“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    August 27

    hos geldin Ey Ramazan...

    1131807857ramazan95qg9wd5fh4pn

     


    Ramazan ayı çok şereflidir

     

    Bu konuda, İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

    Mübarek Ramazan ayı çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevab verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

    Bu ayda, emri altında bulunanların işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.

    Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

    Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

    Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

    Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

    (Ramazan orucunu farz bilip, sevab bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

    (Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]

    (Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

    (Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevabdır.) [Deylemi]

    (Oruçlu çirkin konuşmasın! Birisi sataşırsa, "Ben oruçluyum" desin!) [Buhari]

    Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)

    Dini bir mazeret varsa, oruç tutmamak günah olmaz.

    August 17

    HER GÜN Bİ DUA...

    73309nzzqmwq5byai0vp3

     

    94598128tc7

    August 16

    Dört soru, dört cevap

     
     

    Bir adam Hz. Ali’ye (k.v.) geldi ve:
    “Sana sormak istediğim dört sorum var” dedi.
    İlim Şehrinin Kapısı:
    “Buyur, sor!” dedi.

    Adam sordu:
    “Vacip nedir? Vacipten evvel vacip nedir?”

    Hz. Ali cevap verdi:
    “Tövbe etmek vaciptir; günahları terk ise ondan önce vaciptir.”

    Adam sordu:
    “Yakın nedir? Yakından yakın nedir?”

    Hz. Ali cevap verdi:
    “Kıyamet yakındır; ölüm ondan daha yakındır.”

    Adam sordu:
    “Acayip nedir? Acayipten daha acayip nedir?”

    Hz. Ali cevap verdi:
    “Dünya acayiptir; dünyayı sevmek ise ondan daha acayiptir.”

    Ve adam son olarak, şu soruyu sordu:

    “Zor nedir? Zordan daha zor nedir?”
    Ve Hz. Ali, bu son soruya da, şöyle cevap verdi:
    “Kabir zordur; azıksız, amelsiz kabre girmek ondan daha zordur.”

    Yolname

     

    Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma.. Kimin geldiği önemli değil, kimin
    gelmediği de… Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
     
    Yolcuya bakıp, yolu tanıma.Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan,
    yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…

    'En doğru yol : en dikensiz yoldur' diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak
    lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma…

    Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan sözedenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
    Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de severler.

    Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat, şu gerçeği de hiç unutma : Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
    Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik
    uyuşturucularla keyif çatanları, telörgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre
    koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine
    zar atanları , yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını
    çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara
    kızıp yolu satanları göreceksin.

    Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen,
    amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın , merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun. Doğru yol :
    insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.

    Yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin. Unutma, tevbe özeleştiridir. Kendisini hesaba çeken,
    başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur.

    Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman
    olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabilir. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir. Bir
    şey daha : Pusulayı sahte manyetik alanlardan, paraziter nesnelerden uzak tut; İbreyi saptırırlar da haberin olmayabilir.

    Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak
    durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzrindeki saptırıcı etkisini iyi hesap etmelisin. O'ndan
    başkasından korkarsan , korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin.

    Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır; Yani, kendi benliğinin sana kazdığı tuzak.

    HAYIRLI YOLCULUKLAR DOSTUM
    MUSTAFA İSLAMOĞLU

    Elde var Aşk

     

     

    Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.

     

    Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.

     

    Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.

     

    Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.

     

    Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…diyenlerin sırrı burada yatmaktadır.

     

    Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.

     

    Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın.

     

    Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed'e dönmüş bölgelerine.

     

    Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir.

     

    Unutma, bin sevincin vermediğini bir acı verir. Acını, aşkın santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak. Hatırla ki yürek yürek nükleer güç merkezidir. Seven ve inanan bir yürekle hiçbir atom santrali boy ölçüşemez.

     

    Bil ki, umuttan söz ettiğin her dem aşktan söz ediyorsunuzdur. Çünkü umut aşkın çocuğudur. Aşksız umut, plastik bebekler gibidir; oynar, eskitir ve atarsın.

