“´¯¥¯`” (gönül... 的个人资料SALAT VE SELAM BASTA EFE...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
|
8月27日 hos geldin Ey Ramazan...
8月16日 Dört soru, dört cevap
Bir adam Hz. Ali’ye (k.v.) geldi ve: Adam sordu: Hz. Ali cevap verdi: Adam sordu: Hz. Ali cevap verdi: Adam sordu: Hz. Ali cevap verdi: Ve adam son olarak, şu soruyu sordu: “Zor nedir? Zordan daha zor nedir?” Yolname![]() Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma.. Kimin geldiği önemli değil, kimin
gelmediği de… Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. Yolcuya bakıp, yolu tanıma.Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan,
yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal… 'En doğru yol : en dikensiz yoldur' diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma… Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan sözedenler, aşıkmış gibi davrananlardır. Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de severler. Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat, şu gerçeği de hiç unutma : Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, telörgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları , yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin. Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın , merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun. Doğru yol : insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur. Yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin. Unutma, tevbe özeleştiridir. Kendisini hesaba çeken, başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur. Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabilir. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir. Bir şey daha : Pusulayı sahte manyetik alanlardan, paraziter nesnelerden uzak tut; İbreyi saptırırlar da haberin olmayabilir. Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzrindeki saptırıcı etkisini iyi hesap etmelisin. O'ndan başkasından korkarsan , korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin. Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır; Yani, kendi benliğinin sana kazdığı tuzak. HAYIRLI YOLCULUKLAR DOSTUM MUSTAFA İSLAMOĞLU Elde var Aşk![]() Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.
Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.
Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.
Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.
Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…” diyenlerin sırrı burada yatmaktadır.
Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.”
Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın.
Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed'e dönmüş bölgelerine.
Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir.
Unutma, bin sevincin vermediğini bir acı verir. Acını, aşkın santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak. Hatırla ki yürek yürek nükleer güç merkezidir. Seven ve inanan bir yürekle hiçbir atom santrali boy ölçüşemez.
Bil ki, umuttan söz ettiğin her dem aşktan söz ediyorsunuzdur. Çünkü umut aşkın çocuğudur. Aşksız umut, plastik bebekler gibidir; oynar, eskitir ve atarsın.
“Umudum tükendi” deme, doğrusunu itiraf et, aşkının tükendiğini…
Sahi, aşk tükenir mi? Evet, eğer ölümlüden, ölümlüye ve ölümlü adına ise tükenir.
O, aşk suretinde görünen tutkudur. Tutku tutuklar, aşk azad eder. Bir duygunun aşk mı tutku mu olduğunu anlamak istersen, rengine bak.
Rengine bak, kara sevda mı, ak sevda mı?
Sevdanın karası köleleştirir, akı özgür kılar. Özgür kılan aşka muhabbet denir.
Muhabbet, yüreğe düşmüş bir tohumdur; “her başka yüz dane veren yedi başak” gibi, yediverendir o.
Muhabbet insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Herşey harcadıkça tükenir, muhabbet asla. Muhabbet müebbeddir.
Üzerine üzerine gelen karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara güçlerini, aşkın siperine sığınarak püskürtebilirsiniz. Onlar kaybettiler, onlar nefretin eli kanlı temsilcileri… Sen kazandın, çünkü sen aşkın cephesinde yer aldın, aşkın ve aşkının.
