“´¯¥¯`” (gönül... 的个人资料SALAT VE SELAM BASTA EFE...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
|
5月17日 -Onk. Dr. Haluk Nurbaki'den gerçek bir hatıra...![]() 1976 yiLinda yasanmis bir oLaydir Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak: -''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size...dargınım.'' ''Niçin?" diye sordum. -"Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?" Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak: --"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim. ''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..." Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta kala: -"Doktor bey,'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?" -"Senin durumun çok özel" dedim. ''Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter." O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek: -"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum. "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?. İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim. Ertesi gün O'na: -"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu: -"Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?" -"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir." Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek: -"Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!" dedi ve devam etti: -Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de: -Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!.. 5月16日 sessizlikEn çok hoşlandığım kelime «sessizlik» sensin. Yaşadığım ve yaşamak istediğim en güzel an, yine sensin. «Sessizlik» sana ömür boyu muhtacım. Kara borsa olduğun bu devirde seni arayan yok. Ruhları çeşitli gürültüler, hoş sözler boğmak üzere, tedbir alan düşünen kim? Gürültülerin ruhlarda yaptığı tahribatı görüp (anlayıp) ah-u zar ederek inleyen nerde?
Akıllı geçinen nâdan! Sağlınızı bozan elverişsiz şartlara tedbir almayı tasarlıyorsunuz da, ruhunuzu bozan seslere karşı niye tedbir almayı düşünmüyorsunuz? Elbette düşünemezsiniz. Çünkü ses, sizi boğmuş, esir etmiş. O yüce insan (sav)ın "Bir saat düşünmek (tefekkür) bin yıllık nafile ibadete bedeldir" diye işaret ettiği ölçü kaybedilmiş. 4月24日 KOLAYA, BOYALI/BOYASIZ GAZOZA HAYIR!!! SÜT İÇMEYE EVET!!!! boyalı boyasız meşrubatlarda kullanılan katkı maddelerinin sağlığımıza
ve dinî hayatımıza verebilecekleri zararlar çeşitli vesilelerle sitemizde dile getirilmiştir.
En son, ilim adamlarımızdan muhterem Prof.Dr. Mustafa Nutku Hocamızın okuma
rekoru kırmaya devam eden
bilimsel yazısı ile anlamak isteyenler için çok önemli ip uçları ortaya konmuştur.
Bu gün sizlere sunduğumuz bu yazımızda; ABD, AB ve Türkiye’de bu ürünlerin
tüketimi ile ilgili istatistik bilgiler, bu ürünlerde kullanılan katkı maddelerinin neden
olabildiği rahatsızlıklar, yine saygın bir araştırmacı olan Dr. Murat Kınıkoğlu’nun bu konu
üzerinde kaleme aldığı bir makalesinden alıntıladığımız çarpıcı ifadeler ve bilinçli bir
genç gurubun kola ve gazlı içeceklerde deneye dayalı tespitlerini içeren ve kamu oyuna
duyurmamızı istedikleri mesajlarını bulacaksınız. Bilhassa okul döneminin
başladığı şu günlerde, pek çok okulda bilinçsiz ve zararlı beslenme alışkanlıklarına
maruz bırakılan çocuklarımızın süte dayalı doğru ve sağlıklı beslenme
alışkanlıkları kazanmalarından sorumlu olan anne, baba ve okul yöneticilerinin
bu yazımızı ibretle ve dikkatle okumalarını öneririz.
GIDA RAPORU Meşrubatçılar Derneği yetkililerinden alınan bilgiye göre, ülkemizde gazlı içeceklerin oluşturduğu sektörde 39 marka bulunuyor ve 5 büyük ölçekli firma faaliyet gösteriyor.
