“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 30

    kadın

       

    Şu fani dünyada erkeklerin kalbine nazil olmuş en güzel ayet olarak görüyorum kadınları.

    Ayet, Rabbimizin lütfunu haber veren işaret  demekse, kadın ete kemiğe bürünmüş bir ayettir.Sonsuz derinlikte sözler besleyen ruhu ve kalbi bürüyen bir ayettir. Konuşan bir ayettir. Karşına geçip dile gelir;

    Allah tarafından gönderildiğini söyler. Sanki dünyada ama dünya ötesi bir şeydir kadın…

     

     

    anlayana:)

    July 28

    Türkiyenin gece görüntüsü

    Denver   

     
    Petersburg


    Paris
     

    Niagara Falls
     


    Las Vegas
     

    Chicago
     


    London
      ;



    Moscow
     

    Washington
     


    Singapore
     

    Vienna
     

    Cologne Cathedral
     
     
      
       
     TÜRKİYE 

     
     
    ÜZGÜNÜM .  
    ELEKTRİĞE % 22 ZAM GELDİ ....:))
     
    April 21

    beni sevmek zordur

    y1phsjccComXS4rAsKN-H24yHB4PdhiLzH4kTKjydEF3TBOYioY9FKfWXoMeQthKmowFo8fq3ncg5Y

    hüzün...H yorgun he..Ü...incecik bir dehliz,ucu en derinimize inen.
    Hüzün,z ve ü.h ve n;ALLAHın yaratma harikalarından biridir bu kelime..
    ''hüzün''denince akla ''gam''gelir,hüzün değil.gam ağırdır,koyudur.
    hüzün ince ve narin yanını temsil edemez.üzüntü gelir.geçicidir.ucuzdur;
    hüznün asil ve paha biçilmez oluşuna yakışmaz...
    evet hüzün hem gam,keder,üzüntü,sıkıntı,endişe,vehim,
    korku ve nihayet suskunluktur,hem de hıçkırıktır,haykırıştır,sorgudur.yargıdır,
    umuttur incecikten ve nihayet fısıltıdır,gözyaşıdır.
    hüzün biraz isyandır,biraz rıza;biraz gözlerini kaçırmaktır,
    biraz yüreğini sunmak...
    hüznü ellerinde oyuncak ederse insan0başına taç etmek varken;
    yazık olmuş demektir hüzne ve insana.
    keder denilse,keder laubalidir,yapışkandır,yüzsüzdür;ama hüzün,dedim ya,
    asildir,peygamber soyludur,mübarek bir taçtır ki,ancak sahibinin başına tam olur.
    beyaz papaatyadan değil,ay ışığından örülmüştür.bu yüzden sarartır insanın benzini,
    gözlerinin altı kararır bu yüzden.yıpratır bazen,bolca gözyaşı döktürür,
    saçlarına ak düşürür;ay ışığındandır o....
    hüzün mübarektir,veluddur.
    hüzün vakurdur,onurlu ve dürüst...
    ebru teknesinin içinde alevlendirilmiş bir pembe beyaz gül gibi...beyaz ateş gibi...
    acısı yüreği kavursa da sevdası eksik olmaz onun.
    hüznün gecesi ağırdır.hüznün gece hali ağırdır.
    nefes alırsın oksijen değil civa dolar ciğerlerine...
    onu yazacak kalemin beli bükülür...
    hüzün ki en çok yakışandır bize.
    hüzün zordur.
    ve VAHŞİnin hüznü..kolay mıdır'gözüme görünme'sözüne muhatap olmak,
    kolaymı herkes göz göze diz dizeoturabilirken;ancak sütunların,
    duvarların gerisinden bakabilmek...
    ne derdine açabilir ne sevincinipaylaşabilir;hep kamufle,hep perde,hep aracı..
    .ama o kamil bir hüzünle taşıyor HAMZAYI vuran mızrağı,bir gün yalancı peygamberi
    vurduğunda gülüyor hüznün bu en acınası mülkü...
    Hüzün deyünce hüzünler kulubesi akla gelmez mi?
    YAKUP peygamber gönle düşmez mi?''bana düşen sabr ı cemildir''diyen,
    ağlamaktan gözlerine gece inen baba...demek ağlamanın bu türlüsü sabra mani değil...
    sabrın bu türlüsüne de hüzün diyelim biz..
    dirayet de hüznün vasıflarındandır.EYYUP aleyhısselam gıbı şeytanı ayak seslerinden
     tanımak nefesinden kokusundan tanımak fitne karşısında gün gibi aydın olmaktır.
    hüzün sızıdır.ince keskin sivri...varla yok arası...parlak ve göz alıcı,anlık ve güçlü..
    ne şimşek ne yıldırım,ne gök gürültüsü
    hüzün melezdir.tefekkürle tedebbürün kendisi esmer,bahtı ak evladıdır.
    asaletini tefekkürden,
    metanetini tedebbürden almıştır.
    hüzün su gibidir.azizdir.şerefli ve nadir...hem herşeye yeter,hem her yeri doldurulamaz.
    temizler,kirlenir.arşa yükselir,bir ah kanat olur ona,temizlenir,iner solgun gönüllere...
    ''hüzün dostumdur''buyurmuş hüzün Peygamberi(sav)ömrü hüzünden sağılmış yetim...hira,hicret,İBrahim,taif,uhud,ifk,NE YANA BAKSA HÜZÜN...
    HÜZNE,BU HÜZÜN YETER...