İstanbul'un, Kahire'nin, Bağdat'ın, Şam'ın Mekke'nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Afrika, Avrupa, Amerika taraflarının olduğunu unutma. GÖRMEZLER Mİ Kİ, ALLAH’ın yarattığı her şeyin gölgesi, sağa-sola uzanarak huşû ile ALLAH’a secde eder.”—Kur’ân; Her gece üstümüze dünyanın gölgesi düşer. Ölümün kardeşiyle tanışır; uyuruz. Yine de gölgemiz peşimizi bırakmaz. Peşimiz sıra, rengimizi sırtlanır. Kesafetimizi önce yere, sonra da yüzümüze vurur gölgeler. Işığa olan ihtiyacımızı belgeler. Gölgesi olmayan resulün haberi, tarihin gölgesinde bize ulaşır. Getirdikleri, içimizi ışıtır. İçimizi O’na açtıkça, aydınlığı, gölgelerimizi seyreltir. Hayat böylece çalkalanır gider. Dur deriz gölgemize, durmaz. Alınyazımız gibi, bizden ayrılmaz. Yine de, gölge yazıları, geceleri yazılır. Sözün gölgesi, mürekkep renginde düşer sayfalara. Gerçeği farkettiğimiz an, belki de kurtuluruz sınırlarımızı resmeden gölgeden. Çünkü, gölgeler, âcizliğimizi yansıtır. Uzunu da, kısası da; hepsi ama hepsi, sınırlarımızı hemencecik ele verir. Biticiliğimizi yansıtır gölgeler. Aczimiz büyüktür; iddiamızın büyüklüğü kadar büyüktür. İddiası olanın, gölgesi olur. Gölgesi, aczini anlatır. Kesafetini ele verir. Aczini bilen ise, bildiği ölçüde şeffaflaşır. Güzelliğine güvenen zühre çiçeğinin bu yüzden gölgesi mevcut değil midir? Gölgesi olmasa da, katre, Güneşin ışığını incitir. Işığı kırar. Ama reşha aczini bilir. Hiçbir iddiası yoktur. Bu yüzden Güneşe ve ışığa, görür görmez, teslim olur. O yüzden gölgesizdir. Gölgesizliğiyle, bize şeffaflığın dersini verir. Her sabah, ilk ışıklarla merhaba der gölgeler bize. Her biri, umutlarımız boyu, ufuklara uzar gider. Yolun başındayızdır o zaman; gölgemiz umutlarımızı resmeder. Her sabah neler neler kurarız! Lâkin zaman akar, güneş yükselir, gölgemiz geri çekilir, küçülür ve görülmez olur. Vakit öğledir. Güneş bütün haşmeti ve şaşaasıyla belirdiğinde, gölgemiz susar. Tam tepemizde, haykırır Güneş. Lâkin, kaçacak hiçbir yerimiz yoktur. İşte o an, gücümüzün resmi, en çıplak haliyle düşer toprağa. Alnımız yere değmese de, gölgemiz secdede kalır. Gölgemiz, gökteki Güneşi bildiren siyah bir nokta olur arzın yüzünde. Ömrümüz, biri beyaz, biri siyah iki nokta arasında geçer. Yukarıda Güneş, aşağıda gölge, durmaksızın birşeyler söyler durur. Sabah vakti ‘istediklerimiz’in resmi olan gölgeler, öğle vakti ‘yapabildiklerimiz’ kadar kısalır. Bir noktaya dönüşür, hâsılı. Güneşle gölge durmadan oynaşır, ve bize birşeyler fısıldarlar. Gölgemiz, isteklerimizle gücümüz arasında, uzar kısalır. Gölgeler boyu, âcizliğimiz ortaya çıkar. Öylesine âcizdir ki insan, gölgesi her zaman Rabbinin huzurunda secdeye kapanır. Firavun bile bu kaderden kaçabilmiş değildir. Acaba, insanlar her sabah doğup her akşam ölseydi gölgeler bize ne söylerdi? Sabah bebek iken akşam ihtiyar olsaydık şayet, gölgeler resmimizi ne de güzel çekerlerdi. Zira, çocukluktaki âcizliğimiz, sabah gölgeleri kadar uzundur ve