2003 yılında 1 milyar 950 milyon litre olan gazlı içecek tüketimi, 2004 yılında
%15 artarak 2milyar400 milyon litreye ulaşmış. Bu tüketimin %67 sini kolalı içecekler,
%33 ünü ise sade ve meyve aromalı gazozlar oluşturuyor. Bu rakamlara göre Avrupa’da 6.cı,
kişi başına tüketim bakımından ise 23.cü konumda yer alıyoruz. AB’de kişi başına yıllık tüketim 71.7
litreyi bulurken, ülkemizde 33 lt civarında bulunuyor. ABD’de ise kişi başına yıllık tüketim
197 lt.dir. Buna karşılık ABD’de kişi başına yıllık süt tüketimi 200 lt. iken bizde sadece 18 lt.dir.
Gerçekleri yansıtmayan aşırı abartılı reklâmların yönlendirmesi, bilinçsiz beslenme alışkanlıkları, yeni şeylere karşı hayranlık ve kamu kurumlarının halkı doğru bilgilendirmede gösterdiği acziyet,
ister fakir ister zengin muhitlerde olsun kola ve boyalı/boyasız, gazlı/gazsız içeceklere aşırı bir
düşkünlüğün oluşmasına sebep olmuştur. Kola ve renkli/renksiz gazozlar artık çoğu ailelerin
olmazsa olmaz içeceği haline gelmiştir. Sofraya oturulunca hemen bardaklara su
yerine kola, gazoz türü içecekler dolduruluyor.
Peki, bu gelişi güzel ve bilinçsiz alışkanlıklarımızın sağlığımıza ve dinî hayatımıza zarar verebileceğini neden düşünemiyoruz?
Biz bu tür içeceklerde kullanılan katkı maddelerini bir defa daha toplu halde belirtmeye çalışalım: KOLALI VE GAZLI İÇECEKLERDE KULLANILAN KATKI MADDELERİ:
tartışılmaktadır. Keskin bir tad sağlar ve diğer doğal benzer tad vericilere nazaran büyük miktarlarda ve ucuzca elde edilebildiği için üreticiler tarafından tercih edilmektedir. hastalığı riskini artırmaktadır. Fosfor fazlalığı, zayıf kemik yoğunluğuna yol açabilmektedir. beslenme uzmanları, vücudun kandaki fosfor-kalsiyum iyonları arasındaki dengeyi sürdürmeye çalıştığını belirtmektedirler. Fosfor fazlalığı oluşunca vücudun kimyasal balans mekanizması bu dengeyi sürdürebil- mek için kemikteki kalsiyumun dışarı çıkarılmasına yol açar. Neticede fosfor-kalsiyum fazlası vücuttan dışarıya atılır ve geride gözenekli ve gittikçe zayıflayan bir kemik yapısı meydana gelir. erkeklerde görülen zayıf kemik yoğunluğuna sebebiyet verdiği şüphesi üzerinde durulmaktadır. ortaya çıkartılan enerji içecekleri ile olmaktadır. Kafeinin diğer yaygın kaynakları, reçete gerektirmeyen ağrı kesiciler, soğuk preperatlar ve uyarıcı ilaçlardır. sinirlilik, heyecan, uykusuzluk, yüz kızarıklılığı, fazla idrar ve sindirim şikâyetleri gibi rahatsızlıklardır. Bu semptomlar bazı insanlarda, günlük 250 mgr ‘dan daha küçük dozajlarda tezahür edebilir. Diğer bazılarında ise daha yüksek dozlarda oluşur. Günlük 1gr ‘lık dozlara çıkılması halinde ise, kas seyirmesi, düşünce ve konuşmanın rast gele akması, yorgunluk duymama ve fizikomotor acitasyonu oluşabilir. Daha büyük dozlarda hafif duyumsal rahatsızlıklar, kulak çınlaması, ışığın parlaması gibi rahatsızlıklar rapor edilmiştir. Kafeinin 10 gr’ı geçen dozu ile, ani krizler, nefes alma güçlüğü ve ölümle sonuçlanmalar oluşabilir. Alınan maddelerle girebilecek kafein miktarının kabaca hesabını şöyle yapabiliriz. Bir bardak kahve yaklaşık 100-150 mgr kafein ihtiva eder, bir bardak çay yarısı kadar, bir bardak kola ise 1/3 ‘ü kadar kafein ihtiva eder. Bir bardak enerji içeceğinde