“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    March 31

    Gülü Tarife Ne Hacet


    Güneşi Avucuna Alıp Giden Sevgili 
    “Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn”
    (Enbiya, 21/107)

    Fecir yangınlarının ziyâsısın Sevgili,
    Medine Dağları’nın rüyâsısın Sevgili,
    Mahşer gibi savrulan o günâhsız çöllerin,
    Tecride dil bağlamış deryâsısın Sevgili!

    87070955445fc3967f2aeasw0
    Vahyin ulvî sesinden bütün zerre sinmişti,
    Aşkın müntehâsında sırlar alevlenmişti,
    Güneşi avucuna alıp giden Sevgili!
    Mîrâcınla âlemler pür-nur yere inmişti.

    y1p2qtAb6QcoCCQhWnyjs5a260cgZP0h1wLrjeyDmfO2yUfnjDIcP_UGJhy6eDzEQ_ukCpDRM_GiLQ
    “Toprak yanar, su yanar, ateş yanar, kül yanar…”
    Gecenin şafağında, kızıl bir kâkül yanar,
    Yolcu yorgun, yük ağır, menzil çok uzaklarda,
    Gülşende gül kokundan sâf bir tevekkül yanar.

     

    1rp31

     


    Gül, çiçeklerin en güzeli, şahı, padişahı... Gül, Doğu’da yetişmiş, Batı’ya, Orta Doğu ve Anadolu

    yoluyla seyahat etmiştir. Bu nazlı çiçek hakkında bir sürü hikâye ve efsane anlatılır.

    Roma döneminde aşk ve neşe çiçeği sayılan gül,

    ziyafetlerin vazgeçilmez süsüdür.

    Hz. İsa’nın sembolü olmuştur ilk olarak ve Hz. Meryem’e de “Dikensiz Gül” denilmiştir.

    Süslemelerin başköşelerini kapan gül, kokusu, rengi ve şekliyle şairlerin ilham kaynağıdır.

    Mukaddes kitapların kapaklarında, mabedlerde,

    kılıçların kabzalarında, oyalarda, yazmalarda hep gül motifi bize tebessüm eder.

    Tasavvufta vahdetin sembolüdür gül. Hakk âşıkları bu gülün bülbülleridir. Fahri:
    Gülden ayrı bir bülbülem
    Zar ederim, Allah deyu”

    ifadeleriyle gülün Allah’ı düşündürdüğünü teşbih yoluyla anlatır. Bazen şair, sevgilinin bulunduğu diyarı

    (gül bahçesini) hasretle arzular:

    “Uçtu yuvasından gönül bülbülü
    Geldi bu illere gülün arzular”


    Gül, ayrıca marifet, visal, muhabbet, tarikat manalarına da gelir. Mevlana:
    “Gül bahçesinden maksadımız Şah’ın lutfudur.” demektedir. Yunus:

    “Bizim illerin bahçeleri:
    Daim tazedir gülleri”
    derken visali kasteder.

    Gül remziyle Hz. Muhammed (sav) kastedilmiştir. O’nun teri gül gibi kokmaktadır; gül aslında

    onun terinin kokusunu taşıdığı için bu kadar sevilen bir çiçek olmuştur. Fuzuli, ünlü Su Kasidesi’nde

     Peygamberimiz’i anlatırken

    gül motifleriyle güzel tablolar çizer:

    ‘Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesin
    Bir gül açılmaz yüzün tek verse bir gülzare su”
    Gelelim gülün çile yönüne:

    “Gül dedi ki: Benim yüzüm kadar güzel başka yüz almadığı halde gülsuyu çıkaranların bana çektirdikleri

    azab nedendir? Bir bilsem...

    Bülbül buna kendi terennümüyle şu cevabı verdi:
    Dünyada bir gün güldüğü için bir yıl azab çekmeyen kim vardır?” derken Ömer Hayyam,

     gonca halindeki gülün halveti temsil ettiğini, açılınca da can sırrını faşettiğini dile getirmiştir.

    Halkımız arasında kırmızı gül aşk, gençlik; beyaz gül murat ve ümit; siyah gül kötü kader ve ölüm

     karşılığı olarak kullanılır.

    Gül mevsimi kısadır. Bu bakımdan gül insana faniliğini hatırlatır. Hazana ermesiyle gülistan harab olur,

    bağlar bozulur. Küçük bir temasla bile gül hemen soluverirse hassas insan da gül gibi dostlarından

    gelen küçük bir sözden bile alınabilir.

    Divan edebiyatımızda sayısız manzum ve teşbihe konu olan bu güzel çiçek, insanımıza o kadar yakındır ki,

    “Gülü tarife ne hacet” dedirtivermiştir. Halk edebiyatımızda mani ve türkülerde

    en az divan edebiyatındaki kadar işlenmiştir:

    “Gül ezerler gül ezerler
    Gülü tabağa dizerler”

    gibi mısralar pek çoktur. Namık Kemal vatanı anneye benzettiği şiirinde: “yeni açmış gül” motifini kullanır.

     Ahmet Haşim, gülü Doğu medeniyetinin remzi olarak değerlendirir. Güller, arza doğru başını eğmiş

     kırmızının en güzeliyle devamlı ağlamaktadır.

    Bir başka şiirde:
    Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller.”
    “Yorgun gözümün halkalarında
    Güller gibi geçer oldu nümayan
    Güller gibi .. Sonsuz iri güller”


    Yahya Kemal’in şiirlerinde kanayan, duyan, düşünen ve hatırlayan gül,

    dünya edebiyatında güle dair

    şiir söyleyen pek çok sanatkârı kıskandırır.

    Ha’fız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış,
    Yeniden hergün açarmış kanayan rengiyle...
    Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış,
    Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle.
    Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde,
    Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter;
    Ve serin serviler altında kalan kabirde,
    Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.”

    Yunus’a göre gül cennette de açacaktır. Güller, Allah diye diye kokmaktadır.

    “Salınır tuba dalları
    Kur’an okur hem dilleri
    Cennet bağının gülleri
    Kokar Allah deyu deyu.”
    Edebiyatımızda gül ile bülbül arasındaki münasebet çok işlenmiştir. Bu iki ayrılmaz parça

    arasında şöyle bir efsane de anlatılır: Gölün rengi eskiden bu kadar kırmızı değilmiş;

    gülün hasretinden dolayı bülbülün döktüğü kanlı gözyaşları, gülün rengini böyle

    kan kırmızısına döndürmüş.

    Bir başka açıdan bakacak olursak bu kâinat, birlik perdelerine sarılmış bir gül goncasıdır.

    Bu goncanın en güzel bülbülü Hz. Muhammed’dir. Sultan-ı Ezeli’den gelen Kur’annağmelerini

    Kâinat Gülü’nün (sav) başında bütün insanlığa tatlı sesiyle terennüm eder.

    Ey bahçedeki bütün çiçeklerin sertacı, bahara o kadar hükmetmişsin ki, bahara “gül mevsimi” demişler.

     Gönüllerdeki saltanatın o kadar geniştir ki, yeryüzünün her yerinde gülmeyi sen Öğretirsin.

    Herhalde ondan dolayı gülen, handan, dahhak kalıpları sana pek münasip düşmüş.