büyüktür. Akşam gölgeleri de, tıpkı âcizliğinden duvarlara tutunarak yürüyen bir ihtiyar misali, uzundur; duvarlara, ağaçlara, direklere tutunarak ilerler. Oysa her günün öğlesi, her ömrün gençliği kadar iddialıdır. Kendimizi en güçlü, en kuvvetli, en yeterli zannettiğimiz gençliğimiz, öğle vakti gibidir. Lâkin, o da bir nokta kadardır. Bunu da her öğle vakti gölgemiz tekrar tekrar hatırlatır. Biz güneşi ve ışığı dinleyenler, hiç gölgemizin sesine kulak verdik mi? Peki, kaç kez kovabildik, insan olmanın gerçekleri kadar ayrılmaz olan gölgemizi? Dinlemeyip sırt çevirdiğimiz her ışıktan sonra, kiminle yüzyüze kaldık? Kim o vaziyette bize secdemizi hatırlattı? Gerçeklere arka çevirip kurduğumuz yalancı dünyacıklarımıza gölge düşüren de gölgemiz değil miydi? Zira, gölgeyle gölgelenir hayallerimiz. Ellerimizin sureti çıkar duvarlara. Kalemlerimizin gölgesi düşer kağıda. Yazı olur. Gölgeler, çizgiler boyu, hayatlarımızın sınırlarını çizer. Her sabah, mevcutlar sayısınca gölgeler doluşur dünyamıza. Dünyanın gölgesi düşünce Ay tutulur ya, işte o zaman başların gölgesi uzanır secdelere. Gün olur, Güneş de tutulur; yine secdeye uzanır başlar. Kervanlar, çınarların gölgesinde konaklar. Çöllerde, hayallerin gölgesi serap olarak düşer kum denizine. Her yolculuk gölgeden gölgeye uzayıp gider. Her gece, üstümüze dünyanın gölgesi düşer. İnsanlar gölgeler boyu hayata uzanır. Her gün, Şems-i Ezelî’nin huzurunda, bütün vücutların hücreleri gölge olur, secdelere kapanır. Hayat beşik ile mezartaşının gölgeleri arasında kısalır da kısalır. Nihayet gerçek boyumuz kadar; iki taş arası kadar kalır öylece. Hep hayatın gölgesidir, musalla taşına düşen. Herkes boylu boyunca oraya uzanır. Gölgesi kadar. Sonra, gönül dolunca, gölge kaybolur. Gölgesi herkesi yaşadığınca anlatır. Nihayet, her söylenilenin hesabı tutulur. Ve dahi, hiçbir şeyin kaçışı olmaz. Çünkü, gölge her daim secdededir ve asla yalan söylemez. 8月3日 her aydınlığı yangın zanneden zavallılar siz halendaha güneşi balçıkla sıvamaya devam edin![]() ![]() ![]() ABD'li bir bayan asker işkenceyle katlettiği bir Iraklının başında poz vererek sapık duygularını tatmin ediyor ![]() ABD askerlerinin bir başka marifeti ve özgürleşen Irak ![]() Bir ABD askeri Irak'ta çocukların ellerini bağlıyor ![]() Özgürleşen Irak sokakları ![]() Camiide infazcı ABD askerleri ölüm yağdırıyor ![]() 'Zulüm asla payidar olmaz'
Filistin ve Lublanda bulunan muslumanlara atilmak uzere olan bombalarin uzerlerine Mesajlarini yazdirmak uzere (muslumanlar oleceksiniz v.s ) gibi sologanlar yazarak ucaklarina yukleyip muslumanlara karsi firlattilar.
ABD Lİ ASKERLERCE TECAVÜZE UĞRADIKTAN SONRA ÖLDÜRÜLEN KADINLAR...
GERÇEK DÜŞMANLARIMIZI NEKADAR ÇABUK UNUTTUK. ZÜLME KARŞI SESSİZ KALANLARA LANET OLSUN. BU MAİLİ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE HERKESE YOLLAYARAK MİLLETİMİZİN BAZI ŞEYLERİ UNUTMAMASINI SAĞLAYALIM. ŞİMDİDEN BİRBİRİMİZE İYİCE KENETLENELİM .
SIRA BİZE GELMEDEN !!!
