“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
July 30 Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim…Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim…
İnşirâh…İnşirâh…İnşirâh…Hâra düştüm,dilime kan değdi yüreğime od.Dâra düştüm Ey Rab bana bir inşirah…Ah-u efgânımı bir dinleyiver, bu gece çok karanlık…katran karası olmuş göğsümü bir açıver…Daraldım…Bir bakıver..
“Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”(inşirah/1)
Genişlettin ey yar! Dünyadan bunaldığım her vakit,yağmur yağmur yüreğime,damla damla gözlerime düştün.Semalarda yerim yok bilirim,arşlardan ta ki gönlüme düştün.Yaralar bedenimde yol çizerken adeta,tuz değil ,sen gönlüme tılsım sürdün.Dünya zemininde ayaklarım kayarken bir bilinmezliğe, tut n’olursun bırakma bilmediğim alemlere…Gece ve ben iki biçâre yine kapındayım.Soluklanmak istiyorum Ya Rab! Gece yeminli konuşmuyor benimle.Gece küskün bana, yalnız bıraktım onu gelirim diye.Gitmedim ona Ya Rab! Geceler bensiz geçti,seccadeler eşsiz,yıldızlar yoldaşsız kaydı.Geceye söz verdim gelirim diye,gitmedim.İhanetim var ona..Gece yeminli..Ben sana bugün yalnız geldim.Terkedilmiş sevdaların mekanından geliyorum.Yıllanmış sevgilerin koynundan.Ayrılıklardan geliyorum.Yalnızlıktan…Gönlümün tenhasından geliyorum.Gecenin günahlarımı örtmeyen mahremiyetinden geliyorum.Dünyanın arkamdan yırttığı gömleğimle.Kimsenin duymadığı ama kulağımı çınlatan aff sesleriyle geliyorum.Ademin utangaç bakışlarıyla,Nuh’un terk-i diyarıyla bir yunus affı edasıyla geliyorum.Daraldım Ya Rab! ‘kabul’ ümidinin ferahlığıyla geliyorum.Yüreğim üşüyor artık,mahşeri bir yalnızlıkla geliyorum.Aç Ya Rab n’olursun aç göğsümü tekrar bir köz değdir.İçimin vahalarından kurtar beni.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet genişlet beni.
“Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü .”(inşirah/2)
Attın ey yar! Ben bilemedim yükümün azaldığını ama sen hafiflettin beni.Dünyanın omuzlarıma yüklediği bu ağırlık, yüzümü yere düşürmeye başlamışken,bu yükü benden alarak belimi sen doğrulttun.Rükuya eğilen bir beden senin karşında yüce makama erdi.Secdeye değen baş,merhametinle sana erdi.Oysa ben bilemedim.Kirlenmiş yüreğimle,sözlerimi dünyaya aşina ettim kapıldım bu misafirhanenin işvesine.Şimdi temaşa bile edemiyorum masivayı.Aydınlanmıyor gözlerim,yeşermiyor kırık düşlerim.Yoksa Ey Rab ben,sen olan benliğimi çoktan mı tükettim…Züleyha kadar günahkarım,Yusuf kadar masum olmak isterdim oysa ama ben düştüğüm zindanda ezilecek kadar günah topladım.yüküm ağır…Tüm zerrelerim affına sığındı…Mecalsizim,hissizim,bir o kadar da cahilim…Al yükümü Ya Rab n’olursun al belimi büken bu yükü tekrar hafiflet beni.Doğrult ki beni,yüzüm sana dönebileyim.Elimi sana açabileyim.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet doğrult beni.
“Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?”(inşirah/4)
Yücelttin ey yar! En şerefli varlık olarak açtım dünyaya gözlerimi.Mahlukata halife eyledin.İns-an makamında ruhuma can verdin..verdin de ben kıymetimi bilemedim.Aklımı sürgün ettim mantığın hiç uğramadığı yalancı uğraşlara.Her mevsim yağmur yağarken ruhuma,nadasa bıraktım kurak gönlümü.Her insan ektiği biçer değil mi Ya Rab! Günah ektiğim bahçelerde kara güller büyüdü,kokusuz renksiz.Işığım bir mumun aydınlandığı kadar,verdiğim bir aldığım kadar fakat ben olamadım bir senin bana biçtiğin değer kadar.biraz mağrur,biraz bizâr,biraz da kendimi şekva ile geldim.Değersizliğimi bilerek,mecruh bir hal ile geldim işte…Sen şanımı yüceltirken,ben bir o kadar acziyetimle,nasır tutmuş ayaklarımla,kör olmuş gözlerimle,karalanmış hanemle geldim.Kalbimi avcuma sıkıştırarak,rengini kimse görmesin diye saklayarak getirdim.Amansızım,dermansızım,fermansızım.N’olurs un Ya Rab yeniden yücelt beni gönül gözümden geçir beni.Gözyaşına gark eyle beni eyle ki insan bileyim kendimi.İnşirah inşirah inrişah ayet ayet yücelt beni.
“Yalnız Rabbine yönel.”
