|
|
7月30日
•
.Ey gönül, işlediğin suçlara, kusurlara karşılık, Hakk'tan özür dilemek için neler düşünüyorsun?
O'ndan sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede...
• O'nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykın işler;
O'ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar...
• Senden bunca haset, bunca kötü düşünce, bunca dedikodu. O'ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.
• Yaptığın kötülüklerden, işlediğin günahlardan pişman olup da, candan
Allah dediğin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetişen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O'dur.
• İşlediğin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun.
Bir daha işlememeye karar veriyorsun, işte o anda bu duygularla için karıştığı, kendinden utandığın,
kendini ayıpladığın, vicdanın sızladığı zaman düşünmüyor musun? Bu duyguları sana veren, bu pişmanlığa seni düşüren, senin içindedir.
Sana çok yakındır. O'nu sen ne diye kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun?
• 0, seni bazen yaratılışına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüş, altın, kadın sevdasına düşürür.
Bazen de canına Hz. Mustafa'yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır.
• Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulaştırır.
Kurtuluş gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar.
• Ey zavallı insan, bu düşüşlerden, bu hallerden sakın ye'se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok ağla, inle ki;
sonunda yedi kat gökten kulağına kurtuluş sesleri gelsin.
Mevlana 5月3日
| SANA YONELDIM
|
|
|
|
Densizin lafından hayır gelir mi? MÜnafığın sillesi bizi ezer mi? Kul hakkına Allah sabır eder mi? Sabredenlerden oldum sana yöneldim.
Bin dertli bir devaya hasret, çölde susuz kaldım bir damlaya hasret. Aşkından divane oldum, gülyüzüne hasret, Bir seni düşündüm, sana yöneldim.
Kandillerini yaktın gecenin karanlığında, Cehaleti kovdun indirdiğin kur-an la. Hak aşkına geldim senin yanına, İnananlardan oldum sana yöneldim.
Ektiğim tohumu hasat yaparken, Harmanda dahi seni anarken, Bir yetim uğruna bin terlerden, çalışanlardan oldum sana yöneldim.
Bir sevap uğruna, günahtan oldum, Bıraktım zevki, sefadan oldum. Seni her anışımda kendimden oldum, Ham iken piştim sana yöneldim

| CANIM EFENDıM
|
|
|
|
Yıllarca ufkuna bakan gözlerim, Cemalini ister , canım efendim. Seni anlatmaktan aciz sözlerim, Her an erimekte , canım efendim.
Hayat eksenimin sonsuz odaĝı, Ŏksüz ve yetimlerin sıĝınaĝı, Sen sabah yıldızlarının ışıĝı, Sen şefkat elçisi , canım efendim.
Lahuti bir sefer olsa da gitsem... Kumlara batsam , ayaĝına düşsem, GÜl Ravzan'a varıp kendimden geçsem, Sen sevda iksiri , canım efendim.
Ay yüzlü , güzel sözlü hem sultanım, Fedadır can , canan ve bütün varım, Seninle olmaktır en güzel kararım, Sen güllerin şahı , canım efendim.
Buzlar erir içimde bitmez savaş, Gönlümde bir hüzün , gözümde yaş, Sensizlik içimde kordan bir telaş, Kalbimin barışı , canım efendim.
Alemlere rahmet rüzgarısın sen, Kur'an kiliminde en güzel desen, Benim de rüyama bir defa gelsen, Can dayanmaz oldu , canım efendim

| Ne ıstiyorlar ki Senden
|
|
|
|
Ne istiyorlarki senden, Seni sevenlerden Seni hayatının en önemli yerine koyan, O değerli insanlardan
Sana simge dediler. Sana irtica dediler. Sana cahil dediler. Sana örümcek beyinli dediler.
Bilmiyorlarki seni. Tanımıyorlarki seni. Anlamadılarki seni. Bir yangındır bu sürüp giden İçin için yanan ve daha çok Yanmaya devam edecek olan.