______
8月2日 AGLAYAN GÜLLERAGLAYAN GÜLLER
Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı , kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti.. Onları hiç bir şey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm... Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü... Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı... Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu... Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??... Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı. Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı... Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı... Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu... Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı.. SELAM VE DUA İLE EN YÜCE EMİNE EMANET OLUN 8月1日 YalvarışYa Rab bu hasrete can dayanmıyor; Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Her adımda bir engel var, salmıyor, Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Mümkün mü bu yolda maksuda ermek? Mümkün mü sılada dost yüzü görmek? Aşığa ar gelir geriye dönmek; Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Çekilmez bir şelek vurdun arkama; Şaşırdım yollarda kaldım, akşama. Umudum her zaman bakidir amma, Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Sevip sevilmemek varsa kaderde, Hangi doktor ilaç verir bu derde? Hastayım, susuzum gurbet illerde; Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun. Ey hanlar hanını halkeden Hancı! Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı. Ey fakir ekmeği, Mümin inancı! Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun Abdurrahim Karakoç 7月30日 Adın, esirgeyen ve bağışlayan…
mutluluga dair 40 ayet
Mutluluğun formülünü saklayan 40 ayet
İsra 37: K
Kaynak: Kuran-ı Kerim 7月29日 Mirac kandilimiz mübarek olsun.dualarınızda unutulmamak ümidiyleMüslümanların hayır işlemekte birbirleri ile yarıştıgı bir zamanda Asıgı Masuga ulastıran mirac,
günah batagında kurtulus mücadelesi veren bu zamanın asıklarını
Yüceler Yücesinin huzurunu götürmek için bekliyor.
Duam odurki:
Alemlerin Rabbi içinde bulundugumuz su mübarek gecenin ve
Habibi Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin ümmeti olmamız hürmetine
(küçük-büyük) her türlü hata ve günahlarımızdan bizleri avf-ı magfiret etsin
ve Huzur-u İlahiyyeye miracı bu gece ``Muhammed Ümmetiyim`` diyen herkese lutfeylesin.
BU GECENİN İHYASI:
Receb-i Şerifin 27.gecesi Mirac gecesidir.
Yatsı namazından sonra 12 rekat Hacet namazı klınır.
Beher rekatta Fatihadan sonra 10 ihlas-ı serif okunur.
Namaza niyet:
``Ya Rabbi,rıza-i serifin için niyet eyledim namaza.
Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrarını göstererek muhabbetin ile müserref kıldıgın,
sevgili habibin Rasul-i Zişan Efendimiz hürmetine ben aciz kulunu afv-ı ilahine,feyzi ilahinee rıza-i ilahine mazhar eyle.``
denir ve tekbir alınır.
Namazdan sonra 4 Fatiha-ı Serfe
100 defa ``Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe vallahü ekber.vela havle vela kuvvete illa billahi `l aliyyül azıym``
100 istigfarı serif
100 salavatı serife okunup dua edilir.
Bu njamazda ihlaslar 100 defa okunursa veya bu namaz 100 rekat olarak kılınırsa
bunu yerine getiren mü`min huzur-u ilahiye namaz borclusu olarak cıkmaz.
Mirac gecesinden sonraki ,mutlaka oruclu olmalıdır.
gün ögle ile ikindi arasında 4 rekàt namaz kılınır.
Her rekatta Ftihadan sonra 5 Ayetel kürsi,5 kafirun suresi.5 ihls-ı serif.
5 felak suresi ve 5 defada nas suresi okunur.
