“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
March 31 Gülü Tarife Ne Hacetsewgi selidenizci ve genç kız Heybeliada’daki Deniz Okulu’ndan mezun olan İsmail kendi gibi Gelibolulu Dere tepe ,dağ ova dolaşmasını seven tek gözlü bir adam varmış. Yürür yürür gidermiş,gider gider yürürmüş. Bir gün uzaklarda renkleri karmakarışık bir köy görmüş;alacalı bulacalı garip bir köy. Yaklaşmış köye doğru. Yolları bir tuhaf,evleri bir tuhaf,insanları bir tuhafmış köyün… Girince köyün içine anlamış meseleyi körler köyüymüş burası. Kadınların,erkeklerin,çocukların,velhasıl herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri… Gezginci adam karar vermiş burada yaşamaya… -Hiç değilse benim bir gözüm var,diyormuş. Körler ülkesinde şaşılar kral olur,derler. Bende bunların başına geçer yaşarım demiş. Körlerin gözleri yokmuş ama elleri,kulakları,burunları çok hassasmış. Kendilerine göre kurdukları bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyorlarmış. Adam şaşkın hallerine bakıyormuş onların. Yürümeleri,konuşmaları doğrusu başka türlüymüş. Bir gün körlerden biri ötekinin malını aşırmış. Sadece tek gözlü adam görmüş bunu. Bağırarak ilan etmiş. -Filanca malını çaldı falancanın. Körler: -Nereden biliyorsun o kadar uzaktan duyulmaz ki,demişler. -Ben duymadım,gördüm. Gözüm var benim. Görüyorum. Körler göz diye,bir şey bilmiyorlarmış. Uzun yıllar içinde çoktan unutmuşlar bu hissi. -Ne demek görmek,demişler nasıl görüyorsun yani,duyulmayacak mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini? -Anlıyorum tabii… -İnanmayız,imtihan edeceğiz seni… Adamı almışlar,uzakça bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle biliyorlarmış o uzaklıktan hiçbir şeyin işitilmeyeceğini. -Anlat bakalım,şimdi biz ne yapıyoruz,demişler. Adam anlatmış: -Oturuyorsunuz,konuşuyorsunuz,şu ayağa kalktı,bu elini oynattı,beriki bacağını sallıyor vs… Derken körler bir evin içine girmişler,bağırmışlar: -Anlatsana… -İçeri girdiniz,göremiyorum ki… Körler bilmedikleri için içeri girmenin ne olduğunu: -Ne olmuş yani içeri girmişsek. Elli santim fark etti,anlat anlat demişler. -Arada duvar var,görmüyorum. Körler … Sen atıyorsun,demişler,Demincek tesadüf etti. Bak,şimdi bilemiyorsun. -Çıkın dışarı söyleyeyim. -Bu kadar uzaktan duyunca ha içerisi ha dışarısı,ne çıkar yani… -Ben duymuyorum,ben görüyorum diyormuş adam. -Öyle şey olmaz,demişler. Sende bir bozukluk var. Saçmalıyorsun,acayip şeyler söylüyorsun. Hekime muayene ettireceğiz seni… Adamı yaka paça köyün hekimine götürmüşler. Hekimde kör tabii… Elleriyle yoklamış ve parmaklarını adamın gözünde gezdirirken: -Buldum,demiş.Bozukluk burada… Adamın açık olan gözünü kastediyormuş hekim ve: -Saçmalaması bundan dolayı,diyormuş. Ben şimdi hallederim,düzeltirim onu… Körler ülkesinde kral olmaya kalkan gezginci zor bela kurtarmış kendini oradan. Körler görenleri anlayamazlar. Saçmalıyor sanırlar ve onu düzeltip kendilerine benzetmek için gözlerini çıkarmaya uğraşırlar.
__________________ Güzellerden Güzellikler Doğar Geniş güzel bir bahçede, yan yana dikilen iki limon ağacı vardı. March 28 BU GÜNE DAİRRasulullah (S.av.) Efendimiz buyurmuslar: Kim cuma günü ,cünüplük guslü gibi yıkanır ve sonrada ilk vakitlerde mescide giderse, bir deve sadaka vermiş gibi olur. Kim ikinci saatte giderse,bir inek sadaka vermiş gibi olur. Kim üçüncü saatte giderse,boynuzlu bir koç sadaka vermiş gibi olur. Kim dördüncü saatte giderse,bir yumurta sadaka vermiş gibi olur. -İmam (mimbere) çıktığına Melekler öğüde kulak vermek için içeiye gelirler buyurmuştur.
Bir kimse cuma günü boy abdesti alır ve bulabildiği temizlik maddeleriyle de temizlenir, saç ve sakalını yağıyla yağlar veya evinin kokusundan sürünür, arkasından dışarı çıkar ve iki kişinin arasını açmaz sonrada kendisine yazılan namazı kılar, sonra imam konuştugunda susup kulak verirse, kendisi ile gelecek olan cuma arasında olan günahları bağıslanır...
cuma günü oldugunda mescidin kapılarının her birinde melekler bulunur, sırasıyla ilk önce girenleri yazarlar. imam mimbere oturduğunda defteri dürüp hutbe dinlemek için içeri girerler.
bugünde bir süre vardırki Müslüman bir kul namaz kılmak için dogruldugunda bu zamana rastlarda Allahtan birşey isterse istediğini mutlaka verir
(( bu bilinçle böylesi mübaraek bir günde dualarda buluşmak ümidiyle))March 27 karanlığın içinden...İNSANLAR TOPLANMIŞ BÜYÜK DÜŞÜNÜR EFLATUN’UN KAPISINI ÇALMIŞ. ‘SANA Bİ SORUMUZ VAR’ DEMİŞLER. EFLATUN ‘BUYRUN’ DEYİNCE DE,
-İNSANOĞLUNUN SİZİ EN ÇOK ŞAŞIRTAN
DAVRANIŞLARI NELERDİR?- SORUSU GELMİŞ. BÜYÜK DÜŞÜNÜR GÜLÜMSEMİŞ: - İNSANOĞLU ÇOCUKLUKTAN SIKILIR,
BÜYÜMEK İÇİN ACELE EDER.