Demokrasi dediler,laiklik dediler. Dedilerde diyenlerde bilemedi Dediklerinin ne anlama geldiğini Bilmediler seni,tanıyamadılar...
Gözlerimi kördü acaba bu tanımayanların, Görüpte görmezden gelmek nasıl bir duygudur. En acı şey bu olmalı hayatta bakıpta görememek Bilmediler gözlerin kalp gözüyle de görmesi gerektiğini. Bilmediler seni, Seni ve seni seven yüzlerce,binlerce,milyonlarca insanı...
| |  | | | | 4月9日
|
KELAMULLAHTAN

1. “Ey iman edenler! Sabredin, sabır yarışında (düşmanlarınızı) geçin!”
Âl-i İmrân sûresi (3), 200
Felah ve kurtuluşun temel şartlarını açıklayan âyet-i kerîme, ilk olarak, sabırlı olmayı
sabır yarışında düşmanları geçecek bir dayanıklılık göstermeyi istemektedir. Devamında da
sürekli uyanık bir şekilde sınır bekçiliği yapmayı ve Allah’a karşı daima saygılı bulunmayı tavsiye etmektedir.
Âyet-i kerîme, kurtuluş ve mutluluğun en başta gelen şartının sabır olduğunu, imtihan ve sıkıntılara sabırla
göğüs germesini bilmeyenlerin başarıya ulaşamayacaklarını açıklamaktadır.
Kısaca “Zafer ve başarı, gösterilecek sabra bağlıdır” mesajını vermektedir.
Elmalılı merhum Âl-i İmrân sûresinin son âyetinde, Allah’tan, kâfirlere karşı yardım ve zafer isteyen mü’minlere
Allah Teâlâ’nın bu âyetle cevap verdiğini belirtmektedir.

2. “Sizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltmekle elbette deneriz. Sabredenleri müjdele!”
Bakara sûresi (2), 155
Bu âyette, korku, açlık, mal, can ve ürün kaybı gibi müslümanların tâbi tutulacağı imtihan çeşitleri sayılmaktadır.
Bütün bunlar karşısında sabırlı davranan ve Allah’a karşı güvenini kaybetmeyen, teslimiyetini bozmayan
mü’min kazanacaktır. Bu kazancın niteliğini aşağıdaki âyet haber vermektedir.
3. “Sabredenlere, felâketlere karşı dişlerini sıkıp göğüs gerenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.”
Zümer sûresi (39), 10
Ödülün hesapsız olması, sabrın ehemmiyetini göstermektedir.
Felâketler karşısında gösterilecek sabır, pek büyük bir meziyet olmasaydı, hesapsız mükâfat vadedilmezdi.

4. “Fakat sabredip (kendisine yapılan kötülüğü) bağışlayanın işi, işte bu, benimsenmeye değer işlerdendir.”
Şûrâ sûresi (42), 43
Sabretmek ve affedici olmak kolay bir iş değildir. Kendilerine benzemeye ve
yaptıklarını izlemeye değer kişiler böyle insanlardır. Çünkü onlar gerçekten zoru başarmış, güzeli ortaya koymuşlardır.
Sıkıntılara sabretmek ve başkalarının hatalarını bağışlamak gerçekten önemli ve
sebep-sonuç açısından birbiriyle yakından ilgili iki tavırdır. Bu iki davranışta bulunan kişi örnek alınmaya lâyıktır

5. “Ey iman edenler! Başınıza gelecek her şeye sabretmekle ve namaz kılmakla Allah’tan yardım isteyin.
Allah sabredenlerle bera- berdir.”
Bakara sûresi (2), 153
Güçlükler ve zorluklar karşısında yardım isteme durumunda kalan müslümanlar, sabırlı davranmak ve
dua etmek suretiyle Allahtan yardım dileyeceklerdir. Dayanmadan, göğüs germeden hemen başarılı olmayı
beklemeyeceklerdir. Namaz, nasıl öteki ibadetlerin başı ise, sabır da bütün ahlâkî davranışların başıdır.
