“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
July 30 kadınŞu fani dünyada erkeklerin kalbine nazil olmuş en güzel ayet olarak görüyorum kadınları. Ayet, Rabbimizin lütfunu haber veren işaret demekse, kadın ete kemiğe bürünmüş bir ayettir.Sonsuz derinlikte sözler besleyen ruhu ve kalbi bürüyen bir ayettir. Konuşan bir ayettir. Karşına geçip dile gelir; Allah tarafından gönderildiğini söyler. Sanki dünyada ama dünya ötesi bir şeydir kadın…
anlayana:) July 28 Türkiyenin gece görüntüsüDenver Petersburg ![]() Paris ![]() Niagara Falls ![]() Las Vegas ![]() Chicago ![]() London ; ![]() Moscow ![]() Washington ![]() Singapore ![]() Vienna ![]() Cologne Cathedral TÜRKİYE ÜZGÜNÜM . ELEKTRİĞE % 22 ZAM GELDİ ....:)) April 21 beni sevmek zordurHüzün,z ve ü.h ve n;ALLAHın yaratma harikalarından biridir bu kelime..
''hüzün''denince akla ''gam''gelir,hüzün değil.gam ağırdır,koyudur. hüzün ince ve narin yanını temsil edemez.üzüntü gelir.geçicidir.ucuzdur;
hüznün asil ve paha biçilmez oluşuna yakışmaz...
evet hüzün hem gam,keder,üzüntü,sıkıntı,endişe,vehim, korku ve nihayet suskunluktur,hem de hıçkırıktır,haykırıştır,sorgudur.yargıdır,
umuttur incecikten ve nihayet fısıltıdır,gözyaşıdır.
hüzün biraz isyandır,biraz rıza;biraz gözlerini kaçırmaktır, biraz yüreğini sunmak...
hüznü ellerinde oyuncak ederse insan0başına taç etmek varken;
yazık olmuş demektir hüzne ve insana.
keder denilse,keder laubalidir,yapışkandır,yüzsüzdür;ama hüzün,dedim ya, asildir,peygamber soyludur,mübarek bir taçtır ki,ancak sahibinin başına tam olur.
beyaz papaatyadan değil,ay ışığından örülmüştür.bu yüzden sarartır insanın benzini,
gözlerinin altı kararır bu yüzden.yıpratır bazen,bolca gözyaşı döktürür,
saçlarına ak düşürür;ay ışığındandır o....
hüzün mübarektir,veluddur. hüzün vakurdur,onurlu ve dürüst... ebru teknesinin içinde alevlendirilmiş bir pembe beyaz gül gibi...beyaz ateş gibi... acısı yüreği kavursa da sevdası eksik olmaz onun.
hüznün gecesi ağırdır.hüznün gece hali ağırdır. nefes alırsın oksijen değil civa dolar ciğerlerine...
onu yazacak kalemin beli bükülür...
hüzün ki en çok yakışandır bize. hüzün zordur. ve VAHŞİnin hüznü..kolay mıdır'gözüme görünme'sözüne muhatap olmak, kolaymı herkes göz göze diz dizeoturabilirken;ancak sütunların,
duvarların gerisinden bakabilmek...
ne derdine açabilir ne sevincinipaylaşabilir;hep kamufle,hep perde,hep aracı..
.ama o kamil bir hüzünle taşıyor HAMZAYI vuran mızrağı,bir gün yalancı peygamberi
vurduğunda gülüyor hüznün bu en acınası mülkü...
Hüzün deyünce hüzünler kulubesi akla gelmez mi? YAKUP peygamber gönle düşmez mi?''bana düşen sabr ı cemildir''diyen,
ağlamaktan gözlerine gece inen baba...demek ağlamanın bu türlüsü sabra mani değil...
sabrın bu türlüsüne de hüzün diyelim biz..
dirayet de hüznün vasıflarındandır.EYYUP aleyhısselam gıbı şeytanı ayak seslerinden tanımak nefesinden kokusundan tanımak fitne karşısında gün gibi aydın olmaktır.
hüzün sızıdır.ince keskin sivri...varla yok arası...parlak ve göz alıcı,anlık ve güçlü.. ne şimşek ne yıldırım,ne gök gürültüsü
hüzün melezdir.tefekkürle tedebbürün kendisi esmer,bahtı ak evladıdır. asaletini tefekkürden,
metanetini tedebbürden almıştır.
hüzün su gibidir.azizdir.şerefli ve nadir...hem herşeye yeter,hem her yeri doldurulamaz. temizler,kirlenir.arşa yükselir,bir ah kanat olur ona,temizlenir,iner solgun gönüllere...