Hayatın koylarından çıkıp senin limanına yöneldim Yar Rab!Sen ki sana gelmeyene dahi lütfederken,bilirim geri çevirmezsin beni kapından.Nihayetsiz acziyetimle,dünyevi arzuların kıvrımlarından,yokuşlu yollarından,ben kendimden geçerek sana geldim bu gece.’kün’ diyerek eyleyiverirsin diye bir ferman,ben ahvalimi dökerek sana geldim Ya Rab!.Benim sana anlatmaya halimi kelama ne hacet,sen beni bilirsin benim halim zaten aşikâr.Kurtar n’olursun bitsin artık bu esaret! Nefsanîyetin haysiyetini huzurda kırmaya geldim.Bakıp görmeyen gözlerimi sende açmaya,atıp yanmayan kalbimi sende yakmaya,her boşluğa sayan ama her daim seni anmayan dilimi konuşturmaya,sana muhtaçlığın şerefini başıma taç etmeye geldim.Sevdası her şeyden âlâ n’olursun aç yüreğimi ben senden bir inşirah istemeye geldim…İnşirah inşirah inşirah ayet ayet ferahlamaya geldim.N’ola ahh n’ola Ya Rab , ben sende kalmaya geldim.Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim… July 28 namazBir ben bir yalnızlığım bir de seccadem bir de şu gizem dolu ıssız vakitler O’na yönelen isteyen kulları bekler uzatsam ellerimi âsumana doğru süzülse âlem-i ulviye yüreğimden dilekler.. secdemin miracısın sen bize lutfedilen huzur limanım sende durulur en âsi dalgalar sessiz bir fırtına içimde senli duygular gönül kapımı çalarsın o mukaddes çağrıyla En yüce olanın huzuruna çıkma vakti önce ruhum serinlemeli abdestle sonra huzura çıkmalıyım tekbirle tüm sorgularımı hesaplarımı atmalıyım bir kenara riyâdan arınmalı bedenim Ve.. yüreğim ümitle korku arası huşûyla durmalıyım o yüce divâna tek seccadem anlamalı beni yalnız o şahit olmalı gözyaşlarıma ruhumun derinlerinde gönül ummanımdan çağlayan sevdamı katmalıyım namazım sana.. işlemeliyim en güzel sözlerle dualarımı unutulmaz bir râyiha olmalı senli dakikalarım bir buse bırakmalıyım secdede Rabbim’e en yakın olduğum yerde katmer katmer açmalı umutlarım gönül çiçeklerime âb-ı hayat olmalı cennet bahçelerinin kokusu dolmalı odama solumda cehennem yaklaşırken alev alev azrail beklerken son nefesimi sağımda cennet bahçeleri Ve ben Sırat-ı Müstakimde olmalıyım huzura ermeliyim kızıl şafaklarda kurtuluşun adı namaz fermanı af olmalı ötelere uzanmalı âh-u figânım bilirim sendedir derdime derman kanayan yaralarıma tek ilacım gözümün nuru namazım seninledir Rabbim'e vuslatım.. bir damla düşse ötelerden yüreğime arınsa kalbimden suveydâ filizlense yeniden körelmiş duygularım bir ruveydâ dokunuş özümde Ve ben.. seninle hayat bulmalıyım.. Züleyha Özbay Bilgiç July 04 basörtülü bir kız
Allah'ın emri diye, başörtülü bir kızım, At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz, Tarih bizle yazıldı, coğrafyada biz varız, At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz, Babam atam şehittir, oğlumsa nöbet bekler, At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz, Benim inancım bana, seninki de kendine, At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz, Ülkemin dertleri var, çözümsüz sürü sürü, At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz, Herkese cadde olan, bizim için tıkanık, At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz, Nedendir bu özlemin, cahiliye çağına, At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz, cennetim olurmusun???![]()
Cennetim Olurmusun
anladımki ask dosta erince![]() Cennetti yurdumuz, ararız aşkı ister halk ister ece Sahtedir güneşler.. Zulmet hep! Karardı heryan gece İhtirastır sevgiler, kanarız döneriz boşlukta delice Aşkı yanlış tanıdık.. Yalandır sanki, sanal bir hece! Elimizle boğduk tüm maziyi, yırtıldı atimiz ince ince Bildik düşmanı uyandık. Ancak sağdan geldi Lain hince! Kimse görmedi, bağında vurdu namert! Dost�tan gizlice! Böyleydi halim ah nice! Sızladı kalbim.. Derdim derince! Derken sevdalandım boşluğa. Bir hal ki çözülmez bilmece Odun yok çakmak yok! Bir oda düştüm içten içe günlerce Allahım! Aşk var! Mutlak gerçek o büyülü, efsunlu hece Hoşnuttum, fakat korktum! Yanarım ah dedim mana esince Ağır muhabbetti! Taşırım sandım sanki faniye bürününce Aşkı böldü nefis ki hafifler dedi gafil, cisme girince İki kere iki eşittir yandım! Dünya hesabı; ince mi ince Yıkma dünyanı boşa alışıksın, ölmezsin ya sevda bitince Öyle oldu; unutursun dedi nefis, gitsin! Yoktu ömrünce Nihayet açıldı sırlar, sığınıp ateiste derdim dökünce! Dedi duyarım �Sevgini ver Allahım� dersin gündüz gece Ateistim tanımam, lakin anlatırlar Tanrıyı nasıl yüce Sana zor gelir! Kulunu sevemezsin! Olmaz vermeden akçe! Allah�ı nasıl seversin bu kalple! Söyle bana dürüstçe Teraziydi gönül iki kefe, biri kalkardı, biri inince Durdu dünya, uçtu us! İman-kalp ağırdı kefeye girince Doğru söyledi ate! Dürüstlük olmalıdır her şeyden önce! Aşk mert işi layık değil namerde. Dünya yıkıldı böylece Ölsem de dönmem, yoluna koyuldum vuramam aşkı öyle haince Ondan serdim yere istikbalim gönülden fakat gönülsüzce Basamak olayım dedi! Umarım çıkarsın, nasılsa yol yüce Sanaldı.. Aşk uğruna muamma! Allah�tan nasip niyetince Kurdu merdiven gönlüm arşa, anladım ki aşk Dost�a gidince Perde olamadı vesile, alevlenirmiş aşk, mecaz çürüdükçe Bildin bu yol nice! Ete-kemiğe bürünür aşk Dost�a erince! Açılır kapı mutlak erilir Baki Yar�e! Var mübarek sevince! gül`müş Gül yüzünden var olduk. Gül yüzü buluşma yeridir, En temel kavuşmalar gül yüzünde gerçekleşir. Çünkü gül yüzler bakışı aşka dönüştürür. Bakış ki, aşıkın maşuka dönüşüdür; İlk tanışma ve son ayrılıktır. Sonra mayelenir bakış; Bakış aşk olur, bakış vuslat olur. Aşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler, Geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar. İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur. Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı. Aşk gül yüzünde güzelle buluşur. Aşk gül tenlerde görünür kılar kendini. Ve güzellik aşkın bakışında seyre dalar kendini. Yoksa biz dikenler idik, Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık. Varlık gülşeninde bir gül yüzünde ihyalandık. Ab-ı hayat öylece dolandı yüreğimizi, Tenimizde öylece kızıl utanç gülleri açtı. Edebi, iffeti gül yüzünde belledik, Tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik. Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik. Beğenimizle kuşattık gülü; Aşklarımızı gül yanağına devirdik. Gülün yüzünde güldük, güle baktık güle yazdık. Güller olduk, güldük. Güller açıldı, güle döndük. Gül yüzünde varedilen herşeyle yüzleştik. Varedilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı. Öylece, gülün yüzünde buluştuk. Gül yüzünden tanış olduk. Sonra herkesi ve herşeyi oraya çağırdık. Herşeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik. Gülün yüzüne vardık. Bildik ki, Aslında biz sadece gül yüzünden vardık. Senai Demirci hem düne hem bugüne yeten kelime
June 27 REGAİP KANDİLİNİZ SİMDİDEN HAYIRLARA VESİLE OLSUN...
BU GECEDE KILINACAK OLAN NAMAZ
Regaib namazi:
Bazi rivayetlere gore Rasulullah Regaib gecesinde sukur icin 12 rekat namaz kilmistir.Bu namaz hakkinda Rasulullah'in soyle buyurduklari rivayet edilmistir:
"Receb ayinin ilk cuma gecesinin namazindan gafil olmayin.Bir kimse o gecede namaz kilsa Allah Teala'nin emriyle gelecek yila kadar melekler ona dua ederler."