Bu sebeple Allah’ın yardımı ancak bu iki üstün halde istenmelidir. İslâmî hedeflere, devamlı kulluk yapmakla
ve bu uğurda karşılaşılacak güçlük ve felâketlere göğüs germekle varılabilir. Çünkü kulluk ve sabırla
Allah’tan yardım dilemek, başarının iki önemli şartıdır.
 6. “İçinizdeki mücâhidlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya kadar elbette sizi deneyeceğiz.”
Muhammed sûresi (47), 31
Bu âyet, mücâhidler ile sabırlı davrananların birbirlerine çok yakın olduklarını, yani sabrın da bir nevi cihad demek
olduğunu anlatmaktadır. O halde cihad ne ölçüde babayiğit işi ise, sabır da aynı şekilde yiğitçe bir tavırdır.
Hele cihadın güçlüklerine sabretmek ise, başlı başına ayrıca bir cihad anlamındadır. Hayattaki imtihanların
hikmeti de bu mücâhidler ile sabredenlerin ötekilerden ayrılıp ortaya çıkarılması, belirlenmesidir.
EFENDİLER EFENDİSİNDEN
Ebu Sinân anlatıyor: "Oğlum Sinan'ı defnettiğimde kabrin kenarında Ebu Talha el-Havlani oturuyordu.
Defin işinden çıkınca bana:
"Sana müjde vermeyeyim mi?'' dedi. Ben:
"Tabii, söyle!'' dedim.
"Ebu Musa el-Eş'ari (radıyallahu anh) bana anlattı'' diye söze başlayıp Resulullah'ın şu sözlerini nakletti:
"Bir kulun çocuğu ölürse, Allah meleklere şöyle söyler:
"Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi?"
"Evet" derler.
"Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?'' Melekler yine:
"Evet" derler. Allah tekrar sorar:
"Kulum (bu esnâda) ne dedi?''
"Sana hamdetti ve istircâda bulundu'' derler. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şöyle emreder:
"Öyleyse, kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu Beytu'l-hamd (hamd evi) diye isimlendirin.''
Tirmizi; Cenâiz, 36; (1021).
Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara: "Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!" der.
Eğer O kul, melekler geldiği zaman Allah'a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirler.
Allah Teâla hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: "Kulumun ruhunu kabzedersem; onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur.
Şâyet şifâ verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı otmuştur.''

|
| 2月27日
Çöllerindeyim sevdanın, bir yudum su verenim yok. Bir ben kalmışım bu ıssız, bu kurak yollarda. Yapayalnızım, kimsesizim ve kaybolmuşum kendi içimde. El açıp yalvarsam duyulmaz sesim. Kaçsam buralardan yollarım bağlı. Ne yana dönsem tuzak bana bu sevda. Yağmurlara hasret çatlayan dudaklarım. Seni diliyorum tenimi yakan güneşten. Her defasında yoksun... Ellerim bomboş, ellerim ellerine hasret. Kaç gece can verir uykularım. Ölümü nasıl özlerim bilsen. Dağılmış yüreğim her bir köşeye. Hatıralar bir yanda, sen bir yanda. Bu çıkmazlarda tükenir gider ömrüm. Bir uzatsan elini, kurtarsan beni bu bitmeyen yalnızlığımdan, kuruyan dudaklarımı kavursan öpüşlerinle, yeşerse dallarım, sana tutunup kalsam... Hasretin her gece yakmasa beni, her şeye yeniden başlasam gözlerinden. Sen hiç gitmesen, hiç bırakmasan ellerimi... Düşlerim yetmiyor yar, anlasana! Beni unuttuğun bu sevda çöllerinden geri al. Yanına al beni... yüreğine al, ömrüne al, al ve bırakma. İstersen ellerinle öldür, bir kurşunla yok et varlığımı. Ben sana kıyamam, sen bana acıma... Yeter ki son bulsun yüreğimin bir yanı hayata, bir yanı ölüme direnen korkuları... Böyle tükeneceksem ne olur, hasretine bırakma sen öldür beni !...