    Sana bu bahar bir başka bakacak, seni bir başka koklayacağım. Gül yüzlülerin baharının

    yakın olduğu şu dönemde ey gül-i rana gönlümüzde senin ayrı bir yerin var.

    y1pSJ5oQcICHEolwUbZdxN8WyM2nU-rXUwRrhkifP7Fv0cHMS3hls9NWaN-cxeE1YfmozQTh35FwQk

    sewgi seli

    y1pS6c-TN8clBcSemLSZ9ipLdAV3OW4NAAnEdAVjyYV0ghEZ5juYeKtBUDwjCts4I-aACcRzjYmMdM

    denizci ve genç kız  

    Heybeliada’daki Deniz Okulu’ndan mezun olan İsmail kendi gibi Gelibolulu
    olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü
    taksalar da birbirlerini çok seyrek görmektedirler.



    İsmail, denizaltı muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına
    harika bir fikir gelir ... Nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek,
    Çanakkale’den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek
    ve böylelikle haberleşeceklerdir....



    Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara
    içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her
    halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde karanlık
    içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür:”Seni
    Seviyorum”.....



    Arkadaşları gülümseyerek İsmail’e bakarlarken genç aşık elindeki fenerle
    sevgilisine karşılık vermektedir. Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı
    düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes haberleşmek için kurulan
    ışık yolunu konuşur arkadaşları evlen şu kızla da buralardan her geçişimizde
    selamlaşmayı bırak artık diye takılırlar, üsteğmene.Denizaltının üstünün ve
    altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazından geçerlerken
    elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun
    ayırmaz Gelibolu kıyılarından. Yine bir gün 27 yaşındaki Üsteğmen Çanakkale
    den geçecekleri gün ve saati denizaltının uğradığı bir limandan telefonla
    haber verir nişanlısına. Ege denizinden boğaza giriş yapacaklarını en öndeki
    denizaltının kulesinde olacağını bildirir.

    Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi o gece de uyku girmez. Büyük bir
    sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kıpmadan denize
    bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da arada bir yanıp yanmadığını
    kontrol eder yine de

    Birden dev bir karartı belirir suyun üstünde Güneyden gelen bir denizaltı
    pencerenin görüş sahasına girmiştir. Genç kız pencereyi açar ve gecenin
    karınlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndür. Seni Seviyorum...



    Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri işareti görünce gülümser Hay
    Allah bu kız deniz altıları şaşırdı.Nişanlısının deniz altısı bizim
    önümüzdeydi Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü Denizaltısı7nın
    komutanı Bahri yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek
    karşılık verilmesini emreder.Yanındakilerin ne diyelim komutanım sorusu
    üzerine de şunları söyler ‘Ebediyete kadar..’.



    O gece Üsteğmen İsmail’in görev yaptığı Dumlupınar Çanakkale Boğazına giriş
    yapan ilk denizaltı olmuştur.Ama Gelibolu kıyılarına gelmeden Nara Burnu
    açıklarında İsveç bandıralı ‘noboland adlı gemi tarafından çiğnenmekten
    kaçamamış ve yaralı balina gibi acı dolu sesler çıkararak Çanakkale’nin
    karanlık sularında kaybolmuştur.Her şey birkaç dakika içinde
    gerçekleştiğinden arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı
    Dumlupınara çarpan geminin yanından habersizce geçerek Geliboluya ulaşan ilk
    denizaltı olmuştur.

    Genç kız nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda
    genç denizci çoktan dalmıştır.’Ebediyete kadar’ sürecek olan uykusuna

    585706q53cm0zj7xhareketlb6

    Dere tepe ,dağ ova dolaşmasını seven tek gözlü bir adam varmış.


    Yürür yürür gidermiş,gider gider yürürmüş.
    Bir gün uzaklarda renkleri karmakarışık bir köy görmüş;alacalı bulacalı garip bir köy.
    Yaklaşmış köye doğru.
    Yolları bir tuhaf,evleri bir tuhaf,insanları bir tuhafmış köyün…
    Girince köyün içine anlamış meseleyi körler köyüymüş burası.
    Kadınların,erkeklerin,çocukların,velhasıl herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri…
    Gezginci adam karar vermiş burada yaşamaya…
    -Hiç değilse benim bir gözüm var,diyormuş.
    Körler ülkesinde şaşılar kral olur,derler.
    Bende bunların başına geçer yaşarım demiş.
    Körlerin gözleri yokmuş ama elleri,kulakları,burunları çok hassasmış.
    Kendilerine göre kurdukları bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyorlarmış.
    Adam şaşkın hallerine bakıyormuş onların.
    Yürümeleri,konuşmaları doğrusu başka türlüymüş.
    Bir gün körlerden biri ötekinin malını aşırmış.
    Sadece tek gözlü adam görmüş bunu.
    Bağırarak ilan etmiş.
    -Filanca malını çaldı falancanın.
    Körler:
    -Nereden biliyorsun o kadar uzaktan duyulmaz ki,demişler.
    -Ben duymadım,gördüm.
    Gözüm var benim.
    Görüyorum.
    Körler göz diye,bir şey bilmiyorlarmış.
    Uzun yıllar içinde çoktan unutmuşlar bu hissi.
    -Ne demek görmek,demişler nasıl görüyorsun yani,duyulmayacak mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini?
    -Anlıyorum tabii…
    -İnanmayız,imtihan edeceğiz seni…
    Adamı almışlar,uzakça bir yere dikmişler.
    Tecrübeleriyle biliyorlarmış o uzaklıktan hiçbir şeyin işitilmeyeceğini.
    -Anlat bakalım,şimdi biz ne yapıyoruz,demişler.
    Adam anlatmış:
    -Oturuyorsunuz,konuşuyorsunuz,şu ayağa kalktı,bu elini oynattı,beriki bacağını sallıyor vs…
    Derken körler bir evin içine girmişler,bağırmışlar:
    -Anlatsana…
    -İçeri girdiniz,göremiyorum ki…
    Körler bilmedikleri için içeri girmenin ne olduğunu:
    -Ne olmuş yani içeri girmişsek.
    Elli santim fark etti,anlat anlat demişler.
    -Arada duvar var,görmüyorum.
    Körler …
    Sen atıyorsun,demişler,Demincek tesadüf etti.
    Bak,şimdi bilemiyorsun.
    -Çıkın dışarı söyleyeyim.
    -Bu kadar uzaktan duyunca ha içerisi ha dışarısı,ne çıkar yani…
    -Ben duymuyorum,ben görüyorum diyormuş adam.
    -Öyle şey olmaz,demişler.
    Sende bir bozukluk var.
    Saçmalıyorsun,acayip şeyler söylüyorsun.
    Hekime muayene ettireceğiz seni…
    Adamı yaka paça köyün hekimine götürmüşler.
    Hekimde kör tabii…
    Elleriyle yoklamış ve parmaklarını adamın gözünde gezdirirken:
    -Buldum,demiş.Bozukluk burada…
    Adamın açık olan gözünü kastediyormuş hekim ve:
    -Saçmalaması bundan dolayı,diyormuş.
    Ben şimdi hallederim,düzeltirim onu…
    Körler ülkesinde kral olmaya kalkan gezginci zor bela kurtarmış kendini oradan.
    Körler görenleri anlayamazlar.
    Saçmalıyor sanırlar ve onu düzeltip kendilerine benzetmek için gözlerini çıkarmaya uğraşırlar.