Bir baska rivayette'de Rasulullah soyle buyurmuslardir:
"Bir kimse Receb ayinin ilk persembe gununu orucla gecirirse ve ondan sonra cuma gecesi 12 rekat namaz kilsa Allah Teala her rekatina mukabil makam-i siddik'da yuz kosk ihsan eder." Salât-ı Ümmiye: "Allâhümme salli alâ seyyidinâ MUHAMMEDinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim" Secdede 70 defa: "Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver- rûh" okunur. Secdeden kalkıp 1 defa: "Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta'lem. İnneke entel-eazzül-ekrem" okunur. Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa "Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh" okunur. Secdeden kalkıp duâ yapılır. Duâda Hz. Allâh'a c.c şu şekilde de ilticâ etmelidir: "Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa'bân. Ve bellığnâ ramazân" Unutmayalım! Regaib Gecesi, üç aylar içinde kendisinden sonra gelecek olan Miraç, Berat ve Kadir Gecesininde bir müjdecisidir. Onun için bu müjdeciye kulak verip bu geceyi ve üç ayları iyi değerlendirilmelidir. Resulullah (sav) buyuruydular ki: "Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez, kabul olunur: Receb'in ilk gecesi, Şâban yarısı gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi." RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH BİZLERE BU GECEYİ
EN GÜZEL ŞEKİLDE İHYA ETMEYİ NASİP EYLESİN
İNSAALLAH May 20 HAMD VE SÜKÜR ANCAK SANA`DIR EY RABBİM...Kulun yaptigi en muhim is,hic suphesiz Allah'a hamd etmektir. Resulullah,hamd'in faziletini bildiren bir hadis-i serif'lerinde soyle buyururlar:
Allah'in kullarindan bir kul: "Ya Rabbi! vechinin (yuzunun) celaline, kudret ve hakimiyet'inin azametine layik sekilde sana hamd olsun." Bu hamd,kulun amelini yazmakla vazifeli iki melegi aciz birakti.Onlar bu hamd'in sevabini nasil yazacaklarini bilemediler.Semaya ciktilar ve: "Ey Rabbimiz! Senin kulun oyle bir soz soyledi'ki, sevabini nasil yazacagimizi bilemiyoruz" dediler. Allah Teala Hazretleri,kulun soyledigi sozu en iyi bilen oldugu halde: "Benim kulum ne soyledi?" diye sordu. Melekler soyle cevap verdi: "Ey Rabbimiz! O kul su sekilde hamd etti: "Yarabbi lekel hamdu kema yenbagi licelali vechike ve liazimi sultanike." Bunun uzerine Allah Teala o iki melege buyurdu'ki: "Kulum bana kavusup'da ben onu,soyledigi soze (hamd'e) karsilik, mukafatlandirincaya kadar,siz o sozu kulumun soyledigi gibi yaziniz!" buyurdu. (Ibn-i Mace,Edep,55) May 14 kalp hastalığına ilaçGenç bir abid ile beraber Basra'nın Sokak ve çarşılarında gezerken karşımıza bir tabib çıktı. Bir kürsüye oturmuştu. Yanında erkek, kadın, çocuk birçok kişi vardı. Herkes elinde su dolu bir kap tutuyor, hastalığına deva olacak ilaç soruyorlardı. Yanındaki genç de ileri atılarak tabibe dedi. –Ey tabib! Yanında günahları yıkayan ve kalp hastalıklarına şifa veren bir ilaç var mı ? Tabib: –Var, deyince genç: –Getir, dedi. Bunun üzerine tabib şunları söyledi: –Benden şu on şeyi al: Fakirlik ağacının köklerini. Tevazu ağacının kökleriyle birlikte al. İçine tevbe eriğini koy. Rıza havanına at. Kanaat tokmağı ile döv. Takva tenceresine boşalt. Üzerine hayâ suyunu dök. Muhabbet ateşi ile kaynat. Şükür bardağına dök. Ümit yelpazesi ile soğut. Ham kaşığı ile iç. Bu söylediklerimi yaparsan, dünya ve Ahiret hastalık ve musibetlerine karşı sana faydalı olur. insaallah derse yakaran,insa eder Yaradan...Can çekişiyorum zamanın kıskacında,sancılarım bana unutturuyor kendimi
Kayboluyorum ağrılarım içinde,etime bıçak gibi saplanıyor sızılarım. Ne gelecek hayallerim aklımda ne bitmez telaşlarım… Bazen sadece bir baş ağrısı yenik düştüğüm,bazen bir kaç derece fazlalık;ateş… Bu kadar yeter çok önemli planlarımı (!) alt üst etmeye Sonrasını geç ! Kıvranırken,ellerimi sıkıca bağlamışım kendime. Elim uzanmıyor sevdiklerimin ellerine,onların ellerinde tutunamıyor. Kendime anlatıyorum dertlerimi.Yalnız kendim anlıyorum kendimi. Ruhumda el çekmiş bel bağladıklarından. Şimdiden devriliyor gibi “sarsılmaz” fikirleri Boşuna yük etmişim aklıma bu zifirleri Yeni yeni anlıyorum neden bu denli inlediğimi: Baş ucunda beklerken hastalığın,farkettim de bir kaç şeyi: Sahi! Nerdeler hayallerim ? Nereye kaçtılar sicim gibi ? Hele o ! O rutin işlerim. Hani olmazsa olmazlarımdandı. İtiraf etsin hadi , gitti , gitti işte hepsi ! Umutlarım bile mi ? Ah evet ! Onlar yiteli çok olmuştu zaten. Ve nihayet yalnızım işte ! Şimdi ne altında ezildiğim o bitmez telaşlarım Ne kendisi gelmeden yorulduğum “gelecek hayallerim” yanımda. Sadece ben varım hayatta. Pek de yalnızlık değil aslında,”yalınlaşmak” denir buna. Ve kendime geliyorum yakınlaştıkça aslıma. Benimle olduğunu zannettiklerim… Benden izin almadılar ki hayatıma girerken,izin alarak çıksınlar… İzin alarak sahiplenmedim ki izin vererek bırakayım. Kıtlıktan çıkmış ırgat gibi saldırırken tarlaya Düşünmeliydim,bunların bir sahibi olacaktı aslında. Gelip el koyacaktı tarlasına.Ki ben kim olduğumu hatırlayayım. Ve böylece tarladan çıkıp kalakalınca ortada Aslıma dönüp kendime geldim haddimi bildim. Her olayın merkezi sandığım ,başrol oynadığıma kandığımdan beri İşsiz güçsüz bir ırgattan pek de farklı değilmişim meğer. Gözümde büyütüp kendimi işe yarar bildiğim ben O ahmak adamın yaptığını yapmışım yıllarca. Hani gemiye binmiş yüküyle de yol boyunca sırtından indirmemiş.. Benim yaptıklarım da o kadar ahmakçaymış aslında. Dert edindiklerim,yük bildiklerim bırakıversem kendi hallerine gideceklermiş. Sahiplenmeseymiş onları,sadece “emanet bırakıldıklarını” hatırlasaymışım. Bu kadar yükün altında ezilmeyecekmişim. Aciz olan benim, Bir kollayanım olacaktı elbet kendimi dev sanmasaydım. Emanet ağır yük! Değil ki sahiplik… Bu yüzden ezildim işte,bir düzine cahillik Kaldıracağım kadar verildi bana. Daha fazlasına karışarak kendime eziyet eden benim. Bunca şeyi anlayınca,”inşaallah”, Çoktan dilimin en zarif duası oldu bile. Yeniden kabul edilmenin beklentisiyle “inşallah” derken içten içe Ne sunulan tarlalara baktım ne de başka bir şeye. Zaten iyisinden bir tevekkül borçluyum rabbime “inşaallah” dedikten sonra başlayan işe Ruhum uyanıverdi,hani o yıllardır durmadan kıvranan Sen de yeter ki onu an ,çünkü İnşallah derse yakaran inşa eder Yaradan. ahir zamanda genc olmakBir ilkbahar günü artık orta yaşlılığa terfi etmiş biri olarak yollardaydım.