_________________
madem gelmiyorsun......bırak yaralarımı ve beni yüreğimle....
bugün anladım sevgilim... aşkım bana ağlıyor bir köşede sessizce...... gözyaşları döküyor yaşanmamış sevdamıza..... nasıldı bir görsen......
bu yüzden anlayamazsın sevdiğim..... dokunmak istedim yüreğime.... istemedi....benden çok uzaklara gitti....
uzaklarda bana ağlayan aşkıma dokunmak istedim...... dokunamadım!...... istemedi ellerimi bir kenara itti..... korktum!.....
dokunsam daha fazla kanayacak sanki.... bende sevdamla ağladım bu kahrolası çaresizliğime.... susturamıyorum gözyaşlarımı.... sessiz sessiz ölüyor sanki gözlerim de...... ellerimde çare yok sevgilim!....
eğer dokunursam!... yokuluğunu görürse ya ellerimde.... çare senin ellerindeyken....... ne sen dokunuyorsun... nede ben dokunabiliyorum..... sessizce ağlıyor bir köşede..... ben seni gözlerinden bile kıskanırken..... sen başka eller de..... ağlasan ne fayda.....
sen vermişken sevdanı bir başka ele.... sus konuşma sevdiğim!.... hiçbir kelime bugün anlatamaz yokluğunu yüreğime..... hiçbir sözcük avutamaz yüreğimi.... madem gelmiyorsun...... bırak yaralarımı ve beni yüreğimle.... bırak beni aşkım ve çaresizliğimle.... belliki benim daha uzun yolum var dertler de..... ben alışmışken sensizliğime... varlığın ne anlam getirir bilmem sevgime..... sen uzak ve mutlu ol sevgilim!.....
dilekler kurdum yollarına..... güzel olan ne varsa al git benden... unutma gözlerini de...... isteklerim ne fayda getirir bilmem..... sen mutluyken başkalarıyla..... hayallerim bugün seni terkederken...... gitme kal desem.....sus diyebilir misin ağlayan sevgime...... ben söz geçiremiyorum artık gözlerime... gel de sen söz geçir gözpınarlarımdan damlayan aşkına... çaresizliğin tam ortasında ağlayan aşkıma...... sen gelsen diner mi ızdırabı sor bir kez yüreğime... böyle bir köşede yetim bıraktığın sevdamı...... geri versen bana....
eskisi gibi güler mi söyle bana!..... izler bıraktığın biçare yüreğimde..... silemediğim gözlerin var gözlerimde.... ne dokunabiliyorum..... ne sus diyebiliyorum yokluğunda kanayan gözlerime..... bırak beni sevgim ve sensizliğimle....
Karşılaşmaları tamamen tesadüf eseri olmuştu, aslında Sevda O’nun burada olacağını bilseydi gelmezdi… Asla bu yoldan yürümezdi ve belki bir daha ömrü boyunca uzatacak olsa da işe gidiş saatini asla o kestirme yoldan gitmezdi ya kader mi denirdi buna bilmiyordu; ama girivermişti bir sabah kar yağarken İstanbul’da kimsesizler sokağına. Kim bilir belki de soğuktan bir an önce kurtulmak istiyordu çünkü üşümek onun en nefret ettiği şeydi dünyada. Aslında korkusu demek daha doğru olurdu sanırım. Üşümekten korkar mıydı insan evet korkardı. Donma düşüncesi bir an önce gideceği yere varma düşüncesini perçinliyor, bu nedenle kestirme olduğunu düşündüğü tüm yollara giriyordu.