     

    “Umudum tükendi” deme, doğrusunu itiraf et, aşkının tükendiğini…

     

    Sahi, aşk tükenir mi? Evet, eğer ölümlüden, ölümlüye ve ölümlü adına ise tükenir.

     

    O, aşk suretinde görünen tutkudur. Tutku tutuklar, aşk azad eder. Bir duygunun aşk mı tutku mu olduğunu anlamak istersen, rengine bak.

     

    Rengine bak, kara sevda mı, ak sevda mı?

     

    Sevdanın karası köleleştirir, akı özgür kılar. Özgür kılan aşka muhabbet denir.

     

    Muhabbet, yüreğe düşmüş bir tohumdur; “her başka yüz dane veren yedi başak” gibi, yediverendir o.

     

    Muhabbet insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Herşey harcadıkça tükenir, muhabbet asla. Muhabbet müebbeddir.

     

    Üzerine üzerine gelen karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara güçlerini, aşkın siperine sığınarak püskürtebilirsiniz. Onlar kaybettiler, onlar nefretin eli kanlı temsilcileri… Sen kazandın, çünkü sen aşkın cephesinde yer aldın, aşkın ve aşkının.

    Hesabını yaparken tarihi unutma, coğrafyayı unutma. Acıyı unutma, sancıyı unutma. Melekleri, Sakarya'yı, Nil'i, Tuna'yı, Fırat'ı, Dicle'yi unutma.

     

    İstanbul'un, Kahire'nin, Bağdat'ın, Şam'ın Mekke'nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Afrika, Avrupa, Amerika taraflarının olduğunu unutma.

    Fakat, hesabını yaparken kesinlikle şöyle başlamalısın:

    “Elde var aşk”


    GÖRMEZLER Mİ Kİ, ALLAH’ın yarattığı her şeyin gölgesi, sağa-sola uzanarak huşû ile ALLAH’a secde eder.”

    28532um1
    —Kur’ân;

    Her gece üstümüze dünyanın gölgesi düşer. Ölümün kardeşiyle tanışır; uyuruz. Yine de gölgemiz peşimizi bırakmaz. Peşimiz sıra, rengimizi sırtlanır. Kesafetimizi önce yere, sonra da yüzümüze vurur gölgeler. Işığa olan ihtiyacımızı belgeler. Gölgesi olmayan resulün haberi, tarihin gölgesinde bize ulaşır. Getirdikleri, içimizi ışıtır. İçimizi O’na açtıkça, aydınlığı, gölgelerimizi seyreltir. Hayat böylece çalkalanır gider. Dur deriz gölgemize, durmaz. Alınyazımız gibi, bizden ayrılmaz. Yine de, gölge yazıları, geceleri yazılır. Sözün gölgesi, mürekkep renginde düşer sayfalara.

    Gerçeği farkettiğimiz an, belki de kurtuluruz sınırlarımızı resmeden gölgeden. Çünkü, gölgeler, âcizliğimizi yansıtır. Uzunu da, kısası da; hepsi ama hepsi, sınırlarımızı hemencecik ele verir. Biticiliğimizi yansıtır gölgeler.

    Aczimiz büyüktür; iddiamızın büyüklüğü kadar büyüktür. İddiası olanın, gölgesi olur. Gölgesi, aczini anlatır. Kesafetini ele verir. Aczini bilen ise, bildiği ölçüde şeffaflaşır. Güzelliğine güvenen zühre çiçeğinin bu yüzden gölgesi mevcut değil midir? Gölgesi olmasa da, katre, Güneşin ışığını incitir. Işığı kırar. Ama reşha aczini bilir. Hiçbir iddiası yoktur. Bu yüzden Güneşe ve ışığa, görür görmez, teslim olur. O yüzden gölgesizdir. Gölgesizliğiyle, bize şeffaflığın dersini verir.