ise yaklaşık 100 mgr kafein alınmış olur. Reçete ile satılan kafeinli ilaçlar bir bardak kahvenin ihtiva ettiği kafeinin bir tam üçte biri ile bir buçuk arasında değişmektedir. İstisna olarak migren hastalığı için kullanılan tabletlerin her biri 100 mgr kafein ihtiva ederler. Üst karın ağrıları, bazen peptik ülser ve kanamalar oluşabilir. Ekstrem yüksek dozlarda ise ritim bozukluğu eklenebilir, tansiyon düşer ve kan dolaşımı durabilir. rahatsızlıkları klinik raporlarda açıklanmıştır. Başta kola olmak üzere çeşitli meşrubat, şekerleme, kek ve bazı hamur işlerinde boya maddesi olarak kullanılır. insanların kaçınmaları gerektiği ifade edilmektedir. halinde çeşitli rahatsızlıklara neden olur. etil alkolün kullanılabilmesi önem taşımaktadır. Ayrıca, bu tür içeceklerde TSE ve TÜRK GIDA Kodeksi de % 0.5 ‘e kadar alkol bulunabilmesine izin vermektedir. zararları sebebi ile çok dikkat edilmesi gereken önemli katkı maddeleridir. hayvan kaslarından izole edilerek elde edilen maddelerdir. Kafein bitkiseldir ve bu içecekte 80-150 mgr/340 gr içecek,yani 340 gr enerji içeceğinde 80ila 150 mgr kafein bulunabilmektedir, taurin ise 1200mgr/ 340gr içecek miktarında bulunmaktadır.vs. kırmızı elma sularında, şekerlemelerde ve diğer gıdalarda kullanılır; hassas ve asmatik bünyelerde alerjik reaksiyonlara sebeb olabilir. Ayrıca Hanefi mezhebine göre de haramdır. Bu ürünler’de; Aspartam, asesülfam ve sakarinin kombinasyonu kullanılmaktadır. Şeker hastalarının kullanımı oldukça düşük olması ve kullanan insanların yaş seviyelerinin yüksek olmasına rağmen alzaymer riski oluşturduğu bildirilmektedir. Fakat içeceklerde kullanımı, özellikle aspartamın içinde bulunan fenil alalin isimli amino asitin çocukların zeka gelişimlerini olumsuz etkilediği klinik deneylerle kanıtlanmıştır. için yaptığı açıklama ise şöyle: göstermektedir.Ancak,fenyl alilin’ni vucutta yok edecek enzimi üretemeyen ve kalıtım yolu ile geçen genetik hastalık Phenylketanuria(PKU)’lu insanlar ve kanında yüksek seviyede fenyl alilin bulunan hamile kadınlar aspartam konusunda probleme sahiptirler..Çünkü, onlar aspartamın bileşenlerinden biri olan amino asit fenyl alilin’i effektif olarak metabolize edemezler. Vücut sıvılarındaki bu amino asitin yüksek miktarları,beyin tahribine sebep olabilir. Bu sebeple,FDA aspartam ihtiva eden bütün ürünlerin etiketlerinde fenyl alilin ihtiva ettiğinin açıkça yazılmasının gerektiğini hükme bağlamıştır” tüketen insanlarımız için nasıl bir risk meydana getirdiklerini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır Geçen ay Akşam gazetesinde, konunun uzmanı olarak Dr. Murat Kınıkoğlu’nun da
enfes bir makalesi yayınlanmıştı. Burada, özetle: “Çeşitli muhitlerde yaşayan aileler
arasında bir araştırma yapılsa, süt içmeleri gereken çağda kola veya boyalı gazozlar
içerek vücutları zehirlenen beyaz suratlı, cılız on binlerce 'kola/gazoz' bağımlısı çocuk
bulunacağından eminim. (Keşke üniversitelerimiz bu araştırmalara ayıracak vakit bulabilseler.)
Çocuklar cılız; çünkü kolanın ve gazozların şekeri ile karınlarının doyduğunu sanıyorlar;
suratları beyaz, çünkü bu grup içeceklerin en büyük yan tesiri
bağırsaklardan demir emilimini engellemesidir.