''hüzün dostumdur''buyurmuş hüzün Peygamberi(sav)ömrü hüzünden sağılmış yetim...hira,hicret,İBrahim,taif,uhud,ifk,NE YANA BAKSA HÜZÜN... HÜZNE,BU HÜZÜN YETER...
''EY YAR SEN GİTTİN BİR HÜZÜN KALDI BANA BENİ BENDEN GEÇİREN BİR SÖZÜN KALDI BANA'' ''KIZIM'' demiş kızının kulağına:'üzülme,baban bundan sonra hiç acı çekmeyecek'' haydi ey kalem,bırak çizgiyide sese dökelim hüznü,yükseltelim HÜZNÜMÜZÜ: yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım çölde seni özleyen bir kuşda ben olsaydım dokunduğum küçük bir nakışda ben olsaydım uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım bahiradan süzülen bir yaş da ben olsaydım okşadığın bir parça kumaşda ben olsaydım senin için görülen bir düşde ben olsaydım yeryüzünde seni bir görmüşte ben olsaydım senin visalinle bir gülmüşde ben olsaydım sana hicret eden bir kureyşde ben olsaydım damar damar seninle,hep seninle dolsaydım batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın kabzasında bir dirhem gümüşde ben olsaydım solgun yaprakları ıslatan yağmur gözyaşlarım gibi artık sen de dur; gönlüme hasretin sel gibi aksın ömrümce kalbimde yaşayacaksın Sükut SabırSustum! Birikti yanaklarımda alfabe.... Sükutumu en güzel dua'm eyle Ya İlahi!.. April 19 TOMURCUKBir Demet Yıldız
Sevgili Arkadaşlar,
Peygamber Efendimiz’e vahyedilen ilk ayetin ‘Oku!’ emri ile başladığını öğrenince çok etkilenmiş
ve okumanın Allah katında ne kadar önemli olduğunu düşünmüştüm.
Zamanla, çok kitap okuyan insanların diğerlerinden hemen ayırt edilebildiğini görmüş ve
onların adeta bir meşale gibi etraflarına hep ışık saçtıklarına şahit olmuştum.
Mevlana Hazretleri’nin, “Yeni bir şey öğrenmeden geçirdiğim bir günde,
benim için güneşin doğmasında bir hayır yoktur.” dediğini işitince, güneşin doğmasının
bana hayır getirmediği nice günler geçirdiğimi büyük bir üzüntüyle farketmiştim.
Hele Ayyüzlü’nün, “Bir Kur’an meali bile okumadan Kur’an talebesi olduğunu iddia eden zavallılar var.
” sitemini dinleyince kitaplara karşı yabancı oluşumun mahçubiyetini çok derinden
duymuştum. Zaten, o günden sonra yavaş yavaş kitaplarla arkadaş olmaya başlamıştım.
Artık her akşam yatarken gün boyunca ne öğrendiğimi kendime sormaya ve geçip giden
zamanın benim için hayırlı olup olmadığının muhasebesini yapmaya alışmıştım.
Bir süre düzenli olarak kitap okuduktan sonra, hayatımın bambaşka bir renge
büründüğü hissine kapılmıştım. Uzaktan da olsa ilk kez tattığım o renkliliği ve canlılığı
kaybetmemek için de her gün başka başka kitaplarla tanışmaya ya da hiç olmazsa çok kitap okuyan
büyüklerimden faydalı bilgiler öğrenmeye özen gösterir hale gelmiştim.