    Her sabah, ilk ışıklarla merhaba der gölgeler bize. Her biri, umutlarımız boyu, ufuklara uzar gider. Yolun başındayızdır o zaman; gölgemiz umutlarımızı resmeder. Her sabah neler neler kurarız! Lâkin zaman akar, güneş yükselir, gölgemiz geri çekilir, küçülür ve görülmez olur. Vakit öğledir. Güneş bütün haşmeti ve şaşaasıyla belirdiğinde, gölgemiz susar. Tam tepemizde, haykırır Güneş. Lâkin, kaçacak hiçbir yerimiz yoktur. İşte o an, gücümüzün resmi, en çıplak haliyle düşer toprağa. Alnımız yere değmese de, gölgemiz secdede kalır. Gölgemiz, gökteki Güneşi bildiren siyah bir nokta olur arzın yüzünde. Ömrümüz, biri beyaz, biri siyah iki nokta arasında geçer. Yukarıda Güneş, aşağıda gölge, durmaksızın birşeyler söyler durur. Sabah vakti ‘istediklerimiz’in resmi olan gölgeler, öğle vakti ‘yapabildiklerimiz’ kadar kısalır. Bir noktaya dönüşür, hâsılı. Güneşle gölge durmadan oynaşır, ve bize birşeyler fısıldarlar. Gölgemiz, isteklerimizle gücümüz arasında, uzar kısalır. Gölgeler boyu, âcizliğimiz ortaya çıkar. Öylesine âcizdir ki insan, gölgesi her zaman Rabbinin huzurunda secdeye kapanır. Firavun bile bu kaderden kaçabilmiş değildir.

    Acaba, insanlar her sabah doğup her akşam ölseydi gölgeler bize ne söylerdi? Sabah bebek iken akşam ihtiyar olsaydık şayet, gölgeler resmimizi ne de güzel çekerlerdi. Zira, çocukluktaki âcizliğimiz, sabah gölgeleri kadar uzundur ve büyüktür. Akşam gölgeleri de, tıpkı âcizliğinden duvarlara tutunarak yürüyen bir ihtiyar misali, uzundur; duvarlara, ağaçlara, direklere tutunarak ilerler. Oysa her günün öğlesi, her ömrün gençliği kadar iddialıdır. Kendimizi en güçlü, en kuvvetli, en yeterli zannettiğimiz gençliğimiz, öğle vakti gibidir. Lâkin, o da bir nokta kadardır. Bunu da her öğle vakti gölgemiz tekrar tekrar hatırlatır.

    Biz güneşi ve ışığı dinleyenler, hiç gölgemizin sesine kulak verdik mi? Peki, kaç kez kovabildik, insan olmanın gerçekleri kadar ayrılmaz olan gölgemizi? Dinlemeyip sırt çevirdiğimiz her ışıktan sonra, kiminle yüzyüze kaldık? Kim o vaziyette bize secdemizi hatırlattı? Gerçeklere arka çevirip kurduğumuz yalancı dünyacıklarımıza gölge düşüren de gölgemiz değil miydi?

    Zira, gölgeyle gölgelenir hayallerimiz. Ellerimizin sureti çıkar duvarlara. Kalemlerimizin gölgesi düşer kağıda. Yazı olur. Gölgeler, çizgiler boyu, hayatlarımızın sınırlarını çizer. Her sabah, mevcutlar sayısınca gölgeler doluşur dünyamıza. Dünyanın gölgesi düşünce Ay tutulur ya, işte o zaman başların gölgesi uzanır secdelere. Gün olur, Güneş de tutulur; yine secdeye uzanır başlar.

    Kervanlar, çınarların gölgesinde konaklar. Çöllerde, hayallerin gölgesi serap olarak düşer kum denizine. Her yolculuk gölgeden gölgeye uzayıp gider. Her gece, üstümüze dünyanın gölgesi düşer. İnsanlar gölgeler boyu hayata uzanır. Her gün, Şems-i Ezelî’nin huzurunda, bütün vücutların hücreleri gölge olur, secdelere kapanır. Hayat beşik ile mezartaşının gölgeleri arasında kısalır da kısalır. Nihayet gerçek boyumuz kadar; iki taş arası kadar kalır öylece.

    Hep hayatın gölgesidir, musalla taşına düşen. Herkes boylu boyunca oraya uzanır. Gölgesi kadar. Sonra, gönül dolunca, gölge kaybolur. Gölgesi herkesi yaşadığınca anlatır. Nihayet, her söylenilenin hesabı tutulur. Ve dahi, hiçbir şeyin kaçışı olmaz. Çünkü, gölge her daim secdededir ve asla yalan söylemez.