Aşırı kola tüketimi ve kola bağımlılığı yalnız bizim değil zengin ülkelerin de sorunu. Fark şurada; yıllık süt tüketimi kişi başına 200 litre olan
Amerikalının sofrasında bir de kola olmasının önemi yok ama onların onda biri
kadar bile (18 litre) süt tüketmeyen ülkemizin çocukları için çok büyük önemi var.
Zaten yeterli protein alamayan, et yemeyen, süt içmeyen çocuklarımız
bir de midelerini kalorisi zengin ama beslenme değeri düşük gazozla
şişirince ilerde kavruk, zayıf, kısa boylu insan tipleri ortaya çıkıyor...
Çocuğunuza verebileceğiniz en büyük zarar onu devamlı bir kola ve gazoz içicisi-kola ve gazoz bağımlısı yapmanızdır.
Bu kötü alışkanlıktan onu korumanızın en sağlam yolu ise evinize
kola ve gazlı içecekler sokmamaktır. Renkli içecekler, her gün alınan,
yemek masasının devamlı içeceği olmamalı. Bazılarının yaptığı gibi,
buz gibi kolayı kafaya diktikten sonra çocuğuna 'Ama yavrum sen içme zararlıymış...'
diyenlerden de olmamalısınız. Unutmayın 'evde çocuk varsa' sofranızda
devamlı bulunması gereken tek içecek; su ve süt olmalıdır.
Dünyanın en yararlı içeceği SÜTTEN KORKMAYIN. Yaşlandıkça insanların kalsiyum ve D vitaminine olan ihtiyacı artar,
bu nedenle süt, yalnız çocukların değil erişkinlerin ve yaşlıların da temel gıdasıdır.
Haziran 2005, Journal of Epidemiyology and Community
Health dergisinde yayınlanan bir makalede, Araştırmacıların
665 kişiyi tam 20 yıl boyunca süt içme ve diğer alışkanlıkları açısından
günlük takibe aldıklarını, katılanların her 5 yılda bir tam sağlık
kontrolünden geçirilerek EKG ve diğer laboratuvar tetkiklerinin yapıldığını.
Bir grup tam yağlı süt içerken kontrol grubundaki diğer kişilerin
ise yarım yağlı veya tam yağsız süt içtiklerini, çalışmanın sonucunda
'tam yağlı süt içenlerde' ki kalp damar hastalığı ve felç geçirme oranının
'az yağlı veya yağsız süt içenlere' göre DAHA DÜŞÜK olduğu görülüyor.
Yani bugüne kadar bize öğretilenlerin tam tersi bir sonuç çıkıyor. Araştırmacılara göre
'Tam yağlı sütün zararlı olduğu görüşünün yeniden
tartışılması ve yağlı sütün diyetimiz içinde layık olduğu
yeri alması için çalışılması' gerekmektedir.”
İfadeleri ile konunun önemi vurgulanmıştır.
Dr Murat Kınıkoğlu’nun şu çarpıcı ve acı tespiti ise ibret vericidir; ”Şuna inanıyorum ki süt; köylü Memet efendinin ineğinin memesinden değil de uluslararası bir firmanın fabrikasından çıkan
(formülü gizli!) %500 karla satılan bir içecek olsaydı şu an hepimiz süt içiyor olurduk.
Devletin, köylüden soframıza gelirken üç misli kârla satılan
sütün halka daha düşük fiyatla ulaşması için gerekli tedbirleri alması lazımdır..”
Özetlersek; 1.Çocuklarımızı renkli/renksiz gazozlardan (ve son günlerin modası enerji içeceklerinden) uzak tutup, onlara süt içme alışkanlığı kazandıralım..
2.Mutlaka her gün bir bardak süt içmeye çalışalım...Bilimsel verilere dayalı bu açıklamalarımızdan sonra, bir gurup gencin deneylere dayalı olarak hazırlayıp,
kamu oyuna da duyurmamızı isteyen ve elektronik posta ile bize
gönderdikleri mesajı okumanızı tavsiye ediyoruz.