Gözüme ilişen kareler arasında ‘gençliğimiz acınacak halde ‘ gibisinden hükümlere ulaşmak istemiyordum. Hem gençliği eğitmek lazım gibi pedogoji özürlüsü cümleleri oldum olası sevmiyordum. Gençler kötü durumda demek kolay. Ama genç olmak zordu. Bunu çok iyi biliyordum. Rudyard Kiplink gibi bende I know what it is to be young ‘ diyebilirdim .Zira vaktiyle bende gençtim, gençliğin ne demek olduğunu iyi bilirdim. Genç olmak her zaman zordu ama,ahir zamanda genç olmak zorun zoruydu. Ahir zamanda genç olmak bir bakıma her şeyin maddeye indirgendiği birçağda, maddenin olanca ağırlığı ve duygusuzluğu ile üzerine çöktüğü bir karabasan yaşamaktı. Lisede yahut üniversitede okuyan yahut şu veya bu işyerinde çalışan yahut çalışacağı iş arayan genç,genç olarak heveslerin ve heyecanın zirveye tırmandığı bir süreci yaşarken ,her gün bir üst modeli çıkan arabaların metalik ağırlığı altında eziliyordu mesela. İnsanların araba modeli ,gömlek markası ve beden ölçüsü ile değerlendirildiği bir zamandı yaşanan.Böyle bir zamanda genç denince anlaşılan şeyin ne olduğun gençlik adına çıkarılan dergilerin ruj-blucin-jöle-parfüm-gömlek reklamları arasına serpiştirilmiş bol resimli yığınla şarkıcı-manken-oyuncu kim kiminle inl’ler ve out ‘lar haberinden rahatlıkla anlaşılabilirdi. Dergilerin gazetelerin ,TV ‘lerin ,internet sitelerinin gençlikle ilgili yayınlarında gençliğin cinsel sorunlardan öte bir derdinin olmadığını pekala sanılabilir. Sergilenen ,gençliği cinselliğe indirgemekten ibaretti. Meydanda dolaşan blucinli yahut mini etekli kızların ,göz ucuyla onlara
bakan delikanlıların ,hatta o kızlar gibi giyinmeye utanan genç kızlar ile o şekilde giyinmiş kızlara bakmaya utanan delikanlıların sorunları arasında ‘cinsellik’in olmadığı söylenemez elbette. İnsanların parası kadar değerli olduğu şu ortamda kendisine parasızlıktan dolayı değersiz bilen kaç genç vardı acaba; bilemezdiniz. Hem kaç gencin hayatının gayesi, “ bu zamanda herşeyin anahtarı” olduğu hükmünden hareketle,
paraya kilitlenmişti kim bilir?
Dün caddeden son model Ferrari ile lastikleri öttüre öttüre yol alan züppe kaç gencin aklını çelmemişti acaba. Babası kapıcı olduğu için kendisini değersiz zannederek okula giden kaç genç vardır. Babasının dürüstlüğünün,yumuşak huyluluğunun, dindarlığının,temizliğinin beş para etmediğini hissederek kendi geleceğini böylesi gerçek değerlere bedel “hakim değerlere” göre kurma yönünde şeytani isteklere maruz kalan genç
sayısı acaba ne kadardı? Hem bu sabah kaç genç kız aynaya bakarken siyah saçı ve esmer teni için üzülmüştü? Bu gün kaç genç kız saçını sarıya boyatmak üzere kuaföre uğramıştı? İnsanlar nazarında “değerli” , yani “manken gibi”olabilmek için fazladan on santim boy kazanmaya kendini mecbur bilen oyüzden her türlü ortapedik
felaketi göze alarak on santimlik topuklu
ayakkabılarla yollara düşen genç kızın sayısını kim biliyordu? Bu gençlerin her birinin yüreğinde kopardığımız hoyrat fırtınaların bedelinden haberdar mıydık? Gençliği cinselliğe, genç kızları sarı saçlı, beyaz tenli 1.70 ‘lik manken görüntüsüne, delikanlılığı ise asgari 1.75 ‘lik atletik bedene ve spor arabaya indirgeyen hakim anlayışın yol açtığı sorunların her biri başlı başına bir inceleme konusuydu. O sorunların her biri dünyanın her yerinde her gün binlerce yüz binlerce hatta milyonlarca genci mutsuz ediyor. Binlerce yüz binlerce aileyi kavga ve öfke gözyaşı içinde mutsuzluğa sevkediyordu. Babası kendisine Reebok ayakkabı alamadı diye intihara yeltenen
gençlerin olduğu bir dünyadaydık. Durumun bu hale geldiğini analiz edebilmiş miydik? Ahir zamanda genç olmak zor hem de çok zordu. Zira ahir zamanın despotizmi evvel zaman despotları gibi doğrudan dayatmalara kalkışıp direnç üretmiyordu, kendi tercihini size sizin kendi tercihinizmiş gibi hissettirerek dayatan sofistike teknikler kullanıyordu. Özgür olduğunuzu hisseden bir köle kendi kararını verdiğini zanneden bir güdümlü kılıyordu sizi,fark edemiyordunuz. Ahir zamanda genç olmak zor,ahir zamanda arayan genç olmak daha zor, ahirzamanda aradığını bulabilmiş genç olmak daha zordu.
