“´¯¥¯`” (gönül... 的个人资料SALAT VE SELAM BASTA EFE...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


8月27日

hos geldin Ey Ramazan...

1131807857ramazan95qg9wd5fh4pn

 


Ramazan ayı çok şereflidir

 

Bu konuda, İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Mübarek Ramazan ayı çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevab verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.

Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

(Ramazan orucunu farz bilip, sevab bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevabdır.) [Deylemi]

(Oruçlu çirkin konuşmasın! Birisi sataşırsa, "Ben oruçluyum" desin!) [Buhari]

Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)

Dini bir mazeret varsa, oruç tutmamak günah olmaz.

8月16日

Dört soru, dört cevap

 
 

Bir adam Hz. Ali’ye (k.v.) geldi ve:
“Sana sormak istediğim dört sorum var” dedi.
İlim Şehrinin Kapısı:
“Buyur, sor!” dedi.

Adam sordu:
“Vacip nedir? Vacipten evvel vacip nedir?”

Hz. Ali cevap verdi:
“Tövbe etmek vaciptir; günahları terk ise ondan önce vaciptir.”

Adam sordu:
“Yakın nedir? Yakından yakın nedir?”

Hz. Ali cevap verdi:
“Kıyamet yakındır; ölüm ondan daha yakındır.”

Adam sordu:
“Acayip nedir? Acayipten daha acayip nedir?”

Hz. Ali cevap verdi:
“Dünya acayiptir; dünyayı sevmek ise ondan daha acayiptir.”

Ve adam son olarak, şu soruyu sordu:

“Zor nedir? Zordan daha zor nedir?”
Ve Hz. Ali, bu son soruya da, şöyle cevap verdi:
“Kabir zordur; azıksız, amelsiz kabre girmek ondan daha zordur.”

Yolname

 

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma.. Kimin geldiği önemli değil, kimin
gelmediği de… Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
 
Yolcuya bakıp, yolu tanıma.Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan,
yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…

'En doğru yol : en dikensiz yoldur' diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak
lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma…

Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan sözedenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de severler.

Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat, şu gerçeği de hiç unutma : Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik
uyuşturucularla keyif çatanları, telörgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre
koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine
zar atanları , yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını
çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara
kızıp yolu satanları göreceksin.

Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen,
amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın , merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun. Doğru yol :
insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.

Yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin. Unutma, tevbe özeleştiridir. Kendisini hesaba çeken,
başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur.

Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman
olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabilir. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir. Bir
şey daha : Pusulayı sahte manyetik alanlardan, paraziter nesnelerden uzak tut; İbreyi saptırırlar da haberin olmayabilir.

Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak
durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzrindeki saptırıcı etkisini iyi hesap etmelisin. O'ndan
başkasından korkarsan , korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin.

Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır; Yani, kendi benliğinin sana kazdığı tuzak.

HAYIRLI YOLCULUKLAR DOSTUM
MUSTAFA İSLAMOĞLU

Elde var Aşk

 

 

Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.

 

Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.

 

Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.

 

Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.

 

Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…diyenlerin sırrı burada yatmaktadır.

 

Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.

 

Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın.

 

Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed'e dönmüş bölgelerine.

 

Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir.

 

Unutma, bin sevincin vermediğini bir acı verir. Acını, aşkın santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak. Hatırla ki yürek yürek nükleer güç merkezidir. Seven ve inanan bir yürekle hiçbir atom santrali boy ölçüşemez.

 

Bil ki, umuttan söz ettiğin her dem aşktan söz ediyorsunuzdur. Çünkü umut aşkın çocuğudur. Aşksız umut, plastik bebekler gibidir; oynar, eskitir ve atarsın.

 

“Umudum tükendi” deme, doğrusunu itiraf et, aşkının tükendiğini…

 

Sahi, aşk tükenir mi? Evet, eğer ölümlüden, ölümlüye ve ölümlü adına ise tükenir.

 

O, aşk suretinde görünen tutkudur. Tutku tutuklar, aşk azad eder. Bir duygunun aşk mı tutku mu olduğunu anlamak istersen, rengine bak.

 

Rengine bak, kara sevda mı, ak sevda mı?

 

Sevdanın karası köleleştirir, akı özgür kılar. Özgür kılan aşka muhabbet denir.

 

Muhabbet, yüreğe düşmüş bir tohumdur; “her başka yüz dane veren yedi başak” gibi, yediverendir o.

 

Muhabbet insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Herşey harcadıkça tükenir, muhabbet asla. Muhabbet müebbeddir.

 

Üzerine üzerine gelen karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara güçlerini, aşkın siperine sığınarak püskürtebilirsiniz. Onlar kaybettiler, onlar nefretin eli kanlı temsilcileri… Sen kazandın, çünkü sen aşkın cephesinde yer aldın, aşkın ve aşkının.

Hesabını yaparken tarihi unutma, coğrafyayı unutma. Acıyı unutma, sancıyı unutma. Melekleri, Sakarya'yı, Nil'i, Tuna'yı, Fırat'ı, Dicle'yi unutma.

 

İstanbul'un, Kahire'nin, Bağdat'ın, Şam'ın Mekke'nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Afrika, Avrupa, Amerika taraflarının olduğunu unutma.

Fakat, hesabını yaparken kesinlikle şöyle başlamalısın:

“Elde var aşk”


GÖRMEZLER Mİ Kİ, ALLAH’ın yarattığı her şeyin gölgesi, sağa-sola uzanarak huşû ile ALLAH’a secde eder.”

28532um1
—Kur’ân;

Her gece üstümüze dünyanın gölgesi düşer. Ölümün kardeşiyle tanışır; uyuruz. Yine de gölgemiz peşimizi bırakmaz. Peşimiz sıra, rengimizi sırtlanır. Kesafetimizi önce yere, sonra da yüzümüze vurur gölgeler. Işığa olan ihtiyacımızı belgeler. Gölgesi olmayan resulün haberi, tarihin gölgesinde bize ulaşır. Getirdikleri, içimizi ışıtır. İçimizi O’na açtıkça, aydınlığı, gölgelerimizi seyreltir. Hayat böylece çalkalanır gider. Dur deriz gölgemize, durmaz. Alınyazımız gibi, bizden ayrılmaz. Yine de, gölge yazıları, geceleri yazılır. Sözün gölgesi, mürekkep renginde düşer sayfalara.

Gerçeği farkettiğimiz an, belki de kurtuluruz sınırlarımızı resmeden gölgeden. Çünkü, gölgeler, âcizliğimizi yansıtır. Uzunu da, kısası da; hepsi ama hepsi, sınırlarımızı hemencecik ele verir. Biticiliğimizi yansıtır gölgeler.

