları düşünürken içeriye genç bir bayan girdi. Ağır tavırlarıyla, sade giyimiyle vakarlı birine benziyordu. Ben bütün olanları diğer kumaşların altındaki küçük bir aralıktan izliyordum.

    Ustam müşteriyi görünce “buyurun küçük hanım, yardımcı olabilir miyim?” dedi.

    Genç kız sakin bir edayla bakışlarını kumaşların üzerinde gezdirip “başörtülük bir kumaş arıyorum” diye bir kuş gibi şakıdı. Bunu duyar duymaz kalbimden vurulmuştum. Bizim bulunduğumuz yere doğru geliyorlardı. Üstümdeki uçuk renkli kumaşlar güzellik yarışına girmiş gibiydiler. Benim duyduğumu onlar da duymuş, üstümde debelenip duruyorlardı. Fısıldayarak “susun geliyorlar” dedim.

    Portakal rengi bir kumaş “Eee sana ne oluyor? Biz varken senin hiç şansın yok!” dedi eğlenerek.

    “Şans mı, kader mi göreceğiz!” dedim. Genç kızın beni görmesini çok arzu ediyordum. Ama nasıl? O kadar derinlerde kalmıştım ki, ustam beni zahmet edip çıkarır mıydı?

    Ustam eline fıstık yeşili bir kumaşı alıp “Küçük hanım bu renk size çok yakışır. Şimdi genç kızlar hep bu renklerden alıyor.” dedi.

    Genç kız kumaşa göz ucuyla bakıp pek tenezzül etmedi. Diğer kumaşları inceliyor gittikçe gül yüzüne bir kaygı gelip oturuyordu. Ustam da genç kıza yardımcı oluyordu. “Yine siz bilirsiniz ama bence yaşınıza şu pembe, turuncu rengi çok uygun.” dedi.

    Renkli kumaşlar hep bir ağızdan “Eveeet!” dedi.

    Kendimi göstermek için büyük bir çabaya girmiştim. Ama diğerleri beni itekliyor, kendileri öne geçmek için beni eziyorlardı.

    İyice bunalmıştım. “Ahh boğuluyorum, çekilin üstümden be!” diye bağırmak istiyordum. Mutlaka beni arıyordu.

    Genç kız hayal kırıklığıyla “Aradığım burada değil galiba!” dedi.

    “Buradayım küçük hanım, ne olur devam edin!” diye bağırmak istiyordum. O kadar altta kalmıştım ki, gördüğüm tek şey karanlıktı. “Allah’ım ne olur bana yardım et!” dedim debelenerek.

    Genç kız kumaşlara üzgün bir şekilde bakıp “Teşekkür ederim.” dedi ustama. İşte gidiyordu. Ustam desen beni unuttu. “Usta! Duymuyor musun beni? Bak ben buradayım!” dedim çaresizlikle. Biliyordum ki beni duymayacaktı. Kaderimin gül yüzü gidiyordu işte.

    Ustam üstümdeki kumaşları düzlerken bir şey hatırlamış gibi birden “Küçük hanım bir dakika!” deyip üstümdekileri boşaltmaya başladı. Aman Allah’ım, giderek rahatlıyordum. Ferahlıyordum. Diğer kumaşlar mızmızlanıyordu. Kıvrak bir hareketle beni hızla çekip “Seni tamamen unutmuşum.” dedi kendi kendine yine. “Alıştık usta artık bu unutmalarına!” dedim ben de.

    Genç kız beni görünce hızla yanımıza geldi. Gözleri ışıldıyordu. Bana sevgiyle dokundu. İşte birbirimize ilk sevdalandığımız an. Gözlerini benden alamıyordu. Ben de onun gül yüzünden. Kader bizi bir araya getirmişti sonunda. Diğer kumaşlar bize gıptayla bakıyordu.

    Bilge bir kumaş “Eyvah” dedi. “Eyvah, çok gözyaşı göreceksin!” “Evet,” dedim. “mutluluk gözyaşları…”

    Eve geldiğimizde genç kız dakikalarca aynanın karşısında benden gözünü alamadı. Yıllardan beri böylesine değer verilmemişti bana. Beni başına örtüp namaz kılıyor, Kur’an okuyordu. Hiç böyle duygular yaşamamıştım. Dışarıda gül yüzlümü bir kalkan gibi koruyor, kem gözlerden saklıyordum. Onunla çok güzel günlere şahit oldum. Arkadaşları tarafından çok sevilen bir kızdı. Bazen dostluklarını kıskanıyordum. Benim onu sevdiğim gibi acaba o da beni seviyor muydu?

    Sürekli ders çalışıyor, kitaplar okuyor, uzun uzun düşünüyordu. Bazı geceler masanın başında uyuyakalıyordu. Kimi zaman uzaklara dalar, akşam olduğunda bir nilüfer gibi kendini iç dünyasına kapatırdı. Sonra gözleri bana kayar, gül yüzü gerçekten bir gül rengini alırdı.

    Bir gün ikimiz de korkunç bir şeyle sarsıldık. Mutlu günler sona ermişti artık. Gül yüzlüm artık okuyamayacaktı. Okuluna devam edemeyecekti. Okuma hakkını elinden almışlardı. Çünkü beni tercih etmişti. Başörtüsünü... Olmadık hakaretlere uğruyor, herkes geleceğini bilir gibi karanlık masallar uyduruyorlardı. Artık bizim için yeni bir süreç başlamıştı. Gül yüzlüm baskılara direnecek, kendisiyle aynı yasaklara maruz kalanlarla yeni ve anlamlı dostluklar kuracaktı..

    Zulme, sürgüne dûçar edilmişti. Bu bir başörtüsü sevdası olmalı. Sabret gül yüzlüm, sabret! Şu an karanlık. Belki gecenin en koyu olduğu bir vakit. Şafak yakındır gül yüzlüm, şafak yakındır. Başak başak olacak bir gün ümitlerimiz. Allah’ın rahmet kanadının altında buluşacak bir gün ellerimiz..

    January 26

    hadis dersleri 2

    adanasabancimosqueturkeybyirisgrundlerno0

    DÜNYANIN ZEMMİ VE KÖTÜLENMESİ

    1940 - Ebu Said (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) minbere oturdu, biz de etrafında yerlerimizi aldık. Buyurdular ki:

    "Sizin için korktuğum şeylerden biri, dünyanın süs ve güzelliklerinin sizlere açılmasıdır!"