O günüm karamsar sorgulamanın getirdiği mahzun ve müessif ruh haliyle
geçmiş;sıkıntılı ve muzdarip bir hal ,gece yarısı gözümü kapayıncaya kadar bana eşlik etmişti. O sıkıntı yüzünden pek uykumu alamamış olmakla birlikte ertesi gün sabah namazına kalkabilmiştim neyse ki. Gözüm yorgun ruhum daha da yorgun olsa bile namazdan sonra yatma isteği hissetmedim ve bir günü daha sıkıntıyla geçirmeyi de istemediğim için daha önce kaldığım yerden Kur’an okumayı sürdürerek uyanık kalmayı yeğledim. Kehf suresine gelmiştim! İlk anda,yaşadığım ruh haliyle sıranın bu sureye gelişi arasındaki tevafuku hissedebilmiş değildim gerçi. Ne ki, ayetler arasında ilerleyip sayıları bizce meçhul gençlerin anlatıldığı kısma geldiğimde, uyanmış sayılırdım. Bütün bir toplumun şirkten yana durduğu bir zamanda hidayet üzere kalabilmiş Ashabı Kehf’in tamamının genç olması bir tesadüf müydü? Yoksa, şartlar ne kadar ağır, küfür, şirk ve şehevat ne kadar baskın olursa olsun, bunların üstesinden gelerek hakikati bulmanın imkanına en yakın olanın herşeye rağmen gençler olduğuna dair bir ders, iz , işaret yok muydu bu surede? Kehf suresinin karamsarlık iklimini dağıtan bir ümit ışığı olarak karşıma çıktığı o günle birlikte yine Kur’an dan gençliğe dair başkaca ümit ışıklarıda girecekti dünyama. Kavminin topluca putlara taptığı bir zamanda hakikatı
bulan İbrahim,ateşler içine atılıp ateşler içinde yanmayan İbrahim, Firavun sarayında Musa Züleyha karşısında Yusuf ,sapanlar ve saptıranlar arasında Yahya ve İsa ...Her birinin sergilediği hal, mutlak derecede ümitsiz bir durumun asla söz konusu olmadığını delilleri değil miydi? Put yapıcı babanın evinde puta tapmayan,putperest bir toplumun içinde putperestliğin zerre miktarı bulaşmayan ortamların her biri ve de ateşler içinde olup ateşte yanmayan İbrahim’in bir orta yaşlı veya yaşlı değil de bir genç olması ahir zamanda genç olmanın zorluğuna dair gözlemlerle bunalan zihnime bir yol ,bir iz sunamaz mıydı?Ahir zamanda genç olmanın zorluğuna mukabil, ahir zamanda mü’min genç olarak sapasağlam durmanın pekala mümkün olduğuna işaret eden, yalnızca bu Kur’ani örnekler de değildi. Onların yanı sıra ,Asr-ı Saadette de buna dair bir dizi örnek vardı. Hz.Peygamber (s.a.v. ) ,biiznillah ,kötülüğün her türlüsüne bulaşmış Cahiliye toplumunun gençleri arasından cihana ve asırlara örnek olacak şahsiyetler çıkarmıştı. Ali, Cafer, Zübeyr, Talha, Ammar, Abdullahb. Mes’ud, Zeyd, Mus’ab, Sa’d b.EbiVakkas bu vakıanın
Mekkedeki en parlak
örnekleriydi.Bu tablonun Medine cephesinde de Zeyd b.Sabit, Muaz b.Cebel, Sehlb. Sa’d, Cabir b.Abdullah ,Zeyd b.Erkam,Seleme b.Ekva gibi yüzlerce,
binlerce isim vardı. Hasan, Hüseyin, Üsame, Abdullahb.Ömer, Abdullah b.Zübeyr, Abdullahb.Abbas, Enesb. Malik,Abdullah b. Cafer gibi örnekler de Hz.Peygamber (s.a.v.) ‘in elinde yetişmiş gençler olarak, bize onun gençlerle
nasıl muhatap olduğuna ,dolayısı ile bizim bir gence nasıl ne şekilde muhatap olmamız icap ettiğine dair ip uçları sunuyorlardı. Bütün bu isimleri HZ.Peygamber’in yanına çeken unsur, elbette onun elçisi olduğu hakikatti. Ancak burada dikkat gerektiren bir husus,HZ. PEYGAMBER’in o kutsi hakikati hakikatlı bir biçimde gençlere sunmuş olmasıydı. Zorlayan, dayatan, suçlayan, hor gören biri değildi Res’ul-i Ekrem. Amcası ABBAS’IN oğlu FADL, Veda haccı esasında HZ.PEYGAMBER'İN şefkat ve hilmet yüklü terbiyesinin bir örneğiyle karşılaşmıştı.Fadl’ın gözü az ötede gördüğü bir genç kıza kaymış, karşılıklı bakışmışlardı. Bunu fark eden Resul’u Ekrem ‘in.’’Sözde hacca gelmişsin ,yaptığın işe bak” kabiliden bir sözü asla sarf etmemiş,FADL’IN yanağına elini koyup yüzünü hafifçe başka tarafa çevirmişti. Namaz ve Kur’an öğrenmek için kabileleri tarafından gönderilmiş bir grup genci ,ana ve babalarını özlediklerini hissettiği gün, başlarını okşayıp sırtlarını sıvazlayarak, memleketlerine göndermişti. Kendisi henüz Mekke ’de iken Mus’ab b. Umeyr’i İslam’ı tebliğ için Medine’ye gönderdiğinde, Mus ‘ab 24yaşındaydı ve Medineli kalpler onun vesilesiyle İslam’ la
tanışmışlardı.Üsame b. Zeyd’i hazırlaığı son sefere kumandan yaptığında Üsamenin yaşı yalnızca ondokuzdu. Attab b.Esidi Mekkeye vali tayin ettiğinde ya yirmi yada yirmi birdi.Kısacası Resulü Ekremin cahilyeyi Asrı Saadete çeviren süreçte bize verdiği derslerden biri,gençlere nasıl ve ne şekilde muhatap olunacağının dersiydi. O heyecanlı taze ruhlardan iman kahramanları çıkması için nasıl bir incelikle, hangi hikmetli üslupla kendileriyle ilgilenileceğinin dersiydi. Gençliğin hislerin ve heyecanın zirvede olması toyluk,tecrübesizlik gibi bir dizi zorluğu olduğu gibi bu zorlukların üstesinden gelmeyi mümkün kılacak karşı ağırlıkları da vermişti Rabbi Rahim.Genç demek öte yandan arayan adam demekti.Genç olmak arayış içinde olmaktı. “Ben bileceğimi zaten biliyorum kimseden öğreneceğim bir şey yok “türünden bir tavır bir gencin tavrı olamazdı.İsyan çağı idi gençlik.Ergenlik dönemi denilen şey ,o güne kadar kendisineöğretilen her şeye karşı kuşku ve itiraz dönemiydi. Rabb-i Rahim gençliğe
adım atarken böyle bir halet-i ruhiye veriyordu ki aklını başka akılların cebine koymasın,kendisi düşünüp tartsın, hakikate gitmesini engelleyen bütün engelleri ve dayatmaları aşsın.Putperest bir kavimde ,put yapıcı Azer’in evinde İbrahim ‘in bir tevhid eriolarak belirmesi bu sırdandı.Firavun sarayında Musa’nın bir peygamber