“COLA ve Faydaları!!! Büyük olasılıkla az sonra okuyacağınız birçok şeyi siz zaten daha önceden biliyordunuz. (!) Ya da bilmeyenler "hadi canım, saçmalık " diyeceklerdir. Eğer öyle olduğunu düşünüyorsanız, burada anlatılanlara inanmadıysanız denemesi bir cola parasıdır. Yani markası ne olursa olsun, bir kutu Cola yeterli
Gelelim COLA ile ne gibi pratik işler yapabileceğinize: TUVALETİ TEMİZLEMEK İÇİN:
Bir kutu kolayı veya gazozu klozetin içine dökünüz. Bir saat kadar bekleyiniz ve sifonu çekiniz. Koladaki sitrik asit helâ taşındaki lekeleri yok edecektir.
KROM TAMPONLARDAKI PAS LEKELERINI YOK ETMEK İÇİN:
Arabanın tamponunu Cola''ya veya gazoza batırılmış bir sigara paketinin içindeki alüminyum folyosuyla iyice ovunuz. Tertemiz olacaktır.
AKÜ KUTUP BAŞLARINDA ÇAPAĞI TEMİZLEMEK İÇİN:
Bir kutu kolayı veya gazozu kutup başlarına dökün ve bütün çapak yok olsun. PASLANMIŞ BİR CIVATAYI SÖKMEK İÇİN:
Kolaya veya gazoza batırılmış bir bezi bir kaç dakika paslı cıvataya uygulayınız. Bir kaç dakika sonra rahatlıkla dönecek ve çıkacaktır.
ELBİSENİZDEKİ YAĞ LEKESİNİ ÇIKARMAK İÇİN:
Bir kutu kolayı lekeli giyeceklerin üstüne boşaltın, deterjanı ekleyin ve her zaman yıkadığınız gibi yıkayın.
Cola yağ lekelerinin yok olmasına yardım edecektir.
Ayrıca araba ön camlarındaki her türlü kuş pisliği,
yapışan sinekler veya ağaçlardan dökülen toz , polen,yapışkan maddelerin
çıkarılması için en iyi madde COLA’lı içeceklerdir.
2001 yılında Delhi Üniversitesinde "kim daha fazla Cola içecek"
diye bir yarışma yapıldığında, sekiz litre Cola içerek kazanan ve
10 dakika içerisinde herkesin gözü önünde ölen kişinin haberini duymuşsunuzdur.
Neden öldü? Çünkü çok fazla karbondioksit almıştı ve kanında yeterli oksijen yoktu.
Başka bir örnek: Kırılmış dişinizi bir şişe Cola''nin içine koyun ve 10 gün sonra bakın... Diş 10 günde büyük oranda erir. Halbuki dişler ve kemikler ölümden sonra bile en
fazla dayanabilen organlarımızdır. Bir şişe kola içerek
midenize ve dişlerinize ve bağırsaklarınıza ne yaptığınızı bir düşünün...
Hindistan’da çiftçiler coladan ekstre yapıp haşerelere karşı kullanıyorlar. Haa... isterseniz bu çok kuvvetli temizleyicinin geriye kalanını içersiniz. Bakın bu da bir fayda. Fayda ise eğer??? :) Peki nedir bu
Cola'nın bu kadar zor temizliklerde bile kullanılabilmesinin sebebi?
Cola'nin ortalama pH değeri 3.4 tur. Bu asidide dişleri ve kemikleri
eritmek için yeterlidir.Temizliklerde bu kadar etkili olmasının sebebi budur.
Aslına bakarsanız Cola ve gazozlarla dünyada kimsenin tavsiye edemeyeceği kadar
KARBONDİOKSİT içiyoruz. Hani şu dışarı atmak için devamlı nefes alıp verdiğimiz,
atmak için uğraştığımız KARBONDİOKSİT! Peki, bunları niye
yazdık ve niye herkes okusun istiyoruz? Bu Cola ile ilgili gönderilen
yazı; genç bir grubun ortak platformlarda aldıkları bir kararın ürünüdür.