    Gül ve Salavat

    gul7ti3[1].jpg


    'Zayi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su'
    -Fuzuli

    Gül yüzü buluşma yeridir,
    En temel kavuşmalar gül yüzünde gerçekleşir.
    Çünkü gül yüzler bakışı aşka dönüştürür.
    Bakış ki, aşıkın maşuka dönüşüdür;
    İlk tanışma ve son ayrılıktır.
    Sonra mayelenir bakış;
    Bakış aşk olur, bakış vuslat olur.
    Aşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler,
    Geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar.
    İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur.
    Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı.
    Aşk gül yüzünde güzelle buluşur.
    Aşk gül tenlerde görünür kılar kendini.
    Ve güzellik aşkın bakışında seyre dalar kendini.
    ***
    O yüzden, gülden yüz çeviremeyiz.
    Güle uzak duramayız.
    Aşk ateşi örseler yüreğimizi.
    Kızıl kanlar gibi dolaşır tenimizi aşk.
    Ve kızıl utançlarla alevlenir yüzümüz
    Güle döneriz, Sevgili’ye döneriz.
    Sevgili yüzü olmadan edemeyiz.
    ***
    Meğer gül, yüzüne Nazar Eden olduğu için gül’müş.
    Herşeyi ve herkesi Varedenin teveccühüyle gülmüş.
    Önce Teveccüh Eden varmış.
    Yokluğa yönelmiş Ebedi Güzellik Sahibi.
    Bilinmek dilemiş, sevilmek irade etmiş.
    Gizliden açığa çıkmış 'Mahfi Hazine'
    Hiçlik şafağı kızıla boyanmış.
    Varlık güzel yüzlü bir gül olmuş.
    Varedilen her şey bir gül yüzünde taçlanmış.
    ***
    Yoksa biz dikenler idik,
    Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
    Varlık gülşeninde bir gül yüzünde ihyalandık.
    Ab-ı hayat öylece dolandı yüreğimizi,
    Tenimizde öylece kızıl utanç gülleri açtı.
    Edebi, iffeti gül yüzünde belledik,
    Tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik.
    Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik.
    Beğenimizle kuşattık gülü;
    Aşklarımızı gül yanağına devirdik.
    Gülün yüzünde güldük, güle baktık güle yazdık.
    Güller olduk, güldük.
    Güller açıldı, güle döndük.
    Gül yüzünde varedilen herşeyle yüzleştik.
    Varedilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı.
    Öylece, gülün yüzünde buluştuk.
    Gül yüzünden tanış olduk.
    Sonra herkesi ve herşeyi oraya çağırdık.
    Herşeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik.
    Gülün yüzüne vardık.
    Bildik ki,
    Aslında biz sadece gül yüzünden vardık.
    ***
    Ebedî Sevgili’nin teveccühüdür gülü güldüren.
    Kalbimize aşkı salan Sevgili’nin nazarıdır.
    Ki bu kalb Sevgili’nin vechesinden başkasına dönmez.
    'Batan şeyleri sevmez'
    Yitip gidenlere gönül vermez.
    O’nun vechinden başkasına kanmaz aşk.
    Aşk O’nun teveccühü ile var oldu.
    Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği O halkeyledi.
    Aşıkların bakışlarında sevgiyi O tasvir eyledi.
    ***
    Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi.
    O’na muhabbet eyledi, O’nu Muhammed eyledi.
    Ebedi teveccühünü O’nun vechinde kristalleştirdi.
    Cümle halka O’nun yüzünü gül eyledi.
    Değil mi ki, önceleri hiçbirşey yoktu
    Ve illâ O’nun ebedi teveccühü vardı.
    Değil mi ki, varedilmişler O’nun yönelmesiyle
    Varlığa yüz buldu.
    Öyleyse bu varlık gülşenine önce O Mahbub’un gül yüzü düştü.
    ***
    Biz dikenlerdik aslında.
    Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
    Gül-ü Muhammed’in (s.a.) yüzünde buluştuk.
    Gül-ü Muhammed (s.a.) yüzünde tanış olduk.
    Sonra herkesi ve herşeyi yüreğimize çağırdık.
    Herşeyi elimize aldık. Herkese elimizi verdik.
    Gülün yüzüne vardık
    Gül yüzünden var olduk.
    ***
    Sevgili’nin teveccühünü yüzüne devşiren Gül’e,
    Yüzümüzü Sevgili’nin vechine çeviren Gül’e
    Güllerce salât, yüz’lerce selâm ettik.
    August 08