olarak yükselişi de bu sırdandı. Yine bu isyan ruhu doğrunun yanlış biçimde sunulduğu yerde ters sonuçlargetirebilmekteydi. Sunulan bu doğru, doğru biçimde sunulmamış ; dayatmayla zorla, zorbalıkla kabulüne çalışılmış ise aynı genç ruh bu kez doğruyu rededilebiliyordu da. Nitekim mesela şu topraklarda ,dini hayatın uzağındaki birçok ailenin çocukları dine yönelebilmişken doğruyu doğru bir biçimde
sunamamış olan dindar ailelerin çocukları dindarane bir hayatın uzağına düşebiliyordu. Yaşadığımız çağ kalplerin esir ,nefislerin ise vezir edildiği bir dönem olsa bile ,şu zamanda köpekler serbest bırakılıp taşlar bağlanmış olsa bile; akıllı uslu durmanın çılgınlık, çılgınlar gibi eğlenmenin ise akıl bilindiği bir dönemde yaşanıyor olsa bile ahir zaman genci hakikati gene de bulabilir. Ahir zamanın şartlarını en yoğun biçimde yaşıyor olan; nefislerin en ziyade serbest olduğu ve istediğini yapabilecek maddi imkanlara en ziyade kavuştuğu batıda şu halde bile milyonlarca gencin İslam’ı seçmiş olması ,sayıca daha da fazlasının ise gerçeği bulmak için yollara düşmesi bize bu gerçeği haykırıyor.Dindar olamamanın maddi ve manevi horlanma sebebi olabildiği şu ülkede dahi,böylesi binlerce,yüz binlerce, milyonlarca genç aramızda dolaşıyor. Bu ülkede kapı kilitlense kendisine deli muamelesi yapılsa dahi namazından vazgeçmeyen ; ulaşabildiği ve ancak gizlice okuyabildiği kitaplar saklandığı yerlerden bulunup yakılsa dahi iman yolunda yolculuğunu sürdürebilen gence rkekler; üniversite kapısında bin bir mihnetle yüzyüze kalabileceğini bildiği ve ailesinde tek bir tesettürlü olmadığı halde Rabbinin rızasını gözeterek örtünebilen ;çok severek yaptığı işten bu sebeple ayrılabilen hanımlar bulunuyor.Ahir zamanda genç olmak zor biliyorum. Ahir zamanda mü’min genç olmanın daha kolay olmadığını da biliyorum. Ama doğuda batıda yaşanıp nazarımıza ilişen böylesi milyonlarca örnek bize zor olmanın imkansız da olmadığını açıkça gösteriyor. AHİR ZAMANDA GENÇ OLMAK ATEŞLER İÇİNDE OLMAKTIR. AHİR ZAMANDA MÜ’MİN GENÇ OLMAK ATEŞLER İÇİNDE YANMAMAKTIR. AHİR ZAMANDA MÜ’MİN GENÇ ,ATEŞLER İÇİNDE İBRAHİM MİSALİDİR. FİRAVUNSARAYINDAKİ MUSA, ÇAĞIN ZÜLEYHALARI KARŞISINDA YUSUF MİSALİDİR. VE ATEŞLER İÇİNDE İBRAHİM’İ YAKMAYAN, FİRAVUN SARAYINDA MUSAYI SAPTIRMAYAN, ZÜLEYHA KARŞISINDA YUSUFU KANDIRMAYAN SIRRA ERİLDİĞİNDE, AHİR ZAMANDA MÜ’MİN OLMANIN YOLU ELBETTE GÖRÜLECEKTİR. May 05 nakşibendNAKŞİBENDİLİK NEDİR?
Nakşibendi terbiye okulu, hicri: 791, miladi: 1389 taihinde vefat eden Hace Muhammed Bahauddin Nakşibend Hz.'lerinin temel usullerini belirlediği bir manevi terbiye sistemidir. Onun adına nispet edilerek "Nakşibendilik" diye anılmaktadır.
Bu terbiye yolu ve usûlü, Şah-ı Nakşibend Hz.leri ile başlamış değildir. Kendisi bu yolun usul, adap ve feyzini önceki büyüklerden almıştır. Bu terbiye yolunun usul ve adabı, silsile yolu ile Hz. Ebu Bekir Sıddık'a (r.a) ve ondan Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimize ulaşmaktadır. Terbiyenin başında ve merkezinde alemlere rahmet olan Hz. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bulunmaktadır. Bu terbiye yolunun temel özelliği gizli zikir ve ilahi muhabbetir. Bu zikir ve terbiye yolu, tarih içinde gelen mürşidlerin ismiyle farklı adlarla anılmıştır.
Hz. Ebu Bekir Sıddık'tan (r.a.) sonra bu yola "Sıddıkiyye" ismi verildi. Hz. Beyazid-i Bistamî'ye (k.s) kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra "Tayfûriyye" ismi verildi. Tayfir, Beyazid-i Bistami'nin bir diğer adıdır. Hace Abdulhalik Gücdevani Hz.lerine kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra, "Hâcegâniyye" ismi verildi. Bu yol bu isimle İslam alemine yayıldı, meşhur oldu. Diğer kollardaki isimler zamanla unutuldu. Bu yol, Mevlana Halid Bağdâdi'den sonra "Nakşibendî Hâlidiyye" ismiyle de anılıp yayıldı. Bu gün Anadolumuzda yagın olan kol "Halidiyye" koludur. Bu yol, günümüzde Şah-ı Nakşibend Hz.lerine nispet edilen meşhur ismiyle "Nakşibendîlik" şeklinde anılmaktadır.
Nakşibend, "nakş" ile "bend" kelimelerinden oluşmuş bir terkiptir. Bir isim değil sıfattır; ancak isim gibi meşhur olmuştur.
Nakş, bir şeyi bir yere nakşetmek, nakış gibi işlemek, hiç çıkmayacak hale getirmek, mühür gibi kazımaktır.
Bend, Farsça bir isim olup, dilimizde hem isim, hem sıfat olarak kullanılmaktadır. isim olarak, bağ, kelepçe, baraj, bent, kemer gibi manalara gelmektedir. Sıfat olarak, sıkıca bağlı, iyice bağlayan, kuvvetlice bağlanmış manalarına gelir.
Kalbe Allah zikrini hiç çıkmayacak şekilde nakış gibi işledikleri ve ondan hiç kopmadıkları için, gizli zikir sahiplerine Nakşibendi denmiştir.
Tarikat yol ve usul manasındadır. Tarikat bir din ve mezhep değil, dini anlama ve yaşama şeklidir. İnsanı terbiye için kurulmuştur. Tarikatlar terbiye için tercih ettikleri usullere ve zikirlere göre farklı adlarla anılmışlardır. Tasavvufun kaynağı, doğunun felsefesi, batının batıl dinleri değil, Kur'an ve sünnettir.
Bütün manevi terbiye yollarına kısaca "tasavvuf" denir.
Nakşibendi terbiyesi, gizli zikir usulü üzerine kurulmuştur. Bu usulü benimseyen büyük veliler tarafından geliştirilerek günümüze kadar gelmiştir. Bu usul ve adaplar bizzat Kur'an ayetlerinden, rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin sünnetinden ve O'nun şerefli ashabının (r.anhüm) hallerinden alınmıştır. Her şeyi ile Kur'an ve sünnete bağlıdır. Bu yolun usul ve adapları, Kur'an ve sünnette ya açıkca belirtilmiş, ya da işaret, delalet ve sükût yoluyla kabul edilmiştir. Yani, İslam'ın ruhuna uymayan hiçbir şey yoktur.