Bu yazı İnternet üzerinden gönderilerek yayılması amaçlanmıştır.
Zaten onlar da büyük kartellerden boyalı medyadan ya da yaz
eylemcisi kimi sivil toplum örgütlerinden destek beklemiyorlar.
Bu kadar zararlı bir içecek nasıl olurda bu kadar bilinçsizce
tüketilebilir ve ikisi Amerikan firması olmak üzere bu şirketler bu kadar kâr elde edebilir?
İşte bu bilinçsizliği önlemek için çevrenize,
sevdiklerinize ve özellikle çocuklarınıza bunları anlatın.” 3月7日 feryed-ı gönülİbadete İhtiyacı Olan, Biziz!Peygamber Efendimiz (asm.) “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyuruyor. Bu dünya tarlasında kim ne ekerse Allah ona o cinsten mahsul veriyor. İnsanlar bu dünyada imanlarıyla, salih amelleriyle, güzel ahlaklarıyla manevi çiçekler ektikleri gibi, küfürleriyle, isyanlarıyla, kötü ahlaklarıyla da yine manevi dikenler ekmiş oluyorlar. Her iki tür ekimin de mahsulleri ahirette kendini gösterecek. Bu mahsullerin kârı da, zararı da insanlar için.
Bir sohbette şöyle bir örnek verilmişti: Bütün insanlar gözlerini açsa ve gündüz nimetinden faydalansalar güneşin ışığında bir artma olmayacağı gibi, bütün insanlar güneşe göz kapasalar onun ışığında bir azalma olmaz. Bu örnek, “İslamiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz.” cümlelerinin açıklaması yapılırken söylenmişti. İman, irfan, ibadet, takva, güzel ahlak da öyle değil mi? Onlara kavuşan kişiler bir şeref kazanırlar, üstün insan olurlar. Bütün insanlar bunlardan mahrum olarak yaşasalar bu manevi değerler aslî kıymetlerinden hiçbir şey kaybetmezler. Bir ilim dalını bütün insanlar takdir etseler, yahut inkâr etseler, o ilmin aslî değerinde ne bir artma olur ne de azalma. İnsan ilme muhtaçtır; ilmin ise insana ihtiyacı yoktur. Herkes cahil de kalsa ilmin üstün mertebesinde bir değişme olmaz; onun aydınlığı cehaletin karanlığından daima üstündür. İlim tahsil eden kişi böylece bir mertebe kazanır. Bu, öncelikle ruh ve kalb dairesinde gerçekleşir. Alim insan, üstün insan olur. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9) ayetinde bu gerçek net biçimde ders verilir. Bilgili olmanın dünya işlerinde de faydası görülür. Bir konuda bilgisi ve ihtisası olan kişi hak ettiği makama getirilir; diğer insanlardan daha fazla ücret alabilir. İbadet de bir yönüyle ilim gibidir. İbadete kul muhtaçtır. İbadet edilsin veya edilmesin onun değeri ne ise odur. Bunda bir artma veya azalma düşünülemez. İbadet bir manasıyla itaat demektir, bir diğer manasıyla şükür. İbadet insanın yaratılışı gereğidir ve ibadeti emreden ayetler bir bakıma “insanı fıtratına uymaya” bir davettir. Gözün yaratılışında görme vardır, ona görmenin emredilmesi ne ise, insana ibadetin emredilmesi de onun gibidir. Şu farkla ki, bu ikincisinde insan iradesi devreye girer. Dünya imtihanının bir gereği olarak, insanoğlu kendi fıtratına uygun hareket edip etmemekte serbest bırakılmıştır. İnsan fıtratı ibadeti nasıl emrediyor? Bu noktada Nur Risalelerinden şu tespiti aktarmak isterim. “Fıtrat-ı beşeriyede cemale karşı bir muhabbet ve kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek.” Lem’alar Güzelliği sevmek insanın yaratılışında var. Gördüğümüz güzel bir manzarayı sevmemiz