    ''EY YAR SEN GİTTİN BİR HÜZÜN KALDI BANA
    BENİ BENDEN GEÇİREN BİR SÖZÜN KALDI BANA''

    ''KIZIM'' demiş kızının kulağına:'üzülme,baban bundan sonra hiç acı çekmeyecek''

    haydi ey kalem,bırak çizgiyide sese dökelim hüznü,yükseltelim HÜZNÜMÜZÜ:


    yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    çölde seni özleyen bir kuşda ben olsaydım
    dokunduğum küçük bir nakışda ben olsaydım
    uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    bahiradan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    okşadığın bir parça kumaşda ben olsaydım
    senin için görülen bir düşde ben olsaydım
    yeryüzünde seni bir görmüşte ben olsaydım
    senin visalinle bir gülmüşde ben olsaydım
    sana hicret eden bir kureyşde ben olsaydım
    damar damar seninle,hep seninle dolsaydım
    batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    kabzasında bir dirhem gümüşde ben olsaydım
    solgun yaprakları ıslatan yağmur
    gözyaşlarım gibi artık sen de dur;
    gönlüme hasretin sel gibi aksın
    ömrümce kalbimde yaşayacaksın

    Sükut Sabır


    Sustum! Birikti yanaklarımda alfabe....
    Sükutumu en güzel dua'm eyle Ya İlahi!..
    April 20

    düşünce seli

    Lütfen Dikkatle Okuyunnnn!!!!!!



     

    April 19

    TOMURCUK

    100

    Bir Demet Yıldız

    Sevgili Arkadaşlar,

    Peygamber Efendimiz’e vahyedilen ilk ayetin ‘Oku!’ emri ile başladığını öğrenince çok etkilenmiş

    ve okumanın Allah katında ne kadar önemli olduğunu düşünmüştüm.

    Zamanla, çok kitap okuyan insanların diğerlerinden hemen ayırt edilebildiğini görmüş ve

    onların adeta bir meşale gibi etraflarına hep ışık saçtıklarına şahit olmuştum.

    Mevlana Hazretleri’nin, “Yeni bir şey öğrenmeden geçirdiğim bir günde,

     benim için güneşin doğmasında bir hayır yoktur.” dediğini işitince, güneşin doğmasının

    bana hayır getirmediği nice günler geçirdiğimi büyük bir üzüntüyle farketmiştim.

     Hele Ayyüzlü’nün, “Bir Kur’an meali bile okumadan Kur’an talebesi olduğunu iddia eden zavallılar var.

    ” sitemini dinleyince kitaplara karşı yabancı oluşumun mahçubiyetini çok derinden

    duymuştum. Zaten, o günden sonra yavaş yavaş kitaplarla arkadaş olmaya başlamıştım.

     Artık her akşam yatarken gün boyunca ne öğrendiğimi kendime sormaya ve geçip giden

    zamanın benim için hayırlı olup olmadığının muhasebesini yapmaya alışmıştım.

    Bir süre düzenli olarak kitap okuduktan sonra, hayatımın bambaşka bir renge

    büründüğü hissine kapılmıştım. Uzaktan da olsa ilk kez tattığım o renkliliği ve canlılığı

    kaybetmemek için de her gün başka başka kitaplarla tanışmaya ya da hiç olmazsa çok kitap okuyan

    büyüklerimden faydalı bilgiler öğrenmeye özen gösterir hale gelmiştim.

    Geçen hafta hastaydım ve Hazreti Mevlana’nın ifadesiyle, güneş yine bana hayır getirmeyecek

    günlerin üzerine doğuyor gibiydi. Battaniyelere sarılmış bir halde uyumaya çalışırken,

    dışarıdan çok sevdiğim o yumuşak sesi işittim; “Talip Rıza hastalanmış diye duydum da onun

    için geldim.” Bu sesin sahibi, Kur’an Hocamdı. Düşünebiliyor musunuz, Ayyüzlü’nün yanında

    kalan bu abi sadece beni ziyaret etmek için evimize kadar gelmişti. Gelişiyle de bana hastalığımı

     unutturmuş ve içimi tarif edilmez bir heyecanla doldurmuştu. O kadar ki, doğrulayım derken

     o telaşla battaniyeleri her tarafıma dolamış ve onu karşılamak için ayağa bile kalkamamıştım.