    Bir adam (araya girerek söze karıştı ve):

    "Yani (nâil olacağımız) hayır, şer mi getirecek?" dedi. Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) bu soru üzerine süküt etti. (Adama: "Sana ne oluyor da Resülullah'ın sözünü kesip, onunla konuşmaya kalkıyorsun? O sana konuşmuyor ki!.." diye paylıyanlar oldu). Gördük ki, kendisine vahiy gelmekte. Derken vahiy hâli açılmış, yüzündeki terleri silmekte idi.

    "Şu soru soran nerede?" diye söze başladı. Ve sanki adamı (sorusu sebebiyle) takdir ediyor gibiydi: Sözlerine şöyle devam etti:

    "Muhakkak ki, hayır, şer getirmez. Ancak derenin bitirdikleri arasında, ya çatlatarak öldüren ya da ölüme yaklaştıran bitki de var. Yalnız yeşil ot yiyen hayvanlar müstesna. Zira bunlar yeyip böğürleri şişince güneşe karşı dururlar. (Geviş getirirler), akıtırlar ve rahatça defi hacet yaparlar, sonra tekrar dönüp yayılırlar.

    Şüphesiz ki, bu mal hoştur, tatlıdır. Ondan fakire, yetime ve yolcuya veren bu malın Müslüman sâhibi en iyi (insan)'dir. Bunu haketmeden alan, yediği halde doymayan kimse gibidir. O mal, kıyamet günü aleyhinde şâhidlik yapacaktır."

    Buhâri, Zekât 47, Cum'a 28, Cihâd 37, Rikâk 7; Müslim Zekât 123, (1052); Nesâi, Zekât 81, (5, 90).

    1941 - Yine Ebü Said (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatü vesselâm) buyurdular ki: "Dünya tatlı ve hoştur. AIIah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyadan sakının, kadından da sakının! Zira Beni İsrail'in iIk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır."

    Müslim, Zikr 99, (2742); Tirmizi, Fiten 26, (2192); İbnu Mâce, Fiten 19, (4000).

    Müslim'in bir rivâyetinde: "Kendinden sonra erkeklere, kadından daha zararlı bir fitne bırakmadım" buyurulmuştur."

    1942 - Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki: "Dünya meI'undur, içindekiler de mel'undur, ancak zikrullah ve zikrullah'a yardımcı olanlarla alim veya müteallim hâriç."

    Tirnizi, Zühd 14, (2323); İbnu Mâce, Zühd 3, (4112).

    1943 - Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki: "Dünya, mü'mine hapishâne, kâfıre cennettir."

    Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizi, Zühd 16, (2325).

    1944 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar."

    Rezin ilâvesidir. Beyhaki Şuabu'l-İman'da kaydetmiştir. Hadisin ikinci yarısı Ebü Dâvud'da tahric edilmiştir. Edep 125, (5150).

    1945 - İbnu Mes'ud (radıyalllâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm)'ın yanına girmiştir. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı.

    "Ey Allah'ın Resülü dedim, sana bir yaygı te'min etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!"

    "Ben kim, dünya kim. Dünya iIe benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir."

    Tirmizi, Zühd 44, (2378). Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi..

    1946 - Sehl İbnu Sa'd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Eğer dünya Allah nazarında sivri sineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum su içirmezdi."

    Tirmizi, Zühd 13, (2321); İbnu Mâce, Zühd 11, (2410).

    1947 - Katâde İbnu Nu'mân (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyâdan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi."

    Tirmizi, Tıbb 1, (2037).

    1948 - Ali İbnu Ebi Tâlib (radıyalllâhu anh) buyurdular ki: "Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok."

    Rezin tahric etmiştik. Buhâri, muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir. (ftikâk 4).

    YERYÜZÜNDEKİ BAZI YERLERİN ZEMMİ

    1949 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhisselâtu vesselâm) Hıcr'a uğradığı zaman: "Nefislerine zulmedenlerin meskenlerine girerken onların mâruz kaldığı musibetin size de gelmesi korkusuyla ağlayarak girin!" dedi. Sonra başını (ridasıyla) örtüp yürüyüşünü hızlandırdı ve vâdiyi geçinceye kadar bu hâl üzere devam etti."

    Buhâri, Enbiya 7, Mesâcid 53, Megâzi 80, Tefsir, Hıcr 2; Müslim, Zühd 38-40, (2980).

    1950 - Buhâri ve Müslim'de yine İbnu Ömer anlatıyor: "Halk, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Hıcr'a Semüd kavminin yurduna inince, kuyularından su aldılar ve onunla hamurları develere yem yapmalarını emretti. Ayrıca, Hz. Sâlih'in devesinin su içtiği kuyudan su almalarını emretti."

    Buhâri, Enbiya 17; Müslim, Zühd 40, (2981).

    1951 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatayor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: "Ey Enes, dedi, insanlar yurtlar ediniyor. Bu yurtlardan biri Basra ve Busayra diye tesmiye edilmektedir. Eğer sen oraya uğrar veya ona girersen, oranın çorak (tuzlu) arazisinden, gemilerin yanaştığı limanından, çarşısından, ümerasının kapılarından sakınasın!

    Sana oranın güneşe açık yerlerini (dağları) tavsiye ederim. Zira orada hasf (yere batma), kazf ve zelzele olacak. Bir kavim de normal şekilde akşama erdiği halde, sabaha maymun ve hınzırlar olarak çıkacak."

    Ebü Dâvud, Melâhim 10, (4307).

    1952 - İmam Mâlik'e ulaştığına göre, Hz. Ömer (radıyallâhu anh) Irak'a çıkmak istemişti. Kà'bu'l-Ahbâr kendisine dedi ki:

    "Ey mü'minlerin emiri! çıkma, zira sihrin -veya şerrin- onda dokuzu oradadır. Cinlerin fâsıkları da oradadır. Devasız hastalık da oradadır." (Mâlik der ki):

    "Bununla dini helâki kasteder."

    Muvatta, İsti'zân 30, (2, 975); İmam Mâlik, bunu belâğ (senetsiz) olarak rivâyet etmiştir.

    hadis dersleri

    y1pvqvhHt-tacpvN0rQT1IpZSnoMvyn3kX2rhijscWwltBE_0xjGodzzG8fr9o1dQbSLAUrC-zZxI4

    ALLAH'IN SIFATLARI

    3456 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm aramızda ayağa kalkıp şu beş cümleyi söyledi:

    Allah Teâla Hazretleri uyumaz, zaten O'na uyku da yakışmaz. Kıstı (tartıyı, rızkı) indirir ve kaldırır. Geceleyin yapılan amel, gündüzleyin yapılandan önce; gündüzleyin yapılan amel de geceleyin yapılan amelden önce Allah'a yükseltilir. O'nun hicâbı nurdur. Eğer o perdeyi açacak olsa, veçhinin sübuhâtı, basarının ihâta ettiği bütün mahlükatını yakardı."