için aklımızı yorup, sonra karar vererek sevmeye başlamamız gerekmiyor, kalbimiz hemen sevgi ile ona meyleder. Mükemmel bir esere hayranlık duymak da böyledir. O da yaratılışın bir gereğidir. Eseri kimin yaptığını dahi sormadan öncelikle ona hayran olur, daha sonra sanatkârı hakkında bilgi ediniriz. Yapılan bir ikrama, bir insana karşı teşekkür etmek, minnet duygusu beslemek de yine fıtratın bir gereğidir. O halde, bütün sıfatları sonsuz kemalde, bütün isimleri güzel ve bütün icraatları nimet ve ihsan dolu olan Rabbimize ibadet etmemiz yaratılışımızda var. Gözün yaratılışında görme vardır, demiştik. Göz bu görevi yaptığında hemen karşılığını görür; baktığı eşyanın görüntüsü onda tecelli eder. Dağa bakmışsa onun görüntüsünü içine alır, güneşe bakmışsa güneşe kavuşur. O halde, ibadet görevini yerine getiren insan da bir şeyler kazanacaktır. İşte bu kazanç Allah kelamında şöylece nazara verilir: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vasıl olasınız (erersiniz).” (Bakarai, 21) Ayetin başında, ibadetin illeti, yani “Niçin ibadet ediyoruz?” sorusunun cevabı şöyle verilmiş oluyor: “O sizin Rabbiniz olduğu için.” Kulluk, kulun görevidir. İnsan, kendisini bir damla sudan bugünkü mükemmel hale getiren, gözünü görecek, kulağını işitecek, ağzını konuşacak… şekilde terbiye eden Rabbine şükürle, ibadetle mükelleftir. Ayetin devamında bu fıtri görevi yerine getirenlerin mükâfatı,“takva mertebesine nail olmak” şeklinde belirlenir. Takva üçe ayrılıyor: -Şirkten takva: Allah’a ortak koşmaktan sakınmak. -Masiyetten takva: Günahlardan kaçınmak. -Masivadan takva: Allah’tan gayrı her şeyi kalbinden uzak tutmak. (Sevgisini de korkusunu da Allah’a has kılmak. Mahlukları ancak O’nun namına sevmek.) Takva konusu Fatiha’yı hemen takip eden Bakara Suresinin ikinci ayetinde şöyle nazara verilir: “Kendisinde hiçbir şekilde şüphe olmayan o kitap (Kur’an), muttakiler (takva sahipleri) için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.” Bir sonraki ayette takva sahiplerinin sıfatları şöylece sıralanır: -Onlar gabya inanırlar, -Namaz kılarlar, -Kendilerine verdiğimiz mallardan zekât verirler. Takva mertebesine ermek, imanın kuvvetlenmesini, namaz ve zekât gibi ibadetlerin daha mükemmel şekilde yerine getirilmesini netice veriyor. Böyle bir mümin, “Allah’ın kendisinden razı olduğu kul” olma mertebesine erişir. Rıza mertebesi ise bütün derecelerin üstündedir. Bu şerefe nail olmak, başlı başına bir mükâfattır. Ama iş bununla kalmaz. Allah, razı olduğu bu kullarını ebedî saadet diyarında, sonsuz nimetlerine kavuşturur. Takva sahipleriyle ilgili bir başka ayet-i kerimede bu bahtiyar zatların sıfatları şöylece sıralanır: -Onlar bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, -(Kızdıkları zaman) öfkelerini tutarlar ve insanları affederler…. -Bir kötülük işlediklerinde, yahut nefislerine zulmettiklerinde hemen Allah’ı hatırlarlar ve günahlarına tövbe ederler…. -İşledikleri kötülüklerinde bilerek ısrar etmezler. (Âl-i İmrân, 134-5) Bütün bunlar kâmil müminin vasıflarıdır. Demek oluyor ki, ibadetin meyvesi takva, takvanın karşılığı da böyle üstün bir mertebeye erişmektir. Bir kulun takva ile manen yükselmesi