Cennet uzakta değil...Cennet uzakta değil... özledim seni Ey Yar Özledim özledim, çok özledim seni YAR! Sevdana talip olmuşum, Kevser Irmağının yanında buluşmaya kaç var… .................... EN BÜYÜK YAR'e: YA RAB SANA HAVALE KULA ZULM EDEN BAŞLAR SUSTURULSA DA DİLİM SUSTURULMAZ Kİ YAŞLAR GÜNDÜZ GÜNEŞ ÜŞÜTÜR GECE YANGINLAR BAŞLAR BENİ SEVDAYA HİCRAN AŞKLARA YÂR KIL RABBİM...... Ey Gül Yüzlü Sevdiğim, Gül yetimi yüreğimin sana bir maruzatı var; Bir gün senin isminle yanaştı bir yabancı yanıma kadar, “Gül kokusu getirdim “ dedi mutaf diyarından sana…Ve o anda Allah biliyor ya; yıkıldım ayaklarıma… Seherlerde mübarek gül kokunu kokladığım, sevgini yüreğime damıttığım anın hükmünden bu yana çıkmıyor aklımdan o kutlu sevdan...” Göz yaşlarımın duru durağı yok bilesin. Oysa bu hasreti zincirlemeyi ne çok isterdim...Ama özlemin biterse ben de biterim YAR…. Ezanlara beş vardı, benim gönlüm sana akardı, Tüm sevdalarım şaha kalkmış, isyanlardaydı. Serçelerin ötüşleri ile kendimi avuturken, selamımı meleklerle saldım yollarına, …Ulaştı mı kutlu divanına? Can denizinin dalgası kıyılarıma vuruyor şimdi… Ne yıldız ne güneş, bana çare değildir. Ben ufkuma doğan ebedi güneşimin harında kavruluyorum an be an..Başka ne istenir ki EN BÜYÜK YAR’dan… Ey GÜL KOKULUM; sar beni şefkatinle…sana öksüzüm, sana yetimim, sana kimsesizim,.... “İhvan” demiştin ya sen asırlar önce, ashabına… “Kardeşlerimi öyle çok özledim ki” demiştin henüz seni bilmeyen gönülleri kast ederek.. Biz bilmiyorduk ama sen bizi biliyordun… Çünkü top yekün zamanın ve mekanın peygamberiydin...Sendeki bu Hasreti dindiremeyen ashab ta, gıpta etmişti bizlere o gün… Şimdi soruyorum büyük bir umutla sürekli nefsime. 'Kardeş olmak nasip olacak mı acaba bizlere …Alnında secde nişanıyla Ak bahtlı olmaya layık mıyım ben de ' diye.... Özledim, özledim, çok özledim seni YAR! Sevdana talip olmuşum, Kevser havuzunun yanında buluşmaya kaç var… Umut bu benimkisi.. İnancımdan doğan umudum. Hani sen demiştin ya 'Mümin umutsuz olmaz'..O yüzden sabrımı çile yapıp sarıyorum kollarıma, giydiğim bu divanelik gömleğiyle beraber..,Nefsimin temizlenmesi ve o ilahi nurun yansıması için başka kime yönlendirsem Kalbimi Ey Resulüm. Senden başka kimim var… Ey El-Emin, Sen ki ”Çocuk kokusu, cennet kokusu” demiştin ya koklarken kuzunun kuzusunu, Bu yüzden bebeğimi kokladıkça cennetteki kokunu duyuyorum diye her fırsatta, daha sıkı sarılıyorum yavruma. Denizlerde su çok olsa da bardağın kadar olacak nasibin denir ama, Ey GÜL KOKULUM, cüretimi bağışla talibim ben şimdi daha fazlasına! ... Sen ki cihana gelişinle Badiye Yaylasını bolluk ve berekete kavuşturan, “İstikbalin Şanlı Sultanı”. Bu yüzden mi seni andıkça göz yaşlarımın bereketinde boğuluyorum… Şimdilerde yürek bahçemde açan güllere dikenler dolanır oldu. Çok şükür Rabbim, tövbem olan nedametimle Rü'yetine talip olduğumdan beridir ki, temizlemek zor değil bilirim ancak; ellerimdeki bu kan şefaatçi olur mu bana yarın huzur-u mahşerde…. Ben sevdayı sende tattım Ey Gül Kokulum…Sende öğrendim mum olup eriyişin mucizevi artımını….. Şimdi bu küçük gibi görünen şeylerdeki sevindiren ve ağlatan manzaranın büyüsündeyim… Peteklerden damla damla sızan bal gibi sözlerinle, istikbalimi seninle şekillendirdim..Ruhum seninle tatlandı artık. Sen “merhamet ancak cehennemlik kimselerde bulunmaz” dedin ya ben bununla öğrendim nefrete meylettikçe yüreklerin nasıl cendereyle sıkıldığını, bununla öğrendim kine mağlup oldukça suretlerin nasıl karardığını…bununla öğrendim nefislerin adi bahanelerinin kulu nasıl perişan ettiğini... Nitekim cehenneme odun da lazımmış. RABBİM SEVGİLİME KAVUŞMAK ÜZERE ÖLÜMLE İFTAR EDİNCEYE KADAR DÜNYA İLE ORUÇLU OLMAYI NASİP ET BANA… Külli sevda dururken cüzi sevdayla neden yetineyim Aç gözlülüğümü bağışla Rabbim Ben bu sevdaya talibim............/ 7月28日 MUSİBETLERİN ARKASINDAKİ GÜZELLİKLERBediüzzaman hz. talebesi merhum zübeyir Gündüzalp in mesajlarından bir demet...