GELİN GÖRÜN Kİ, BÜYÜYÜNCE HEP ÇOCUKLUĞUNU ÖZLER.
PARA KAZANMAK İÇİN SAĞLIĞINI YİTİRİR,
YENİDEN SAĞLIĞINA KAVUŞMAK İÇİN
KAZANDIĞINDAN FAZLASINI HARCAR!
YARINDAN KAYGI DUYAR,
BU GÜNÜ UNUTUR.
DOLAYISIYLA NE BU GÜNÜ YAŞAR
NE DE YARINI HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ YAŞAR
AMA HİÇ YAŞAMAMIŞ GİBİ ÖLÜR!-
''ANADOLUNUN KURTULUŞ SAVAŞI HENÜZ RUH CEPHESİNDE YAPILMADI. ASYA'NIN İLK ÇAĞINDAN ARTA KALAN SEFALETİNE VARİS ÇOCUKLARI BU TOPRAKLARDA KURDUKLARI DEVLETİN RUHUNA SAHİP OLAMADILAR. HENÜZ YERLERDE SÜRÜNEN TÜRK-İSLAM RUHUNU TUTUP DA KALDIRACAK İRADE HAYATIMIZDAN DAVACI OLUNCAYA KADAR BU TOPRAĞIN İNSANI EŞYADAN FARKSIZ BİR VARLIKTIR. DEĞERSİZDİR..İTİBAR GÖRMEZ..HÖRMET GÖRMEZ.. ONUN ALLAH'TAN BİR EMANET OLDUĞU BİLİNMEZ..''
....
Aşk dediğin ya Allah'tan gelmeli,
|
|
Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.
|

Allah adamları görülünce Allahü teala hatırlanır.
Peygamber efendimiz buyuruyorlarki, sallallahü aleyhi vesellem;
"Onlar görülünce Allahü teala hatırlanır"..
Allahü tealanın velî kullar ı, alimler, evliyalar görülünce Allahü teala hatırlanır..
Yani genel bir kâide vardır;
kim neye en çok düşkünse, o kişi görülünce düşkün olduğu şey hatırlanır.
Allah adamları görülüncede Allahü teala hatırlanır.
...'
Gaziosmanpaşa Hacımaşlı köyü domuz çiftliği'nin suları ve katı atıkları 300 metre mesafedeki Sazlıdere Barajı'na akıyor. Baraj on milyon kişinin su ihtiyacını karşılıyor. Çiftlikte 5 bin domuz var.
Türkiye'deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon kg. civarında et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere 'kıyma' şeklinde satılıyor. Domuz etini Salam, sosis olarak da piyasaya sürmek en sık kullanılan yöntem.
Peki neden domuz?
'Dinen yasak olmasına, Türk yemek kültürüne aykırı bulunmasına rağmen neden domuz cazip bir konu?'
Çünkü domuz yetiştiriciliği kârlı bir iş. Domuz üretken bir hayvan. Cinslerine ve yaşına göre yılda bir, iki, bazen de üç kez ve her batında 15-20'ye kadar varan yavru dünyaya getirebiliyor. Bir domuz yılda iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. Ve dahası yeni doğmuş bir domuz 4-5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor.
Normal Şartlarda evcil bir domuzun yüzde 30'u yağ olarak ayrılabilmekte iken bu rakam bazen yüzde 50'yi bulabiliyor.Yani 150 kg'lık bir domuzdan 75 kiloluk yağ elde edilebiliyor. Bu da dana yada koyuna göre tercih edilmesinde önemli bir etken.
Beslenmesi kolay, cam dışında -leş dahil- her şeyi yiyebiliyor. Her domuz da ortalama 80-100 kiloya ulaştığı zaman kesiliyor. Kaba bir hesapla sadece bu çiftlikten yılda yaklaşık 1 milyon kg. et çıkıyor.
Bu etlerin hangi kanalla, nerelere satıldığı meçhul. Diğer çiftlikler de göz önüne alındığında Türkiye'de yaklaşık 3 milyon kg domuz etinin piyasaya değişik yollarla sürüldüğü ortaya çıkıyor.
Türkiye'deki toplam kırmızı et tüketiminin de 6 milyon kg. olduğu göz önüne alınırsa tablonun vahameti daha da netleşiyor. Kilosu 1 ile 3.5 milyon lira arasında satılan bu domuz etlerinin ağırlıklı olarak kıyma, sucuk, salam ve sosis olarak satıldığı dile getiriliyor. Çiftlik çalışanlarından İsmail Türk'ün verdiği bilgiye göre kesilen etler toplu olarak büyük otellere, yemek fabrikalarına kıyma ve sosis gibi ürünler olarak satılıyor.
Bu ve benzeri çiftliklerden resmi olarak beş firma domuz satın alıyor:
Çerkezo, Polonez, Nuta, Namet ve Şütte ...
1.
Çerkezo aldığı ürünleri Salam Sosis olarak piyasaya sürerken aynı zamanda Teşvikiye'deki Şarküterisinden de nihai tüketiciye ulaşıyor. (ki bu firmanın bir de TADET adı altında otellere ürün sattığı bir markası daha bulunuyor...) Aynı zamanda butik mağazalarda ve ulusal zincir mağazalarda satılan BONUS markalı ürünlerin üreticisi de ÇERKEZO...
2- Ayazağa'daki Çerkezo'nun hemen yanında üretim yapan
ŞÜTTE firması da salam, sosis ve jambonlarını markasıyla satıyor. Ancak bilinen bu firmalar ürünleri çeşitli zamanlarda farklı isimlerde piyasaya sürüyor. Daha önce Şütte olarak piyasaya sürülen domuz mamulleri son dönemde PIGGY adıyla satılıyor. Üstelik ünlü Amerikan fast food zincirlerinden Little Caesar's Pizza tam 10 yılı aşkın süreden beri et mamullerini ŞÜTTE firmasından temin edip bizlere bir güzel yediriyor.