    Güzel Bir Hediye

    Kur’an Hocam, sadece yüzünde o sıcak tebessümle gelmedi, aynı zamanda bana yatarken

    vaktimi değerlendirebilmem için bir kitap da getirdi. Odamdan içeri girer girmez,

    “Taze fırından çıkmış bu kitabı sıcak sıcak okursan, inşaallah, dertlerine deva olur”

    diyerek bordo kaplı kitabı yatağımın başucuna bırakıp yanıma oturdu.

    Sağlığımı sorup beraber ders yapmayı

     özlediğini ifade ettikten sonra getirdiği kitabı işaret ederek okumanın önemi

    üzerinde durdu ve yine her zamanki gibi çok güzel bilgiler verdi.

    Daha çok okuyup kelime bilgimi arttırmam gerektiğini, bu sayede zihnimin daha

    iyi işleyeceğini, şahsiyetimin daha çok renkleneceğini, konuşma kabiliyetimin

     gelişeceğini ve çevremde daha çok sevilen, sayılan bir kişi olacağımı uzun uzun anlattı.

     Okuyacağım kitaplar hususunda seçiçi olmam gerektiğini de söylemeyi ihmal etmedi:

    “Özellikle yetişme çağında olan çocuklar ve gençler kendilerine bazı örnek insanlar seçiyorlar.

    Bu örnekler, kimi zaman kitaplardaki kahramanlar, kimi zaman da televizyondaki

    meşhur kişiler olabiliyor. Bu sebeple okunan ve izlenen şeylere çok dikkat edilmesi gerekir.

     Aksi takdirde, yanlış kimseler örnek alınabilir; dolayısıyla, onlara benzemeye çalışan gençler

    topluma faydalı olacakları yerde zararlı birer insan durumuna düşebilirler.” dedi.

    Çok sevdiğim bu misafirim, ayrılmak için kalkacağı sırada, sözlerine şunları da ilave etti:

    “Ayyüzlü bir sohbetinde kendi gönlünde İslamî heyecan uyandıran kitaplardan bahsederken,

     ‘Sahabe-i Kiram efendilerimizin hayatı bende hep heyecan uyarmıştır. Bana göre onlar,

     ufuk insanlardır ve onları yakalamak, gerçek kamil insanlığa ulaşmaktır.’ demişti.

    Ayyüzlü’nün saydığı kitaplar arasında sahabelerle ve daha sonraki devirlerde yaşayan Allah

    dostlarıyla ilgili kitaplar da vardı. Bunların içindeki bilgilerin hayal ürünü olmadığını,

     hepsi yaşanmış hadiseler olduğu için, okuyanlar üzerinde ciddi tesirler bıraktığını

    söylemişti. İşte benim sana getirdiğim kitap da ilk Müslüman olan dört Sahabe hakkında.

     Çok güzel bir dille kaleme alınmış. Zevkle okuyacağını sanıyorum.

     Bitirdiğin zaman en çok hoşuna giden yerleri öğrenmeyi arzu ederim.”

    diyerek müsaade isteyip gitti.

    Kur’an hocam, evimizin önünden ayrılır ayrılmaz onun getirdiği kitabı elime

     aldım ve merakla okumaya başladım. Kitabın kapağında “Bir Demet Yıldız:

     En Öndekiler” yazılıydı. Daha ilk sayfalarını okur okumaz kitabın o enfes havasına

    kendimi kaptırmıştım; sanki gerçekten ağrılarım dinmişti; sanki gerçekten

    Hazreti Hatice bana şifa duası okumuştu. Adeta Hayber günü Hazreti Ali’nin

    gözlerine fer olan Allah Rasûlü’nün eli benim de alnımda gezinmişti..

     ve adeta Hazreti Zeyd’in kolunu kaldırıp onun Peygamber hanesinin bir ferdi gibi

     olduğunu işaret eden aynı el, bana da uzanmıştı. Kitapta anlatılan insanlar o kadar özel,

     onların hatıraları o denli tatlı ve hikaye edişteki üslup öylesine güzeldi ki, hep bu

    duygularla sayfaları çevirdim ve o günden sonra da şu ana kadar onu hiç başucumdan ayırmadım.

    Önceleri sahabiler hakkında kitap istediğimde, babam, kaynak kitapların hepsinin

    Arapça olduğunu, onları ancak Arapça’yı öğrenince okuyabileceğimi, şimdilik bazı

    ansiklopedilerdeki kısa bilgilere razı olmam gerektiğini söylerdi. Meğerse artık bizim

    gibileri düşünen birkaç amca “Akademi Araştırma Heyeti” adı altında bir araya

    gelip o eserlerdeki bilgileri bizim anlayabileceğimiz bir şekle dönüştürerek birer

    birer yayınlayacaklarmış. Kitabın bendeki baskısı 440 sayfa olsa da,

    bunları ayrı

    bölümler halinde ve daha küçük ebatta da neşredeceklermiş.