Herşeyi Bilen Hem Gizli Hem Aşikar Ve Bilinmek Yönünden Pür-Aşikar Olanın Adıyla...Herşeyi Bilen Hem Gizli Hem Aşikar Ve Bilinmek Yönünden Pür-Aşikar Olanın Adıyla... Ey Zat-ı Zü'l-celal! Arz-u halime seninle başlıyorum. -Estafirullah- Daha doğrusu yüklemi başlamak olan herşeye seninle başlıyorum. Sen, Henüz hiç bir şey yokken, ''hiç'' denen şey dahi yokken vardın biliyorum. Öylesine vardın ki ; varolmam için fanilerin muhtaç olduğu gibi bir başlangıca da ihtiyacın yoktu biliyorum. Çünkü bunları bana ''Sen'' bildiriyorsun Bense, senin bildirdiklerinin alemi ve sevdirdiklerinin aşığı olmanın bahtiyarlığıyla birikiyorum ''aşka, rüzgara , ayrılığa ve zamana...'' Ve Sen yine bilmiyorsun; Tek vasıtasız sevilebilecek , ''ehad'' olan Allah'tır! Ondan gayrısıysa, ancak O'ndan ötürü sevilebilir... Ötürü Sevmelerimin Kahramanı! Kavuşmamız için bizi, gemileri karadan yürütmeye mecbur bıraksalarda, Mesafelerin , sevdamızdan yılma sebebimiz olacağına inansalar da, Zorlu yolları, aşk yolculuğunda yeni olmamızı bahane göstererek aşılmazmış gibi yansıtsalar da, Yeniliğimizin ,sevdamızın bağlı olduğu kaynaktan ötürü hiç bir zaman eskimeyişimizin ifadesi oluşundan olsalar da bi-haber, Yürek kentinin surlarını kuşatsa da , inançsızlığın hiçleştiriciliğiyle küçülmüş devler, Coşkunluğumuzun bir gençlık hevesi değil , ebedi bir müjdenin emaresi olduğunu anlamasada eller... Sana her ''kahraman''ım deyişimde , alnına nurdan harflerle Muhammed'i müjde nakşedilmiş binlerce yar-İstanbul ses verir sesime. Vaktiyle Fatih, Şehr-i İstanbul'u nasıl ki alnında ki müjdeden öpüp başına tac etmiş ise; Sen de: '' Allah için birbirini seven, Allah'ın savgisi üzere bir araya gelen ve bu sevgi ile birbirinden ayrılan iki kişi , başka gölgenin olmadığı günde Allah'ın gölgesinde gölgelenecektir.'' müjdesiyle ötürü sevmelerimin kahramanı olup hüküm sürüyorsun kentimin-kendimin İstanbul edalı serüvenlerinde... Leylican! Her geçen gecenin her gelen güne açılan penceresinde gece rüyalarımdan gün düşlerime dönüşlerimde , hayatın fanisine yahut ebedisine biriken ümidlerim var saba dair. Bense ,hayata şükür ipinden tutunmak adına , daha önce uzanıp da elimde kalan iplerin arasında el yordamıyla tutanak ararken her seferinde ellerimde seni bulmamla serinleyen bir yangın yeriyim. Sana dair ümitlerimi tedavülden kalkmış sayanlara inat, yürek fermanıyla tedavülden kalktı senin dışında geçen tüm akçelerim... Ey Gül-i Siyah!(ım) Sen benim siyah aydınlığımsın; Günahın aldatıcı aydınlığına bürünemeyecek kadar sahici ve siyah, Ve tevbenin siyahlığı ardındaki aydınlık kadar beyaz! Bunların ötesinde, siyahın kolay kirlenebilirliğine meydan okurcasına , siyah olduğu halde kirlenmeyecek kadar maharetli ve temiz... Rahman'ın şükür gerektiren nimetlerinden olan Seni, izah etmeye güç yetiremese de kırık dökük kelimelerim ve titrek kalemim, Aşkın aşkınlığı karşısında mehçup eden sözler için bağışlanmak dilerim... DE Kİ, ALLAH İÇİN, NE YAPTIN BUGÜN?...