3-
POLONEZ 5 yıl öncesine kadar resmi olarak domuz ürünleri imal edip MİGROS'larda açık açık ürünlerini satarken, son yıllarda %100 dana etinden ürünler imal ettiğini iddia ediyor.
'Peki ya bunları göz göre göre mağazalarında sattıran satın alma müdürleri aldıkları rüşvetin yanı sıra bu milletin vebalini aldıklarını da biliyorlar mı sizce?'
POLONEZ'in ciddi anlamda piyasaya yayılmasındaki en büyük faktör MIGROS' tur . O dönem Migros'un et mamulleri satın almasında olan (Şu an oyuncak reyonunda satın almacılık yapan) Coşkun bey'in büyük paralar karşılığında POLONEZ'le işbirliği içerisinde olduğunu ve bizzat domuzları bizlere yediren kişi olduğunu biliyor muydunuz?
Peki ya
Migros'ta çalışan tüm tezgahtarların eksiksiz olarak her ay sonunda POLONEZ 'in sahibi MUSTAFA AKKAŞ beyden (veya satış müdürü sıfatı ile çalışan ALI ÖZYAVAŞ'tan) maaşlarını ve primlerini (bizlere sattıkları et mamulleri üzerinden ) aldıklarını biliyor muydunuz?
Peki
METRO GROS MARKETLER'in (Şu anki değil bir önceki) satın almacılığını yapan kişinin Şu an BAĞDAT CADDESINDE bulunan Polonez - Barbekü restoranları'nın sahibi olduğunu biliyor muydunuz?
Peki İzmir'in kalesi olarak görülen
KiPA Marketler'in satın almacılığını yapan bayanın Polonez'in resmi hissedarı olduğunu biliyor muydunuz?
PEKİ AMERİKAN FAST FOOD ZINCIRI
DOMINO'S PIZZA ve ALMAN EKOLÜ DR.OETKER PİZZALARIN İÇERİSİNDE POLONEZ ET MAMULLERİNİN KULLANILDIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ?
PEKİ
GİMA MARKALI VE PİYASALARDA SATILAN OPİ MARKALI ÜRÜNLERİ POLONEZ'İN ÜRETTİĞİNİ VE BUNUN KARŞILIĞINDA NE KADAR PARA YEDİRDİĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
'Peki, sizce Türkiye'de domuz eti yemeyen insan kalmış mıdır?'
4-
NUTA öncelikle 7 TEPE markası ile tanınmakla beraber Güneydeki - Her şey dahil - tatil köylerinin bir numaralı tedarikçisi, e tabi yabancı turistlerin yanında yerli turistlerde güme gidiyor. Bu firmalar özellikle büyük alışveriş merkezlerinde ayrı bir stant açıyorlar. Ancak küçük Şarküterilerde karışık olarak duruyor ve birçok tüketici farkına varmadan domuz ürünlerini satın alabiliyor . Üstelik işin ilginç tarafı bu firma Şimdi de firma tanıtım cd si hazırlamış Carrefour gibi büyük hipermarketlerde ne kadar hijyenik üretim yaptığını anlatıyor. Ama 7 TEPE SOSIS hafta sonları marketlerde KDV dahil 2.900 YTL ye satılıyor.
Çünkü maalesef bu adamlar sosislerin içerisinde hayvan küspesi gibi lafını bile etmek istemediğimiz katkılar kullanıyorlar . Domuz hammaddeli salam ve sosislerin kesiminin yapılıp piyasa sürüldüğü bir başka yer de
NUTA'nın üretimini yapan kişinin işlettiği Dolapdere'deki imalathane. (İDEAL markalı salam sosis imalatçısı )
5-
NAMET ünlü EMINÖNÜ HASIRCILAR ÇARSIŞININ IÇINDE yıllardır tanınan NAMLI PASTIRMACI'nın modern hali !!! Şu an modern(!) üretim tesisleri BAYRAMPAŞA MEGACENTER (GIDA HALİ) içinde derme çatma bir imalathaneden öteye geçemeyecek konumda olan ve üretim kapasiteleri aylık -günün 24 saati çalıştıklarını düşünürseniz- 70 tonu geçemeyecek olan bu imalathanede NAMET ayda 270 ton et mamulü üretiyor ve satıyor.
Bu aradaki 200 tonluk kapasite açığını ise İSTANBUL DIŞINDA ne id üğü belirsiz imalathanelerde, merdiven altı firmalarda üretim yaptırıp üzerine ' %100 NAMET KALITESI' bastıktan sonra (üretim yeri olarak BAYRAMPAŞA'daki adreslerini gösteriyorlar) bizlere afiyetle yediriyorlar.
Carrefour
ve diğer tüm zincir mağazalarda POLONEZ'in uyguladığı benzer taktikleri uygulayan NAMET bugün kapasitesinin 3 kat üzerinde üretim yaparak gururla ülkemizi temsil ediyor.
Peki, Cem Yılmaz'ın dediği gibi janjanlı ambalaja sahip
NAMLI pastırmaları'nın sahipleri olan Engin ve Esen Mepa kardeşlerin aynı zamanda Çorlu'daki domuz çiftliklerinin yarı hissesine sahip olduklarını da biliyor muydunuz?
2000 yılında patlak vermiş olan kaçak buffalo etlerinin de NAMLI pastırmaları'nın sahipleri olan Engin ve Esen Mepa kardeşler tarafından getirildiğini hatt a Bayrampaşa'daki imalathanelerinin gazetecilerin ve kameraların gözü önünde basıldığını, Engin Mepa'nın Show TV'ye, o dönemin 1 trilyon lirayı kendi elleriyle hediye ettiğini, sonra da Milliyet, Hürriyet ve Sabah gazetelerine verdikleri dev ilanlarla tüm olanları ve baskınları yalanladıklarını biliyor muydunuz?