    207806v52glqm7ioH.G. WELLS

    Aya giden,atomu parçalayan,genleri yeniden birleştiren insanlık,kendi insanlığını henüz öğrenemedi.
    Tüm teknik gelişmelere rağmen insanlık yönünden henüz karanlık çağları yaşıyoruz.

    y1p2qtAb6QcoCDDWRWjJSkHAi16pI4PB4PUixdK0vaDgPfJfRNAO5i-OTBr97w738hLyW4GDF0t3WoGerry Spence
    Göz odur ki dağın ardını göre,akıl odur ki başa geleceği bile…

    “Dünyaya güzel karakterlerini göstermeyi isteyenler,önce devletlerini bir düzene koymaya çabaladılar.
    Devletlerini düzene koymak isteyenler,önce evlerine çeki düzen verme gereğini gördüler.
    Evlerini düzene koymak isteyenler,önce kişiliklerini terbiyeden geçirmeleri gereğini anladılar.
    Kimse bütünden tek başına sorumlu değildir ve kimse bütünün dışında bırakılmamıştır.
    Kimse sorunların sorumluluğunu kimseye yükleyemez.
    Bütünün bir parçası olarak sorun da,çözüm de insanın kendisinde başlar.

    __________________

    1766387-c01e4220dd6552e1

    Güzellerden Güzellikler Doğar

    Geniş güzel bir bahçede, yan yana dikilen iki limon ağacı vardı.
    Mayıs ayı sonlarında açan limon çiçekleri, bütün bahçenin havasını bir anda değiştirir ve apartmanlara hapsedilmiş insanlara baharın geldiğini müjdelerdi.
    Ancak limon ağaçlarından biri, diğerinden cılız ve şekilsizdi. Bu yüzden büyük ağaç her fırsatta onu küçümser ve tepeden bakardı.
    Ev sahibi de küçük boylu limon ağacından ümit kesmiş görünüyordu. Ona göre ağaç, bu gidişle kuruyup ölecekti. Bu yüzden de onu fazla sulamaz ve bakımını yapmayı pek istemezdi.
    Günün birinde esen sert bir poyraz, karlı dağların yamaçlarındaki bir grup çiçek tohumunu iş adamının bahçesine uçurdu. Fakat bahçenin her tarafı parsellenmiş, sadece limon ağaçlarının altında yer kalmıştı.
    Bir an önce filizlenmek zorunda olan tohumlar, limon ağaçlarının yanına gelerek onların altında yeşermek için izin istedi.
    Büyük ağaç, iyice kasılarak:
    —Böyle bir şey asla mümkün olamaz,diye atıldı. ,Bizler kuru kalmayı pek sevmeyiz. Eğer dibimde çoğalırsanız, suyu emip beni kurutursunuz.
    Aslında büyük ağacın çekindiği başka bir şey daha vardı. Çiçekler rengarenk açtıklarında, limon ağacının sarıya çalan beyaz çiçekleri sönük kalacak ve bahçe sahibinin gözündeki değeri azalabilecekti. Oysa ki ağacın, kendinden güzel olanlara hiç mi hiç tahammülü yoktu.
    Küçük ağaç, uzun boylu arkadaşının tohumlara verdiği cevabı beğenmemişti. Çünkü o,kendisine hayat verenin, o hayat için gerekli olan suyu da vereceğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden, aklına bile gelmiyordu susuzluk.
    Tohumların teklifini kabul ederken:
    —Sizlerle birlikte olmak, bana mutluluk verir, dedi. .Böylelikle yalnızlık da çekmeyiz.
    Fakat küçük olanı:
    —Güzel yaratılanlardan kimseye zarar gelmez, diye tekrarlıyordu. Güzellerden güzellikler doğar sadece.
    Küçük limon ağacı altında filizlenen tohumlar, bir kaç hafta içinde cennet çiçekleri gibi açıp bütün bahçenin göz bebeği haline geldi. Bu arada ağaç, elinden geldiği kadar kendilerine yardımcı olmaya çalışıyor ve çiçeklerin sevdiği yarı güneşli ortamı sağlamak için, eski yapraklarını döküyordu.
    Çiçekler, kısa bir süre sonra mis gibi kokular yaymaya başladı.
    Bahçe sahibi, o ana kadar hiç duymadığı bu kokunun nereden geldiğini araştırdığında, davetsiz misafirleri bularak hayrete düştü.
    Adam, ancak rüyalarında görebildiği bu çiçeklerin güzelliğini devam ettirebilmek için sabahları artık daha erken kalkıyor ve onları en kaliteli gübrelerle besleyip bol bol suluyordu.
    Küçük limon ağacı, köklerinin en ince ayrıntılarına kadar ulaşan bu suları çiçeklerle birlikte içiyor ve büyük bir hızla serpilip büyüyordu.
    Çiçekleri sevgiyle kucaklayan ağaç, ertesi bahara kalmadan o civarın en büyük ağacı haline geldi ve birbirinden güzel kelebeklerin ziyaret yeri oldu. Daha sonra da kendi çiçeklerini açarak bahçenin güzelliğine güzellik kattı.
    Şimdi küçük ve yalnız kalmış olan limon ağacı ise, komşusuna duyduğu kıskançlıkla için için kuruyordu.


    March 28

    BU GÜNE DAİR

    y1pXPrKlFtW7CqOLfANbPXYvJoCUxZPGLTKmnyI3zznUGdHQBk0G8HkMh__6ND0tcamNPDe9OgX2PL9JqsZAeenTTA_mWvhrgyX

    Rasulullah (S.av.) Efendimiz buyurmuslar:

    Kim cuma günü ,cünüplük guslü gibi yıkanır ve sonrada ilk vakitlerde mescide giderse,

    bir deve sadaka vermiş gibi olur.

    Kim ikinci saatte giderse,bir inek sadaka vermiş gibi olur.

    Kim üçüncü saatte giderse,boynuzlu bir koç sadaka vermiş gibi olur.

    Kim dördüncü saatte giderse,bir yumurta sadaka vermiş gibi olur.

    -İmam (mimbere) çıktığına Melekler öğüde kulak vermek için içeiye gelirler buyurmuştur.

    87070955445fc3967f2aeasw0  

    Bir kimse cuma günü boy abdesti alır ve bulabildiği temizlik maddeleriyle de temizlenir,

    saç ve sakalını yağıyla yağlar veya evinin kokusundan sürünür,

    arkasından dışarı çıkar ve iki kişinin arasını açmaz

    sonrada kendisine yazılan namazı kılar,

    sonra imam konuştugunda susup kulak verirse,

    kendisi ile gelecek olan cuma arasında olan günahları bağıslanır...

    y1p2qtAb6QcoCCQhWnyjs5a260cgZP0h1wLrjeyDmfO2yUfnjDIcP_UGJhy6eDzEQ_ukCpDRM_GiLQ 

    cuma günü oldugunda mescidin kapılarının her birinde melekler bulunur,

    sırasıyla ilk önce girenleri yazarlar.

    imam mimbere oturduğunda defteri dürüp hutbe dinlemek için içeri girerler.

     

    y1p2qtAb6QcoCDDWRWjJSkHAi16pI4PB4PUixdK0vaDgPfJfRNAO5i-OTBr97w738hLyW4GDF0t3Wo 

    bugünde bir süre vardırki Müslüman bir kul

    namaz kılmak için dogruldugunda bu zamana rastlarda

    Allahtan birşey isterse istediğini mutlaka verir

    ((

    bu bilinçle böylesi mübaraek bir günde dualarda buluşmak ümidiyle))
    March 27

    karanlığın içinden...

    İNSANLAR TOPLANMIŞ

    BÜYÜK DÜŞÜNÜR EFLATUN’UN KAPISINI ÇALMIŞ.

    ‘SANA Bİ SORUMUZ VAR’ DEMİŞLER.