Geçen hafta hastaydım ve Hazreti Mevlana’nın ifadesiyle, güneş yine bana hayır getirmeyecek
günlerin üzerine doğuyor gibiydi. Battaniyelere sarılmış bir halde uyumaya çalışırken,
dışarıdan çok sevdiğim o yumuşak sesi işittim; “Talip Rıza hastalanmış diye duydum da onun
için geldim.” Bu sesin sahibi, Kur’an Hocamdı. Düşünebiliyor musunuz, Ayyüzlü’nün yanında
kalan bu abi sadece beni ziyaret etmek için evimize kadar gelmişti. Gelişiyle de bana hastalığımı
unutturmuş ve içimi tarif edilmez bir heyecanla doldurmuştu. O kadar ki, doğrulayım derken
o telaşla battaniyeleri her tarafıma dolamış ve onu karşılamak için ayağa bile kalkamamıştım.
Güzel Bir Hediye
Kur’an Hocam, sadece yüzünde o sıcak tebessümle gelmedi, aynı zamanda bana yatarken
vaktimi değerlendirebilmem için bir kitap da getirdi. Odamdan içeri girer girmez,
“Taze fırından çıkmış bu kitabı sıcak sıcak okursan, inşaallah, dertlerine deva olur”
diyerek bordo kaplı kitabı yatağımın başucuna bırakıp yanıma oturdu.
Sağlığımı sorup beraber ders yapmayı
özlediğini ifade ettikten sonra getirdiği kitabı işaret ederek okumanın önemi
üzerinde durdu ve yine her zamanki gibi çok güzel bilgiler verdi.
Daha çok okuyup kelime bilgimi arttırmam gerektiğini, bu sayede zihnimin daha
iyi işleyeceğini, şahsiyetimin daha çok renkleneceğini, konuşma kabiliyetimin
gelişeceğini ve çevremde daha çok sevilen, sayılan bir kişi olacağımı uzun uzun anlattı.
Okuyacağım kitaplar hususunda seçiçi olmam gerektiğini de söylemeyi ihmal etmedi:
“Özellikle yetişme çağında olan çocuklar ve gençler kendilerine bazı örnek insanlar seçiyorlar.
Bu örnekler, kimi zaman kitaplardaki kahramanlar, kimi zaman da televizyondaki
meşhur kişiler olabiliyor. Bu sebeple okunan ve izlenen şeylere çok dikkat edilmesi gerekir.
Aksi takdirde, yanlış kimseler örnek alınabilir; dolayısıyla, onlara benzemeye çalışan gençler
topluma faydalı olacakları yerde zararlı birer insan durumuna düşebilirler.” dedi.
Çok sevdiğim bu misafirim, ayrılmak için kalkacağı sırada, sözlerine şunları da ilave etti:
“Ayyüzlü bir sohbetinde kendi gönlünde İslamî heyecan uyandıran kitaplardan bahsederken,
‘Sahabe-i Kiram efendilerimizin hayatı bende hep heyecan uyarmıştır. Bana göre onlar,
ufuk insanlardır ve onları yakalamak, gerçek kamil insanlığa ulaşmaktır.’ demişti.
Ayyüzlü’nün saydığı kitaplar arasında sahabelerle ve daha sonraki devirlerde yaşayan Allah
dostlarıyla ilgili kitaplar da vardı. Bunların içindeki bilgilerin hayal ürünü olmadığını,
hepsi yaşanmış hadiseler olduğu için, okuyanlar üzerinde ciddi tesirler bıraktığını
söylemişti. İşte benim sana getirdiğim kitap da ilk Müslüman olan dört Sahabe hakkında.
Çok güzel bir dille kaleme alınmış. Zevkle okuyacağını sanıyorum.
Bitirdiğin zaman en çok hoşuna giden yerleri öğrenmeyi arzu ederim.”
diyerek müsaade isteyip gitti.