NAMLI
Pastırmalarının hem % 5 hissesine sahip olan, hem de imalat müdürlüğünü yapan Muzaffer adındaki şahsın aynı dönemde kardeşi ile Bağcılar semtinde açmış olduğu imalathanede at ve eşek etinden yaptığı pastırmaları dilimleyerek zincir marketlere sattıklarını biliyor muydunuz?
2004 yılında da Uğur Dündar ekibi tarafından basılarak ekranlarda gösterildiğini hatırlayabildiniz mi?
Domuz konusunda herkes topu başkasına atıyor. Bu noktada tüketicinin yapması gereken şeyi Çevre Sağlık İl Müdürlüğü Gıda ve Çevre Kontrol Şubesi Müdürü İrfan Yılmaz özetliyor;
'- Piyasadaki etleri denetlemek mümkün olmuyor.'
'Kısacası ne yediğinize dikkat edin. Çok emin olmadığınız bilmediğiniz markaların ambalaj güzelliğine kanmayın
ARKADAŞIMA....
Arkadasım'a sonsuz sevgilerimle ...
Eski Türklerde Askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Atalarımız genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile güvenebileceğimiz, bizi arkadan vurmayacak olan, samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir.
Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar. Aşk, kendinden emin bir şekilde sorar; -Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım sen niye varsın ki bu dünyada? Arkadaşlık cevap verir: - Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için..
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.
Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.
İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen 'Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?' sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.
Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?
Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.
O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp 'Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur' dediler.(1)
Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- 'Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?' diye sordu.
- 'Bilmiyoruz' diye cevap verdiler.
Yahudi, 'Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
'Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var' dedi.
Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. 'Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular.' haberini aldılar.
Ertesi gün Yahudiye vardılar:
'Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?' dediler.
Yahudi 'Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?' dedi.
Onlar, 'Öncedir ve ismi Ahmed'dir' dediler. Yahudi, 'Beni ona götürün' dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,
'Ne oldu sana, yazıklar olsun' dediler.
Yahudi, 'Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.
'Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir' dedi.(2)
Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..
Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, 'Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver.'
Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)
Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:
'O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük.'
Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:
'Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin'
Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.
Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.
Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)
Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.
Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.
Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.
Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.
Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.
Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Kainatın Efendisine...Seni hayal etmek bile bu kadar mutlu eder mi insanı? Ya ruh inceliğimizinşahitleri olan, meleklerin kulaklarındaki küpelerden daha değerli olan ogözyaşlarımızı Senin için sarfetmek... Ağyara dökülürken o inci tanelerininızdırap vermesi, ama asıl hakiki sahibine atfedince sonsuz güzelliklere garkolması... Her şey Senin varlığınla alâkadar olunca ehemmiyet kazanıyor. Bütünvarlık Sana hasret Efendim, Senin getirdiğin o nurlu çağı özlüyor. Öyle ki,dünyanın ikindi vakti en saadetli asırdı. Çünkü kainat yaratılış sebebinitanımıştı. Bütün varlık Sana aşık olmuş, esfel-i safilindenâlâ-yı illiyyine çıkmıştı. Ay Senin aşkından dolayı ikiye bölünmüştü. Yılan, Hazreti Ebu Bekiriısırmak zorunda kalmıştı, sırf Seni görebilmek için... Bir ağaç kütüğü inim inim inleyerek ağlıyordu ve hasretle kopan bir taş, Sanabir kez olsun dokunabilmek için o mübarek dişine çarpmıştı. Şimdi biz de Seni özlüyoruz ya Rasûlallah! Olur ya, bir gün gelirsin diye boş bir seccadeye gül koyuyoruz; öyle ki, o gülbile Seni orada beklerken sararıp soluyor. Biz bir gül kadar bile olamadık yaRasûlallah! Bunca günahımıza rağmen yine de, rüyada bile olsa teşrif eder misin? Günahlarlakirlenen kalbimizi temizler misin ya Rasûlallah? Bizler burada Sana müştak seyircileriz. Hepimiz ayrı ayrı fıtratlardayaratıldık. Büyük kova-küçük kova misali, Senin aşkını istidadımıza göredolduruyoruz. Hakiki erenler, büyük kovalara sevgi kaselerini daldırırlarken, yolda kalmışlarveya Senin sevgini tam derk edememişler küçük kovalara daldırıyorlar. Bizler bu dünyada olmasa da, Cennette Senin o mübarek gül cemalini göreceğimizinümidi içerisindeyiz. Belki de Sen \'Bu güzelliğe sizin kalbiniz dayanmaz,olduğunuz yerde düşüp kalırsınız\' düşüncesiye, yüzünü nazlı bir gelin edasıylasaklıyorsun. Ne kadar da düşüncelisin! Bizler de, bunları düşünürken sadece Hak rızasına ve sana kilitleniyoruz.Yaptığımız salih amellerde, bizim Seni zahiri olarak göremediğimizi ama Seninher an bizi gördüğünü hissederek on sekiz bin aleme Seni sevdiğimizihaykırıyoruz. Bu haykırışın içinde dönüp bir anlık kendimize baktığımız zaman Hazreti Sevban(radiyallahu anh) gibi korkuyoruz. Cennete gitsek bile aşağı mertebelerdetakılıp kalacağız diye, ama hemen ardından Senin ruhlara hayat üfleyen elmas,yakut, pırlanta sözlerin çınlıyor kulaklarımızda: \'Kişi sevdiğiyle beraberdir\' Bizler istidadımız nisbetinde Seni çok seviyoruz ve inanıyoruz ki, Sen debizleri çok seviyorsun. Sevmesen gözyaşlarına boğulur muydun? Günahlarımız dağlar cesametinde ama Senin o engin sevgi denizinde, bizimgünahlarımız sadece bir damla hükmünde kalır. Şimdi ya Rasûlallah, ölü ruhlarımızı diriltip yine sevgi şerbetiyle imdadımızakoşar mısın? Kanayan manevi yaralarımıza merhem sürer misin? Ve bir gün, rüyadabile olsa, O nazlı yüzünü gösterir misin? Binlerce Salat, binlerce selam, ağaçların yaprakları adedince, denizlerinköpükleri adedince ve yağmur katrelerinin miktarınca Senin üzerine olsun Ey Allah'ın Sevgilisi...