    EFLATUN ‘BUYRUN’ DEYİNCE DE,

    -İNSANOĞLUNUN SİZİ EN ÇOK ŞAŞIRTAN

    DAVRANIŞLARI NELERDİR?-

    SORUSU GELMİŞ.

    BÜYÜK DÜŞÜNÜR GÜLÜMSEMİŞ:

    - İNSANOĞLU ÇOCUKLUKTAN SIKILIR,

    BÜYÜMEK İÇİN ACELE EDER.

    GELİN GÖRÜN Kİ, BÜYÜYÜNCE HEP ÇOCUKLUĞUNU ÖZLER.

    PARA KAZANMAK İÇİN SAĞLIĞINI YİTİRİR,

    YENİDEN SAĞLIĞINA KAVUŞMAK İÇİN

    KAZANDIĞINDAN FAZLASINI HARCAR!

    YARINDAN KAYGI DUYAR,

    BU GÜNÜ UNUTUR.

    DOLAYISIYLA NE BU GÜNÜ YAŞAR

    NE DE YARINI HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ YAŞAR

    AMA HİÇ YAŞAMAMIŞ GİBİ ÖLÜR!-





     

     

    ''ANADOLUNUN KURTULUŞ SAVAŞI

    HENÜZ RUH CEPHESİNDE YAPILMADI.

    ASYA'NIN İLK ÇAĞINDAN ARTA KALAN

    SEFALETİNE VARİS ÇOCUKLARI

    BU TOPRAKLARDA KURDUKLARI

    DEVLETİN RUHUNA SAHİP OLAMADILAR.

    HENÜZ YERLERDE SÜRÜNEN

    TÜRK-İSLAM RUHUNU

    TUTUP DA KALDIRACAK İRADE

    HAYATIMIZDAN DAVACI OLUNCAYA KADAR

    BU TOPRAĞIN İNSANI

    EŞYADAN FARKSIZ BİR VARLIKTIR.

    DEĞERSİZDİR..İTİBAR GÖRMEZ..HÖRMET GÖRMEZ..

    ONUN ALLAH'TAN BİR EMANET OLDUĞU BİLİNMEZ..''

            NURETTİN TOPÇU

                 

     

    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
     
    NE BAKIMDAN?
      
     
    PEYGAMBERLER PEYGAMBERİNDEN EVVEL
    (MEHMETÇİK)
    OLMADIĞINA GÖRE
    TÜRK'ÜN TEMEL KEYFİYET UNSURU DA
    MÜSLÜMANLIKTAN SONRADIR.
    RUHUNU İSLAMİYETTEN ALAN TÜRK...
    ALLAH RASÜLÜ'NÜN MUKADDES HAS İSMİNİ
    SIRF  O  İSME DUYDUĞU
    SONSUZ SAYGIDAN ÖTÜRÜ
    HAFİF BİR DEĞİŞİKLİĞE UĞRATIP
    ( MEHMET ) YAPAN..
    BÖYLECE İSLAM ÜLKELERİNDEN HİÇ BİRİNİN
    EREMEDİĞİ  BİR RUH İFFETİ GÖSTEREN
    DUYGU İNCELİĞİ  BAKIMINDAN..
    BU BAKIMDAN NE MUTLU TÜRK MİLLETİNE!
     
     Image Hosted by ImageShack.us
    necip fazıl kısakürek
    ">İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notlarını görüntüle (4) | Bloga al

    ....

       

      Image Hosted by ImageShack.us
           

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Aşk dediğin ya Allah'tan gelmeli,
    ya Allah için olmalı,
    ya da Allah'a ulaştırmalı;
    yoksa yerle bir olmalı.
    Aşk "sevgi" boyutuna ulaşmıyorsa,
    adı batmalı…
    Sevgi ki, Allah'ın varlıkları
    yaratmasındaki yegâne gayesi.
    Sevgi ki Allahu Teâlâ'nın,
    kullarına yerleştirdiği en güzel hediye.
    O'ndan gelen ve ona dönecek olan
    en anlamlı duygu…"
    "Saklarım gözümde güzelliğini,
    Her nereye baksam sen varsın orada.
    Gizlerim kalbimde muhabbetini
    Koymam yabancıyı sen varsın orada"

     

     
    Image Hosted by ImageShack.us
       
     
                                                                                  
    -

     

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     

         Allah'a dayan,sa'ye sarıl,hikmete ram ol....

                   Yol varsa budur,bilmiyorum başka çıkar yol. Image Hosted by ImageShack.us                                              Image Hosted by ImageShack.us    mehmet akif ersoy

     

      

            Image Hosted by ImageShack.us  Aşk… Image Hosted by ImageShack.us


     

    Namlusu kalbime doğrulmuş…
    Tetikte bekler…
    Barut değil, gül kokusudur sızan…
    Ya Rabbim!…
    Senin sevdiğindir sevgilim…
    Düşmanın; düşmanım!
    Bu, benim inancım…
    Ve aşkım…
    “Yaratılanı sevmek; Yaratandan ötürü…”
    Sevebilmek…
    Sevgiyi Yaratandan ötürü…
    Derviş; aşk adamı…
    Dergah; aşkhane…
    İbadet; sevgiliye muhabbet…
    Su nasıl kaynar gönül ateşiyle?…
    Çiçeklerin zikri nasıldır ve kimler duyar?
    Ve Ferhat’ın dağları erittiği ateş, Şirin’in aşkından ibaret midir?

    Sorma bana “Hangi aşk?” diye…
    Ve aşktan korkma!

    Bir göz açıp kapayıncaya kadarsa ömür…
    Aşk sonsuz olmalı…
    “Aşk nasıl sonsuz olur?”
    Bunu sormalı…

    Aşk…

    Namlusu kalbime doğrulmuş…
    Tetikte bekler…
    Barut değil, gül kokusudur sızan…
    Gül kokusu;
    Bulur doğruyu…
    Namlu kalbime dayanmış…
    Sorma bana “Hangi aşk?” diye…
    Ve tetik;
    Titrer durur “ALLAH” diye… 

                           

    Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

     
     Haydi hazır mısınız...?

                                      

    Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.
    kapatın gözlerinizi..
    aydınlığınız gönlünüzdeki O'na olan sevginiz olsun..
    göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.
    yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..
    İşte dost nedir bilmek mi istersiniz..
    menfaatsiz..
    korkunuz olmayacak..
    acaba demeyeceksiniz..
    acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmayacak yüreğinizde             
    çünkü O vaad ediyor..
    severseniz severim..
    severseniz severim..
    severseniz severim..
    ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak..
    sevginizin karşılıksız kalmayacağını bilmek..
    şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman..
    yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost..
    Vedud olan bir Dost..
    Rahman olan bir Dost..
    Rahim olan bir Dost..
    Gafur olan bir Dost..
    sözünde sadık olan bir Dost..
    surete değil sirete bakan bir Dost..
    Dost.. dost.. dost.. diye inleyene
    Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir Dost..
    Ben seni sevdim diyene
    gel kulumsun diyen bir Dost..
    suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene
    Rahmetinle.. Şefkatimle.. İnayetimle karşılandın diyen bir Dost..
    Haydi
    yandıysa yüreğiniz..
    yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi..
    sevginiz hep sevgisiz kaldıysa..
    yüreğinize değer verilmediyse..
    artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız
    serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.
    kapatın gözlerinizi..
    aydınlığınız gönlünüzdeki "O’'göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.
    yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..
    O dost ise yürekte serinlik var
    O dost ise yürekte huzur var
    O dost ise yürekte coşku var
    O dost ise yürekte yürek var...
    Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise..
    İşte o zaman yürekte olana tarif yok..
    İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok..
    İşte o zaman yürekte olanı söyleyecek dil yok..
    İşte o zaman O var..
    ve O var ise..
    Haydi artık sözler sükut etsin..
    bırakın yürekleriniz konuşsun..
    Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun..
    göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun..
    yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..
    sevgilinin size nasıl tecelli ettiğini işte o zaman.. işte o zaman anlayacaksınız..
    ve işte o zaman anlayacaksınız
    O dost ise her şey dost
    O sevgili ise her şey sevgili...