Bir bedeninin üşümesi bir de… Birde kalbinin, hep kaçtığı ve kaçacağı iki şey olacaktı ömrü boyunca. İlerlerken bir yandan da ellerini mümkün olduğunca cebine sokuyordu. Kocaman bir şapka geçirmişti başına ve büyük bir atkıyla gözleri hariç geri kalan her yerini gizlemişti rüzgârdan. Sokağı döndüğü anda göz göze gelmişlerdi ve birden soğuk hava yerini güneşli bir güne bırakmıştı… Anılar mıydı Sevda’nın içini sıcaklaştıran yoksa yüreğinin en gizli köşelerine saklayıp bir daha asla dönüp bakmadığı bir eski sevda mıydı bilmiyordu. Yanağından usulca akan gözyaşı ile donmuş kalbinin erimeye başladığını hissediyor, gitgide bir yangın kaplıyordu bedenini…
Antalya tüm sıcaklığıyla kavuruyordu deniz kenarında güneşlenmekte olan genç çifti, bir anda kalktı genç kız yerinden;
-Aşkımmmmm. -Efendim bebeğim…
Gözlerinde küçücük bir çocuk bakıyordu sanki. Sevgi dolu ve bir o kadar saf, bir o kadar seven sevilmeyi.
-Hani bugün tırmanacaktık. -Ama çok yorgunuz, yani yarın çıksak. -Ama her seferinde öyle diyorsun.15 gündür buradayız ve iki gün sonra…
Öyle güzel söylüyordu ki, adı gibi sevda doluydu bakışları ve genç adam bu bakışların ardından konuşamıyor hiçbir şekilde itiraz edemiyordu.…
Tırmanırlarken o koca dağa, yorulduğunu hatırladı birden. Sevgilisi ellerinden tutmuş ve hadi az kaldı diyerek çekiştirmeye başlamıştı onu. Ve en tepeye çıktıklarında muhteşem bir manzara ile ödüllendirilmişlerdi.
-Gördün mü demişti genç adam gülümseyerek. Birlikte olduğumuz sürece, bu sevdamız yaşadığı sürece en büyük engelleri bile aşar ellerimiz tuttuğu takdirde birbirini. Ve inan bana sevgilim hayat tüm mutlulukları bize sunarak ödüllendirir yüreklerimizi…
Asla unutmamıştı bu sözü, tüm engeller diye geçirdi içinden; o sokak başında karşılaştığı bir çift gözü gördüğünde. Oysa çoktan kaybolduğunu düşünmüştü, aslında bittiğini… Alışmıştı onsuzluğa yüreği, artık sevmediğini düşünmeye başlamıştı ya hani, görünce birden karşısında… Birden görünce fena olmuştu, tüm gücü yitip gitmişti karın beyazlığında.
Hiç yoktun sanki önceden, sanki hiç olmamışsın gibi davranıyordum hâlbuki. Canımdın oysa ki, oysa candan öteydin ya sevgili. Bak şu halimize şimdi, her şeyin nasıl sona erdiğine bir bak… Yalnızlığa alıştım ben ve sen alıştırdın, beni sen mahkûm ettin bu sessizliğe… Sensizliğe…
Kızgınlık var mıydı? Evet, hem de fazlasıyla ama öyle özlemişti ki ve hüznü öyle belirginleşmişti ki tek söz edemiyordu.
Genç adam sadece gözlerine bakarak düşüncelerin eşiğinde buldu kıendini. İyi ki bu yolu tercih ettim diye geçirdi içinden. O güzel gözlerini yeniden görebileceğimi bilseydim. Hiç usanmaz her gün, her sabah… Hatta her akşam tavaf ederdim bu dar sokağı ahu bakışlı yârim dedi. Ona hep böyle seslenirdi… İçinde ki pişmanlık ortaya çıktığı vakitlerde kayboldu karşısındaki gözlerin.
-Nasıl bu kadar hasta olabildin aşkım. Hiç mi dikkat etmedin kendine.O kadar da dedim sana sıkı giyin diye, ama dinleyen kim beni?