Aczimiz büyüktür; iddiamızın büyüklüğü kadar büyüktür. İddiası olanın, gölgesi olur. Gölgesi, aczini anlatır. Kesafetini ele verir. Aczini bilen ise, bildiği ölçüde şeffaflaşır. Güzelliğine güvenen zühre çiçeğinin bu yüzden gölgesi mevcut değil midir? Gölgesi olmasa da, katre, Güneşin ışığını incitir. Işığı kırar. Ama reşha aczini bilir. Hiçbir iddiası yoktur. Bu yüzden Güneşe ve ışığa, görür görmez, teslim olur. O yüzden gölgesizdir. Gölgesizliğiyle, bize şeffaflığın dersini verir.

Her sabah, ilk ışıklarla merhaba der gölgeler bize. Her biri, umutlarımız boyu, ufuklara uzar gider. Yolun başındayızdır o zaman; gölgemiz umutlarımızı resmeder. Her sabah neler neler kurarız! Lâkin zaman akar, güneş yükselir, gölgemiz geri çekilir, küçülür ve görülmez olur. Vakit öğledir. Güneş bütün haşmeti ve şaşaasıyla belirdiğinde, gölgemiz susar. Tam tepemizde, haykırır Güneş. Lâkin, kaçacak hiçbir yerimiz yoktur. İşte o an, gücümüzün resmi, en çıplak haliyle düşer toprağa. Alnımız yere değmese de, gölgemiz secdede kalır. Gölgemiz, gökteki Güneşi bildiren siyah bir nokta olur arzın yüzünde. Ömrümüz, biri beyaz, biri siyah iki nokta arasında geçer. Yukarıda Güneş, aşağıda gölge, durmaksızın birşeyler söyler durur. Sabah vakti ‘istediklerimiz’in resmi olan gölgeler, öğle vakti ‘yapabildiklerimiz’ kadar kısalır. Bir noktaya dönüşür, hâsılı. Güneşle gölge durmadan oynaşır, ve bize birşeyler fısıldarlar. Gölgemiz, isteklerimizle gücümüz arasında, uzar kısalır. Gölgeler boyu, âcizliğimiz ortaya çıkar. Öylesine âcizdir ki insan, gölgesi her zaman Rabbinin huzurunda secdeye kapanır. Firavun bile bu kaderden kaçabilmiş değildir.

Acaba, insanlar her sabah doğup her akşam ölseydi gölgeler bize ne söylerdi? Sabah bebek iken akşam ihtiyar olsaydık şayet, gölgeler resmimizi ne de güzel çekerlerdi. Zira, çocukluktaki âcizliğimiz, sabah gölgeleri kadar uzundur ve büyüktür. Akşam gölgeleri de, tıpkı âcizliğinden duvarlara tutunarak yürüyen bir ihtiyar misali, uzundur; duvarlara, ağaçlara, direklere tutunarak ilerler. Oysa her günün öğlesi, her ömrün gençliği kadar iddialıdır. Kendimizi en güçlü, en kuvvetli, en yeterli zannettiğimiz gençliğimiz, öğle vakti gibidir. Lâkin, o da bir nokta kadardır. Bunu da her öğle vakti gölgemiz tekrar tekrar hatırlatır.

Biz güneşi ve ışığı dinleyenler, hiç gölgemizin sesine kulak verdik mi? Peki, kaç kez kovabildik, insan olmanın gerçekleri kadar ayrılmaz olan gölgemizi? Dinlemeyip sırt çevirdiğimiz her ışıktan sonra, kiminle yüzyüze kaldık? Kim o vaziyette bize secdemizi hatırlattı? Gerçeklere arka çevirip kurduğumuz yalancı dünyacıklarımıza gölge düşüren de gölgemiz değil miydi?

Zira, gölgeyle gölgelenir hayallerimiz. Ellerimizin sureti çıkar duvarlara. Kalemlerimizin gölgesi düşer kağıda. Yazı olur. Gölgeler, çizgiler boyu, hayatlarımızın sınırlarını çizer. Her sabah, mevcutlar sayısınca gölgeler doluşur dünyamıza. Dünyanın gölgesi düşünce Ay tutulur ya, işte o zaman başların gölgesi uzanır secdelere. Gün olur, Güneş de tutulur; yine secdeye uzanır başlar.

Kervanlar, çınarların gölgesinde konaklar. Çöllerde, hayallerin gölgesi serap olarak düşer kum denizine. Her yolculuk gölgeden gölgeye uzayıp gider. Her gece, üstümüze dünyanın gölgesi düşer. İnsanlar gölgeler boyu hayata uzanır. Her gün, Şems-i Ezelî’nin huzurunda, bütün vücutların hücreleri gölge olur, secdelere kapanır. Hayat beşik ile mezartaşının gölgeleri arasında kısalır da kısalır. Nihayet gerçek boyumuz kadar; iki taş arası kadar kalır öylece.

Hep hayatın gölgesidir, musalla taşına düşen. Herkes boylu boyunca oraya uzanır. Gölgesi kadar. Sonra, gönül dolunca, gölge kaybolur. Gölgesi herkesi yaşadığınca anlatır. Nihayet, her söylenilenin hesabı tutulur. Ve dahi, hiçbir şeyin kaçışı olmaz. Çünkü, gölge her daim secdededir ve asla yalan söylemez.
8月8日

hayırlı cumalar

befenertvbismilah52xf              
Image Hosted by ImageShack.us         
8月3日

her aydınlığı yangın zanneden zavallılar siz halendaha güneşi balçıkla sıvamaya devam edin




 
ırak ıraklı çocuk ırak işgali ırak savaşı ırak fotoğrafları savaş kan zulüm Very graphic image from Iraq
 
 

 
 
 

ABD'li bir bayan asker işkenceyle katlettiği bir Iraklının başında poz vererek sapık duygularını tatmin ediyor
 
 

ABD askerlerinin bir başka marifeti ve özgürleşen Irak
 
 

Bir ABD askeri Irak'ta çocukların ellerini bağlıyor
 

Özgürleşen Irak sokakları
 
 
 
 

Camiide infazcı ABD askerleri ölüm yağdırıyor
 

'Zulüm asla payidar olmaz'
 
 

 Filistin ve Lublanda bulunan muslumanlara atilmak uzere olan bombalarin uzerlerine Mesajlarini yazdirmak uzere (muslumanlar oleceksiniz v.s ) gibi sologanlar yazarak ucaklarina yukleyip muslumanlara karsi firlattilar.

 

 

 

 

ABD Lİ ASKERLERCE

TECAVÜZE UĞRADIKTAN SONRA ÖLDÜRÜLEN KADINLAR...

 

 

 

 

 

 

 

 

GERÇEK DÜŞMANLARIMIZI NEKADAR ÇABUK UNUTTUK. ZÜLME KARŞI SESSİZ KALANLARA LANET OLSUN.

 BU MAİLİ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE HERKESE YOLLAYARAK MİLLETİMİZİN BAZI ŞEYLERİ UNUTMAMASINI SAĞLAYALIM.

ŞİMDİDEN BİRBİRİMİZE İYİCE KENETLENELİM .

 

SIRA BİZE GELMEDEN  !!!

 

 

______

 

8月2日

AGLAYAN GÜLLER

 
 
1abb5ea3bd4xq1jn1qm7xg8
 
AGLAYAN GÜLLER
Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı , kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller...

Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi.

Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti..

Onları hiç bir şey ayıramazdı...

Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm...
Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü...

Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?

İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı... Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı.

Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu...

Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada.

Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??...

Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı.

Sevdiğine bir şey olamazdı.
Onsuz hayat yaşanmazdı ki...

O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu.

Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.

Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı.

7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı...

Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı...

Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu...

Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı..
 
 
SELAM VE DUA İLE EN YÜCE EMİNE EMANET OLUN
8月1日

Yalvarış

KURAN

Ya Rab bu hasrete can dayanmıyor;
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.
Her adımda bir engel var, salmıyor,
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Mümkün mü bu yolda maksuda ermek?
Mümkün mü sılada dost yüzü görmek?
Aşığa ar gelir geriye dönmek;
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Çekilmez bir şelek vurdun arkama;
Şaşırdım yollarda kaldım, akşama.
Umudum her zaman bakidir amma,
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Sevip sevilmemek varsa kaderde,
Hangi doktor ilaç verir bu derde?
Hastayım, susuzum gurbet illerde;
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Ey hanlar hanını halkeden Hancı!
Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı.
Ey fakir ekmeği, Mümin inancı!
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun


Abdurrahim Karakoç
7月30日

Adın, esirgeyen ve bağışlayan…



Her andığımda bana eksikliğimi hatırlatan; dile kolay kalbe ağır adını anıyorum.Adın ki, durmadan çoğalır içimde.Adın ki bir emanet dilimde.
Her tercih bir vazgeçişse eğer;benim tercihim Sen oluyorsun.Dilim en çok adını anınca, kalbim yalnız Seni hatırlayınca hayat buluyor.Adın, anlam katıyor adıma.



Adın ki, büyük.
Adın ki yüce.
Adın ki en güzel…



Ölüme doğru yürüyen bütün insanlar gibi ben de küçüğüm.Avuç içindeyim, açılsa düşeceğim.Bu sabah gözlerime yerleşen tefekkürle Seni söylüyorum.Yüzlerce, binlerce kez söylüyorum,yetmiyor.Art arda ve hepsi farklı anlamlardaki isimlerini söylüyorum.




İki tesbih boncuğu arasında bir kalp kaç kez çarpar, sayamıyorum.”İkrar”ın sukutu oluyor suskunluğum.Az ve öz olan bir anlayışla ve kıbleye doğru bir bakışla Seni anıyorum.Andıkça çoğalıyor anlamların.Adın ki sonsuzluk..
.Adın ki ahd ve vefa…



Evimdir dediğin kalbimin en naif köşesine bırakıveriyorum ismini.Harfler ruhuma dokunuyor.Bir su damlasını doldurmayacak büyüklükteki küçüklüğümü hissediyorum.Devasa bir huzur yanağımdan süzülüyor.Ellerim Sana doğru uzanıyor:”Sevgine talibim” diyorum;affına ve rızana…



Cevabını duymuyorum ama duyduğunu biliyorum.Eğer ki adın “en gizli sesleri işiten” olmasa, nasıl bilirim bana “buyur” dediğini.”O adı günde yetmiş kez anın” diye buyuruluyor.Ve biliyorum ki kalp kapağı dakikada yetmiş kez açılıp kapanıyor.



Sen,kimsenin göğsüne iki kalp koymamışken ve kalpleri ancak Sen değiştirebilirken kalbimin dik durmasını istiyorum Senden.Bir muska gibi takıyorum ruhuma adını.Adın ki “gizliyi bilen, sırları gizleyen…”
“Neden O var?” dediğimde herşey canlanıveriyor?Hayat adın geçince niçin allı morlu renklere bürünüyor?



Nasıl oluyor da Sen gelince aklıma,omzumdaki ağırlık azalıp ruhumda bir şölen başlıyor?”O, onsuz olmayandır.”diyen filozofa kulak verince,gözlerim neden böyle doluyor?Sen ki “hiçbir şey kendisine denk olmayansın”.Sen ki “yüceliğinde yakın, yakınlığında güzel” olansın.Ben yer ile gök arasında, ümit ile korkunun ortasında, düştüğüm kayaya tekrar tırmanmak istiyorum.



Sorduğun suale “bela” dediğim günden bu yana, ismine sığan meale kulak veriyorum.Hayattan uzaklaşıp, gerçeğe yaklaşırken, va’dedilen günü bekliyor,ömrün gelip geçiciliğine tebessümler gönderiyorum.



Ben; kulaklarım, gözlerim ve zihnimin işgal altına alındığı bir devirde seviyorum Seni.İstemelerim olmasa Senin için bir ehemmiyetim olmayacağını bilerek geldim kapına.
Ve bunun için bağlıyım adına.Nasıl ki en çok alnım yere değdiğinde hissediyorsam Seni,öyle bir anda kapatmak istiyorum gözlerimi.Seni razı edecek bir gün istiyorum Senden.
Ey “saltanatında kadim” olan adın düşüyor aklıma.Adın ki kuluna uzak olmayan…Adın, esirgeyen ve bağışlayan…



Arının karnını yazan kudret ile semaları tanzim eden kudret aynı eldir.Kapkara bir gecede kapkara bir taşın üstündeki kara bir karıncayı gören de O’dur.Varlığın bir sebebi vardır.
Sebebin de bir sebebi vardır.Ve herşeyin sebebi de büyük adındır.Sen olmasan,sınırsız sema gözbebeğime nasıl sığardı?Varlığımın sebebi, kalbimin sahibi,musibetimin ümidisin.Rahledeki Kitap,neydeki nefes,içimdeki ses adını fısıldıyor.



“İsmine sığan her şey kendisinden azdır.”Adın “Baki”, adın “Kafi”…Adın en güzel isimler sahibi…
“Kimi sevsem,Sensin.”Bilirim ki kainata dağılmış bütün sevmekler isimlerine karşı verilmişbir muhabbettir.



Vaha sandıklarım çöl oluyor, kıyılarıma vurup giden insanlar anlamıyor beni.Kuyularda kalıyorum, yardım eden olmuyor.Bir adın kalıyor her şeyden geriye.Ben kuyuya düşsem Sen kovanı sarkıtırsın bilirim.Menzili vefa olan bir bağı var dostluğunun.Yazın buharlaşmayan,kışın donmayan,sonbaharda yapraklarını dökmeyen bir dostluk…Dostluğundan cesaretle istiyorum Senden:



Ne olur Sana en güzel göründüğüm an, al beni yanına.Aşk susturduğu oranda büyür,büyüdüğü oranda sustururmuş.Susuyor,Seni dinliyorum.Adın için yaşıyorum.Adın ki bir emanet dilimde.Adın ki, eksilmeyen tek kelime…

mutluluga dair 40 ayet

186495bna73841p9

 

Mutluluğun formülünü saklayan 40 ayet

İsra 37: K

ibirli olma, alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.