Kur’an hocam, evimizin önünden ayrılır ayrılmaz onun getirdiği kitabı elime
aldım ve merakla okumaya başladım. Kitabın kapağında “Bir Demet Yıldız:
En Öndekiler” yazılıydı. Daha ilk sayfalarını okur okumaz kitabın o enfes havasına
kendimi kaptırmıştım; sanki gerçekten ağrılarım dinmişti; sanki gerçekten
Hazreti Hatice bana şifa duası okumuştu. Adeta Hayber günü Hazreti Ali’nin
gözlerine fer olan Allah Rasûlü’nün eli benim de alnımda gezinmişti..
ve adeta Hazreti Zeyd’in kolunu kaldırıp onun Peygamber hanesinin bir ferdi gibi
olduğunu işaret eden aynı el, bana da uzanmıştı. Kitapta anlatılan insanlar o kadar özel,
onların hatıraları o denli tatlı ve hikaye edişteki üslup öylesine güzeldi ki, hep bu
duygularla sayfaları çevirdim ve o günden sonra da şu ana kadar onu hiç başucumdan ayırmadım.
Önceleri sahabiler hakkında kitap istediğimde, babam, kaynak kitapların hepsinin
Arapça olduğunu, onları ancak Arapça’yı öğrenince okuyabileceğimi, şimdilik bazı
ansiklopedilerdeki kısa bilgilere razı olmam gerektiğini söylerdi. Meğerse artık bizim
gibileri düşünen birkaç amca “Akademi Araştırma Heyeti” adı altında bir araya
gelip o eserlerdeki bilgileri bizim anlayabileceğimiz bir şekle dönüştürerek birer
birer yayınlayacaklarmış. Kitabın bendeki baskısı 440 sayfa olsa da,
bunları ayrı
bölümler halinde ve daha küçük ebatta da neşredeceklermiş.
Sevgili Arkadaşlarım,
Bu kitabı okumanızı ne kadar çok istiyorum bir bilseniz. Keşke hem siz okusanız
em de sevdiklerinize tavsiye etseniz. Aslında, kitabın özetini yapmayı bile geçirdim
aklımdan ama o güzel üslubu koruyamayacağımdan korktum. Bundan dolayı,
üç kısa bölümü sizinle paylaşarak, dudaklarınıza bir parmak bal çalmakla yetineceğim:
Her Güzelliğe Erken Uyanan Kadın
Hazreti Hatice ilklerin de ilkiydi. İlk yârân, ilk zevce, ilk göz ağrısı ve Hira’daki
vuslatın hemen akabinde iman eden ilk şahıstı; Cebrâil’in öğrettiği ilk abdesti
O’ndan alıp Efendimiz’le ilk defa namaz kılan da o idi. Cibril gelip de abdest ve namazı talim edince,
Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ilk olarak kerime zevcesinin yanına gelmiş
ve Zemzem’in başına gelerek buradan abdest alıp ilk defa beraberce namaz kılmışlardı.
Efendimiz’e ilk defa cemaat olan da yine o idi. Hatice’nin anlamı da zaten
‘erken doğan’ demekti.
Rasûlullah’a Kardeş Olan Yiğit
Allah Rasûlü, Medine’ye gelince, her bir Muhaciri, Medine’li bir Ensarla kardeş ilan ediyordu.
Teker teker herkesi eşleştirmiş ama geride Ali’ye kardeş olacak bir Medine’li kalmamıştı.
Çok üzüldü ve bu üzüntüsünü dile getirdi hemen Allah Rasûlü’nün huzurunda.
Delikanlı Ali, hicretin kahramanı Haydar-ı Kerrar, çocuklar gibi mahzun, hıçkıra hıçkıra
ağlıyordu. Bir taraftan da Allah Rasûlü’ne naz makamında sitem ediyor;
“Herkesi kardeş ilan ettin, ama benim kardeşim olmadı” diyordu.
Meğer o ne saadet ki, onun kardeşi, İnsanlığın en Emini, Allah’ın da Rasûlü olacaktı.
Önce teselli etti O’nu.. elini omzuna koydu ve kucakladı önce... Ardından da
herkesin huzurunda bu gerçeği şu cümlelerle ilân ediverdi;
“Dünya ve âhirette senin kardeşin, Ben’im yâ Ali..!”