    Sevgili Arkadaşlarım,

    Bu kitabı okumanızı ne kadar çok istiyorum bir bilseniz. Keşke hem siz okusanız

    em de sevdiklerinize tavsiye etseniz. Aslında, kitabın özetini yapmayı bile geçirdim

    aklımdan ama o güzel üslubu koruyamayacağımdan korktum. Bundan dolayı,

    üç kısa bölümü sizinle paylaşarak, dudaklarınıza bir parmak bal çalmakla yetineceğim:

    Her Güzelliğe Erken Uyanan Kadın

    Hazreti Hatice ilklerin de ilkiydi. İlk yârân, ilk zevce, ilk göz ağrısı ve Hira’daki

     vuslatın hemen akabinde iman eden ilk şahıstı; Cebrâil’in öğrettiği ilk abdesti

    O’ndan alıp Efendimiz’le ilk defa namaz kılan da o idi. Cibril gelip de abdest ve namazı talim edince,

    Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ilk olarak kerime zevcesinin yanına gelmiş

    ve Zemzem’in başına gelerek buradan abdest alıp ilk defa beraberce namaz kılmışlardı.

     Efendimiz’e ilk defa cemaat olan da yine o idi. Hatice’nin anlamı da zaten

     ‘erken doğan’ demekti.

    Rasûlullah’a Kardeş Olan Yiğit

    Allah Rasûlü, Medine’ye gelince, her bir Muhaciri, Medine’li bir Ensarla kardeş ilan ediyordu.

     Teker teker herkesi eşleştirmiş ama geride Ali’ye kardeş olacak bir Medine’li kalmamıştı.

     Çok üzüldü ve bu üzüntüsünü dile getirdi hemen Allah Rasûlü’nün huzurunda.

    Delikanlı Ali, hicretin kahramanı Haydar-ı Kerrar, çocuklar gibi mahzun, hıçkıra hıçkıra

     ağlıyordu. Bir taraftan da Allah Rasûlü’ne naz makamında sitem ediyor;

    “Herkesi kardeş ilan ettin, ama benim kardeşim olmadı” diyordu.

    Meğer o ne saadet ki, onun kardeşi, İnsanlığın en Emini, Allah’ın da Rasûlü olacaktı.

     Önce teselli etti O’nu.. elini omzuna koydu ve kucakladı önce... Ardından da

     herkesin huzurunda bu gerçeği şu cümlelerle ilân ediverdi;

    “Dünya ve âhirette senin kardeşin, Ben’im yâ Ali..!”

    Bütün üzüntüleri anında yok olmuş ve artık Ali, herkesin gıpta ile baktığı birisi haline gelmişti.

     Nasıl olmasın ki O, bir sürü meziyeti yanında aynı zamanda artık Rasûlullah’ın kardeşiydi.

    Kölelikten Gerçek Hürriyete

    Bir gün yepyeni bir haberle gelmişti Muhammedü’l-Emin. İnerken Hira’dan, dağ-taş,

    kurt-kuş, ot ve ağaç, karşılaştığı her şey, Kendisine selam veriyordu. Artık,

     Rasûlullah’tı O (sallallahu aleyhi ve sellem). Bekleyen gözlere nur yağmıştı,

    beklentilerinin boşa çıkmadığını müşahede etmenin sürûrunu yaşıyorlardı.

    Artık sema ile yeryüzü arasında bir vuslat başlamış ve her gün yeni bir vahiy geliyordu.

     Her şeyin orjinal olduğu bu ilk günlerde O da, ilkler arasındaki müstesna yerini

     alacak ve Rasûlullah’ın kerime zevcesi ve ilk hanımefendisi Hatice’nin hemen

    akabinde İslam’a teslim olacaktı.

    Efendisi’nin yanına girmişti bir gün; evet, bir değişim vardı. Ne Muhammedü’l-Emin’i

     ne de hanımefendisi Hatice’yi, daha önce böyle görmemişti; önde Efendiler Efendisi

    ve arkasında da kerime zevcesi Hazreti Hatice ayakta duruyor ve o güne kadar hiç

     duymadığı şeyler söylüyordu. Bir müddet bekledi öylece. Rükû ve secdelerine

    şahit oldu, şaşkın bakışlarıyla...

    Namazlarını bitirir, bitirmez de, yaptıklarının ne olduğunu sordu Allah’ın Rasûlü’ne...

     Artık vakit gelmişti; karşısına aldı Zeyd’i ve şefkat dolu bir baba sıcaklığıyla anlattı olanları bir bir...

    Ardından, Kur’an ayetlerinden bazılarını okudu Zeyd’e ve imana davet etti O’nu...

    Efendisi bir talepte bulunur da Zeyd onu yapmaz mıydı hiç!? O’nun için anne ve

    babasıyla yaşamayı bir kenara koymuş, vahiy öncesindeki haline imrenerek

    O’nun sevdalısı olmuştu. Şimdi ise, hayatına yön veren ve dünya ile

    birlikte ölüm sonrasını da saadete çeviren bir davetle karşı karşıyaydı.

     En önemlisi de, bu daveti yapan, gönlünün gülü Allah’ın Rasûlü’ydü...

    Hemen Hazreti Ali’nin ardından katılıverdi O da iman kervanına...