 

Kaynak:

Kuran-ı Kerim

7月29日

Mirac kandilimiz mübarek olsun.dualarınızda unutulmamak ümidiyle

261314074833a243391ojk7ot7
Müslümanların hayır işlemekte birbirleri ile yarıştıgı bir zamanda Asıgı Masuga ulastıran mirac,
günah batagında kurtulus mücadelesi veren bu zamanın asıklarını
Yüceler Yücesinin huzurunu götürmek için bekliyor.
Duam odurki:
Alemlerin Rabbi içinde bulundugumuz su mübarek gecenin ve
Habibi Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin ümmeti olmamız hürmetine
(küçük-büyük) her türlü hata ve günahlarımızdan bizleri avf-ı magfiret etsin
ve Huzur-u İlahiyyeye miracı bu gece ``Muhammed Ümmetiyim`` diyen herkese lutfeylesin.
17tx8ej1
 
BU GECENİN İHYASI:
 
Receb-i Şerifin 27.gecesi Mirac gecesidir.
Yatsı namazından sonra 12 rekat Hacet namazı klınır.
Beher rekatta Fatihadan sonra 10 ihlas-ı serif okunur.
Namaza niyet:
``Ya Rabbi,rıza-i serifin için niyet eyledim namaza.
Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrarını göstererek muhabbetin ile müserref kıldıgın,
sevgili habibin Rasul-i Zişan  Efendimiz hürmetine ben aciz kulunu afv-ı ilahine,feyzi ilahinee rıza-i ilahine mazhar eyle.``
denir ve tekbir alınır.
Namazdan sonra 4 Fatiha-ı  Serfe
100 defa ``Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe vallahü ekber.vela havle vela kuvvete illa billahi `l aliyyül azıym``
100 istigfarı serif
100 salavatı serife okunup dua edilir.
Bu njamazda ihlaslar 100 defa okunursa  veya bu namaz 100 rekat olarak kılınırsa
bunu yerine getiren mü`min huzur-u ilahiye  namaz borclusu olarak cıkmaz.
Mirac gecesinden sonraki ,mutlaka oruclu olmalıdır.
 gün ögle ile ikindi arasında 4 rekàt namaz kılınır.
Her rekatta  Ftihadan sonra 5 Ayetel kürsi,5 kafirun suresi.5 ihls-ı serif.
5 felak suresi ve 5 defada nas suresi okunur.
 

Cennet uzakta değil...

Cennet uzakta değil...

Zaman sabahın

seher vaktini kucaklamaya hazırlanırken gök kubbede hoş bir seda yankılanıyor.. ‚Essalatu hayrun minen nevm..’ namaz uykudan hayırlıdır.. gök kubbe bu sedayla O'nu zikretmeye hazırlanırken evinizde hoş bir muhabbet başlıyor..


Mahmur olan gözleriniz ilahi nidayı duyan kulaklarınızla aydınlanırken sizde O'nu zikretmek için kalkıyorsunuz yarı ölüm olan uykunuzdan.. yine bir şükürle.. yine bir zikirle kalkıyorsunuz yatağınızdan..


Ve önce siz alıyorsunuz abdestinizi ilahi huzura en güzeliyle varmak niyetiyle.. ve odanıza geliyorsunuz.. size cennet olan sizinde kendisine cennet olduğunuz eşinizi çağıracaksınız O'nun huzuruna varırken size eşlik etmesi için.. ki böyle bir çağrıda cenneti yaşayan eşiniz elbet ki en güzel bir cevapla kalkacak yarı ölüm olan uykusundan..


Ve işte o an odanızda öyle bir aydınlık olucak ki.. hiçbir maddi lamba bu aydınlığı veremez odanıza.. çünkü bu aydınlık yüreğinizin aydınlığı.. çünkü bu aydınlık cennetin aydınlığı.. çünkü bu aydınlık O'nu sevmenin aydınlığı.. çünkü bu aydınlık kendisini sevene en güzel sevgiyi verenin vaat ettiği aydınlık..


Ve işte seccadeler serilmiş oraya doğru.. gönüllerin coşkusunu en güzel yaşadığı kabeye doğru.. ön safta eşiniz.. orta safta yuvanızın gülleri bülbülleri evinizin neşesi çocuklarınız ve arka safta siz.. gözlerinizde tatlı bir göz yaşı.. ama bu göz yaşı acı için hüzün için akan göz yaşı değil.. en güzel huzura en güzel şükür için akan göz yaşı.. O'nu sevmenin O'nu yaşamanın göz yaşı..


Dillerde Allah-u ekber nidası odanızda kulluğunuza şahit melekler.. yüreğinizde O.. gözlerinizde en güzel aydınlık.. ve siz.. ve eşiniz.. ve çocuklarınız..


İşte cennetiniz.. işte huzurunuz.. işte yüreğiniz.. işte O.. ve işte O'nu sevmek..





Müminin dünyadaki cenneti işte cenneti kendisine heran Onu hatırlatan ailesi.


Rabbim tüm mümin ve müminelere dünyadaki cenneti yaşamayı ve bu cennet ile ebedi saadet olan ebedi cennete varmayı nasip etsin.


Selam ve dua ile..

özledim seni Ey Yar




Özledim
özledim, çok özledim seni YAR!
Sevdana talip olmuşum, Kevser Irmağının yanında buluşmaya kaç var…


....................


EN BÜYÜK YAR'e:


YA RAB SANA HAVALE KULA ZULM EDEN BAŞLAR
SUSTURULSA DA DİLİM SUSTURULMAZ Kİ YAŞLAR
GÜNDÜZ GÜNEŞ ÜŞÜTÜR GECE YANGINLAR BAŞLAR
BENİ SEVDAYA HİCRAN AŞKLARA YÂR KIL RABBİM......


Ey Gül Yüzlü Sevdiğim, Gül yetimi yüreğimin sana bir maruzatı var;
Bir gün senin isminle yanaştı bir yabancı yanıma kadar, “Gül kokusu getirdim “ dedi mutaf diyarından sana…Ve o anda Allah biliyor ya; yıkıldım ayaklarıma…


Seherlerde mübarek gül kokunu kokladığım, sevgini yüreğime damıttığım anın hükmünden bu yana çıkmıyor aklımdan o kutlu sevdan...” Göz yaşlarımın duru durağı yok bilesin. Oysa bu hasreti zincirlemeyi ne çok isterdim...Ama özlemin biterse ben de biterim YAR….


Ezanlara beş vardı, benim gönlüm sana akardı, Tüm sevdalarım şaha kalkmış, isyanlardaydı. Serçelerin ötüşleri ile kendimi avuturken, selamımı meleklerle saldım yollarına, …Ulaştı mı kutlu divanına?
Can denizinin dalgası kıyılarıma vuruyor şimdi… Ne yıldız ne güneş, bana çare değildir. Ben ufkuma doğan ebedi güneşimin harında kavruluyorum an be an..Başka ne istenir ki EN BÜYÜK YAR’dan…
Ey GÜL KOKULUM; sar beni şefkatinle…sana öksüzüm, sana yetimim, sana kimsesizim,....