Bütün üzüntüleri anında yok olmuş ve artık Ali, herkesin gıpta ile baktığı birisi haline gelmişti.
Nasıl olmasın ki O, bir sürü meziyeti yanında aynı zamanda artık Rasûlullah’ın kardeşiydi.
Kölelikten Gerçek Hürriyete
Bir gün yepyeni bir haberle gelmişti Muhammedü’l-Emin. İnerken Hira’dan, dağ-taş,
kurt-kuş, ot ve ağaç, karşılaştığı her şey, Kendisine selam veriyordu. Artık,
Rasûlullah’tı O (sallallahu aleyhi ve sellem). Bekleyen gözlere nur yağmıştı,
beklentilerinin boşa çıkmadığını müşahede etmenin sürûrunu yaşıyorlardı.
Artık sema ile yeryüzü arasında bir vuslat başlamış ve her gün yeni bir vahiy geliyordu.
Her şeyin orjinal olduğu bu ilk günlerde O da, ilkler arasındaki müstesna yerini
alacak ve Rasûlullah’ın kerime zevcesi ve ilk hanımefendisi Hatice’nin hemen
akabinde İslam’a teslim olacaktı.
Efendisi’nin yanına girmişti bir gün; evet, bir değişim vardı. Ne Muhammedü’l-Emin’i
ne de hanımefendisi Hatice’yi, daha önce böyle görmemişti; önde Efendiler Efendisi
ve arkasında da kerime zevcesi Hazreti Hatice ayakta duruyor ve o güne kadar hiç
duymadığı şeyler söylüyordu. Bir müddet bekledi öylece. Rükû ve secdelerine
şahit oldu, şaşkın bakışlarıyla...
Namazlarını bitirir, bitirmez de, yaptıklarının ne olduğunu sordu Allah’ın Rasûlü’ne...
Artık vakit gelmişti; karşısına aldı Zeyd’i ve şefkat dolu bir baba sıcaklığıyla anlattı olanları bir bir...
Ardından, Kur’an ayetlerinden bazılarını okudu Zeyd’e ve imana davet etti O’nu...
Efendisi bir talepte bulunur da Zeyd onu yapmaz mıydı hiç!? O’nun için anne ve
babasıyla yaşamayı bir kenara koymuş, vahiy öncesindeki haline imrenerek
O’nun sevdalısı olmuştu. Şimdi ise, hayatına yön veren ve dünya ile
birlikte ölüm sonrasını da saadete çeviren bir davetle karşı karşıyaydı.
En önemlisi de, bu daveti yapan, gönlünün gülü Allah’ın Rasûlü’ydü...
Hemen Hazreti Ali’nin ardından katılıverdi O da iman kervanına...
Artık O, insanları Allah davasına çağırmada Hazreti Ali ile birlikte Efendiler
Efendisi’nin en sâdık yârânı olmuştu. Hazreti Hatice’nin yaptığı yemeklere
insanları onlar davet ediyor, yemeğin hemen arkasından da Allah Rasûlü,
gelenleri Allah’a davet ediyordu.
Bu sıralarda Zeyd, otuz dört yaşındaydı.
****
Evet arkadaşlar,
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir; onlardan hangisinin izinde giderseniz gidiniz, mutlaka hidayeti bulur, doğru yolda ilerlemiş olur ve kurtuluşa erersiniz.” buyurmuştur. Onlardan birinin izinde olmak için önce onları bilmek ve tanımak gereklidir değil mi?
Yıldızların ardında hep beraber yıldızlaşmamız duasıyla...
(talip rıza)
(herkul.org) April 07 BİRAZ GÜLÜN İSTEDİM ...California da yasanmıs ve kayıtlara gecmiş bir olay dosyası:
Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır. Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görür ve karısına e-mail atmaya karar verir. Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese gönderir... Tam bu sırada farklı bir yerde kadın, kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür, arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere yığılıp kalır. Odaya giren annesi yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür. Kime: Sevgili karıma Konu: Yeni ulaştım. Tarih:16 Mayıs 2004 Benden haber aldığına şaşıracağından eminim. Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e-mail gönderebiliyoruz. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım. Her şey yarın senin de buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum. Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin. Not : Burası çok sıcak!!!