Bakiler sevgiler adına nice dilekler vardır. Ölümü bile ayırır saymayan gönüller vardır. Mesafeler araya set çekmişse ne çıkar, dualarda birleşen gönüller vardır. Hayırlı kandiller..
![]()
Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor
Şehitler tepesi boş değil,
Biri var, bekliyor..
Ve bir göğüs nefes almak için
Rüzgâr bekliyor.
Türbesi yakışmış bir kutlu tepeye,
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş Meçhul Asker diye?
Destanını yapmış, kasideye kanmış...
Bir el ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer
Öpsün diye faniler.
Öpelim temizse dudaklarımız...
Fakat basmasın toprağına
Temiz değilse ayaklarımız.
Rüzgarını kesmesin gövdeler...
Sesinden yüksek çıkmasın
Nutuklar, kasideler!
Geri gitsin alkışlar, geri...
Geri gitsin ellerin
Yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan
Dilekler yeter...
Yazın sarı, kışın beyaz
Çiçekler yeter.
Söyledi söyliyenler demin...
Gelin süngülü yiğit, alkışlasınlar,
Şimdi sen söyle, söz senin!
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor...
Ve bir bayrak dalgalanmak için
Rüzgâr bekliyor.
Destanı öksüz, sükûtu derin
Meçhul Askerin...
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli...
Kim demiş Meçhul Asker diye....
Arif Nihat Asya
Paranı ver,Gönlünü ver,Selam ver,ama SIRRINI VERME !
Günlerini say,Servetini say,Büyüklerini say,ama YERİNDE SAYMA !
İşini beğen,Eşini beğen,Aşını beğen,ama KENDİNİ BEĞENME !
Emek ver,Kulak ver,Bilgi ver,ama hiçbir zaman BOŞ VERME !
Hedefe koş,Cihada koş,Yardıma koş,ama ORTAK KOŞMA !
Fidan büyüt,Garip doyur,Çocuk besle,ama KİN BESLEME !
Satıcı ol,Alıcı ol,Bulucu ol,ama BÖLÜCÜ OLMA !
Davet et,Hayret et,Affet,Tevbe et,ama İHANET ETME !
Okumaktan zarar gelmez oku,ama LANET OKUMA !
Elini aç,Gözünü aç,Kapını aç,ama,AĞZINI AÇMA !
Ev al,Araba al,Abdest al,ama BEDDUA ALMA !
Zulmü devir,Nefsini devir,ama CAN DEVİRME !
Rakibini geç,Sınıfını geç,ama GÜLÜP GEÇME !
Yaklaş,Konuş,Tanış,ama UZAKLAŞMA !
Seslen,Uslan,ama EĞİLME !
Doğrul Devril,ama EĞİLME !
İtil,Atıl,ama SATILMA
•Yaşamımda ilk önce sevmeyi öğrendim. Çünkü sevdikçe kendimi duyumsadığımı öğrendim.
•Bağışlamanın ne olduğunu anladım ve bağışlamanın aslında yeni insanlar kazandırdığını gördüm.
•Birisini anımsamanın aslında küçük bir telefon görüşmesi kadar basit olduğunu öğrendim.
•Aslında bana değer veren insanların çok yakınımda olduğunu fakat gözlerimin hep uzaklarda olduğunu anladım.
•Birisini kırdıktan sonra özür dilemenin aslında beni ben yaptığını anladım.
•“Sen benim için önemlisin” sözünün verilebilecek en büyük armağan olduğunu buldum.
•Kıyıda yürür ve düşünürken birinin de beni düşündüğü duygusu beni sevindiriyor.
•Mutlu olmanın aslında bir kedinin güzel bir anini yakalamak denli basit olduğunu anladım.
•Kaçırdığım olanakların aslında bana yeni olanaklar getirdiğini gördüm.
•Yıldızların benim için parladığını görmeyen gözlerimin, gün gelip yaşamımdan kayan yıldızların gömüldüğü geçmişi unutması gerektiğini anladım.
•Gözlerin sözcüklerden daha önemli olduğunu ve yalan söyleyemediklerini biliyorum.
•Yaşamımda yanımda görmek istediklerimi yanımda göreceğim, çünkü onların bana değer verdiklerini biliyorum.
•Telefonun 160 karakterine üzüntünün,mutluluğun, düş kırıklığının sığdığını gördüm.
•Yaşamın yaşamaya değer olduğunu ve istersem mutlu olacağını öğrendim...
Yitirmek...
Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişsizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir.
Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.
Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...
Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mi
“Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?” endişesi..
Tabii ki bitecek. Yasadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
Hep yerine başka, başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?
Gene ayni korkular, ayni endişeler...
Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye?
Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?
Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..
İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yasayamamak..
Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sim-sıkıca sarılmak,
o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek..
Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?
Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.
Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.
Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
doğrularımız her zaman tek doğrudur.
Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ?
Arzuları, özlemleri veya usandıkları...
Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?
Bizler; hep iliskilerimizde hesap kitap içinde degilmiyiz ?
Her zaman denge..
Verdigimiz kadar alalim, aldigimiz kadar verelim hesaplari yapar dururuz.
Sonuç YALNIZLIK .
Peki bu kadar yalnizliktan korkuyor, yasanilan güzellikleri,
paylasimi bir daha yasayamamak endisesiyle kaybedecegimiz
degere agliyorsak niye bu kadar ince hesaplar.
O deger bize mutluluk yerine hüzün, kargasa yasatiyorsa zaten vazgeçmeliyiz.
Yok eger yasamin sikintilarindan biraz da olsa bizi alip mutluluk veriyorsa o zaman gözyasi yerine biraz daha akilci olmak daha dogru degil mi?
Sikica, hiç bitmeyecekmis gibi o güzelligi, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??