    Müslim, İmân 293 (179).

    3457 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhisalâtu vesselam buyurdular ki: "Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın."

    Buhari, Itk 20; Müslim, Birr, 112, (2612).

    Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "...zira Allah Adem'i kendi sûretinde yaratmıştır."

    3458 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm şu duayı çok yapardı:

    "Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!" Ben (bir gün kendisine):

    "Ey Allah'ın resûlü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim. Bana şöyle cevap verdi: "Evet! Kalpler, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir."

    Tirmizi, Kader 7, (2141).

    3459 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ı şu âyetleri okurken işittim. (Meâlen): Hiç şüphesiz Allah size emânetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür" (Nisa 58). Bu sırada Resülullah aleyhissalâtu vesselam'ın baş parmağını kulağına, onu takib eden (şahâdet) parmağını da gözünün üzerine koyduğunu gördüm.''

    Ebu Dâvud, Sünnet

    kutubi sitteden

    Abdest-2

    ABDESTİN FAZİLETLERİ

    3551 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Allah'ın hataları silmeye ve dereceleri yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri size söylemiyeyim mi?''

    "Evet ey Allah'ın Resülü, söyleyin!'' dediler. Bunun üzerine saydı:

    "Zahmetine rağmen abdesti tam almak. Mescide çok adım atmak. (Bir namazdan sonra diğer) Namazı beklemek. İşte bu ribâttır, işte bu ribâttır. İşte bu ribâttır."

    Müslim, Tahâret 41, (251); Muvatta, Sefer 55, (1,161); Tirmizi, Tahâret 39, (52); Nesâi, Tahâret 106.

    3552 - Ukbe İbnu Âmir radıyallahu anh anlatıyor: "Üzerimizde develeri gütme işi vardı, (bunu sırayla yapıyorduk.) (Bir gün) gütme nöbeti bana gelmişti. Günün sonunda develeri kıra ben çıkarıyordum. (Birgün, nöbetimden dönüşte) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldim, ayakta halka hitabediyordu. Söylediklerinden şu sözlere yetiştim:

    "Güzelce abdest alıp, sonra iki rek'at namaz kılan ve namaza bütün ruhu ve benliği ile yönelen hiç kimse yoktur ki kendisine cennet vâcib olmasın!"

    (Bunları işitince kendimi tutamayıp:) "Bu ne güzel!'' dedim. (Bu sözüm üzerine) önümde duran birisi:

    "Az önce söylediği daha da güzeldi!'' dedi. (Bu da kim? diye) baktım. Meğer Ömer İbnu'I-Hattâb'mış. O, sözüne devam etti:

    "Seni gördüm, daha yeni geldin. Sen gelmezden önce şöyle demişti:

    "Sizden kim abdestini alır ve bunu en güzel şekilde yapar, sonra da: "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlühü. (Şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resûlüdür)" derse, kendisine cennetin sekiz kapısı da açılır; hangisinden isterse oradan cennete girer."

    Ebu Davud'un rivayetinde "...abdesti güzel yaparsa..." denmiştir.

    Tirmizi'nin rivayetinde "....resûlühü (Allah'ın ...Resûlü)" kelimesinden sonra "Allah'ım, beni tevbe edenlerden kıl, temizlenenlerden kıl" duası da vardır.

    Ebu Davud, Taharet 65, (169); Tirmizi, Taharet, 41, (55).

    3553 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Mü'min -veya müslüman- bir kul abdest aldı mı yüzünü yıkayınca, gözüyle bakarak işlediği bütün günahlar su ile -veya suyun son damlasıyla- yüzünden dökülür iner, ellerini yıkayınca elleriyle işlediği hatalar su ile birlikte -veya suyun son damlasıyla- ellerinden dökülür iner. Ayaklarını yıkayınca da ayaklarıyla giderek işlediği bütün günahları su ile -veya suyun son damlasıyla- dökülür iner. (Öyle ki abdest tamamlanınca) günahlarından arınmış olarak tertemiz çıkar."

    Müslim, Tahâret 32, (244); Muvatta, Tahâret 31, (1, 32); Tirmizi, Tahâret 2, (2).

    3554 - Hz. Osman radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim abdest alır ve abdestini güzel yaparsa hataları vücudundan tırnak diplerine varıncaya kadar çıkar dökülür.''

    3555 - Bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: "Hz. Osman radıyallahu anh abdest aldı ve dedi ki:

    "Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şu benim abdestim gibi abdest aldığını, sonra da şöyle söylediğini gördüm: "Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları affedilir, namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile (ibadet) olur."

    Buhari, Vudü 25; Müslim, Tahâret 8, (229).

    3556 - Amr İbnu Abese es-Sülemi radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Sizden kim abdest suyunu hazırlar, mazmaza ve istinşakta bulunur (ağzına ve burnuna su çeker) ve sümkürürse, mutlaka yüzünden, ağzından, burnundan hataları dökülür. Sonra Allah'ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa, sakalın(ın bittiği mahallin) etrafından su ile birlikte yüzü ile işlediği günahlar dökülür. Sonra dirseklere kadar kollarını yıkayınca, ellerinin günahları su ile birlikte parmak uçlarından dökülür gider. Sonra başını meshedince, başının günahları saçın etrafından su ile birlikte akar gider. Sonra topuklarına kadar ayaklarını yıkayınca, ayaklarının günahları, parmak uçlarından su ile birlikte akar gider. Sonra kalkıp namaz kılar, Allah'a hamd ve senâda bulunur, O'na layık şekilde tazimini gösterir ve kalbinden Allah'tan başkasını(n korku ve muhabbetini) çıkarırsa, annesinden doğduğu gündeki gibi bütün günahlarından arınır."

    Müslim, Müsâfirin 294, (832).