“İhvan” demiştin ya sen asırlar önce, ashabına… “Kardeşlerimi öyle çok özledim ki” demiştin henüz seni bilmeyen gönülleri kast ederek.. Biz bilmiyorduk ama sen bizi biliyordun… Çünkü top yekün zamanın ve mekanın peygamberiydin...Sendeki bu Hasreti dindiremeyen ashab ta, gıpta etmişti bizlere o gün… Şimdi soruyorum büyük bir umutla sürekli nefsime. 'Kardeş olmak nasip olacak mı acaba bizlere …Alnında secde nişanıyla Ak bahtlı olmaya layık mıyım ben de ' diye....


Özledim, özledim, çok özledim seni YAR!
Sevdana talip olmuşum, Kevser havuzunun yanında buluşmaya kaç var…


Umut bu benimkisi.. İnancımdan doğan umudum. Hani sen demiştin ya 'Mümin umutsuz olmaz'..O yüzden sabrımı çile yapıp sarıyorum kollarıma, giydiğim bu divanelik gömleğiyle beraber..,Nefsimin temizlenmesi ve o ilahi nurun yansıması için başka kime yönlendirsem Kalbimi Ey Resulüm. Senden başka kimim var…


Ey El-Emin, Sen ki ”Çocuk kokusu, cennet kokusu” demiştin ya koklarken kuzunun kuzusunu, Bu yüzden bebeğimi kokladıkça cennetteki kokunu duyuyorum diye her fırsatta, daha sıkı sarılıyorum yavruma. Denizlerde su çok olsa da bardağın kadar olacak nasibin denir ama, Ey GÜL KOKULUM, cüretimi bağışla talibim ben şimdi daha fazlasına! ...
Sen ki cihana gelişinle Badiye Yaylasını bolluk ve berekete kavuşturan, “İstikbalin Şanlı Sultanı”. Bu yüzden mi seni andıkça göz yaşlarımın bereketinde boğuluyorum…


Şimdilerde yürek bahçemde açan güllere dikenler dolanır oldu. Çok şükür Rabbim, tövbem olan nedametimle Rü'yetine talip olduğumdan beridir ki, temizlemek zor değil bilirim ancak; ellerimdeki bu kan şefaatçi olur mu bana yarın huzur-u mahşerde….
Ben sevdayı sende tattım Ey Gül Kokulum…Sende öğrendim mum olup eriyişin mucizevi artımını….. Şimdi bu küçük gibi görünen şeylerdeki sevindiren ve ağlatan manzaranın büyüsündeyim… Peteklerden damla damla sızan bal gibi sözlerinle, istikbalimi seninle şekillendirdim..Ruhum seninle tatlandı artık.
Sen “merhamet ancak cehennemlik kimselerde bulunmaz” dedin ya ben bununla öğrendim nefrete meylettikçe yüreklerin nasıl cendereyle sıkıldığını, bununla öğrendim kine mağlup oldukça suretlerin nasıl karardığını…bununla öğrendim nefislerin adi bahanelerinin kulu nasıl perişan ettiğini... Nitekim cehenneme odun da lazımmış.
RABBİM SEVGİLİME KAVUŞMAK ÜZERE ÖLÜMLE İFTAR EDİNCEYE KADAR DÜNYA İLE ORUÇLU OLMAYI NASİP ET BANA…


Külli sevda dururken cüzi sevdayla neden yetineyim
Aç gözlülüğümü bağışla Rabbim
Ben bu sevdaya talibim............/
7月28日

MUSİBETLERİN ARKASINDAKİ GÜZELLİKLER

 

                         YOL ALIRKEN YOL GÖSTERENLER
                                 Bediüzzaman hz. talebesi merhum zübeyir Gündüzalp in mesajlarından bir demet...
MUSİBETİN ARKASINDAKİ GÜZELLİKLER

Maddî bir felaket gelip size çattığında, bu musibet size bir cihetten zararlı olur. Fakat bir çok sebeplerden size kâr­lar ve faydalar sağlar. Fâni dünyanın bu fâni belâsı sizin ak­lınızı başınıza toplatır ve hadiseleri daha büyük bir mânevî kudretle ve daha serinkanlılıkla muhakeme etmenize fırsat verir.
Evvelce zarurî ihtiyaçtan addettiğiniz, görenek belasıyla luzumsuz ve müsrifâne yaptığınız masrafların ihtiyac-ı gay­r-i zarurî olduğunu ve israfkârane para harcadığınızı düşün­dürür ve gösterir. Sizi iktisat ve kanaatin tükenmez hazinesinin zenginliğine eriştirir.

Gelirin artışı ile sarfiyatını ziyadeleştirmesi gibi ferdî ve içtimaî iktisadiyatını yıkan maişet darlığının mezarına hapse­den bir akılsızlık ve dira­yetsizlikten kurtulmasına sebep olur. Öyle malî bir sıkıntı vaktinde şu hususu da görmek ba­si­retine sahip olursunuz ki, eskiden vazgeçilmesi imkansız gibi görünen bir çok şey­ler hiç de öyle değilmiş.

Kendi kendinize sormaya başlarsınız: “Acaba yaşamın biricik hedefi, maddî bolluğu ve zenginliği elde etmek, gü­nahlarla kalpleri karartan ve insanı mânen zehirli hançer­lerle yaralayan kötü eğlencelere dalmak, boş ve uyuşturucu eğlenceler peşinde koşmaktan mı ibaretmiş? Güya geçim dertleri bitmiyormuş gibi üstelik bu kadar lüzumsuz şeylere ihtiyaç var mıymış? Hayır, hakikat ve saadetle yaşamak asla böyle değilmiş” diye size akılâne ve müdebbirane bir muhakeme ve muha­sebe yapma meziyetine yükseltir.

İşte o sırada hayatın ha­kikî gayesini ve kıymetini ve dün­yada dünya ve uhrâ saade­tiyle yaşamanın yolunu öğrenmiş olursunuz

eb35018ac2f7bf339fbdc62ea719ed50.jpg

İLMİN DEĞERİ

Hz. Ali’den 1- İlim peygamberlerin mirasıdır.

2- İnsan ölünce malı dünyada kalır. İlim ise sahibini ter­ket­meyip sahibiyle beraber gider.

3- Bütün insanlar din işlerinde âlimlere muhtaçtırlar. Âlim­ler ise mal sahiplerine muhtaç değildirler.

4- İlim, sahibini sıratı geçmesinde yardımcı bir kuvvettir.

5- İnsanın değeri ilmi ile ölçülür.

6- Cahiller ilim adamına düşmanlık gösterirlerse de bunların düşmanlığı onlara zarar vermez.

7- Nadan, cahil, dikkafalı ve kendini beğenmiş kimselerle arkadaş olma.

8- İnsanın kıymetini anlamak istersen, onun sohbet ettiği arkadaşlarına bak.

9- Müstağni olduğum, muhtaç olmadığım zaman, dostla­rım dostluk gösterirler. Lakin bana bir bela gelirse düşman olup benden yüz çevirirler.