                                                    

    Photobucket


           

         

    ''GERÇEK BİR NEDAMETİN FAZİLETE            
                ÇEVİREMİYECEĞİ HİÇ BİR GÜNAH YOKTUR..'                        Image Hosted by ImageShack.uscemil meriç  

     

     


     

     
    Sana Kalbimi Getirdim
    Gecelerden sabahlara,
    Karanlıklardan güneşlere doğru açılan
    Yüreklerimizin perde aralıklarından süzülen,
    Nur katreleriyle geldim kapına!

    Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren,
    Sana kalbimi getirdim.
    Ey kalpleri nuruyla sarıp okşayan!
    Onulmaz günah yaraları ile
    Kan revan kalbim avuçlarımda,
    Kapına geldim.

    "Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahına serenlere" 

    Biliyorum ne yüzüm var ,ne de hakkım.

    Öğrendim ki dua, aşığın maşuğuna bir haber salmasıdır;
    Bekleyiştir, iştiyakla, korkuyla, ümitle bekleyiştir.
    Önünde bütün ruhumla secde ediyorum

    AFFET BİZİ RABBİM 
     

     

    myspace       
     ey sevgili
     

     Bir sızıdır yüreğimdeki,
    İnler dururum…!
    Rahmet esintisinde sakladığın merhameti,
    Dinler dururum…!
    Ahları yol eder kendine dilim,
    Gider dururum…!
    Kuşlar konmaz artık gönlüme,
    Uğramazlar hiç…!
    Ve anlarım günahlarımı o an…!
    Sabahları karartan,
    Gündüzlerimi geceye boyayan günahlarımı…!
    Gözyaşlarımı kana bulayan günahlarımı…!
    Ve günahlarımı itiraftır gözlerim…!
    Sen EY Rahmet Padişahı …!
    Ümit var olunuz dedin ya,
    Tövbe edip geliniz dedin ya,
    Bundandır umut doluyum…!
    Bundandır affını,
    Düşler dururum…!!!!

    Vururda geçer gönlüme hep, ezici pişmanlıklar..
    Açılır ellerim duâya dururum…!
    Bir halsizlik,bir ürkeklik,bir mahçubluk içindeyim
    Susarım, sadece Sana’dır (c.c.) bükük boynum… !
    Bakamam semâna,
    Utanıyorum…!
    Ne büyük bir ateştir ki bu,
    Hadsiz yanıyorum…!
    Avuçlarımda gül birikmişti Sen’i (c.c.) sevince,
    Şimdi dikenlere döndüler günahlarımla,
    Kanıyorum…!

    Sızlanırım hep, ağlarım günahlarıma
    Pişmanım bütün yaptıklarıma
    Yüzüm yok belki ama
    Yok ki başka bir yer gideyim
    Yüzüm olmasa da geldim kapına…!!!!

    Sen ki En Yücesin (c.c.),
    Ben ki en acizim…!
    Sen ki Tek Padişahsın (c.c.),
    Ben ki hüküm bekleyen kölenim…!
    Ehadsın Sen, Bir Rabbimsin (c.c.),
    Bense yüzsüz kulunum…!
    Yüzsüz bir gencim…!

    Ey Kimsesizlerin Kimsesi (c.c.)…!
    Bir haber ulaşsın ötelerden yüreğime…!
    Ateşime bir yudum serinlik ulaşsın…!
    Günahlarımın enkazı altındayım…
    Tutsun beni elimden Rahmetin kaldırsın…!
    Sevdin bizi Rabbim (c.c.), sevdin de yarattın…
    Acizim, yolunda bir hiçim biliyorum…!
    Ve Sen’den (c.c.) bir umut,
    Sadece bir umut dileniyorum…!

    EY RABBİM (c.c.)…!
    Hükmedip cehennemine atarsan,
    Rab (c.c.) Sen’sin hakkındır…
    Lütfedip Rahmetine sararsan,
    Rahman (c.c.) Sen’sin şanındır…

    Ve bu son demde,,
    Yüzsüzüm, ama yinede kapına geldim…
    Güçsüzüm, ateşin sinede affına geldim….

    myspace 

     

       

     

     

    Allah adamları görülünce Allahü teala hatırlanır.

      

    Peygamber efendimiz buyuruyorlarki, sallallahü aleyhi vesellem;

     "Onlar görülünce Allahü teala hatırlanır"..

    Allahü tealanın velî kullar ı, alimler, evliyalar görülünce Allahü teala hatırlanır..

    Yani genel bir kâide vardır; 

    kim neye en çok düşkünse, o kişi görülünce düşkün olduğu şey hatırlanır.

     Allah adamları görülüncede Allahü teala hatırlanır

    Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us

     
    Image and video hosting by TinyPic
    Image Hosted by ImageShack.us
     

    Imagens Para Orkut

     
     
     Image Hosted by ImageShack.us
                                                   







                                                                                                                                                                                                                 


    Image Hosted by ImageShack.us
     
     


    HADİ ŞİMDİ DE BİLMEDİĞİNİZ YERDEN ET ALIN VE BİLMEDİĞİNİZ YERDEN YEMEK YİYİN BAKALIM

    ...'

     Gaziosmanpaşa Hacımaşlı köyü domuz çiftliği'nin suları ve katı atıkları 300 metre mesafedeki Sazlıdere Barajı'na akıyor. Baraj on milyon kişinin su ihtiyacını karşılıyor. Çiftlikte 5 bin domuz var.
    Türkiye'deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon kg. civarında et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere 'kıyma' şeklinde satılıyor. Domuz etini Salam, sosis olarak da piyasaya sürmek en sık kullanılan yöntem.
    Peki neden domuz?
    'Dinen yasak olmasına, Türk yemek kültürüne aykırı bulunmasına rağmen neden domuz cazip bir konu?'

    Çünkü domuz yetiştiriciliği kârlı bir iş. Domuz üretken bir hayvan. Cinslerine ve yaşına göre yılda bir, iki, bazen de üç kez ve her batında 15-20'ye kadar varan yavru dünyaya getirebiliyor. Bir domuz yılda iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. Ve dahası yeni doğmuş bir domuz 4-5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor.
    Normal Şartlarda evcil bir domuzun yüzde 30'u yağ olarak ayrılabilmekte iken bu rakam bazen yüzde 50'yi bulabiliyor.Yani 150 kg'lık bir domuzdan 75 kiloluk yağ elde edilebiliyor. Bu da dana yada koyuna göre tercih edilmesinde önemli bir etken.
    Beslenmesi kolay, cam dışında -leş dahil- her şeyi yiyebiliyor. Her domuz da ortalama 80-100 kiloya ulaştığı zaman kesiliyor. Kaba bir hesapla sadece bu çiftlikten yılda yaklaşık 1 milyon kg. et çıkıyor.
    Bu etlerin hangi kanalla, nerelere satıldığı meçhul. Diğer çiftlikler de göz önüne alındığında Türkiye'de yaklaşık 3 milyon kg domuz etinin piyasaya değişik yollarla sürüldüğü ortaya çıkıyor.
    Türkiye'deki toplam kırmızı et tüketiminin de 6 milyon kg. olduğu göz önüne alınırsa tablonun vahameti daha da netleşiyor. Kilosu 1 ile 3.5 milyon lira arasında satılan bu domuz etlerinin ağırlıklı olarak kıyma, sucuk, salam ve sosis olarak satıldığı dile getiriliyor. Çiftlik çalışanlarından İsmail Türk'ün verdiği bilgiye göre kesilen etler toplu olarak büyük otellere, yemek fabrikalarına kıyma ve sosis gibi ürünler olarak satılıyor.