Bilirsiniz.. Anilarimizda öylesine anlamli, mutlu anlar vardir ki, kimi zaman onca geçen yillara degerdir. Tabii ki bu degerler karsilik buldugunda daha da deger kazanacaktir.
Eh iste o zaman bize biraz daha is düsüyor demektir. Daha çok özen...
Çünkü yasam içinde, ayni frekansi yakalamak o kadar zor ki... ;
Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdir.
Artik o sevdigin insan kendin olmussundur.
Korursun, tipki kendini korudugun gibi.
Üzmekten, incitmekten korkarsin.
Artik hesap, kitap yapilamaz. ;
Daha çok vermek vermek istersin.
Çünkü ego vererek te doyumu ögrenmistir.
Çünkü gönlünü ayna tutmussundur o sevgiliye.
Çünkü yitirme korkusu aski ölümsüz kilar.
Çünkü ayrilmanin da bir vahsi tadi var
Öyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil
Çünkü ayrilik da sevdaya dahil Çünkü
AYRILANLAR HALA SEVGILI..
Bir birimize söz vermiştik, Bütün ömür boyu ayrılmayacaktık, Yeminler etmiştik, Asla ayrılmayacaktık, Ama ne oldu Bir kış günü, yıldızların bakışlarında, Ayrılığımızı söyledik
&&&&&&&&&&&&&
♥ Bir gün yağmura yakalanırsan benden kaçtığın gibi yağmurdan da kaç.çünkü bulutların arkasında kaybolan aşkı için ağlayan benim
&&&&&&&&&&&&&&&&
♥ Bir eski dost gibi hatırla beni.Bir selam ver yeter.Unutmuş olsan da eski günleri.Adımı ara sıra an yeter
&&&&&&&&&&&&&&&&
♥ Bir gece yarısı titreyerek uyanırsan bil ki resmini öptüğüm gündür, bir gün sebepsiz yaşlar süzülürse o güzel gözlerinden bil ki yokluğundan öldüğüm gündür..
&&&&&&&&&&&&
....
♥ SENI UZAKTAN SEVMEYI,SANA BAKMADAN GORMEYI,SENI DUYMADAN DINLEMEYI,GOZYASLARIMLA GULMEYI,KAVUSMAK ICIN SABRETMEYI OGRENDIM AMA, SENSIZ OLMAYI ASLA OGRENEMEDIM
SEN HİÇ DENİZİN DİBİNE BAKTIĞINDA YEŞİL ORMANI GÖRDÜN MÜ? SAKIN İMKANSIZ DEME; ÇÜNKÜ BEN SENİN GÖZLERİNE BAKTIĞIMDA ÖLÜLERİN BİLE ŞAHİT OLAMADIĞI CENNETİ GÖRDÜM
Hayatından tamamen silemez beni kimse..
Mutlaka bir izim kalır geriye..
Beni unutmana yetecek mesafe yok şu alemde..
Sadece zaman geçer..
Biraz daha bakarsın alemlere dalarsın..
..ama..
Yerime bir Allah'ın kulunu koyamazsın..
ARTIK SUS , DAHA FAZLA YALANLARINI DİNLEMEK İSTEMİYORUM..!
SEVMEDİM DE...! UNUTTUM DE...! DALGA GEÇTİM DE...!
AMA SENİ SEVİYORUM DEME ,SEVSEYDİN GİTMEZDİN
SEVSEYDİN BIRAKMAZDIN ,
SEVSEYDİN
NEFRET EYMEZDİN
İSTEDİĞİN GİBİ OLDU İŞTE ,KALBİMİ İSTİYORDUN AL SENİN OLSUN
ARTIK BİRİNİ SEVECEK Bİ KALBİM YOK....
Şu an içimin ezildiğini hissedebiliyorum.Kalbimin paramparca Olduğunu da…
Ne kadar umutlanmıştım oysa Elimi tuttuğunda.Hiç bırakmayacaksın sanmıştım.Artık yitirmeye başladığım,
Senli hayallerimi canlandırmıştın..
Bilerek mi yaptın bilmiyorum.Kim bilir belkide amacın ,beni böyle öldürmek !!
Nede olsa sana küsemem öyle Değil mi? Canımı ne kadar yakarsan yak,Senden vaz geçmeyeceğimi düşündüğün için,
Bu umursamaz hallerin.En büyük silahında seni görmemi Engellemek! İşte bunu yaptığın zaman yıkılıyorum,Biliyorsun İçten içe yüreğimi öldürüyorsun.Hani desen ki,“
Ben seni asla sevmeyeceğim ,
Benden umudu kes! Yolun açık olsun… ”Belki bu kadar zor gelmeyecek Vaz geçmek senden ,Hayallerimden…
Ama sen ışıkları bir açıp bir kapatınca çıldırıyorum! Anlamıyorsun , Sen sustukça daha çok bağırıyor Umutlarım !! Sen benden gittikçe daha çok kanıyor Yaralarım…Seni görmekte
tuzu oluyor Yaralarımın.
Ama artık dayanacak gücüm kalmadı.Artık sevgini yenmeliyim..Çünkü bu aşka vereceğim,Bir yudum gururum kalmadı.Hepsini senin uğruna tükettim.Peki sonuç?
Kendi yüzüme bakamaz oldum.
Oysa bir damlacık sevgiydi senden İstediğim…Olmadı ve olmayacak..Senin için bir şey değiştirir mi Bilmiyorum, Ama ben gidiyrm. Zaten olmadığım hayatındn Çıkıyrm..Elveda demeden önce, Bir şeyi bilmeni isterim.
BEN SENİ GERÇEKTEN SEVMİŞTİM
BEBEĞİM
ZORLU S€WDAM HOŞCAKAL
SEN YOKSUN WE BİR DAHADA OLMAYACAKSIN
YALANLARINLA KALBİMİ ACITAMAYACAKSIN
KARANLIK GECELERİMDE BİR DAHA SEN OLMAYACAKSIN
SANA İNANDIĞIM AKŞAMLARDA OLMAYACAK
BİRLİKTE KURDUĞUMUZ MAWİ DÜŞLERDE OLMAYACAK
WE ŞUNU ARTIK BİLMELİSİNKİ...