Fakihler nasıl fıkıh alananda içtihat yapma yetkisine sahiplerse kâmil mürşidler de, ahlak ve terbiye alanında içtihat etme, yeni usuller belirleme yetkisine sahiptirler.
Bu terbiye sistemi yeni bir din değildir; dinin ahlak derslerini talim ve tatbik eden bir okuldur. Hedefi, insanı güzel ahlaka ve Allah rızasına ulaştırmaktır. Metodu, muhabbetle kalpleri Yüce Allah'a bağlamaktır Temel usulü gizli, zikir, toplu zikir, muhabbet, sohbet, rabıta, teveccüh, tasarruf, hizmet ve edeple nefsin çirkin sıfatlarını ıslah etmektir.Dinimizin bize öğrettiği amel ve edepler iki kısımda özetlenebilir:
1-) Zahiri Hâller: Vücudumuzun dış azaları ile yaptığı bütün ibadetleri içine alır. Yeme içme, temizlik, alış-veriş, aile hukuku gibi vazifeler de bu kısma girer. Bu vazife ve edepler fıkıh kitaplarında anlatılmaktadır. Hangi vazifeyi yapıyorsak, onunla ilgili ilahi emri ve edebi öğrenmemiz gerekir.
2-) Batıni Hâller: Kalbin gafletten uyanması ve zikirle ihya edilmesi, nefsin manevi hastalıklardan arındırılması, ruhun ilahi huzura yükselmesi, böylece insanın ilahi nur, ilim, aşk, edep ve güzel ahlaka ulaşmasıdır. Zahiren ve batınen terbiye olan insanın elde edeceği en büyük inmet güzel kulluktur. Bu hale kısaca ihsan mertebesi denir. İhsanı yukarıda tarif ettik. Bu yol herkese açıktır. Bütün insanlar bu edeplere ve nimetlere davet edilmiştir.
Zâhirî ve bâtınî edepleri koruyan kimse ihsan mertebesini elde eder. Bu mertebeyi elde eden kimse Yüce Allah tarafından sevilir, O'nun huzurunda kabul görür. Kalbi ilahi sevgi, huşu, haya ve haşyet ile dolar.
___________________
Bu bölüm Semerkand Yayınları - Arifler Yolunun Edepleri - S. Muhammed Saki Haşimî - Sayfa : 24- 27 den alınmıştır.
BIZIM TARIKATIMIZ "ÜRVETÜL-VÜSKA"DIR.
HZ. RESULULLAH (S.A.V)´IN ETEGINE YAPISMAK VE SAHABEI KIRAMIN (R.A)´IN ESRLERINE IKTIDA ETMEKTIR.
BU TARIKATTA AZ AMELE COK FETIHLER OLUR.AMMA SÜNNETE RIAYET GEREKMEKTEDIR.
SAH-I NAKSIBEND (K.S.A.) menzilde bir günMENZİLDE BİR GÜN Menzil de zaman bir başka geçer. April 21 İLKBAHAR DİRİLİŞ GÜNÜNE BENZERİlkbaharda;yağmurla ölü arzdan ekin ve taneler bitirmesi, sonbaharda da kurutması,düşüneneler için Allah`ın bir olduğuna ve O`nun dilediğini işleyip,dilediğine hükmettiğine delildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdularki: --Muhakkak ilkbahar on cihetle nüşùr (diriliş) gününe benzer. 1-Ölü ve definelerin diriliş gününde yerden çıktıkları gibi taneler ve bitkiler topraktan çıkarlar 2-İlkbaharda bazıları için rahat ve sevinç,bazıları için de hastalık,acı ve elem zamanıdır.Diriliş günüde bazı insanlar hakkında sevinçtir, bazı insanlar hakkında üzüntüdür. 3-Kim kış mevsiminde fazla miktarda kurutulmuş yiyecek yerse, şüphesiz ilkbaharda onun vücudu kanın damarlarda hareket etmesiyle hastalanır, çiçek hastalığı ve yara olur. Aynı şekilde kim dünyada isteyerek haram lokma yerse diriliş günüde azaba uğrar,zelil olur. 4-Bazıları ilkbaharda topraği meşakkatle sürer ve ve tohumları saçar ama tohumlar soğuktan mahvolursa, sahibide mahrum olduğu gibi bazılarının ibadetleri,günahlarının hararetinden veya küfür ve riyalarının soğukluğundan heba olur. 5-İnsanlar ilkbaharda dostlarıyla,bostan ve bahcelerde , nehir kenarında oturdukları gibi diriliş gününde de halis kullar salihlerle beraber haşır olurlar (diriltilirler) 6-İlkbaharda esen rüzgarlar,bazı insanlar için faydalı, bazı insanlar içinde zararlı olur. Diriliş gününde saàdet ve şekàvet rüzgarı hazırlandığı zaman insanların bazıları said,bazılarıda şaki olur, 7-Kuru ağaçların baharda çiçek ve meyveleri olmaz. Diriliş günü de böledir. Abidler ve zahidler taat ve ibadet elbiselerini giyerler. Kuru ağaç gibi olanlar ibadet meyvelerinden mahrum olurlar., iman elbisesinden soyulur,mahlukat arasında rezil olur. 8-İlkbaharda ekin bittiği zaman sahibi sevinçli (mesrur) olur. Ekmeyenler pişman olur. Diriliş günüde böyledir.Abidlere ibadetlerinin karşığı ikram olunduğunda,ibadet etmyenler pişman olurlar. 9-Muhakkak sonbaharda ekilen şey ilkbaharda büyür. Diriliş gününde de böyledir.Eğer dünyada hayır işlenirse ahirette hayır, şer işlenirse ahirettede şer bulur. Çünkü dünya ahiretin tarlasıdır. 10-İlkbaharda toprakta çeşitli renk ve şekillerde çiçekler görülür. Diriliş gününde de ihlas,tevekkül,korku,küfür ve nifak ortaya çıkar..