    Bu ve benzeri çiftliklerden resmi olarak beş firma domuz satın alıyor:

    Çerkezo, Polonez, Nuta, Namet ve Şütte
    ...
    1.
    Çerkezo aldığı ürünleri Salam Sosis olarak piyasaya sürerken aynı zamanda Teşvikiye'deki Şarküterisinden de nihai tüketiciye ulaşıyor. (ki bu firmanın bir de TADET adı altında otellere ürün sattığı bir markası daha bulunuyor...) Aynı zamanda butik mağazalarda ve ulusal zincir mağazalarda satılan BONUS markalı ürünlerin üreticisi de ÇERKEZO...
    2- Ayazağa'daki Çerkezo'nun hemen yanında üretim yapan
    ŞÜTTE firması da salam, sosis ve jambonlarını markasıyla satıyor. Ancak bilinen bu firmalar ürünleri çeşitli zamanlarda farklı isimlerde piyasaya sürüyor. Daha önce Şütte olarak piyasaya sürülen domuz mamulleri son dönemde PIGGY adıyla satılıyor. Üstelik ünlü Amerikan fast food zincirlerinden Little Caesar's Pizza tam 10 yılı aşkın süreden beri et mamullerini ŞÜTTE
    firmasından temin edip bizlere bir güzel yediriyor.
    3-
    POLONEZ 5 yıl öncesine kadar resmi olarak domuz ürünleri imal edip MİGROS
    'larda açık açık ürünlerini satarken, son yıllarda %100 dana etinden ürünler imal ettiğini iddia ediyor.
    'Peki ya bunları göz göre göre mağazalarında sattıran satın alma müdürleri aldıkları rüşvetin yanı sıra bu milletin vebalini aldıklarını da biliyorlar mı sizce?'



    POLONEZ'in ciddi anlamda piyasaya yayılmasındaki en büyük faktör MIGROS' tur
    . O dönem Migros'un et mamulleri satın almasında olan (Şu an oyuncak reyonunda satın almacılık yapan) Coşkun bey'in büyük paralar karşılığında POLONEZ'le işbirliği içerisinde olduğunu ve bizzat domuzları bizlere yediren kişi olduğunu biliyor muydunuz?
    Peki ya
    Migros'ta çalışan tüm tezgahtarların eksiksiz olarak her ay sonunda POLONEZ
    'in sahibi MUSTAFA AKKAŞ beyden (veya satış müdürü sıfatı ile çalışan ALI ÖZYAVAŞ'tan) maaşlarını ve primlerini (bizlere sattıkları et mamulleri üzerinden ) aldıklarını biliyor muydunuz?
    Peki
    METRO GROS MARKETLER'in (Şu anki değil bir önceki) satın almacılığını yapan kişinin Şu an BAĞDAT CADDESINDE bulunan Polonez - Barbekü restoranları'
    nın sahibi olduğunu biliyor muydunuz?
    Peki İzmir'in kalesi olarak görülen
    KiPA Marketler'in satın almacılığını yapan bayanın Polonez'
    in resmi hissedarı olduğunu biliyor muydunuz?
    PEKİ AMERİKAN FAST FOOD ZINCIRI
    DOMINO'S PIZZA ve ALMAN EKOLÜ DR.OETKER PİZZALARIN İÇERİSİNDE POLONEZ
    ET MAMULLERİNİN KULLANILDIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ?
    PEKİ
    GİMA MARKALI VE PİYASALARDA SATILAN OPİ
    MARKALI ÜRÜNLERİ POLONEZ'İN ÜRETTİĞİNİ VE BUNUN KARŞILIĞINDA NE KADAR PARA YEDİRDİĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
    'Peki, sizce Türkiye'de domuz eti yemeyen insan kalmış mıdır?'

    4-
    NUTA öncelikle 7 TEPE markası ile tanınmakla beraber Güneydeki - Her şey dahil - tatil köylerinin bir numaralı tedarikçisi, e tabi yabancı turistlerin yanında yerli turistlerde güme gidiyor. Bu firmalar özellikle büyük alışveriş merkezlerinde ayrı bir stant açıyorlar. Ancak küçük Şarküterilerde karışık olarak duruyor ve birçok tüketici farkına varmadan domuz ürünlerini satın alabiliyor . Üstelik işin ilginç tarafı bu firma Şimdi de firma tanıtım cd si hazırlamış Carrefour gibi büyük hipermarketlerde ne kadar hijyenik üretim yaptığını anlatıyor. Ama 7 TEPE SOSIS hafta sonları marketlerde KDV dahil 2.900 YTL ye satılıyor.
    Çünkü maalesef bu adamlar sosislerin içerisinde hayvan küspesi gibi lafını bile etmek istemediğimiz katkılar kullanıyorlar . Domuz hammaddeli salam ve sosislerin kesiminin yapılıp piyasa sürüldüğü bir başka yer de
    NUTA'nın üretimini yapan kişinin işlettiği Dolapdere'deki imalathane. (İDEAL markalı salam sosis imalatçısı
    )
    5-
    NAMET ünlü EMINÖNÜ HASIRCILAR ÇARSIŞININ IÇINDE yıllardır tanınan NAMLI PASTIRMACI'nın modern hali !!! Şu an modern(!) üretim tesisleri BAYRAMPAŞA MEGACENTER (GIDA HALİ) içinde derme çatma bir imalathaneden öteye geçemeyecek konumda olan ve üretim kapasiteleri aylık -günün 24 saati çalıştıklarını düşünürseniz- 70 tonu geçemeyecek olan bu imalathanede NAMET
    ayda 270 ton et mamulü üretiyor ve satıyor.
    Bu aradaki 200 tonluk kapasite açığını ise İSTANBUL DIŞINDA ne id üğü belirsiz imalathanelerde, merdiven altı firmalarda üretim yaptırıp üzerine ' %100
    NAMET
    KALITESI' bastıktan sonra (üretim yeri olarak BAYRAMPAŞA'daki adreslerini gösteriyorlar) bizlere afiyetle yediriyorlar.
    Carrefour

    ve diğer tüm zincir mağazalarda
    POLONEZ'in uyguladığı benzer taktikleri uygulayan NAMET bugün kapasitesinin 3 kat üzerinde üretim yaparak gururla ülkemizi temsil ediyor.