nur`um paylasımlarım için saol ALLAH YARİN OLSUN CANIM KARDESİM 8 istek İmam-ı Şafii Hazretleri bir sabah namazdan sonra evine dönerken yolda birine rastlar.Adam önce selam verir iyi dilek ve duada bulunduktan sonra da'hayırlı sabahlar'manasında'nasıl sabahladın?der. Hazret-i imam nasıl sabahladıgını şöyle anlatır:Sekiz tane şeyin benden istendigini düşünerek sabahladım!: Adam şaşırır:Ya imam kim sizden 8 tane şey istiyebilir?sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur ki? Hazreti imam tebessüm ederek meseleyi açar: Bak benden her sabah kimler neler istiyorlar der ve şöyle izah eder: 1)Rabbim benden farzını istiyor 2)Resulullah benden sünnetini istiyor 3)Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor 4)Nefis kendine tabi olmamı istiyor 5)Şeytan arkasından gitmemi istiyor 6)Kiramen katibin melekleri iyi şey yazdırmamı istiyor 7)Geçen günler ihtiyarlanmamı istiyor 8)Son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor....... İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum.Her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hazret-i şafii'yi dinleyen adam düşünmeye başlar. Bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: Ya imam bu saydıgın şeyler sadece sendenmi isteniyor yoksa bendende isteniyormu? İmam tebessüm eder : _Orasını ben diyemem sen düşün !...... Adam başını aşağı eğer söylenerek devam eder: _Meger her sabah benden neler isteniyormuşta haberim yokmuş.Bende düşünmeliyim bunları!.... _Ne dersiniz sizden de böyle 8 şey isteniyormu???............... 7月27日 MUTLULUGUN SIRRI
EĞER SEN DE, ALLAH’A İNANARAK; * Hayatın güçlüklerine katlanabilecek kadar İNANÇ, * Geleceğin daha iyi olacağına inanacak kadar ÜMİT, * Doğru bildiklerin için mücadele edebilecek kadar CESARET, * Topluma, ailene, İslam’a faydalı olabilecek kadar SAĞLIK, * İhtiyaçlarına yetebilecek, zekâtını verebilecek kadar PARA, * Başkalarının daima iyi yönlerini görebilecek GÖZ, * Çevrenizdeki insanlara yardım eli uzatacak kadar CÖMERT, * İnsanlardan karşılık beklemeden yapabileceğin İYİLİK, * Hayatın zorluklarına karşı hayatı ve insanları kuşatacak SEVGİ, * Yastık kadar yumuşak ve rahat bir VİCDAN, * Dili, belini, kalbini, keseni ve gözünü haramdan saklayabilecek İRADE, * Gördüklerinin, duyduklarının düzelmesini bekleyebilecek kadar SABIR, * Günahlarını, noksanlarını itiraf edebilecek kadar FAZİLET, * En kötü halinde bile Allah’ dan razı olabilecek kadar ŞÜKÜR varsa,
SEN MUTLUSUN DEMEKTİR ...![]() Yarabbi sana Meryem in temizliğiyle gelmek istiyorum.Günahlarla kirlenmeme izin verme. Sana Musa nın duasıyla geliyorum.Şeytana uymam için peşimden koşanlardan kurtar beni. İsmail in tefekkürüyle boynumu büküyorum.Beni ve soyumu sana kul olarak yaşat. Sana İbrahim in şevkatiyle geliyorum.Sana gelmeme engel olan şeyleri bana gösterki onları kurban edeyim. Sana İsanın ruhuyla geliyorum.Beni katına almanı diliyorum. Sana yunusun duasıyla yalvarıyorum.Beni yutan nefsimi karanlıklardan kurtarmanı bekliyorum. Beni selamet sahiline ulaştır. Sana Yusuf un gömlegiyle geliyorum.Beni düştügüm ümitsizlik kuyusundan çıkarmanı diliyorum. Sana Muhammed in(asm) kullugu ve aşkıyla geliyorum.Ubudiyetimi Miraç ın sırrıyla taçlandırmanı diliyorum |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|