10- İnsana yokluk gelince, insanlar onu hor ve hakir gö­rürler. Sözü ne kadar doğru olsa da, kendini beğenmiş kim­seler o söze hatadır derler.

11- İlim öğrenmeye ça­lış, nur-u basiretle kendin anla.

12- Bilenle bilmeyen, dâ­nâ ile nâdan bir olamaz.

13- Bu kalpler birer kab gibidir. En iyileri faydalı şeylerle dolu olanıdır.

14- Cahil kimseler, ken­dilerine seslenen her ada­mın peşine düşerler ve her rüzgârın cereyanına kapı­lır­­lar.

15- İlim, servetten daha iyidir.

16- İlim, tutulacak en güzel yoldur.

17- Bilmediğinizi itiraf etmekten ve bilmediğinizi öğren­mekten çekinmeyin.

* * *

İnsanlar; dünyalarını payidar etmek için dinlerinden bir şey terk ederlerse, dünyalarını eskisinden daha beter ve va­him bir hale döndürürler.

* * *

“İlim ne büyük şeydir? Erbabını yüceltir.” (Hz. Ömer)

* * *

Cehilden daha ziyade fakirlik, ilm-i imandan ziyade zen­ginlik tasavvur olunamaz.

* * *

İlme çalışmak nafile namazdan efdaldir.                                                          31meidruppelmk3nw0lt0.jpg                                                      



HERGÜN TAZE BİR HEYECAN

Siz daima ileriye doğru yürümelisiniz. Her gün terakki­ler kaydeden hamleler yapmalısınız. Ruh kuvvetinizi hil­kat-i hikmet yolunda yükseltmede ve imanî hakikatleri masset­me­de bugünü dünden ziyadeleştirmelisiniz. Bu uğurda ve hiz­met-i Kur’âniye meydanında ve ubudiyette hareket ve fa­aliyet kabiliyetinizi her gün artırmaya uğraşmalısınız. Mücadele ve mücahede, savaş ve şahlanış gündelik ve da­i­midir. Cehd ve cidale, yepyeni bir güçle, ter ü taze bir sev­­gi ve tutkunlukla ve nihayette galebenin inancı ile sarıl­ma­lıdır.

İnsan her gün yepyeni bir kuvvet ve kudret, mânevî bir haz ve zevk, güzel bir huy ve ahlâk, himmet ve gayretle uyan­­malıdır. Cenab-ı Hakkın bir fazl-ı İlâhî olarak hamlet­tiği fazilet-i asliyenizi ve hizmet-i kudsiyenizi ifa etmek azmi ve sebatıyla ile yatağınızdan fırlamalısınız.

Atalet ve tembellik döşeğinde zelilane yatıyorsanız, irade ve gayretinizi kamçılayınız. Maddî ve mânevî hayatınızı ye­ni baştan kurmalı ve düzen vermelisiniz.

Kendini, yaşamanın seline ve intizamsız ve başıboş sey­ri­ne kaptıran adam kendi kendini ölüme veya meyyit-i mü­te­harrik olmaya sürüklemiş olur. Yaratanına, sahip ve mali­ki­ne ibadet ve taat ve hizmet için cehd etmeyen kimse, kendi kendisini helâket ve felaketlere, hastalık ve sakatlık­lara uğratmış ve müptela etmiş olur.

Âdemoğlu, daha başlangıçtan beri hep savaştı. Dinî ve dün­yevî hayatının bekâsı için fâni hayatını, mücahedelerle müebbed eyledi.

Demek Âdemoğlu, dünyaya geldiği günden itibaren mü­ca­hedeye hazır olmalı ve bunu yaşadığı müddetçe de­vam et­tirmelidir. İmanla küfrün, din ile dinsizliğin Âdem Aley­hisselâmdan başlayıp devam etmekte olduğunu ve kı­yame­te kadar da devam edeceğini hatırdan çıkarmamalıdır.

 ebrululale.jpg



NASİHATLER

Arzı ve semaları bir kefeye; tevhid kelimesini bir kefeye koysalar, kelime-i tevhid kefesi ağır gelir.

* * * * * İnsandaki nefs-i emmarenin en büyük felaketli davası: Riyasettir. Başkalarına tefevvuk hırsıyla himmet ve gayret etmek, hırs-ı sevab meyli taşımak, nefs-i emmarenin bir desisesi demektir. Böyle bir emmare-i nefisten henüz kurtulamayanlar, herkesin kendine ram olmasını, emir ve fermanlarına boyun eğmesini arzu ederler. Bunun için çalışır da, Rıza-i İlahi için sarf ettiğine kanî olarak vartaya düşerler. Emmarelik vas­fını taşıyan nefisler saadet ve selametten uzaktırlar. Bunun için; maddî-manevî menfaat ve ikbal, makam ve riyaset yolunda ona hisse vermemek gerektir. Amel-i salihin illetini yalnız ve yalnız emr-i îlahî olduğunu bilmeli ve ruhen, kalben, kalen ve fiilen yaşa­malıdır. Sırr-ı ihlasın ve halis niyetin dışında bir niyet taşımamalıdır.

1- Geçtik ihsanından, bir mazarratı dokunmasın.

2- Geçen geçti, gelene bak.

3- Kendinin kabahatini önüne koyarlar, öyle döver­ler.

4- Gerekliyi, gerekmezken saklamalı.

Milletleri büyük inkıraz ve inhitatlara sevk eden yegane sebep dinsizliktir.

Bu milletin huzur ve emniyet, sulh ve sükun içinde. birbirleriyle kardeşçesine muamele ederek ilerlemele­ri, Nur Risalelerini okuyup okutmasına bağlıdır.

* * * * *

1- Kuvvetli ve cesur adam hasmını yere çarpan pehlivan değildir. Asıl kahraman adam, öfkelendiği zaman hiddetine ve nefsine hakim olandır.

2- Nefse hakimiyet, en büyük ibadettir.

3- Öfkeyi yutmak, ruhi ve nefsani bir mücahededir.

4- Gazap, şerrin bütün nevilerini toplayan kötü bir haldir.

5- 'Öfkelenme' demek; seni öfkeye sevk edecek şeyleri ve sebepleri yapma, öfkenin hakimiyetine meydan vermemek için nefsinle mücadele et, demek­tir.

Hiçbir kelam, amelsiz kabul edilmez. Ve hiçbir amel de ihlas olmadan makbul değildir.

* * * * *

İhlas, Peygamberin yoludur.

* * * * *

Varis-i Peygamberî gibi büyüklere ve bu büyükler misüllü olana tazim gerektir. Tazim insanı küçültmez, bilakis yüceltir.

* * * * *

Ehl-i imanın ferasetinden sakının. Çünkü o Al­lah'ın verdiği nurla, hususan tahkiki iman kuvvetinin nuruyla bakar.

* * * * *

Aza kanaat, nefsin kısmetini kaçırmak demek de­ğildir.

Allah korkusu veya sevgisiyle ağlamak, ibadettir.