Genç kız kızıyordu ya ateşler içinde gördükçe de dayanamıyordu sevgilisini. Tavuk suyuna bol limonlu bir çorba yaptı hemen. Başına koyduğu anane usulu soğuk bezleri aldı ve yavaş yavaş içirmeye başladı.
-Çok güzel olmuş aşkım dedi zar zor genç adam. Genç kız gülümsedi birden, -Çorba içmek için de hasta olunmaz ki sevgilim, sen iste ben her zaman yaparım ama mümkünse hasta olmadan olsun olur mu? -Peki, ama böyle olunca çok mutlu oluyorum ben. -Hastalanınca mı, sevgilim ateş düşünmeni engelliyor sanırım. -Hayır, sadece etrafımda pervane olman, iyileştirmek için çaba sarf etmen, şefkatin… -Sen benim sevdiğim adamsın, sen hastaysan bende hasta olurum. Sen ateşliysen benim yüreğim yanar. Tabii ki bakacağım, tabii ki yanında olacağım. Sen iyiysen iyidir ancak yüreğim. Çünkü sen benim yarımsın. Sen ne yaşarsan aynı derece üzülür benim yüreğim.
Bir anda sıcacık oldu genç adamın yüreği, soğuk bir rüzgâr kendine getirdi. Şimdi gözlerinin içine baktığı genç kızın yüreğinden fışkıran hüznü daha iyi anlıyordu ve sevdası yeniden ve daha fazla belli etmeye başlamıştı kendini. Tam konuşacaktı ki aynı anda hapşırdılar. Soğuk ikisini etkilemişti ve birkaç adımlık yol sanki bir asır gibi geliyordu ve hiç bitmemesini diliyordu ikisi de içten içe.
Sevda da fark etmişti aynı anda iç çektiklerini ama sadece bakıyordu; unuttum, unuttum sevgimizi. Ve bu kalp yeniden sevemez seni. Hakkım yok çünkü üzmeye diye geçirdi içinden genç kız ve bir adım attı ağırdan. Hem gitmek istiyor hem ilerleyemiyordu. Hem bir tokat yapıştırmak istiyor hem de boynuna sarılıp çok özledimlerle ağlamak kokusunu duya duya; ama ne yapacağının kararsızlığı ve heyecanı ile ilerliyordu o dar sokakta. Çok az mesafe kalmıştı birbirlerine, bir nefes kadar yakın olacaklardı birazdan ve o zaman düşmekten çok korkuyordu. Yenilmekten yeniden sevdasına ve acı çekmekten… Çok korkuyordu.
Unutmuştum böylesine dayanılmaz sarsıntıları, sana mahkûmdum inan biliyordum ama korkuyordum… Çok korkuyordum dedi gözleriyle Serhat… Neden korktuğunun açıklamasını bile yapamadı…
Birden gülümsedi, ne zaman bir şeyi beceremese ya da yapamayacağını söylese atlardı hemen genç kız. Sen erkek olansın yaparsın diyerek okşardı erkeklik onuruna da nasıl da gaza gelir yapardı her şeyi.
Bir adım da o attı derken, kokusunu duymak istiyordu. Belki elinden bile tutardı. Tokat atmasına bile razıydı. Bir kez daha hissetmek istiyordu ellerinin yumuşaklığını.
Öyle ağırlaşmıştı ki adımları, kimsenin olmadığı o sokakta zaman bir anda durmuştu sanki. Sanki aynın o pürüzlü zemininde ilerlemeye çalışıyordu ikisi de ve anıların havalandırdığı yüreklerini yere basması için ikna etmek istiyor ama başarılı olamıyordu, ikisinin yüreği de özlemlerine yenik düşüyordu.
Serhat yaklaştıkça birden ayağına kapanma planları bile yapmaya başlamıştı. Hatta o dizlerinin üzerine çökmüş af dilerken genç kızın ona güldüğünü bile düşündü.