    Artık O, insanları Allah davasına çağırmada Hazreti Ali ile birlikte Efendiler

     Efendisi’nin en sâdık yârânı olmuştu. Hazreti Hatice’nin yaptığı yemeklere

    insanları onlar davet ediyor, yemeğin hemen arkasından da Allah Rasûlü,

     gelenleri Allah’a davet ediyordu.

    Bu sıralarda Zeyd, otuz dört yaşındaydı.

    ****

    Evet arkadaşlar,

    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir; onlardan hangisinin izinde giderseniz gidiniz, mutlaka hidayeti bulur, doğru yolda ilerlemiş olur ve kurtuluşa erersiniz.” buyurmuştur. Onlardan birinin izinde olmak için önce onları bilmek ve tanımak gereklidir değil mi?

    Yıldızların ardında hep beraber yıldızlaşmamız duasıyla...

    (talip rıza)

    (herkul.org)

    April 07

    BİRAZ GÜLÜN İSTEDİM ...

    y1phsjccComXS53i0g23oGO1lVVV0k6PhvXm_J1d-5SwxplyMAc6yzCbHABIih35cHMK_1Al4azUoc                                       E-MAİL YANLIŞ YERE GİDERSE                 y1phsjccComXS53i0g23oGO1lVVV0k6PhvXm_J1d-5SwxplyMAc6yzCbHABIih35cHMK_1Al4azUoc
    California da yasanmıs ve kayıtlara gecmiş bir olay dosyası:
    Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır.
    Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görür ve
    karısına e-mail atmaya karar verir.
    Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese
    gönderir... Tam bu sırada farklı bir yerde kadın, kocasının cenaze
    töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür,
    arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere
    yığılıp kalır.
    Odaya giren annesi yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür.
    Kime: Sevgili karıma
    Konu: Yeni ulaştım.
    Tarih:16 Mayıs 2004
    Benden haber aldığına şaşıracağından eminim. Burada bilgisayar var ve
    sevdiklerimize
    e-mail gönderebiliyoruz. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım. Her şey
    yarın senin de buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. Seninle buluşmayı
    dört gözle bekliyorum. Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin.
     Not : Burası çok sıcak!!!
     
    y1phsjccComXS53i0g23oGO1lVVV0k6PhvXm_J1d-5SwxplyMAc6yzCbHABIih35cHMK_1Al4azUoc                                                                                                                                                                               y1phsjccComXS53i0g23oGO1lVVV0k6PhvXm_J1d-5SwxplyMAc6yzCbHABIih35cHMK_1Al4azUoc
    March 27

    HADİ ŞİMDİ DE BİLMEDİĞİNİZ YERDEN ET ALIN VE BİLMEDİĞİNİZ YERDEN YEMEK YİYİN BAKALIM

    ...'

     Gaziosmanpaşa Hacımaşlı köyü domuz çiftliği'nin suları ve katı atıkları 300 metre mesafedeki Sazlıdere Barajı'na akıyor. Baraj on milyon kişinin su ihtiyacını karşılıyor. Çiftlikte 5 bin domuz var.
    Türkiye'deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon kg. civarında et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere 'kıyma' şeklinde satılıyor. Domuz etini Salam, sosis olarak da piyasaya sürmek en sık kullanılan yöntem.
    Peki neden domuz?
    'Dinen yasak olmasına, Türk yemek kültürüne aykırı bulunmasına rağmen neden domuz cazip bir konu?'

    Çünkü domuz yetiştiriciliği kârlı bir iş. Domuz üretken bir hayvan. Cinslerine ve yaşına göre yılda bir, iki, bazen de üç kez ve her batında 15-20'ye kadar varan yavru dünyaya getirebiliyor. Bir domuz yılda iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. Ve dahası yeni doğmuş bir domuz 4-5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor.
    Normal Şartlarda evcil bir domuzun yüzde 30'u yağ olarak ayrılabilmekte iken bu rakam bazen yüzde 50'yi bulabiliyor.Yani 150 kg'lık bir domuzdan 75 kiloluk yağ elde edilebiliyor. Bu da dana yada koyuna göre tercih edilmesinde önemli bir etken.
    Beslenmesi kolay, cam dışında -leş dahil- her şeyi yiyebiliyor. Her domuz da ortalama 80-100 kiloya ulaştığı zaman kesiliyor. Kaba bir hesapla sadece bu çiftlikten yılda yaklaşık 1 milyon kg. et çıkıyor.
    Bu etlerin hangi kanalla, nerelere satıldığı meçhul. Diğer çiftlikler de göz önüne alındığında Türkiye'de yaklaşık 3 milyon kg domuz etinin piyasaya değişik yollarla sürüldüğü ortaya çıkıyor.
    Türkiye'deki toplam kırmızı et tüketiminin de 6 milyon kg. olduğu göz önüne alınırsa tablonun vahameti daha da netleşiyor. Kilosu 1 ile 3.5 milyon lira arasında satılan bu domuz etlerinin ağırlıklı olarak kıyma, sucuk, salam ve sosis olarak satıldığı dile getiriliyor. Çiftlik çalışanlarından İsmail Türk'ün verdiği bilgiye göre kesilen etler toplu olarak büyük otellere, yemek fabrikalarına kıyma ve sosis gibi ürünler olarak satılıyor.