    3557 - Abdullah es-Sunâbihi radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Mü'min kul abdest aldıkça mazmaza yaptı mı (ağzını yıkadı mı) günahlar ağzından çıkar. (Burnunu sümkürdü mü) günahlar burnundan çıkar, yüzünü yıkadı mı günahlar göz kapaklarının altına varıncaya kadar yüzünden çıkar. Ellerini yıkadı mı günahlar tırnak diplerine varıncaya kadar ellerinden çıkar. Başını meshetti mi, günahlar kulaklarına varıncaya kadar başından çıkar. Ayaklarını yıkadı mı, günahlar ayak tırnaklarının altına varıncaya kadar ayaklarından çıkar. Sonra mescide kadar yürümesi ve kılacağı namaz nafile (bir ibâdet) olur.''

    Muvatta, Tahâret 3 0, (1, 31); Nesâi, Tahâret 3 5, (1, 74); İbnu Mâşe, Tahâret 6, (283).

    3558 - Ebu Ümâme el-Bâhili radıyallahu anh anlatıyor: "Amr İbnu Abese radıyallahu anh'ı dinledim, diyordu ki: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Abdest nasıl alınır?'' diye sordum. Şöyle açıkladı:

    "Abdest mi? Abdest alınca şöyle yaparsın: Önce iki avucunu tertemiz yıkarsın. Sonra yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıkarsın. Başını meshedersin, sonra da topuklarına kadar ayaklarını yıkarsın. (Bunları tamamladın mı) bütün günahlarından arınmış olursun. Bir de yüzünü Aziz ve Celil olan Allah için (secdeye) koyarsan, anandan doğduğun gün gibi, hatalarından çıkmış olursun.''

    Ebu Ümâme der ki: "Ey Amr İbnu Abese dedim, ne söylediğine dikkat et! Bu söylediklerinin hepsi bir defasında veriliyor mu?

    "Vallahi dedi, bilesin ki artık yaşım ilerledi, ecelim yaklaştı, (Allah'tan ölümden çok korkar bir haldeyim), ne ihtiyacım var ki, Allah Resülü hakkında yalan söyleyeyim! Andolsun söylediklerim, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'dan kulaklarımın işitip, hafızamın da zabtettiklerinden başkası değildir."

    Müslim, Müsâfırin 294, (832); Nesâi, Tahâret 108, (1, 91, 92).

    Bu hadis, Nesâi'nin metninden alınmadır. Amr İbnu Abese radıyallahu anh'ın müslüman oluşunu anlatan uzunca bir hadisin son kısmıdır.

    3559 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, AIlah bu sebeple kendisine on (misli) sevab yazar.''

    Tirmizi, Taharet 44, (59).

    3560 - Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim abdest alıp: "Sübhâneke Allahümme ve bihamdike estağfiruke ve etübu ileyke. (Rabbim seni tenzih ederim, Allah'ım hamdim sanadır, senden bağışlanmak isterim, tevbem de sanadır)" derse, bu bir kâğıda yazılır, sonra bir mühür üzerine nakşedilir, sonra da Arş'ın altına kaldırılır ve Kıyamete kadar (mühür) kırılmaz.''

    Rezin tahric etmiştir.

    ABDESTİN SIFATI

    3561 - Humrân Mevlâ Osman anlatıyor: "Hz. Osman radıyallahu anh su istemişti. (Getirdim. Aldı ve) üç kere ellerine dökerek yıkadı. Sonra sağ elini kaba sokup mazmaza ve istinşakta bulundu (ağzına ve burnuna su alıp yıkadı). Sonra üç kere yüzünü, arkasından da dirseklerine kadar üç kere ellerini yıkadı. Sonra başına meshetti, sonra da topuklarına kadar ayaklarını üçer sefer yıkadı ve:

    "Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı, şu abdestim gibi abdest alırken gördüm. Abdesti bitince de şöyle demişti:

    "Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rek'at namaz kılar ve namazda kendi kendine (dünyevi bir şey) konuşmazsa geçmiş günahları affedilir."

    Buhari, Vudü 24, 28, Savm 27; Müslim, Taharet 3, 4, (226); Ebu Dâvud, Tahâret 50, (106); Nesâi, Tahâret 27, 2 8, 93, (1).

    3562 - Ebu Davud'un İbnu Müleyke'den kaydettiği bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: "Hz. Osman radıyallahu anh'tan abdest hakkında (nasıl alınacağı) sorulmuştu. Hemen su istedi ve derhal bir abdest kabı getirildi. Kaptan önce sağ eli üzerine su döktü (ve onu yıkadı), sonra sağ elini kaba batırdı, üç kere mazmaza, üç kere istinşakta bulundu. (önceki hadiste geçtiği üzere zikretti. Hadisdte şu ziyade var): "Sonra elini daldırıp su aldı ve başına, kulaklarına meshetti, kulakların iç ve dışlarını birer kere meshetti.''

    Ebu Dâvud, Tahâret 50, (108).

    3563 - Yine Ebu Dâvud'un bir diğer rivâyetinde şöyle gelmiştir: "Sağ eliyle sol eli üzerine su döktü, sonra her ikisini de bileklere kadar yıkadı."

    Ebu Dâvud, Taharet 50, (109).

    Yine Ebu Dâvud 'un bir diğer rivâyetinde "Başını üç kere meshetti '' den miştir.

    Ebu Dâvud, Tahâret 50, (110).

    3564 - Abdu Hayr anlatıyor: "Hz. AIi radıyallahu anh bize geldi ve namaz kıldı. (Namazdan sonra abdest) suyu istedi.

    "Suyu ne yapacak, namazı kıldı ya! Herhalde bize öğretmek istiyor!" dedik. İçinde su olan bir kapla bir leğen getirildi. Kaptan sağ eline su döktü: Üç defa ellerini yıkadı. Sonra üç kere mazmaza ve istinşakta bulundu. Mazmaza ve istinşakı su aldığı eliyle yaptı. Sonra üç kere yüzünü yıkadı, sağ elini üç kere yıkadı, üç kere sol elini yıkadı. Sonra elini kaba batırdı, bir kere başını meshetti. Sonra üç kere sağ ayağını yıkadı, üç kere sol ayağını yıkadı. Sonra: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdestini bilmek kimin hoşuna giderse, işte o böyledir!" dedi."

    Ebu Dâvud, Tahâret 50, (111); Tirmizi, Tahâret 37, (48); Nesâi, Tahâret 75, (1, 68).

    3565 - Nesâi'nin bir diğer rivâyeti şöyledir: ".. Başını meshetti.'' -Şû'be, bir defasında alnından başının gerisine kadar (eliyle) işâret etti- sonra dedi ki:

    "Ellerini tekrar geri getirip getirmediğini bilmiyorum.''

    Nesâi, Tahâret 76, (1, 68-69).