* * * * *

Kerem sahibi olmak için, ilahi, kudsi sırlar sakla­mak şarttır.

* * * * *

Çalış, tembelliğe düşme, ömür azdır, vazife çoktur. Fani dünyada bakî saadeti kazandıran Nur Risalelerine çalışmaktan geri durma.

* * * * *

Hiç kimseye eziyet için çalışma, mü'mine iyi niyet, hüsn-ü zan besle.

* * * * *

Ferahlıkta, darlık saklıdır. Her bela, bir iyiliğin müjdecisidir:

'Zeval-i elem, lezzettir. Zeval-i lezzet, elemdir.'

* * * * *

Dinî olmayan belaların Hak'tan geldiğine inanıp, sabretmek gerektir. Sabırlı insanlar Allah'ın nuru altındadırlar.

* * * * *

Rızkın için üzüntüye düşme. O seni arar; o kadar arar ki, sen onun kadar arayamazsın.

JGK.jpg



ÜMİT VE NİKBİNLİK (İYİMSERLİK)

Her şeyin iyi cihetini ve güzel veçhesini görmek, yani imanlı bir nikbinliğe (iyimserliğe) malik olmak, gü­zel huy ve ahlâkla meşru dairede yaşamak ve bundan İlâ­hî bir haz duymak akıl, kalp ve ruhun her zamanki du­rumu ol­malıdır. Ruh, akıl ve kalp eğer maarif-i İlâhiye ile, ilm-i iman ve ma­rifetullahı ders veren Risale-i Nur’la salim ise; en tehlikeli anlarda, bedbinlik veren en ümitsiz hallerde, yaşamayı çok acı bulduğun en bunaltıcı ve buhranlı çağlarda, inim inim in­lediğin saatlerde bile nikbin (iyimser) olabilirsin. Nikbin olmakla da hayatın dağlarvari dağdağaları al­tın­da ezilmekten kurtulmak için şahlar gibi şahlanabilirsin ve şahlanmalısın.

Bilhassa yeis, ümitsizlik ve bedbinlik hislerinin sana mu­sallat olduğu devrelerde ve zamanlarda bütün nikbinlik ve ce­saretini ele alarak yeisin attığı sefahet yatağından fırlamalı­sın ve fırlayacak kudretin özünde mevcut olduğunu bilmelisin.

Gözlerinin ümit, saadet ve muvaffakiyet sürurunun ve sevincinin parlak kıvılcımlarıyla parladığını âyineye bakıp görmelisin.

Sakın hiçbir zaman deme ki; her işin kötü gittiği bir sı­rada, insan nasıl ümitvâr ve nikbin olabilir?

Nikbin bir vaziyete sahip olmak demek; daima kuvvet-i imanla dayanmaya, en kötü durumlarda bile herşeyi iyi görmeye, hadiseleri mümkün olabilen en müsbet, yani en olabilir taraflarını elde edebilecek surette karşılamaya hazır bulunan ruhun müsbet bir durumuna erişmektir.

Ruh böyle bir durumu birden bire elde edemez. Ancak bilmelidir ki irade, sabır, sebat ve enerji ile herşeye vasıl olunur. Gelişigüzel yaşayan adam ölüme sürüklenir. Hadiseleri ve güçlükleri yenmek elinde değilse bile hiç olmazsa kendi kendine telkinlerde bulunmalısın ve istiğfar ve “hasbünallâ­hu ve ni’me’l-vekil” duasına devam etmelisin. 
 islama1_32.jpg             




   
                                                2297.jpg                                                                                                 ' birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz mazide, birimiz müstakbelde, birimiz dünyada, birimiz ahirette olsak biz birbirimizle beraberiz'

Herşeyi Bilen Hem Gizli Hem Aşikar Ve Bilinmek Yönünden Pür-Aşikar Olanın Adıyla...

Herşeyi Bilen Hem Gizli Hem Aşikar Ve Bilinmek Yönünden Pür-Aşikar Olanın Adıyla...
Ey Zat-ı Zü'l-celal! Arz-u halime seninle başlıyorum.
-Estafirullah-

Daha doğrusu yüklemi başlamak olan herşeye seninle başlıyorum.
Sen, Henüz hiç bir şey yokken, ''hiç'' denen şey dahi yokken vardın biliyorum.
Öylesine vardın ki ; varolmam için fanilerin muhtaç olduğu gibi bir başlangıca da ihtiyacın yoktu biliyorum.
Çünkü bunları bana ''Sen'' bildiriyorsun
Bense, senin bildirdiklerinin alemi ve sevdirdiklerinin aşığı olmanın bahtiyarlığıyla birikiyorum ''aşka, rüzgara , ayrılığa ve zamana...''
Ve Sen yine bilmiyorsun;
Tek vasıtasız sevilebilecek , ''ehad'' olan Allah'tır!
Ondan gayrısıysa, ancak O'ndan ötürü sevilebilir...

Ötürü Sevmelerimin Kahramanı! Kavuşmamız için bizi, gemileri karadan yürütmeye mecbur bıraksalarda, Mesafelerin , sevdamızdan yılma sebebimiz olacağına inansalar da, Zorlu yolları, aşk yolculuğunda yeni olmamızı bahane göstererek aşılmazmış gibi yansıtsalar da, Yeniliğimizin ,sevdamızın bağlı olduğu kaynaktan ötürü hiç bir zaman eskimeyişimizin ifadesi oluşundan olsalar da bi-haber, Yürek kentinin surlarını kuşatsa da , inançsızlığın hiçleştiriciliğiyle küçülmüş devler, Coşkunluğumuzun bir gençlık hevesi değil , ebedi bir müjdenin emaresi olduğunu anlamasada eller...

Sana her ''kahraman''ım deyişimde , alnına nurdan harflerle Muhammed'i müjde nakşedilmiş binlerce yar-İstanbul ses verir sesime.
Vaktiyle Fatih, Şehr-i İstanbul'u nasıl ki alnında ki müjdeden öpüp başına tac etmiş ise;
Sen de: '' Allah için birbirini seven, Allah'ın savgisi üzere bir araya gelen ve bu sevgi ile birbirinden ayrılan iki kişi , başka gölgenin olmadığı günde Allah'ın gölgesinde gölgelenecektir.''
müjdesiyle ötürü sevmelerimin kahramanı olup hüküm sürüyorsun kentimin-kendimin İstanbul edalı serüvenlerinde...

Leylican!
Her geçen gecenin her gelen güne açılan penceresinde gece rüyalarımdan gün düşlerime dönüşlerimde , hayatın fanisine yahut ebedisine biriken ümidlerim var saba dair. Bense ,hayata şükür ipinden tutunmak adına , daha önce uzanıp da elimde kalan iplerin arasında el yordamıyla tutanak ararken her seferinde ellerimde seni bulmamla serinleyen bir yangın yeriyim. Sana dair ümitlerimi tedavülden kalkmış sayanlara inat, yürek fermanıyla tedavülden kalktı senin dışında geçen tüm akçelerim...