    Peki, Cem Yılmaz'ın dediği gibi janjanlı ambalaja sahip
    NAMLI
    pastırmaları'nın sahipleri olan Engin ve Esen Mepa kardeşlerin aynı zamanda Çorlu'daki domuz çiftliklerinin yarı hissesine sahip olduklarını da biliyor muydunuz?
    2000 yılında patlak vermiş olan kaçak buffalo etlerinin de
    NAMLI pastırmaları'nın sahipleri olan Engin ve Esen Mepa kardeşler tarafından getirildiğini hatt a Bayrampaşa'daki imalathanelerinin gazetecilerin ve kameraların gözü önünde basıldığını, Engin Mepa'nın Show TV
    'ye, o dönemin 1 trilyon lirayı kendi elleriyle hediye ettiğini, sonra da Milliyet, Hürriyet ve Sabah gazetelerine verdikleri dev ilanlarla tüm olanları ve baskınları yalanladıklarını biliyor muydunuz?
    NAMLI

    Pastırmalarının hem % 5 hissesine sahip olan, hem de imalat müdürlüğünü yapan Muzaffer adındaki şahsın aynı dönemde kardeşi ile Bağcılar semtinde açmış olduğu imalathanede at ve eşek etinden yaptığı pastırmaları dilimleyerek zincir marketlere sattıklarını biliyor muydunuz?
    2004 yılında da Uğur Dündar ekibi tarafından basılarak ekranlarda gösterildiğini hatırlayabildiniz mi?

    Domuz konusunda herkes topu başkasına atıyor. Bu noktada tüketicinin yapması gereken şeyi Çevre Sağlık İl Müdürlüğü Gıda ve Çevre Kontrol Şubesi Müdürü İrfan Yılmaz özetliyor;
    '- Piyasadaki etleri denetlemek mümkün olmuyor.'
    'Kısacası ne yediğinize dikkat edin. Çok emin olmadığınız bilmediğiniz markaların ambalaj güzelliğine kanmayın


    March 24

    ARKADAŞ VE AŞK

    zeemeerminnenanimatieyu3

      ARKADAŞIMA....
     
    Arkadasım'a sonsuz sevgilerimle ...
     
    Eski Türklerde Askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Atalarımız genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile güvenebileceğimiz, bizi arkadan vurmayacak olan, samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir.
     
    Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar. Aşk, kendinden emin bir şekilde sorar; -Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım sen niye varsın ki bu dünyada? Arkadaşlık cevap verir: - Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için..

    March 19

    kutlu dogum ve veladet kandili

    Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

    Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

    O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

    İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen 'Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?' sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

    Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

    Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

    O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp 'Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur' dediler.(1)

    Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
    - 'Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?' diye sordu.
    - 'Bilmiyoruz' diye cevap verdiler.
    Yahudi, 'Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
    'Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var' dedi.

    Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. 'Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular.' haberini aldılar.

    Ertesi gün Yahudiye vardılar:
    'Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?' dediler.
    Yahudi 'Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?' dedi.
    Onlar, 'Öncedir ve ismi Ahmed'dir' dediler. Yahudi, 'Beni ona götürün' dedi.
    Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
    Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

    'Ne oldu sana, yazıklar olsun' dediler.

    Yahudi, 'Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

    'Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir' dedi.(2)

    Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

    Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, 'Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver.'

    Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

    Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

    'O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük.'

    Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

    'Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
    Çok alâmetler belürdi gelmedin'

    Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

    Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

    Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

    Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

    Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

    Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

    Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

    Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

    Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

    İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
    Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

     

     


    Kainatın Efendisine...
    Seni hayal etmek bile bu kadar mutlu eder mi insanı? Ya ruh inceliğimizin
    şahitleri olan, meleklerin kulaklarındaki küpelerden daha değerli olan o
    gözyaşlarımızı Senin için sarfetmek... Ağyara dökülürken o inci tanelerinin
    ızdırap vermesi, ama asıl hakiki sahibine atfedince sonsuz güzelliklere gark
    olması... Her şey Senin varlığınla alâkadar olunca ehemmiyet kazanıyor. Bütün
    varlık Sana hasret Efendim, Senin getirdiğin o nurlu çağı özlüyor. Öyle ki,
    dünyanın ikindi vakti en saadetli asırdı. Çünkü kainat yaratılış sebebini
    tanımıştı. Bütün varlık Sana aşık olmuş, esfel-i safilinden
    âlâ-yı illiyyine çıkmıştı.
     
    Ay Senin aşkından dolayı ikiye bölünmüştü. Yılan, Hazreti Ebu Bekiri
    ısırmak zorunda kalmıştı, sırf Seni görebilmek için...
     
    Bir ağaç kütüğü inim inim inleyerek ağlıyordu ve hasretle kopan bir taş, Sana
    bir kez olsun dokunabilmek için o mübarek dişine çarpmıştı.
     
    Şimdi biz de Seni özlüyoruz ya Rasûlallah!
     
    Olur ya, bir gün gelirsin diye boş bir seccadeye gül koyuyoruz; öyle ki, o gül
    bile Seni orada beklerken sararıp soluyor. Biz bir gül kadar bile olamadık ya
    Rasûlallah!
     
    Bunca günahımıza rağmen yine de, rüyada bile olsa teşrif eder misin? Günahlarla
    kirlenen kalbimizi temizler misin ya Rasûlallah?
     
    Bizler burada Sana müştak seyircileriz. Hepimiz ayrı ayrı fıtratlarda
    yaratıldık. Büyük kova-küçük kova misali, Senin aşkını istidadımıza göre
    dolduruyoruz.
     
    Hakiki erenler, büyük kovalara sevgi kaselerini daldırırlarken, yolda kalmışlar
    veya Senin sevgini tam derk edememişler küçük kovalara daldırıyorlar.
     
    Bizler bu dünyada olmasa da, Cennette Senin o mübarek gül cemalini göreceğimizin
    ümidi içerisindeyiz. Belki de Sen \'Bu güzelliğe sizin kalbiniz dayanmaz,
    olduğunuz yerde düşüp kalırsınız\' düşüncesiye, yüzünü nazlı bir gelin edasıyla
    saklıyorsun. Ne kadar da düşüncelisin!
     
    Bizler de, bunları düşünürken sadece Hak rızasına ve sana kilitleniyoruz.
    Yaptığımız salih amellerde, bizim Seni zahiri olarak göremediğimizi ama Senin
    her an bizi gördüğünü hissederek on sekiz bin aleme Seni sevdiğimizi
    haykırıyoruz.
     
    Bu haykırışın içinde dönüp bir anlık kendimize baktığımız zaman Hazreti Sevban
    (radiyallahu anh) gibi korkuyoruz. Cennete gitsek bile aşağı mertebelerde
    takılıp kalacağız diye, ama hemen ardından Senin ruhlara hayat üfleyen elmas,
    yakut, pırlanta sözlerin çınlıyor kulaklarımızda:
     
    \'Kişi sevdiğiyle beraberdir\'
     
    Bizler istidadımız nisbetinde Seni çok seviyoruz ve inanıyoruz ki, Sen de
    bizleri çok seviyorsun. Sevmesen gözyaşlarına boğulur muydun?
     
    Günahlarımız dağlar cesametinde ama Senin o engin sevgi denizinde, bizim
    günahlarımız sadece bir damla hükmünde kalır.
     
    Şimdi ya Rasûlallah, ölü ruhlarımızı diriltip yine sevgi şerbetiyle imdadımıza
    koşar mısın? Kanayan manevi yaralarımıza merhem sürer misin? Ve bir gün, rüyada
    bile olsa, O nazlı yüzünü gösterir misin?
     
    Binlerce Salat, binlerce selam, ağaçların yaprakları adedince, denizlerin
    köpükleri adedince ve yağmur katrelerinin miktarınca Senin üzerine olsun 
    Ey Allah'ın Sevgilisi...