March 27 HADİ ŞİMDİ DE BİLMEDİĞİNİZ YERDEN ET ALIN VE BİLMEDİĞİNİZ YERDEN YEMEK YİYİN BAKALIM...' Gaziosmanpaşa Hacımaşlı köyü domuz çiftliği'nin suları ve katı atıkları 300 metre mesafedeki Sazlıdere Barajı'na akıyor. Baraj on milyon kişinin su ihtiyacını karşılıyor. Çiftlikte 5 bin domuz var. March 18 kim basarabilecekParanı ver,Gönlünü ver,Selam ver,ama SIRRINI VERME ! March 10 sizin tavsiyenizEger; ilerde bir gun arkani donup KESKE demek istemiyorsan. 3 Seyi dogru sec.. Esini dogru sec. Dogru es her zaman uzun zaman flort ettigin kisi degildir. Onemli olan kisa zamanda da olsa fikirlerinin uyustugu, Yasam tarzlarinin benzedigi, Espri anlayisinin yakin oldugu, Zor zamanlarin da hep yaninda olacagini bildigin, Dertlerini, sevinclerini paylasabilecegin, Fikirlerine, olaylara bakis acisina guvendigin, Senin fikirlerine saygi duyan, Konusmaktan sikilmayacagin, Hayata kustugun zaman seni kabugundan cikartip eglendirebilen, Gozlerine baktiginda ne soylemek istedigini anladigin, Ayni zamanda iyi bir arkadas, Fiziksel gorunusun disinda da seni sen oldugun icin sevebilecek ve bunu kaldirabilecek birini es olarak secmelisin!!! Dunya da boyle biri var mi? diye sorabilirsiniz simdi. Emin ol var!! Tabii ki sayilari fazla degil.. Hatta hayatta insanin karsisina ya 1 ya da 2 kere cikar, belki de hic cikmaz... Onemli olan onu fark edebilmek. Eger bu satirlari okundugunda aklindan bu ozellikleri barindiran bir isim gecirmissen cok sanlisin. Ne olursa olsun onunla birlikte olmak icin elinden geleni yap. Cunku bir daha onun gibisini bulma sansin cok az emin ol. Butun aptal asiklar gibi ilk hareketi ondan beklersen cok gec kalirsin.. Eger bu satirlar sana boyle birini cagristirmiyorsa.. Onu fark edebilmek icin sadece etrafina bakman yeterli olacaktir. Cunku o da sana bakiyor olacak!!! Isini dogru sec... Dogru is rahat is degildir.
Cok kazandiran is de degildir. Kariyer de degildir. Klimali buro ortami da degildir.. Dogru is olmaktan zevk aldigin yerdir. Sabahleyin kalktiginda gitmekte usenmedigin, bikmadigin yerdir. Tabii yaninda rahatlik,para,kariyer varsa ne ala...
Arkadaslarini dogru sec.
Cok sayida arkadasin olmasi "iyi arkadasin" oldugunun ispati degildir. Guzel gunlerdeki arkadasliklar gecicidir. Mutluluklarinin yaninda, Acilarini da paylasabilecegin, Fikirlerine ihtiyac duyabilecegin, Her zaman yaninda olmasini isteyecegin, Senin madden degil manen zengin eden, Bir tek arkadas sana cok seyler katacaktir.
ölçü terazisi, kurulur bir gün. Herkesin yaptığı, sorulur bir gün, döner mi, yâ Rabbi, dil yavaş yavaş. Hep nefsine uydun, tevbe etmedin her bulduğun yedin, şükür etmedin. Nihayet, bu kara toprağa geldin çekilir dünyadan el, yavaş yavaş. Kabrin üzerine dikerler taşı
bir avuç toprağa koyarsın başı. Baba, oğlun görmez, kardaş kardaşı gider, geri dönmez yol, yavaş yavaş. o nazlı bedeni, tekmil soyarlar. Öldüğünü konu komşu duyarlar gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş. ALLAH Bana yeter, O ne güzel vekildir |
|
|