April 17 konus yüregim
April 15 uyanmak zamanı şimdi
ABD, İsrail ve İngiliz emperyalistlerinin Irak’taki katliam, vahşet, işgal ve yağması
Kimisi su bidonu, kimisi koltuk yağmaladı! Bağdat’taki yağmayı kürt peşmergelerinin-çapulcularının Kerkük ve Musul’da yaptıkları yağma ve talanı izledi. Bu yağma ve talanı bütün dünya televizyonlardan izledi. Yağma ve talan yapan kürt peşmerge-çapulcular hakkında mutlaka bir izlenim edinmiştir izleyenler. ABD, İsrail ve İngiliz emperyalistleri, büyük yağmayı yapacakları için böyle küçük yağmalara (!) göz yumdu. Bazı eşyaları götürmelerine izin verdi. ABD, İsrail ve İngiltere’nin büyük yağması, talanı için korku ve gözyaşı olmalıydı. ABD 1991 yılından beri oniki yıldır bunu yapıyordu Irak’ta. Hiç bir şeye izin vermiyordu ABD. Tam bir baskı-zulüm uygulanıyordu. Yiyecek yoktu, ilaç yoktu. Irak’ın toprakları ABD tarafından fiilen üçe bölünmüştü. Oniki yıldır Irak halkı bu baskılar ve yoksulluklar, saldırılar altında yaşamaya mecbur kılındı. Oniki yıldır esir alınmış olan Irak’ta 20 Mart 2003 günü gece yarısı başlayan vahşet ve katliam, 21 gün sonunda, 9 Nisan 2003’de Bağdat’a tanklarla, bombalarla, uçaklarla girilmesiyle bir anlamda tamamlandı. Eli kolu bağlı Irak’a bütün dünyayı işgal edecek asker ve silah gücüyle giren ABD ve İngiltere, dünyaya gözdağı veriyorlardı böylece. Gücünü gösteriyordu. Sakın çıkarlarımıza karşı gelmeyin diye. ABD, İsrail ve İngiltere’yi “insan hakları” ve “demokrasi”nin kâbesi gibi gösterenler, veya görenler umarım dersler almışlardır. “Demokrasi getiriyoruz” safsatasıyla yapılan bu katliam, soykırım, vahşet ve işgal unutulmayacak. Nasıl diğer yaptıkları katliamlar, soykırımlar ve vahşetler unutulmadıysa. ABD ilişkiye girdiği hangi ülkeye demokrasi götürmüş? Götürdüğü sadece sefalet, sömürü, yoksulluk, soykırım, vahşet ve işgal olmuştur. Evet demokrasi (!). Yani, ABD ve İngiltere’nin istediğini yapma demokrasisi. Hiç bir sınır ve engel tanımadan herşeyi yapma özgürlüğü. Yani vahşet, yani işgal, yani soykırım, yani talan. “Beyaz bayrak” kaldırmış iki Iraklı asker siperdeyken İngiliz askerleri tarafından çok acımasız bir biçimde öldürülmüştü saldırının başladığı gün. Çok acımasız diyorum çünkü iki askerin kafatasları kurşunlarla paramparça edilmişti. Gözaltına alınan çok sayıda Iraklı sivil vatandaşa vahşice davranıldı. Kafalarına çuvallar geçirildi. Çırılçıplak soyuldu. Elleri arkadan bağlandı. Numaralandı. 4 yaşındaki çocuk bile babasıyla rehin alınıp kafasına çuval geçirildi. Necef kentinde kendilerine teslim olmak isteyen sivil vatandaşlar vahşice öldürüldü. Herşey dünyanın gözü önünde yapılıyordu. Saldırılarında yeni silahlarını deniyordu ABD, İsrail ve İngilizlerin paralı askerleri. Bütün dünya vatandaşları ayaktaydı. Öğrenciler, gençler, çocuklar, yaşlılar, işçiler, köylüler, esnaflar, öğretim üyeleri, yazarlar, sanatçılar. Herkes ayaktaydı. ABD, İsrail ve İngiltere’nin saldırılarına ve vahşetine karşıydılar. Kimisi “canlı kalkan” oldu. ABD, İsrail ve İngiliz mallarını almama kampanyası başlatıldı. Büyük gösteriler, eylemler yapıldı. Ama, devlet yöneticileri seyrediyorlardı. ABD, İsrail ve İngiliz devletlerinin vahşetleri korkunçtu. Yağma ve çapulculuk ruhlarına öylesine sinmiş ki, bağımsız haber yapan gazeteciler bile öldürüldü. Bağdat’taki Filistin Oteli’ne bilerek atılan ABD’liler ve İngilizler tarafından açılan tank ateşi sonucu Taras Protsyuk ile Julio A. Parrado adlı iki gazeteci öldürüldü. Aynı gün, ayrıca, El Cezire ve Abu Dabi TV büroları bombalandı. El Cezire muhabiri olan ve “Arapların Peter Arnett”i dedikleri gazeteci Tarık Eyüp öldü. Yağma ve çapulculuk ruhlarına öyle sinmişti ki, saldırı ve vahşet hakkında yaptığı karikatürler nedeniyle Salih Memecan tehdit edildi. Karikatürist Salih Memecan, katıldığı bir tv programında bu tehdidi özetle şöyle açıklamıştı, “İnternet sitesindeki karikatürlerimi gören bazı Amerikalılar ‘Keşke sizi de bombalasaydık’ diyorlar.” Gazeteci Peter Arnett, Irak devlet televizyonundan ABD’nin planlarının çöktüğünü söyleyince Pentagon, Beyaz Saray yönetimi, tarafından sert şekilde eleştirildi. Bunun sonucu olarak Arnett çalıştığı NBC kanalındaki işinden atıldı. Eleştiriye hatta gerçeği aktaranlara bile tahammüllleri yoktu. Irak’ta insanlar ABD, İsrail ve İngiltere’nin paralı askerleri tarafından öldürüldü, sakat bırakıldı. Evlerinden, işlerinden edildiler. Bunun dışında ülkelerinden edilmek isteniyorlar. ABD, İsrail ve İngiltere’nin paralı askerleri, katliamlarına başladığı günlerde Irak bayrağını indirmiş yerine ABD bayrağı asmışlardı. Bu davranış biçimi ABD, İsrail ve İngiltere’nin işgalci zihniyetinin açığa çıkması ve yansımasıdır. Avrupa Birliği (AB)’ne karşı Amerika Birleşik Milletleri yaratma zihniyetidir. İnsan toplulukları sürü değilde “halk” olmuşsa onlar hiç bir zaman teslim olmaz ve yenilmez. Teslim olanlar ve yenilenler “halk” olmayan, sürü halinde yaşayanlandır. Davul-zurna çalarak ABD, İsrail ve İngiliz işgalini destekleyen, yaşadığı topraklara ihanet eden komşusunun katliamına göz yuman Iraklı kürtler tarih önünde her anlamda suçludurlar. Irak halkı, ABD, İsrail ve İngiliz işgalini er ya da geç kıracaktır. Bunun örneğini yine televizyonlardan izledik. Gazetecilerin bilerek öldürüldüğü Filistin Oteli’ne pervasızca giren ABD’nin ve İngiltere’nin paralı askerlerine karşı, orada bulunan küçük kız çocuğu, “Yankee go home” diye bağırdı bir kaç kez. Bu küçük kız her şeyi göze alarak yapmıştı bunu. Evet . Bu küçük kız gibi hareket edenler yenilmez ve teslim olmazlar. Bu küçük kızın haykırışı, bütün dünyaya Irak’taki halkın onurunu ve direnişini gösterdi ve duyurdu. Bu haykırışında her zaman seninle beraberiz küçük kız. April 10 HAYIRLI CUMALARCUMA GECESİNDE NELER OKUNMALIDIR
KUR`AN-I KERİMDEN MUCİZELERAna Sayfa | Kuran Çevirileri | Kuran'da Arama | 19 Mucizesi | Kelime Uyumları | Güzel Yazılar
ziyaret etmenizin faydalı olacagına inanıyorum. April 09 Bir Annenin Kızına nasihatı
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|