Gülme, ne olur gülme … Elimde değil, pişmanlıklarım yüreğimde ama seviyorum ve engel olamıyorum kendime.Affet, sevdam hep koynumda saklandı senelerce ne olur gülme…
Sözleri çıktı istemsiz dudaklarından.
O sırada genç kız da karşısına dikilip konuşursa ne yapacağını kestirmeye çalışıyordu.Ne derdi, ne diyebilirdi dikilirse karşısına bilmiyordu.bildiği tek şey sessiz kalmak istemiyordu.
Anlasan da fark etmez hatanı, adı böyle koyulmaz sevgili. Aşk affetmez demiş bilenler… Yüreğim belki unutmaz seni, belki sende unutmayacaksın ya beni… Aşk terk etmez ya hani, terk etmez ama asla da unutmaz… Affetmez yapılan hatayı…
Diyemem ki diye geçirdi sonra içinden ve bir an önce sessiz sedasız gitmesini için dua etti anlık ilerlerken ve gitgide daha fazla yaklaşırlarken birbirlerine.
Son adım kaldığında ikisinin de yüreklerinde bir fırtına koptu sebepsiz. Sert bir rüzgar çarptı yüzlerine. Herşey artık çok geride kalmıştı ve asla geri gelmeyecekti. Bu gerçek bir anda buz kesti genç kızın yüreğini. En çok donmaktan korkardı ve kalbi bir anda erimeye aşlamışken buz tutmuştu aniden. Sendeledi ve birden kaydı soğuk zeminde ayağı. Yerde buldu kendini. Genç adam elini uzattı. Bir çırpıda kaldırdı Sevda’yı.
Ve büyü o anda bozuldu. Kalkarken ayağa, senin sıcaklığın değil diye geçirdi içinden genç kız. Oysa ne çok benziyordun ona, ama değilsin. Onun elleri yüreğimi titretirdi dokunduğunda ellerimi.
Serhat’ta kaldırmaya çalışırken anlamıştı Derya’nın gözleri olmadığını bir anda onu anılara sürükleyenin. İçindeki pişmanlık daha bir belirginleşti. Onu asla bir daha göremeyeceği düşüncesi üşümesine sebep oldu genç adamın.
-Teşekkür ederim diyerek ilerlemeye başladı Sevda. Adımlarını hızlandırdı. Yüreğine ağır gelen sevdasını tekrar sakladığı yere sokabilmek için elinden geldiği kadar hızlı yürüyor ve uzaklaşmaya çalışıyordu kimsesizler sokağından.
Serhat iyice ağırlaştırmıştı adımlarını. Derya’yı hatırlatan bu sokağı her şeye rağmen sevmişti ve anılarını bırakmak istemiyordu.
Birbirini hiç tanımayan iki insan birkaç dakikalığına eskiye dönmüştü.Kendi sevdalarının kahramanlarını hatırlamış ve biri pişmanlıklar diğeri ise acısıyla ilerlemeye devam etmişti. İlerlerken Sevda mırıldanmaya başladı… Söylediği şarkıyı bağıra çağıra söylemeyi çok isterdi ama korkuyordu. Acısını, unuttuğu sandığı ama bir anda ortaya çıkan sevdasını ateşlendirmek ve daha fazla acı çekmekten korkuyor ve sadece mırıldanıyordu.
Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye… Ve Serhat arkasına dönüp baktı.
Ne çok benziyordu gözlerine gözlerine. Nerdesin Derya… Çok özledim seni. Bir bilsen ne çok özledim seni…
Kimsesizler sokağı hatırlattı yüreklerinin yalnızlığını. Sevda birkez olsun affetmek için çaba sarf etmediği için kızdı kendine. Serhat ise Derya’ya karşı işlediği o büyük hatanın ezikliğiyle ne kadar kimsesiz kaldığını hatırladı.