    3566 - Ebu Dâvud'da, İbnu Abbâs'tan yapılan bir diğer rivâyet şöyledir: "Ali radıyallahu anh yanıma girdi. Su dökmüş (küçük abdest bozmuş) idi. Abdest suyu istedi. İçinde su olan bir kap getirdik. Bana:

    "Ey İbnu Abbâs! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın nasıl abdest aldığını sana göstereyim mi?" dedi. Ben de: "Evet göster!" dedim. Bunun üzerine su kabını elleri üzerine eğdi ve ellerini yıkadı. Sonra sağ elini kaba soktu, onunla diğeri üzerine su döktü, sonra iki avucunu yıkadı. Sonra mazmaza ve istinşakta bulundu. Sonra iki elini birden kaba soktu. İkisiyle birlikte su avuçlayıp yüzüne çarptı. Sonra başparmaklarını kulaklarının ön kısmına soktu. Sonra ikinci, üçüncü sefer aynı şeyleri tekrar etti. Sonra sağ eliyle bir avuç su aldı ve bunu alnına döktü ve yüzü üzerine akmaya bıraktı. Sonra dirseklerine kadar kollarını üçer kere yıkadı. Başını ve kulaklarının arkasını meshetti. Sonra tekrar her iki elini beraberce kaba soktu. Bir avuç su alıp onu pabuç içinde olan (sağ) ayağına vurdu ve o su ile ayağını yıkadı. Sonra aynı muameleyi diğer ayağına, (sola) yaptı.''

    (Abdullaş el-Havlani) der ki: "(İbnu Abbâs'a) sordum: "Ayaklar ayakkabı içinde olduğu halde mi?''.

    "Evet dedi, ayakkabı içinde olduğu halde.'' Ben tekrar sordum:

    "Ayakkabı içinde mi?''

    "Evet! dedi, ayakkabı içinde!" Ben tekrar sordum: "Ayakkabı içinde mi?''

    "Evet! dedi, Ayakkabı içinde."

    Ebu Dâvud, Tahâret 50, (117).

    Nesâi'nin bir diğer rivâyetinde şöyle denmiştir. "...Sonra bir avuç su ile üçer defa mazmaza ve istinşakta bulundu."

    Nesâi, Tahâret 76, (1, 68).

    3567 - Abdullah İbnu Zeyd İbni Asım İbni'l-Ensâri radıyaIlahu anh'ın anlattığına göre, kendisine:

    "Bizim için, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdestiyle bir abdest al (da görelim)!" diye talepte bulunuldu. O, hemen bir kap (su) isteyip, önceki hadiste anlatılan şekilde abdest aldı. Abdest alışını anlatan rivâyette şu farklı açıklama var:

    "Başını meshettikte ellerini (saçları üstünde) ileri ve geri doğru yürüttü. (şöyle ki: Mesh ameliyesine başın ön kısmından başladı ellerini enseye doğru götürdü. Sonra, başladığı yere kadar geri getirdi. Sonra ayaklarını yıkadı.''

    Buhari, Vudü 38; Müslim, Tahâret 18, 19, (235, 236); Muvatta, Tahret 1, (1, 18); Ebu Dâvud, Tahâret 50, (118,119,120); Tirmizi, Tahâret 27, 36, (35, 47); Nesai, Tahâret 80, 81, 82, (1, 71, 72).

    Müslim'in bir rivâyetinde şöyle denmiştir: "Başını üç kere meshetti.''

    3568 - Buhari rahimehullah'ın bir rivâyetinde şöyle denmiştir:

    "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm (abdest uzuvlarını) ikişer kere yıkayarak abdest aldı.''

    Buhâri, Vudü 23.

    Ebu Dâvud'un bir rivâyetinde, Mikdâm İbnu Ma'dikerb'den şu kaydedilir:

    "Sonra başını, içiyle ve dışıyla iki kulağını meshetti."

    Ebu Dâvud, Tahâret 50, (121).

    Yine Ebu Dâvud'un bir başka rivâyetinde şöyle denmiştir: "Kulaklarını içleriyle dışlarıyla meshetti, parmaklarını kulaklarının deliklerine soktu.''

    Ebü Dâvud, Tahâret 123.

    3569 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir bedevi gelerek, abdestten sordu. Resülullah ona uzuvların üçer kere yıkanmasını gösterdi. Sonra da:

    "Abdest işte böyle alınır! Kim buna bir ziyâdede bulunursa, fena bir iş yapmış olur, haddi aşar ve zulmeder" buyurdu."

    Ebu Davud, Tahâret 51, (135); Nesâi, Tahâret 105, (1, 88). Bu metin Nesâi'ye aittir.

    3570 - Ebu Dâvud'un bir rivâyetinde şöyle gelmiştir: " ..Sonra başını meshetti. Şehadet parmaklarını kulaklarına soktu. Başparmaklarıyla kulaklarının dışlarını meshetti. Şehadet parmaklarıyla kulakların içini meshetti..." Rivâyetin sonunda şu ifâde var:

    "Abdest işte böyledir. Kim buna ziyadede bulunur veya bundan eksiltme yaparsa kötü bir iş yapmış ve zulmetmiş olur -yahut zulmetmiş ve kötü bir iş yapmış olur-."

    Ebü Dâvud, Tahâret 51, (135).

    aska dair 3

    yürek nelere yeterse, bir can bir canı ne kadar severse bir damardan ne kadar çok kan geçerse, yaşam ölüme ne kadar değerse, sen de benim için o kadar değerlisin.

    Seni yıldızlara benzetiyorum onlar kadar etkileyici,çekici ve güzelsin ama aranızda tek fark var onlar milyonlarca sen bir tanesin...

    Bugün mavi bulutları avucunuza mutluluğu baş ucunuza sevgimi de usulca kalbinize koyuyorum. Güneş yalnızca sizin için doğsun sizi seviyorum! Sevgililer gününüz kutlu olsun.

    Sabah seni izlemesi için bir melek yolladım peşinden ama düşündüğümden de erken döndü. Ne oldu dedim? "Bir melek asla başka bir meleği izleyemez" dedi Canım...

    Seni ne kadar sevdiğimi öğrenmek istersen yere düşen her yağmur damlasını tutmaya çalış;tutabildiklerin senin sevgin, tutamadıklarınsa; benim sana olan sevgimdir.

    Gözlerinde mutluluk, aşk, sevgiyi gördüm Aşkım

    Hayatta iki kör tanıyorum ; 1.'si senden başkasını görmeyen ben, 2.'si beni göremeyen sen...