    Bu ve benzeri çiftliklerden resmi olarak beş firma domuz satın alıyor:

    Çerkezo, Polonez, Nuta, Namet ve Şütte
    ...
    1.
    Çerkezo aldığı ürünleri Salam Sosis olarak piyasaya sürerken aynı zamanda Teşvikiye'deki Şarküterisinden de nihai tüketiciye ulaşıyor. (ki bu firmanın bir de TADET adı altında otellere ürün sattığı bir markası daha bulunuyor...) Aynı zamanda butik mağazalarda ve ulusal zincir mağazalarda satılan BONUS markalı ürünlerin üreticisi de ÇERKEZO...
    2- Ayazağa'daki Çerkezo'nun hemen yanında üretim yapan
    ŞÜTTE firması da salam, sosis ve jambonlarını markasıyla satıyor. Ancak bilinen bu firmalar ürünleri çeşitli zamanlarda farklı isimlerde piyasaya sürüyor. Daha önce Şütte olarak piyasaya sürülen domuz mamulleri son dönemde PIGGY adıyla satılıyor. Üstelik ünlü Amerikan fast food zincirlerinden Little Caesar's Pizza tam 10 yılı aşkın süreden beri et mamullerini ŞÜTTE
    firmasından temin edip bizlere bir güzel yediriyor.
    3-
    POLONEZ 5 yıl öncesine kadar resmi olarak domuz ürünleri imal edip MİGROS
    'larda açık açık ürünlerini satarken, son yıllarda %100 dana etinden ürünler imal ettiğini iddia ediyor.
    'Peki ya bunları göz göre göre mağazalarında sattıran satın alma müdürleri aldıkları rüşvetin yanı sıra bu milletin vebalini aldıklarını da biliyorlar mı sizce?'



    POLONEZ'in ciddi anlamda piyasaya yayılmasındaki en büyük faktör MIGROS' tur
    . O dönem Migros'un et mamulleri satın almasında olan (Şu an oyuncak reyonunda satın almacılık yapan) Coşkun bey'in büyük paralar karşılığında POLONEZ'le işbirliği içerisinde olduğunu ve bizzat domuzları bizlere yediren kişi olduğunu biliyor muydunuz?
    Peki ya
    Migros'ta çalışan tüm tezgahtarların eksiksiz olarak her ay sonunda POLONEZ
    'in sahibi MUSTAFA AKKAŞ beyden (veya satış müdürü sıfatı ile çalışan ALI ÖZYAVAŞ'tan) maaşlarını ve primlerini (bizlere sattıkları et mamulleri üzerinden ) aldıklarını biliyor muydunuz?
    Peki
    METRO GROS MARKETLER'in (Şu anki değil bir önceki) satın almacılığını yapan kişinin Şu an BAĞDAT CADDESINDE bulunan Polonez - Barbekü restoranları'
    nın sahibi olduğunu biliyor muydunuz?
    Peki İzmir'in kalesi olarak görülen
    KiPA Marketler'in satın almacılığını yapan bayanın Polonez'
    in resmi hissedarı olduğunu biliyor muydunuz?
    PEKİ AMERİKAN FAST FOOD ZINCIRI
    DOMINO'S PIZZA ve ALMAN EKOLÜ DR.OETKER PİZZALARIN İÇERİSİNDE POLONEZ
    ET MAMULLERİNİN KULLANILDIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ?
    PEKİ
    GİMA MARKALI VE PİYASALARDA SATILAN OPİ
    MARKALI ÜRÜNLERİ POLONEZ'İN ÜRETTİĞİNİ VE BUNUN KARŞILIĞINDA NE KADAR PARA YEDİRDİĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
    'Peki, sizce Türkiye'de domuz eti yemeyen insan kalmış mıdır?'