Ey Gül-i Siyah!(ım)
Sen benim siyah aydınlığımsın; Günahın aldatıcı aydınlığına bürünemeyecek kadar sahici ve siyah,
Ve tevbenin
siyahlığı ardındaki aydınlık kadar beyaz!
Bunların ötesinde, siyahın kolay kirlenebilirliğine meydan okurcasına , siyah olduğu halde kirlenmeyecek kadar maharetli ve temiz... Rahman'ın şükür gerektiren nimetlerinden olan
Seni, izah etmeye güç yetiremese de kırık dökük kelimelerim ve titrek kalemim,
Aşkın aşkınlığı karşısında mehçup eden sözler için bağışlanmak dilerim...

DE Kİ, ALLAH İÇİN, NE YAPTIN BUGÜN?...



                DE Kİ, ALLAH İÇİN, NE YAPTIN BUGÜN?...


Kalbini bağla ki, Hâkk kemendine,
Düşme, mahşer günü, yargı derdine,
Sen, kendi yargıcın, ol da kendine,

De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..


Bir gönül kapısı, bulup çaldın mı ?
Bir sevgi seline, boyca daldın mı ?
Bir dosta bedelsiz, selâm saldın mı ?
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Seher vakti kalkıp, vecde daldın mı ?
Nûrlar dağılırken, payın aldın mı?
Hâkk aşkına, kâlbi şâhid kıldın mı ?
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Bilmediğin, bilenlere sordun mu ?
İlimle aranda, köprü kurdun mu ?
Zarar ve kârını, hayra yordun mu ?
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Ezelî rızkına, râzı oldun mu ?
Sabır sofrasında, lezzet buldun mu ?
Îmânla şükredip, huzur doldun mu ?
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Gafleti, gayretle, yarıştırdın mı ?
Alnını, secdeyle barıştırdın mı ?
Bir akraba sorup, soruşturdun mu ?
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Kibir dağlarından, inip geldin mi ?
Zorda kalmış, bir kişiyi bildin mi ?
Sana borcu vardı, onu sildin mi ?
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Merhamette, Hâkk serveti buldun mu ?
Komşu kederiyle, ortak oldun mu ?
Bir yetimin, şevkâtiyle doldun mu ?
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Acılar görünmez, gözler baksa da,
Her ateş, düştüğü yeri yaksa da ,
Hasta, bir dost bekler, ümit yoksa da,
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Gönül gözlerini, açıp baksana,
Veren, neler vermiş, dünyada sana,
O' na gönderdin mi, bir hamd ü senâ ?
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..



Gramla yazılır, yaptığın hasat,
Bir zerre noksansız, çıkar yedi kat,
Tükenen her nefes, kaybolan fırsat,
De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..




 N.A

BANA DA DUALARINIZI BEKLİYORUM İNŞALLAH

 DUALARIMIZI  KABUL EYLE

YA RAB! 

DE Kİ, ALLAH İÇİN, NE YAPTIM BUGÜN


nur`um paylasımlarım için saol

ALLAH YARİN OLSUN CANIM KARDESİM


8 istek

İmam-ı Şafii Hazretleri bir sabah namazdan sonra evine dönerken yolda birine rastlar.Adam önce selam verir iyi dilek ve duada bulunduktan sonra da'hayırlı sabahlar'manasında'nasıl sabahladın?der. Hazret-i imam nasıl sabahladıgını şöyle anlatır:Sekiz tane şeyin benden istendigini düşünerek sabahladım!:

Adam şaşırır:Ya imam kim sizden 8 tane şey istiyebilir?sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur ki? Hazreti imam tebessüm ederek meseleyi açar: Bak benden her sabah kimler neler istiyorlar der ve şöyle izah eder:

1)Rabbim benden farzını istiyor

2)Resulullah benden sünnetini istiyor

3)Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor

4)Nefis kendine tabi olmamı istiyor

5)Şeytan arkasından gitmemi istiyor

6)Kiramen katibin melekleri iyi şey yazdırmamı istiyor

7)Geçen günler ihtiyarlanmamı istiyor

8)Son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor.......

İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum.Her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hazret-i şafii'yi dinleyen adam düşünmeye başlar.

Bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: Ya imam bu saydıgın şeyler sadece sendenmi isteniyor yoksa bendende isteniyormu? İmam tebessüm eder :
_Orasını ben diyemem sen düşün !......
Adam başını aşağı eğer söylenerek devam eder:
_Meger her sabah benden neler isteniyormuşta haberim yokmuş.Bende düşünmeliyim bunları!....
_Ne dersiniz sizden de böyle 8 şey isteniyormu???...............


7月27日

MUTLULUGUN SIRRI

  EĞER SEN DE, ALLAH’A İNANARAK;  

* Hayatın güçlüklerine katlanabilecek kadar İNANÇ,

* Geleceğin daha iyi olacağına inanacak kadar ÜMİT,

* Doğru bildiklerin için mücadele edebilecek kadar CESARET,

* Topluma, ailene, İslam’a faydalı olabilecek kadar SAĞLIK,

* İhtiyaçlarına yetebilecek, zekâtını verebilecek kadar PARA,

* Başkalarının daima iyi yönlerini görebilecek GÖZ,

* Çevrenizdeki insanlara yardım eli uzatacak kadar CÖMERT,

* İnsanlardan karşılık beklemeden yapabileceğin İYİLİK,

* Hayatın zorluklarına karşı hayatı ve insanları kuşatacak SEVGİ,

* Yastık kadar yumuşak ve rahat bir VİCDAN,

* Dili, belini, kalbini, keseni ve gözünü haramdan saklayabilecek İRADE,

* Gördüklerinin, duyduklarının düzelmesini bekleyebilecek kadar SABIR,

* Günahlarını, noksanlarını itiraf edebilecek kadar FAZİLET,

* En kötü halinde bile Allah’ dan razı olabilecek kadar ŞÜKÜR varsa,

 

SEN MUTLUSUN DEMEKTİR


...


Yarabbi sana Meryem in temizliğiyle gelmek istiyorum.Günahlarla kirlenmeme izin verme.

Sana Musa nın duasıyla geliyorum.Şeytana uymam için peşimden koşanlardan kurtar beni.

İsmail in tefekkürüyle boynumu büküyorum.Beni ve soyumu sana kul olarak yaşat.

Sana İbrahim in şevkatiyle geliyorum.Sana gelmeme engel olan şeyleri bana gösterki onları kurban edeyim.

Sana İsanın ruhuyla geliyorum.Beni katına almanı diliyorum.

Sana yunusun duasıyla yalvarıyorum.Beni yutan nefsimi karanlıklardan kurtarmanı bekliyorum. Beni selamet sahiline ulaştır.

Sana Yusuf un gömlegiyle geliyorum.Beni düştügüm ümitsizlik kuyusundan çıkarmanı diliyorum.

Sana Muhammed in(asm) kullugu ve aşkıyla geliyorum.Ubudiyetimi Miraç ın sırrıyla taçlandırmanı diliyorum