    Bir Gün Cehennemde Karsılaşabiliriz. Sen Kalp Hırsızı Olduğun için , Bense Tanrıyı Bırakıp Sana Taptığım için

    GÜNEŞİN BUZ TUTTUĞU YERDE BİR ALEV GÖRÜRSEN O BİL Kİ YALNIZ VE YALNIZ SENİN İÇİN YANAN KALBİMDİR.

    Dünyadaki en güzel şeyi sana vermek isterdim ama seni sana veremem ki ?

    insanlar kırmızı güllerin peşinde koşarken ayakları altında ezilen papatyaların farkına bile varmazlar

    Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur.

    En sürekli aşk karşılığı olmayan aşktır.

    Bir delinin seni öpmesine izin ver ,ama bir öpücüğün seni delirtmesine izin verme

    İnsanlar hep birilerinin peşinden koşarlar, ama dönüpte kendi peşlerinden koşanlara hiç bakmazlar

    Nice insanlar gördüm kalpleri bomboş ama mutlu, çok az insanlar gördüm kalpleri sevgiyle dolu ama aşk ateşiyle yanıp kavrulan, hüzünlü ve mutsuz!

    Ben seni unutmak için sevseydim sana olan tutkunluğumu kalbime değil günesin çıktığı zaman kaybolan buğulu camlara yazardım

    Gökyüzündeki bütün yıldızları toplasan bir tek sen etmez, fakat bir tek sen hepsine bedelsin.

    Aşk Çoraba Benzer ; Çifttir ve birbirine uymalıdır

    Sen benim hayatımda olduğun sürece, ne sen kimseye rakip ne de kimse sana rakipti..Çünkü sen benim için daima tektin

    Eğer geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı asla sabah olmazdı...

    Sen gözlerimde bir damla yas olsaydın seni kaybetmemek için ömür boyu ağlamazdım!!!

    Aşkımızın suya düşeceğini bilseydim , balık olurdum

    Hayatta üç şeyi sevdim. Seni, Kalbimi, Ümit Etmeyi. Seni sevdim, sensin diye. Kalbimi sevdim, seni sevdi diye. Ümit etmeyi sevdim, belki seversin diye.

    Seni Sevdiğim kadar ibadet etseydim ; cennette köşküm olurdu...

    Rüzgarın kemanini çaldığı ve damlaların pencerene vurduğu bir gecede yatağına uzanıp hayalini kurduğun ve keşke dediğin tüm güzellikler senin olsun...

    Tek başıma değilim ben ve ümitsiz aşkım var

    GECEYE İNAT GÜN AĞARMAKTA, AĞACA İNAT DAL ÇOĞALMAKTA,ÖLÜME İNAT İNSANLAR ÇOĞALMAKTA, BENSE SANA İNAT SENİ SEVMEKTEYİM İNAT BU YA HEPTE SEVECEĞİM...

    RÜZGAR ALABİLDİĞİNE HIRÇIN, YAĞMUR ALABİLDİĞİNE İNATÇI ,YÜREĞİN İSE ONLARA İNAT SANKİ BİR LİMAN... TIPKI GÖZLERİNDEKİ HUZUR GİBİ...

    Böyle basit bir dünyada sen benim için çok özelsin

    AŞK:GÜLÜ DİKENİYLE AVUÇLAMAYA BENZER. ELLERİN KAN İÇİNDE KALIR AMA DİKENLERİN HESABINI GÜLDEN SORAMAZSIN.....

    Eğer aşkta güzel bir an varsa oda başkalarını baştan çıkartan o yüreğin benim için kan ağladığı zamandır.

    Ne insanlar tanıdım yıldızlar gibiydiler. hepsi göklerdeydi parlıyordu. ama ben seni güneşi seçtim. bir güneş için bin yıldızdan vazgeçtim...

    Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana,uzakta olduğun için tutkunum sana! hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için tutkunum sana

    Aşk bir su damlası olsaydı okyanusları, bir yaprak olsaydı bütün ormanları, bir yıldız olsaydı tüm kainatı sana vermek isterdim. Ama, sadece seni seven kalbimi verebiliyorum...

    Seni sevdiğim kadar yaşasaydım; ölümsüzlüğün adını aşk koyardım...

    Önce düştüğümde kalkmayı,sonra aleve dokunduğumda acıyı,sevmeyi öğrendim,sevilmeyi. her şeyi öğrendim de yalnız seni unutmayı öğrenemedim .!

    Bir gül olmak isterdim neden mi? beni koparıp kokladığında vücudunun derinliklerine girip bir daha oradan çıkmamak için

    Hayata niye geldim diye düşünmeye başlamıştım 19umdan sonra seninle tanışınca anladım dünyaya geliş sebebimi..

    BEN SENİNLE SONSUZDAN GELEN İKİ IŞIN OLUP İNCE KENARLI MERCEĞİN ODAK NOKTASINDAN KESİŞEBİLME İHTİMALİNİ SEVDİM

    SESİNE MEVSİMLERİN EĞİLDİĞİ, GÖZLERİNE BAHARIN AĞLADIĞI,AĞLAR GİBİ GÜLMENİ,DOKUNUŞLAR GÜLECEK GİBİ DURAN YÜZÜNÜ ÖZLEDİM..

    ACI VE HÜZÜN BİR YILDIZ KADAR UZAK, MUTLULUK GÖZBEBEĞİN KADAR YAKIN OLSUN. UMUTLARIN GERÇEK, GERÇEKLERİN MUTLULUK, MUTLULUKLARIN SONSUZ OLSUN..

    DÜNDE, BUGÜNDE, YARINDA, YÜREĞİN KADAR YANINDAYIM. KENDİNİ YALNIZ HİSSETTİĞİNDE ELİNİ KALBİNE KOY; BEN HEP ORDAYIM

    Sen sahra çöllerinde bir gül olsan seni kurutmamak için göz yaşlarımla sulardım seni

    AŞK BİTTİKTEN SONRA ARKADAŞ KALALIM DEDİLER.. GÜLE BAŞKA İSİM VERSEN DEĞİŞİK KOKAR MI ???