    4-
    NUTA öncelikle 7 TEPE markası ile tanınmakla beraber Güneydeki - Her şey dahil - tatil köylerinin bir numaralı tedarikçisi, e tabi yabancı turistlerin yanında yerli turistlerde güme gidiyor. Bu firmalar özellikle büyük alışveriş merkezlerinde ayrı bir stant açıyorlar. Ancak küçük Şarküterilerde karışık olarak duruyor ve birçok tüketici farkına varmadan domuz ürünlerini satın alabiliyor . Üstelik işin ilginç tarafı bu firma Şimdi de firma tanıtım cd si hazırlamış Carrefour gibi büyük hipermarketlerde ne kadar hijyenik üretim yaptığını anlatıyor. Ama 7 TEPE SOSIS hafta sonları marketlerde KDV dahil 2.900 YTL ye satılıyor.
    Çünkü maalesef bu adamlar sosislerin içerisinde hayvan küspesi gibi lafını bile etmek istemediğimiz katkılar kullanıyorlar . Domuz hammaddeli salam ve sosislerin kesiminin yapılıp piyasa sürüldüğü bir başka yer de
    NUTA'nın üretimini yapan kişinin işlettiği Dolapdere'deki imalathane. (İDEAL markalı salam sosis imalatçısı
    )
    5-
    NAMET ünlü EMINÖNÜ HASIRCILAR ÇARSIŞININ IÇINDE yıllardır tanınan NAMLI PASTIRMACI'nın modern hali !!! Şu an modern(!) üretim tesisleri BAYRAMPAŞA MEGACENTER (GIDA HALİ) içinde derme çatma bir imalathaneden öteye geçemeyecek konumda olan ve üretim kapasiteleri aylık -günün 24 saati çalıştıklarını düşünürseniz- 70 tonu geçemeyecek olan bu imalathanede NAMET
    ayda 270 ton et mamulü üretiyor ve satıyor.
    Bu aradaki 200 tonluk kapasite açığını ise İSTANBUL DIŞINDA ne id üğü belirsiz imalathanelerde, merdiven altı firmalarda üretim yaptırıp üzerine ' %100
    NAMET
    KALITESI' bastıktan sonra (üretim yeri olarak BAYRAMPAŞA'daki adreslerini gösteriyorlar) bizlere afiyetle yediriyorlar.
    Carrefour

    ve diğer tüm zincir mağazalarda
    POLONEZ'in uyguladığı benzer taktikleri uygulayan NAMET bugün kapasitesinin 3 kat üzerinde üretim yaparak gururla ülkemizi temsil ediyor.

    Peki, Cem Yılmaz'ın dediği gibi janjanlı ambalaja sahip
    NAMLI
    pastırmaları'nın sahipleri olan Engin ve Esen Mepa kardeşlerin aynı zamanda Çorlu'daki domuz çiftliklerinin yarı hissesine sahip olduklarını da biliyor muydunuz?
    2000 yılında patlak vermiş olan kaçak buffalo etlerinin de
    NAMLI pastırmaları'nın sahipleri olan Engin ve Esen Mepa kardeşler tarafından getirildiğini hatt a Bayrampaşa'daki imalathanelerinin gazetecilerin ve kameraların gözü önünde basıldığını, Engin Mepa'nın Show TV
    'ye, o dönemin 1 trilyon lirayı kendi elleriyle hediye ettiğini, sonra da Milliyet, Hürriyet ve Sabah gazetelerine verdikleri dev ilanlarla tüm olanları ve baskınları yalanladıklarını biliyor muydunuz?
    NAMLI

    Pastırmalarının hem % 5 hissesine sahip olan, hem de imalat müdürlüğünü yapan Muzaffer adındaki şahsın aynı dönemde kardeşi ile Bağcılar semtinde açmış olduğu imalathanede at ve eşek etinden yaptığı pastırmaları dilimleyerek zincir marketlere sattıklarını biliyor muydunuz?
    2004 yılında da Uğur Dündar ekibi tarafından basılarak ekranlarda gösterildiğini hatırlayabildiniz mi?

    Domuz konusunda herkes topu başkasına atıyor. Bu noktada tüketicinin yapması gereken şeyi Çevre Sağlık İl Müdürlüğü Gıda ve Çevre Kontrol Şubesi Müdürü İrfan Yılmaz özetliyor;
    '- Piyasadaki etleri denetlemek mümkün olmuyor.'
    'Kısacası ne yediğinize dikkat edin. Çok emin olmadığınız bilmediğiniz markaların ambalaj güzelliğine kanmayın


    March 18

    kim basarabilecek

    KİM BAŞARABİLECEK

    Paranı ver,Gönlünü ver,Selam ver,ama SIRRINI VERME !
    Günlerini say,Servetini say,Büyüklerini say,ama YERİNDE SAYMA !
    İşini beğen,Eşini beğen,Aşını beğen,ama KENDİNİ BEĞENME !
    Emek ver,Kulak ver,Bilgi ver,ama hiçbir zaman BOŞ VERME !
    Hedefe koş,Cihada koş,Yardıma koş,ama ORTAK KOŞMA !
    Fidan büyüt,Garip doyur,Çocuk besle,ama KİN BESLEME !
    Satıcı ol,Alıcı ol,Bulucu ol,ama BÖLÜCÜ OLMA !
    Davet et,Hayret et,Affet,Tevbe et,ama İHANET ETME !
    Okumaktan zarar gelmez oku,ama LANET OKUMA !
    Elini aç,Gözünü aç,Kapını aç,ama,AĞZINI AÇMA !
    Ev al,Araba al,Abdest al,ama BEDDUA ALMA !
    Zulmü devir,Nefsini devir,ama CAN DEVİRME !
    Rakibini geç,Sınıfını geç,ama GÜLÜP GEÇME !
    Yaklaş,Konuş,Tanış,ama UZAKLAŞMA !
    Seslen,Uslan,ama EĞİLME !
    Doğrul Devril,ama EĞİLME !
    İtil,Atıl,ama SATILMA

    March 10

    sizin tavsiyeniz

    Eger;

    ilerde bir gun arkani donup KESKE demek istemiyorsan.