ve yücelmesi Rabbini razı eder. Ancak şu da unutulmamalıdır ki, Allah her şeyden müstağnidir, hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. İnsanın bu yükselişi kendisi için bir kemaldir, bir menfaattir. Allah, onun yükselmesine muhtaç olmadığı gibi alçalmasından da, (hâşâ), bir zarar görecek değildir. Her iki halde de sonuç kula aittir; zarar da menfaat de onun içindir. “Herkesin kazandığı ya kendi lehine, yahut kendi aleyhinedir.” (Bakara, 286) Bu nokta üzerinde biraz durmak gerekiyor. Bir hadis-i kutsîde şöyle buyrulur: “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeye muhabbet ettim (bilinmek istedim) ve mahlukatı yarattım.” (Acluni, II, 132) Allah vardı ve hiçbir şey yoktu. Allah’ın bir ismi Samed, yani her şey O’na muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değil. Bugün gördüğümüz her şey, yıldızından güneşine, dağından denizine kadar hep yoklukta idiler. Onları Allah var etti. Ve Allah, onların var olmalarına muhtaç değil. Daha sonra canlıları yarattı. Onlara göz verdi, kulak verdi. Ve Allah, onların görmelerine ve işitmelerine muhtaç değil. Sonra insanları yarattı, onlara akıl verdi, kalp verdi. Bu varlık alemindeki harikaları düşünme ve onları yaratana iman etme kabiliyeti lütfetti. Ve Allah, aklın anlamasına da kalbin inanmasına da muhtaç değil. Kısacası, Allah, yarattığı mahlukların ne kendilerine ne de yaptıkları işlere muhtaç değildir. Çünkü, onları da yaratan O, işlerini de. Konuyu bazı örneklerle biraz daha açalım: Güneşi o yarattığı gibi ışığı da O yaratmıştır. O halde, Allah ne güneşe muhtaçtır, ne de onun ışık vermesine. Ağacı o yarattığı gibi meyveyi de O yaratmıştır. O halde, Allah ne ağaca muhtaçtır, ne de onun meyvesine. Mideyi O yarattığı gibi ondaki hazım faaliyetini de O yaratmıştır. O halde, Allah ne mideye muhtaçtır, ne de onun hazmetmesine. Madde alemindeki bu üç örneği, ruh ve mana iklimine de taşıyabiliriz. Aklı Allah yarattığı gibi anlamayı da o yaratmıştır. O halde, Allah ne aklın varlığına muhtaçtır, ne de onun anlamasına. Kalbi Allah yarattığı gibi ondaki inanma kabiliyetini de O yaratmıştır. O halde, Allah ne kalbin varlığına muhtaçtır, ne de onun inanmasına. Allah kalbin inanmasına muhtaç olmadığı gibi o inancın amel alemine dökülmesi demek olan ibadete de muhtaç değildir. Allah’ın kemali sonsuzdur. Sonsuz için ne artış düşünülebilir, ne de azalış. Bütün insanlar kâmil müminler olsalar Allah’ın kemalinde bir artış olmayacağı gibi, bütün insanlar birer Firavun kesilseler Onun kemalinde bir azalma düşünülemez. Kazanan da insandır, kaybeden de. Allah hakkında bu kelimeler konuşulamaz. Düşünme ve iman etme, insan ruhunun en büyük ihtiyaçlarıdır. İnsan, bunlarla gerçek insan oluyor ve kemalini buluyor. Aksi halde, bitkiler ve hayvanlarla ortak bir hayat sürüyor. O büyük sermayesini bu küçük işlere harcamakla nefsine zulmediyor, zarar ediyor, küçülüyor ve Kur’anın ifadesiyle “hayvan gibi, hatta ondan daha aşağı” bir dereceye iniyor. Allah, onun bu düşüşünden bir zarar görmediği gibi, onun yükselişine de muhtaç değil; her ikisi de kulun kendisi için. 3月6日 ((Algılayan Kim))
feryad-ı gönül
feryad-ı gönül
|
|||||||||||||||||||||||||||||
|
|