    VE TANRI İNSANLARA SEVMEYİ ÖĞRETTİ İNSANLARDA BİRBİRLERİNE ACI ÇEKTİRMEYİ

    AY IŞIĞININ AYDINLATTIĞI BİR KUMSALA KÜÇÜK BİR DAL PARÇASIYLA SENİ SEVİYORUM YAZMAK İSTERDİM AMA SEN HIRÇIN BİR DALGA OLUP SİLERSİN DİYE YAZMAKTAN KORKTUM

    ALIP KIRSALAR KALEMİMİ KANIMLA YAZARIM SENİ SEVDİĞİMİ

    En büyük okyanusta bir su damlası olmak, uçsuz bucaksız sahilde bir kum tanesi olmak ama en önemlisi milyonlarca insanın içinden senin sevgilin olmak...

    Her yağmur damlası seni seviyorum demek olsaydı her yeri sel götürürdü...

    KÜL OLMUŞ ATEŞ YANAR MI? BUZ TUTMUŞ SU AKAR MI? BU GÖZLER SENİ SEVDİ BAŞKASINA BAKAR MI

    Bir yudum mutluluk, Peşinden koşuyorum, ne olacak halim bilmiyorum, Sevmişim seni bir kere, Doyamadan gidiyorum ...thm_sevgi_ask18

    aska dair 2

    1. y1pXPrKlFtW7Cq2dfc6-tZIW-DxC-Nh0vEBdLu-J9Dm7S8uHxODfp61e5yT3ihH131h2CMia3mpyWMmWpVr6SXYBbL1LaoDlhg2

      Gül bahçesinde geçse de ömrüm ,
      Senin üstüne gül koklamam gülüm!
      Seni koklamak olsa da ölüm ,
      İnan uğrunda ölmeye değersin gülüm



      Ne zaman tutsam ellerini,
      Gözlerimin önünden mevsimler geçer.
      Ne zaman gözlerin gözlerime değse
      Samanyolundan bir yıldız düşer...



      Dünya unutursa dönmeyi,
      Rüzgar unutursa esmeyi,
      Aşıklar unutursa sevmeyi,
      Belki o zaman unuturum seni

      Aşka burun kıvırmayin o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir.
      O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için,
      Her bitkinin sürekli bakıma ihtiyaci olduğunu unutmayın.


      Eğer öldüysen, şu anda yıldızlara uzanırsan,
      yıldızların ışıklarını topla.
      Taç şeklinde saçlarının arasında sonsuza dek parlasın.

      Seni seviyorum diyebiliyorsam
      Bu sende bütün insanlığı ,
      Bir anlamda bütün canlı olan herşeyi,
      Ve yine sende kendimi seviyorum demektir.


      Gül bahçesinde geçse de ömrüm ,
      Senin üstüne gül koklamam gülüm!
      Seni koklamak olsa da ölüm ,
      İnan uğrunda ölmeye değersin gülüm

    aska dair


    1. ♥ Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz, her şey olur da şu kalbim, bir tek sensiz olamaz.

      ♥ Birgün bana soracaksın,beni mi yoksa hayatı mı daha çok seviyorsun diye. hayatı diyeceğim, küsüp gideceksin ama hiçbir zaman bilmeyeceksin ki benim hayatım sensin

      ♥ TEK KALDIM DÜNYADA DÜNYAM OLUR MUSUN? DENİZLER KADAR SEVDİM DALGAM OLUR MUSUN? ATEŞLER KADAR YANDIM ALEVİM OLUR MUSUN? İlK aŞkIm DğİlSiN aFfEt SoN aŞkIm OlUr MuSuN???

      ♥ BİR KELEBEK OLSAYDIM YAĞMUR GÜNEŞ DEMEDEN YANINA UÇARDIM.OMZUNA KONUp SANA DOYASIYA BAKARDIM BİR HABER VERMEDEN YANAĞINDAN ÖpER KAÇARDIM!...
      thm_sevgi_ask20

    January 19

    Konuşulan konu Cennetim Olur musun

     

    Alıntı

    Cennetim Olur musun


    Cennetim Olur musun.......

    Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

    Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? Karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?

    Mihengim, turnusol kâğıdım olur musun? Yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

    Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istesem duvarım olur musun? Özgürlüğüm ve mapusanem?

    Üşürsem evim olur musun? Yorganım, ana kucağım? Çölümde vaha olur musun? Vahamda hurma ağacım?

    Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? Şak şak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? Gitmek istersem kanatlarım olur musun? Kalmak istersem ayağımda prangam?

    Hurilerim olur musun? Kudret helvam ve bıldırcınım? Soğanda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. Ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?

    Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?

    Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah (c.c)’a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin?

    Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşe’mi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskârım ve rehberim olur musun?

    Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzûrum, sürûrum, nûrum, zînetim, nîmetim, cennetim olur musun?

    VELHASIL Canda canım olurmusun....

    Konuşulan konu BOŞANMA KELİMESİ TAHRİP GÜCÜ YÜKSEK BİR BOMBADIR

     

    Alıntı

    BOŞANMA KELİMESİ TAHRİP GÜCÜ YÜKSEK BİR BOMBADIR
    Soru: Beyim her kızdığında, 'seni boşarım' diyerek beni korkutmak istiyor. Bu durumda bana da bir şüphe geliyor. Böyle sıkça tekrarlanan 'boşama' sözleriyle bir boşama gerçekleşmiş olur mu, diye de endişe ediyorum. Bu konuda birazcık bilgi verebilir misiniz? 'Boşarım' demekle boşama gerçekleşir mi?

    ***

    Cevap: Boşama tehdidi ile boşama gerçekleşmez. Boşama ancak boşama kelimeleri ile boşadığını üç defa açıkça ifade ettikten sonra söz konusu olabilir.

    Ancak, aile sorumluluğu taşıyan aklı başında bir bey, boşama kelimesini korkutmak ve ikaz etmek niyetiyle de olsa asla kullanmamalı, bu kelimeyi ağzına alma alışkanlığından kesinlikle kaçınmalıdır.

    Boşama kelimesi, tabiri caizse tahrip gücü yüksek bir bomba gibidir. Patlatıldığı yerde hem patlatanı enkaz altında bırakır hem de ailenin diğer bireylerini...

    Bu yüzden büyüklerimiz: Yılandan, akrepten kaçar gibi boşama kelimesinden korkup kaçmak gerekir, demişlerdir.

    Denebilir ki: Aklı başında bir aile reisi, bunun, her öfkelenmede söylenebilecek bir korkutma kelimesi olmadığının bilincinde olmalıdır. Çünkü bu kelimenin 'bilmiyordum' gibi bir mazereti de yoktur. Şakası dahi ciddi sayılır, geçerlilik arz eder.