    3 Seyi dogru sec..

    87070955445fc3967f2aeasw0 87070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw0

      Esini dogru sec.

     Dogru es her zaman uzun zaman flort ettigin kisi degildir.

    Onemli olan kisa zamanda da olsa fikirlerinin uyustugu,

    Yasam tarzlarinin benzedigi,

    Espri anlayisinin yakin oldugu,

    Zor zamanlarin da hep yaninda olacagini bildigin,

    Dertlerini, sevinclerini paylasabilecegin,

    Fikirlerine, olaylara bakis acisina guvendigin,

    Senin fikirlerine saygi duyan, Konusmaktan sikilmayacagin,

    Hayata kustugun zaman seni kabugundan cikartip eglendirebilen,

    Gozlerine baktiginda ne soylemek istedigini anladigin,

    Ayni zamanda iyi bir arkadas,

    Fiziksel gorunusun disinda da seni sen oldugun icin sevebilecek ve bunu kaldirabilecek birini es olarak secmelisin!!!

    sepai2sepai2  sepai2 

    Dunya da boyle biri var mi? diye sorabilirsiniz simdi.

    Emin ol var!!

    Tabii ki sayilari fazla degil..

    Hatta hayatta insanin karsisina ya 1 ya da 2 kere cikar, belki de hic cikmaz... Onemli olan onu fark edebilmek.

    Eger bu satirlari okundugunda aklindan bu ozellikleri barindiran bir isim gecirmissen cok sanlisin.

    Ne olursa olsun onunla birlikte olmak icin elinden geleni yap.

    Cunku bir daha onun gibisini bulma sansin cok az emin ol.

    Butun aptal asiklar gibi ilk hareketi ondan beklersen cok gec kalirsin..

    Eger bu satirlar sana boyle birini cagristirmiyorsa..

    Onu fark edebilmek icin sadece etrafina bakman yeterli olacaktir.

    Cunku o da sana bakiyor olacak!!!

    87070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw0

    Isini dogru sec...

     Dogru is rahat is degildir.

    Cok kazandiran is de degildir.

    Kariyer de degildir.

    Klimali buro ortami da degildir..

    Dogru is olmaktan zevk aldigin yerdir.

    Sabahleyin kalktiginda gitmekte usenmedigin, bikmadigin yerdir. Tabii yaninda rahatlik,para,kariyer varsa ne ala...

    87070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw0 

     

    Arkadaslarini dogru sec.
     

    Cok sayida arkadasin olmasi "iyi arkadasin" oldugunun ispati degildir.

    Guzel gunlerdeki arkadasliklar gecicidir.

    Mutluluklarinin yaninda,

    Acilarini da paylasabilecegin,

    Fikirlerine ihtiyac duyabilecegin,

    Her zaman yaninda olmasini isteyecegin,

    Senin madden degil manen zengin eden,

    Bir tek arkadas sana cok seyler katacaktir.   


    barrrrb15ix
     
    Azrail, başına geldiği zaman


        kırılır ayakla kol, yavaş yavaş.

        Mevlam nasip etsin din ile iman

        akar gözlerinden sel, yavaş yavaş.
     
    y1p2qtAb6QcoCCQhWnyjs5a260cgZP0h1wLrjeyDmfO2yUfnjDIcP_UGJhy6eDzEQ_ukCpDRM_GiLQ
        Yüksek uçan gönül, yorulur bir gün

        ölçü terazisi, kurulur bir gün.

        Herkesin yaptığı, sorulur bir gün,

        döner mi, yâ Rabbi, dil yavaş yavaş.
     
    y1p2qtAb6QcoCDDWRWjJSkHAi16pI4PB4PUixdK0vaDgPfJfRNAO5i-OTBr97w738hLyW4GDF0t3Wo 


        Hep nefsine uydun, tevbe etmedin

        her bulduğun yedin, şükür etmedin.

        Nihayet, bu kara toprağa geldin

        çekilir dünyadan el, yavaş yavaş.
    sepai2 
     
       Kabrin üzerine dikerler taşı

        bir avuç toprağa koyarsın başı.

        Baba, oğlun görmez, kardaş kardaşı

        gider, geri dönmez yol, yavaş yavaş.
     
     
     
     
    1136wd1

        Kâfurlu, ılık suyu koyarlar

        o nazlı bedeni, tekmil soyarlar.

        Öldüğünü konu komşu duyarlar

        gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş.
     
     
     
    50wi9

     
    ALLAH Bana yeter,
    O ne güzel vekildir

    March 09

    renklerin hakimi

    01                                11zl6
     
     
     
    1rp31                                           626491gg5feyl8hareketlizc7        hareketli4rt9