    hayırlı cumalar

    befenertvbismilah52xf              
    Image Hosted by ImageShack.us         
    August 03

    her aydınlığı yangın zanneden zavallılar siz halendaha güneşi balçıkla sıvamaya devam edin




     
    ırak ıraklı çocuk ırak işgali ırak savaşı ırak fotoğrafları savaş kan zulüm Very graphic image from Iraq
     
     

     
     
     

    ABD'li bir bayan asker işkenceyle katlettiği bir Iraklının başında poz vererek sapık duygularını tatmin ediyor
     
     

    ABD askerlerinin bir başka marifeti ve özgürleşen Irak
     
     

    Bir ABD askeri Irak'ta çocukların ellerini bağlıyor
     

    Özgürleşen Irak sokakları
     
     
     
     

    Camiide infazcı ABD askerleri ölüm yağdırıyor
     

    'Zulüm asla payidar olmaz'
     
     

     Filistin ve Lublanda bulunan muslumanlara atilmak uzere olan bombalarin uzerlerine Mesajlarini yazdirmak uzere (muslumanlar oleceksiniz v.s ) gibi sologanlar yazarak ucaklarina yukleyip muslumanlara karsi firlattilar.

     

     

     

     

    ABD Lİ ASKERLERCE

    TECAVÜZE UĞRADIKTAN SONRA ÖLDÜRÜLEN KADINLAR...

     

     

     

     

     

     

     

     

    GERÇEK DÜŞMANLARIMIZI NEKADAR ÇABUK UNUTTUK. ZÜLME KARŞI SESSİZ KALANLARA LANET OLSUN.

     BU MAİLİ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE HERKESE YOLLAYARAK MİLLETİMİZİN BAZI ŞEYLERİ UNUTMAMASINI SAĞLAYALIM.

    ŞİMDİDEN BİRBİRİMİZE İYİCE KENETLENELİM .

     

    SIRA BİZE GELMEDEN  !!!

     

     

    ______

     

    August 02

    AGLAYAN GÜLLER

     
     
    1abb5ea3bd4xq1jn1qm7xg8
     
    AGLAYAN GÜLLER
    Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı , kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller...

    Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi.

    Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti..

    Onları hiç bir şey ayıramazdı...

    Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm...
    Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü...

    Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?

    İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı... Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı.

    Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu...

    Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada.

    Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??...

    Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı.

    Sevdiğine bir şey olamazdı.
    Onsuz hayat yaşanmazdı ki...

    O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu.

    Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.

    Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı.

    7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı...

    Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı...

    Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu...

    Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı..
     
     
    SELAM VE DUA İLE EN YÜCE EMİNE EMANET OLUN
    August 01

    Yalvarış

    KURAN

    Ya Rab bu hasrete can dayanmıyor;
    Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.
    Her adımda bir engel var, salmıyor,
    Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

    Mümkün mü bu yolda maksuda ermek?
    Mümkün mü sılada dost yüzü görmek?
    Aşığa ar gelir geriye dönmek;
    Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

    Çekilmez bir şelek vurdun arkama;
    Şaşırdım yollarda kaldım, akşama.
    Umudum her zaman bakidir amma,
    Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

    Sevip sevilmemek varsa kaderde,
    Hangi doktor ilaç verir bu derde?
    Hastayım, susuzum gurbet illerde;
    Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

    Ey hanlar hanını halkeden Hancı!
    Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı.
    Ey fakir ekmeği, Mümin inancı!
    Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun


    Abdurrahim Karakoç