    Kelimenin böylesine tehlikesinden dolayıdır ki, Rabb'imizin en sevmediği helal kelime, işte bu boşama kelimesi olmuş, bunu da Efendimiz tüm aile reislerine şu cümle ile duyurmuştur:

    - Allah'ın en sevmediği helal kelime, boşama kelimesidir!

    Demek ki, tüm ihtimaller denenip çarelere başvurulduktan sonra, ümidin kesilmesi neticesinde ancak helal olabilecek bu kelimeyi Rabb'imiz, zamanı gelmeden rastgele öfkelenmelerde kullanan aile reisini sevmiyor, rahmetinden mahrum edeceğini de böylece sorumsuz beylere beyan etmiş oluyor...

    Kaldı ki, bu sözlü boşamayla resmî nikâh da bitmiyor, devam ediyor. Kanunî bir ayrılık da söz konusu olamıyor. Yani içinden çıkılmaz bir durum da meydana gelmiş oluyor böylece.

    Şayet bu kelime mutlaka kullanılacaksa, resmî ayrılık gerçekleştikten sonra kullanılmalı, geriye içinden çıkılmaz bir pürüz de böylece kalmamış olmalıdır. Aksi halde öfkesine mağlup düşen adam sözle boşar, kanunî evlilik ise devam eder. Çık işin içinden çıkabilirsen...

    En doğrusu, tahrip gücü yüksek bu bomba, ağız alışkanlığıyla asla kullanılmamalı; meydana getireceği enkazın altında kullanan sorumsuzun kendisinin de kalacağı bilinmelidir...

    ***

    Meselenin beyle ilgili yanı böyle görünmektedir... Bir de beyi böylesine yıkıcı kelimeyi kullanmaya tahrik eden hanım tarafı olmalıdır... Şayet hanımefendi de ağzına gelen her şeyi söyleyen biri ise beyini böylesine tehlikeli kelimeyi kullanmaya sanki mecbur ediyorsa, elbette bu defa da hanımın kifayetsizlik ve kültürsüzlüğü öne çıkmakta, bilgili ve anlayışlı hanımefendilerde görülen sabır ve olgunluktan mahrum bir tahrikçi eş söz konusu olmakta, böylece hayırlı bir hanım örneği verilemediği de akla gelmektedir.

    - Hayırlı bir hanım örneği nasıl verilebilir?

    Efendimiz (sas) Hazretleri hayırlı hanımı tarif ederken şöyle buyurmuştur:

    - Hayırlı hanım, beyine huzur ve mutluluk telkin eden hanımdır!..

    Bu sözün mefhumu muhalifi de şöyle olur:

    - Hayırsız hanım da beyine huzursuzluk, mutsuzluk telkin eden, söylenmeyecek sözleri söylemeye mecbur eden hanımdır.

    Şayet durum böyle ise hanımefendinin biraz düşünmesi, beyini böylesine yuva yıkıcı kelimeleri söylemeye iten tahrikçi söz ve tavırdan uzak durması gerekmektedir. Yoksa kendim ettim, kendim buldum pişmanlığına düşebilir. Ama bu pişmanlığın hiç faydası olmaz.

    Bu durumda konuyu her iki taraf için de şöyle bağlayabiliriz:

    - Hanımefendi, beyini aile bağını koparacak kelimeleri söylemeye itecek tutumlardan mutlaka kaçınmalı, beyine huzur ve mutluluk veren hayırlı hanımefendi örneği vermelidir. Bey de her öfkelenmede yuvayı yıkacak sözleri telaffuz etme sorumsuzluğundan kaçınmalı, ağzından çıkanın ne manaya geldiğini bilen bir aile reisi durumuna girmelidir... Yoksa her ikisi de ortaklaşa yıktıkları yuvanın enkazı altında kalma pişmanlığı yaşayabilirler. Ama bu pişmanlığın kendilerine hiç faydası olmaz. AHMET ŞAHİN    

    January 06

    ASK DUASI

    RABBİM
    BİR İNSAN KOY KALBİME.
    AMA O İNSAN SENİNDE
    SEVDİĞİN OLSUN.
    VE BANA ÖYLE BİR İNSAN SEVDİR Kİ
    O İNSANIN KALBİ SENİNLE SEVİSEN BİR MABED OLSUN
    BENİ ÖYLE BİR İNSANLA BULUŞTURKİ
    BENDEN ÖNCE ONUNLA BULUŞMUŞ OLAN SEN OLASIN.
    ONUNLA ELELE TUTUŞTUĞUMUZDA
    İKİMİZİNDE ÜZERİNDE SENİN ELİN OLSUN.
    BANA ÖYLE GÖZLER GÖSTERKİ,
    BEN O GÖZLERDEN SANA BAKAYIM.
    BANA ÖYLE BİR SEVGİLİ VERKİ,
    O GÖZLER CENNETE AÇILAN İKİ PENCERE OLSUN.
    ONUNLA ÖYLE BİR YOLDA YÜRÜYELİMKİ,
    KILAVUMUZ SEN OLASIN EY RABBİM.
    ÖYLE BİR SEVGİLİ VER Kİ BANA,
    ONA SARILDIĞIIMDA KAİNAT BİZE BAKSIN,
    BİRBİRİNE SARILSIN.
    SEVGİMİZ KURTLA KUZULARI BARIŞTIRSIN.
    BİZE BAKIP ŞEYTAN ADEMÈ SECDE ETSİN.
    GÜNAH SEVAP UĞRUNA KENDİNİ FEDA ETSİN.
    ÖLÜLER BİRER BİRER UYANSIN SEVGİMİZLE.
    BİZE ÖYLE BİR SEVGİLİ VERKİ RABBİM.
    SEVGİMİZDE MUHAMMED SEVİLSİN.
    ÖYLE SEVELİMKİ BİRBİRİMİZİ
    HZ.HATİCE GÖKLERDEN BİZE SESLENSİN.
    VE DESİNKİ:
    ``BAK YA MUHAMMED.
    BAK ŞU SEVGİLİLERE.
    ONLAR BİZDE,BİZDE ONLARDAYIZ.
    BAK AŞKIMIZ BİR KEZ DAHA YAŞANIYOR YERYÜZÜNDE.
    ALLAH AŞKIMIZI ÖYLE ÇOK SEVİYORKİ,
    BİNLERCE İNSANA YAŞATIYOR...``
    y1pSbWRzpkyLadFkXMHC1ErFO8dVQE8dtyNmlEzZhIKtzc1khABlamyOAr5-m2eyXl5qgcyUanV-p0