BİRDAHA KALBİM SENİN İÇİN ÇARPMAYACAK!!!
, SİZ BANA GÜLÜYORSUNUZ ÇÜNKÜ BEN FARKLIYIM
BEN SİZE GÜLÜYORUM ÇÜNKÜ HEPİNİZ AYNISINIZ
......
![]()
![]()
![]()
COME ! LETS MEET EACHOTHER
MAKE EASİER THE THİNGS
LETS LOVE AND LETS BE LOVED
THİS WORLD REMAİNS TO NO ONE !
![]()
![]()
ŞEFKAT VE MERHAMETTE GÜNEŞ GİBİ OL...(IN COMPASSION AND GRACE BE LIKE SUN)
CÖMERTLİK VE YARDIM ETMEDE AKARSU GİBİ OL...(IN GENEROSTY AND HELPING OTHERS BE LIKE A RIVER)
BAŞKALARININ KUSURUNU ÖRTMEDE GECE GİBİ OL(IN CONCEALING OTHERS' FAULTS BE LIKE NIGHT)
HİDDET VE ASABİYETTE ÖLÜ GİBİ OL(IN ANGER AND FURY BE LIKE DEAD)
TEVAZU VE ALÇAKGÖNÜLLÜLÜKTE TOPRAK GİBİ OL...(IN MODESTY AND HUMILITY BE LIKE EARTH)
HOŞGÖRÜLÜKTE DENİZ GİBİ OL...(IN TOLERANCE BE LIKE SEA)
YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL...(EITHER EXIST AS YOU ARE,OR BE AS YOU LOOK!)
ADVİCE OF MEVLANA
![]()
"Verily, in the remembrance of Allah do hearts find rest."
( سورة الرعد , Ar-Rad, Chapter #13, Verse #28
![]()
![]()
![]()
![]()
Bilirim yaşamak zorundayım yenmeden ve yenilmeden.
Hayallerim umutlarımın ötesindedir bilirim!...
Bilirim acılarım sevinçlerimin başucundadır!
Gelmeden gitmenin, yaşamadan ölmenin telaşı kaplar biranda beni...
Bilirim tükenmek üzeredir bana verilen süre
Yanarım binbir pişmanlık içinde;
Ne yapsaydım, neyi yapmasaydım diye!
Bilirim boşunadır, fayda vermez son pişmanlık!
İçimde bir ses fısıldar sakinleş, rahat ol diye.
Ama bilirim merhamet bir kefededir,
Diğer kefede ise ceza...
Hangisi ağır gelecek benim için bilemem
Ama bilirimki;
RAHMAN'dır RAHİM'dir O
...!!!...
Sığınırım merhametine yoktan var edenin!
Suyun toprağa sığındığı gibi...
Merhametiyle örter,
Gizler Rabbim günahlarımı,
Gecenin gündüzü örttüğü gibi.
Bir secdede bulurum kendimi.
Göz yaşlarım uyandırır ansızın beni!
.................................
O her zaman.
RAHMAN'dır RAHİM'dir
![]()
Rahmeti gazabına galip gelir.
![]()
''...toprağın ve bütün mahlukatın yaratılışına vesile olan AŞK ,muhabbet menbaı ve kainatın özü olan insandır...bu itibarla insanın mükerremliği..yaratılış gayesini koruyabildiği nisbettedir...''
OSMAN NURİ TOPBAŞ
![]()
![]()
KURAN-I KERİM DİNLE
Kuran-i Kerim DinleSure Ýsmi
Media Player
Sure Ýsmi
Media Player
1-Fatiha Suresi
50-Kaf Suresi
2-Bakara Suresi
51-Zariyat Suresi
3-Al-i Ýmran Suresi
52-Tur Suresi
4-Nisa Suresi
53-Necm Suresi
5-Maide Suresi
54-Kamer Suresi
6-En'am Suresi
55-Rahman Suresi
7-A'raf Suresi
56-Vakýa Suresi
8-Enfal Suresi
57-Hadid Suresi
9-Tevbe Suresi
58-Mücadele Suresi
10-Yunus Suresi
59-Haþr Suresi
11-Hud Suresi
60-Mümtehine Suresi
12-Yusuf Suresi
61-Saff Suresi
13-Ra'd Suresi
62-Cum'a Suresi
14-Ýbrahim Suresi
63-Munafýkun Suresi
15-Hicr Suresi
64-Teðabun Suresi
16-Nahl Suresi
65-Talak Suresi
17-Ýsra Suresi
66-Tahrim Suresi
18-Kehf Suresi
67-Mülk Suresi
19-Meryem Suresi
68-Kalem Suresi
20-Taha Suresi
69-Hakka Suresi
21-Enbiya Suresi
70-Mearic Suresi
22-Hacc Suresi
71-Nuh Suresi
23-Mi'minun Suresi
72-Cin Suresi
24-Nur Suresi
73-Müzzemmil Suresi
25-Furkan Suresi
74-Müddessir Suresi
26-Þuara Suresi
75-Kýyamet Suresi
27-Neml Suresi
76-Ýnsan Suresi
28-Kasas Suresi
77-Murselat Suresi
29-Ankebut Suresi
78-Nebe Suresi
30-Rum Suresi
79-Nazi'at Suresi
31-Lokman Suresi
80-Abese Suresi
32-Secde Suresi
81-Tekvir Suresi
33-Ahzab Suresi
82-Ýnfitar Suresi
34-Sebe Suresi
83-Mütaffifin Suresi
35-Fatýr Suresi
84-Ýnþikak Suresi
36-Yasin Suresi
85-Buruc Suresi
37-Saffat Suresi
86-Tarýk Suresi
38-Sad Suresi
87-A'la Suresi
39-Zümer Suresi
88-Gaþiye Suresi
40-Gafir(Mü'min Suresi)
89-Fecr Suresi
41-Fussilet Suresi
90-Beled Suresi
42-Þura Suresi
91-Þems Suresi
43-Zuhruf Suresi
92-Leyl Suresi
44-Duhan Suresi
93-Duha Suresi
45-Casiye Suresi
94-Ýnþirah Suresi
46-Ahkaf Suresi
95-Tin Suresi
47-Muhammed Suresi
96-Alak Suresi
48-Fetih Suresi
97-Kadir Suresi
49-Hucurat Suresi
98-Beyyine Suresi
99-Zilzal Suresi
102-Tekasur Suresi
100-Adiyat Suresi
103-Asr Suresi
101-Karia Suresi
104-Humeze Suresi
105-Fil Suresi
107-Maun Suresi
106-Kureyþ Suresi
108-Kevser Suresi
109-Kafirun Suresi
111-Tebbet Suresi
110-Nasr Suresi
112-Ýhlas Suresi
113-Felak Suresi
114-Nas Suresi

"Sen Gidince Efendim"
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi,
gurbetlerine salmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
Sen gitmiştin...