Sol yanağından akan yaşı silerken sessiz sedasız mırıldandı genç adam…
-Erkeklerde ağlarmış ama ağlamak bile çare etmezmiş geçmişi döndürmeye. Oysa asla ağlamam derdim ben. Keşke ağlamamayı gurur bilmeseydim de yanımda olsaydın ahu gözlüm. Keşke hareket ederken bir gün gidebileceğin aklıma gelseydi de korksaydım seni kaybetmekten ve ona göre hareket etseydim.
Kocaman bir of çektiğinde sokağın isminin yazılı olduğu tabelayı gördü o sırada Sevda.
-Kimsesizler sokağı. Nerdesin Kerem. Kimsesiz bıraktın beni…Gel , gel n’olur çoktan affetti yüreğim yüreğini…
2月25日
ÜMİTSİZ AŞKLAR İÇİN
Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım
Ayrılıklar için, sonsuz kederler için
Ne zaman ta derinden sevsem birini
Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin
En güçlü zehir olmalı aşk dediğin
Alkol gibi damarlarıma yürümeli
Sarmalı her yanımı gece olunca
İçimde bir çıbancasına büyümeli
İnsan sevince her gün bir kez ölmeli
Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun
Yollara düşmeli, perişan deli divane
Erimeli potasında o garip var ölüşün
Artık uzakbir anıdır huzur ve sükun
O büyük yangın başlamışsa yürekte
Bir gün gelir de bu çaresizliğin
Aranır bütün tesellisi ölmekte
O yerde sevilmek de yalan sevmekte
Nereye baksan dizboyu karanlık
Boşuna bir ışık arama göklerde
Her şeyinle aşkın içindesin artık
Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık
Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı
Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel
Aşk dediğin karşılıksız olmalı
1月26日
Gül bahçesinde geçse de ömrüm , Senin üstüne gül koklamam gülüm! Seni koklamak olsa da ölüm , İnan uğrunda ölmeye değersin gülüm
Ne zaman tutsam ellerini, Gözlerimin önünden mevsimler geçer. Ne zaman gözlerin gözlerime değse Samanyolundan bir yıldız düşer...
Dünya unutursa dönmeyi, Rüzgar unutursa esmeyi, Aşıklar unutursa sevmeyi, Belki o zaman unuturum seni
Aşka burun kıvırmayin o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için, Her bitkinin sürekli bakıma ihtiyaci olduğunu unutmayın.
Eğer öldüysen, şu anda yıldızlara uzanırsan, yıldızların ışıklarını topla. Taç şeklinde saçlarının arasında sonsuza dek parlasın.
Seni seviyorum diyebiliyorsam Bu sende bütün insanlığı , Bir anlamda bütün canlı olan herşeyi, Ve yine sende kendimi seviyorum demektir.
Gül bahçesinde geçse de ömrüm , Senin üstüne gül koklamam gülüm! Seni koklamak olsa da ölüm , İnan uğrunda ölmeye değersin gülüm
-
♥ Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz, her şey olur da şu kalbim, bir tek sensiz olamaz.
♥ Birgün bana soracaksın,beni mi yoksa hayatı mı daha çok seviyorsun diye. hayatı diyeceğim, küsüp gideceksin ama hiçbir zaman bilmeyeceksin ki benim hayatım sensin
♥ TEK KALDIM DÜNYADA DÜNYAM OLUR MUSUN? DENİZLER KADAR SEVDİM DALGAM OLUR MUSUN? ATEŞLER KADAR YANDIM ALEVİM OLUR MUSUN? İlK aŞkIm DğİlSiN aFfEt SoN aŞkIm OlUr MuSuN???
♥ BİR KELEBEK OLSAYDIM YAĞMUR GÜNEŞ DEMEDEN YANINA UÇARDIM.OMZUNA KONUp SANA DOYASIYA BAKARDIM BİR HABER VERMEDEN YANAĞINDAN ÖpER KAÇARDIM!...

|