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.
Sevgili!
Nasıl iltica edelim sana ;
huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
Ve duyurabilsin mi sesini!?.
Efendim, duyar misin sesimizi?..
Sevgili!
Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay,
Sen vefa göğünde hilal.
Biz bir bakışının dilencisi,
biz dolunay tutkunları,
biz bayramı gözleyen oruçlar.
Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
Sen imrenme, biz ayıplanma.
Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
Sen gitmiştin...
Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
Sen gitmiştin...
Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
gönüller gölgelere düştü.
Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
dudak dudağa denizlerimiz kurudu
ve sen gitmiştin efendim.
Sen gitmiştin...
Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
kanlarımız sahralar doldurdu.
Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
hiç kâr elde edemedik.
Aldandık, hep aldandık.
Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
sonra sevginin ne olduğunu...
Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine
ihanet ediyorlardı artık.
Vurgunlar yedik pes pese efendim...
Ve sen gitmiştin.
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
Hayırları söyleyip gitmiştin,
biz ser işler olduk.
Uzun uzun emellere kapıldık,
kapılanıp kaldık umutların kapısında.
Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
böğrümüzde kaldı ellerimiz.
Hanım idik halayık olduk;
bay idik köle edildik.
Sen gitmiştin...
Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
dönüşlerinin ahengini kırdılar.
Bölük bölük kadınlarımız,
grup grup erlerimiz,
demet demet çocuklarımız,
kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
Ve sen gitmiştin efendim...
Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen
Güzellikle aşkın kesiştiği prizmada.
Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna
Aşkın o aynanın cilası idi hani.
Güzelliğin olmasa efendim
Aşkı hiç bilmeyecekti cihan.
Aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı
Aşk pazarında mezat hep güzelliğine
Güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim.
Ve Sen gitmiştin.
Güvercinlerimiz uzaklara esir düştü,
Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine
Artık dşmanlarımız dostlar arasında
Dostumuz düşman içinde
Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda
Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk..
Sana muhtacız!...
Sana en fazla muhtacız!..
En fazla sana muhtacız..
Uyandır bizi uykumuzan..
Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
"Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi,
Gel ey sevgili!
Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
Sana muhtacız...
Sana en fazla muhtacız...
Eger;
ilerde bir gun arkani donup KESKE demek istemiyorsan.
3 Seyi dogru sec..
Esini dogru sec.
Dogru es her zaman uzun zaman flort ettigin kisi degildir.
Onemli olan kisa zamanda da olsa fikirlerinin uyustugu,
Yasam tarzlarinin benzedigi,
Espri anlayisinin yakin oldugu,
Zor zamanlarin da hep yaninda olacagini bildigin,
Dertlerini, sevinclerini paylasabilecegin,
Fikirlerine, olaylara bakis acisina guvendigin,
Senin fikirlerine saygi duyan, Konusmaktan sikilmayacagin,
Hayata kustugun zaman seni kabugundan cikartip eglendirebilen,
Gozlerine baktiginda ne soylemek istedigini anladigin,
Ayni zamanda iyi bir arkadas,
Fiziksel gorunusun disinda da seni sen oldugun icin sevebilecek ve bunu kaldirabilecek birini es olarak secmelisin!!!
Dunya da boyle biri var mi? diye sorabilirsiniz simdi.
Emin ol var!!
Tabii ki sayilari fazla degil..
Hatta hayatta insanin karsisina ya 1 ya da 2 kere cikar, belki de hic cikmaz... Onemli olan onu fark edebilmek.
Eger bu satirlari okundugunda aklindan bu ozellikleri barindiran bir isim gecirmissen cok sanlisin.
Ne olursa olsun onunla birlikte olmak icin elinden geleni yap.
Cunku bir daha onun gibisini bulma sansin cok az emin ol.
Butun aptal asiklar gibi ilk hareketi ondan beklersen cok gec kalirsin..
Eger bu satirlar sana boyle birini cagristirmiyorsa..
Onu fark edebilmek icin sadece etrafina bakman yeterli olacaktir.
Cunku o da sana bakiyor olacak!!!
Isini dogru sec...
Cok kazandiran is de degildir.
Kariyer de degildir.
Klimali buro ortami da degildir..
Dogru is olmaktan zevk aldigin yerdir.
Sabahleyin kalktiginda gitmekte usenmedigin, bikmadigin yerdir. Tabii yaninda rahatlik,para,kariyer varsa ne ala...
Cok sayida arkadasin olmasi "iyi arkadasin" oldugunun ispati degildir.
Guzel gunlerdeki arkadasliklar gecicidir.
Mutluluklarinin yaninda,
Acilarini da paylasabilecegin,
Fikirlerine ihtiyac duyabilecegin,
Her zaman yaninda olmasini isteyecegin,
Senin madden degil manen zengin eden,
Bir tek arkadas sana cok seyler katacaktir.
Azrail, başına geldiği zaman
kırılır ayakla kol, yavaş yavaş.
Mevlam nasip etsin din ile iman
akar gözlerinden sel, yavaş yavaş.
|
|