     


    KANDİL ÖZEL

    Allah ve Peygamber sevgisi; dinimizin esası, Allah'a varmanın en kestirme yoludur.."
     
    Bakiler sevgiler adına nice dilekler vardır. Ölümü bile ayırır saymayan gönüller vardır. Mesafeler araya set çekmişse ne çıkar, dualarda birleşen gönüller vardır. Hayırlı kandiller..
                                                          
    March 18

    CANAKKALE

     

     

     bayrak19rj4gy1bz2dkqm41uz0

    Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor

    Şehitler tepesi boş değil,
    Biri var, bekliyor..
    Ve bir göğüs nefes almak için
    Rüzgâr bekliyor.

    Türbesi yakışmış bir kutlu tepeye,
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş Meçhul Asker diye?

    Destanını yapmış, kasideye kanmış...
    Bir el ahretten uzanmış,
    Edeple gelip birer birer
    Öpsün diye faniler.

    Öpelim temizse dudaklarımız...
    Fakat basmasın toprağına
    Temiz değilse ayaklarımız.

    Rüzgarını kesmesin gövdeler...
    Sesinden yüksek çıkmasın
    Nutuklar, kasideler!

    Geri gitsin alkışlar, geri...
    Geri gitsin ellerin
    Yapma çiçekleri!

    Ona oğullardan, analardan
    Dilekler yeter...
    Yazın sarı, kışın beyaz
    Çiçekler yeter.

    Söyledi söyliyenler demin...
    Gelin süngülü yiğit, alkışlasınlar,
    Şimdi sen söyle, söz senin!

    Şehitler tepesi boş değil,
    Toprağını kahramanlar bekliyor...
    Ve bir bayrak dalgalanmak için
    Rüzgâr bekliyor.

    Destanı öksüz, sükûtu derin
    Meçhul Askerin...
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;

    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli...
    Kim demiş Meçhul Asker diye....

    Arif Nihat Asya

    y1pslywvg-IARdA3cIfQd9s3B2Sm4FHXNVmurPStSov47LZllPGNOGowD0IqmYMEsIkvvFG-VI051I

    kim basarabilecek

    KİM BAŞARABİLECEK

    Paranı ver,Gönlünü ver,Selam ver,ama SIRRINI VERME !
    Günlerini say,Servetini say,Büyüklerini say,ama YERİNDE SAYMA !
    İşini beğen,Eşini beğen,Aşını beğen,ama KENDİNİ BEĞENME !
    Emek ver,Kulak ver,Bilgi ver,ama hiçbir zaman BOŞ VERME !
    Hedefe koş,Cihada koş,Yardıma koş,ama ORTAK KOŞMA !
    Fidan büyüt,Garip doyur,Çocuk besle,ama KİN BESLEME !
    Satıcı ol,Alıcı ol,Bulucu ol,ama BÖLÜCÜ OLMA !
    Davet et,Hayret et,Affet,Tevbe et,ama İHANET ETME !
    Okumaktan zarar gelmez oku,ama LANET OKUMA !
    Elini aç,Gözünü aç,Kapını aç,ama,AĞZINI AÇMA !
    Ev al,Araba al,Abdest al,ama BEDDUA ALMA !
    Zulmü devir,Nefsini devir,ama CAN DEVİRME !
    Rakibini geç,Sınıfını geç,ama GÜLÜP GEÇME !
    Yaklaş,Konuş,Tanış,ama UZAKLAŞMA !
    Seslen,Uslan,ama EĞİLME !
    Doğrul Devril,ama EĞİLME !
    İtil,Atıl,ama SATILMA

    sevdamın rengi

     

                   

    •Yaşamımda ilk önce sevmeyi öğrendim. Çünkü sevdikçe kendimi duyumsadığımı öğrendim.

    •Bağışlamanın ne olduğunu anladım ve bağışlamanın aslında yeni insanlar kazandırdığını gördüm.

    •Birisini anımsamanın aslında küçük bir telefon görüşmesi kadar basit olduğunu öğrendim.

    •Aslında bana değer veren insanların çok yakınımda olduğunu fakat gözlerimin hep uzaklarda olduğunu anladım.

    •Birisini kırdıktan sonra özür dilemenin aslında beni ben yaptığını anladım.

    •“Sen benim için önemlisin” sözünün verilebilecek en büyük armağan olduğunu buldum.

    •Kıyıda yürür ve düşünürken birinin de beni düşündüğü duygusu beni sevindiriyor.

    •Mutlu olmanın aslında bir kedinin güzel bir anini yakalamak denli basit olduğunu anladım.

    •Kaçırdığım olanakların aslında bana yeni olanaklar getirdiğini gördüm.

    •Yıldızların benim için parladığını görmeyen gözlerimin, gün gelip yaşamımdan kayan yıldızların gömüldüğü geçmişi unutması gerektiğini anladım.

    •Gözlerin sözcüklerden daha önemli olduğunu ve yalan söyleyemediklerini biliyorum.

    •Yaşamımda yanımda görmek istediklerimi yanımda göreceğim, çünkü onların bana değer verdiklerini biliyorum.

    •Telefonun 160 karakterine üzüntünün,mutluluğun, düş kırıklığının sığdığını gördüm.

    •Yaşamın yaşamaya değer olduğunu ve istersem mutlu olacağını öğrendim...

    y1pzpnR9iWX1lXrd54V7WEpsvhsvsEf2WLf9geG68lwGWuKLkYI7vZxvce7Bwazr3z0IevtFK_L6Do

    Yitirmek...
    Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
    Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
    Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişsizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir.
    Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.
    Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...
    Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mi
    “Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?” endişesi..
    Tabii ki bitecek. Yasadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
    Hep yerine başka, başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?
    Gene ayni korkular, ayni endişeler...
    Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye?
    Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?
    Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
    O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
    Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..
    İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yasayamamak..
    Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sim-sıkıca sarılmak,
    o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek..
    Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?
    Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.
    Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
    Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.
    Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
    doğrularımız her zaman tek doğrudur.
    Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ?
    Arzuları, özlemleri veya usandıkları...
    Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
    Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?
    Bizler; hep iliskilerimizde hesap kitap içinde degilmiyiz ?
    Her zaman denge..
    Verdigimiz kadar alalim, aldigimiz kadar verelim hesaplari yapar dururuz.
    Sonuç YALNIZLIK .
    Peki bu kadar yalnizliktan korkuyor, yasanilan güzellikleri,
    paylasimi bir daha yasayamamak endisesiyle kaybedecegimiz
    degere agliyorsak niye bu kadar ince hesaplar.
    O deger bize mutluluk yerine hüzün, kargasa yasatiyorsa zaten vazgeçmeliyiz.
    Yok eger yasamin sikintilarindan biraz da olsa bizi alip mutluluk veriyorsa o zaman gözyasi yerine biraz daha akilci olmak daha dogru degil mi?
    Sikica, hiç bitmeyecekmis gibi o güzelligi, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??
    Bilirsiniz.. Anilarimizda öylesine anlamli, mutlu anlar vardir ki, kimi zaman onca geçen yillara degerdir. Tabii ki bu degerler karsilik buldugunda daha da deger kazanacaktir.
    Eh iste o zaman bize biraz daha is düsüyor demektir. Daha çok özen...
    Çünkü yasam içinde, ayni frekansi yakalamak o kadar zor ki... ;
    Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdir.
    Artik o sevdigin insan kendin olmussundur.
    Korursun, tipki kendini korudugun gibi.
    Üzmekten, incitmekten korkarsin.
    Artik hesap, kitap yapilamaz. ;
    Daha çok vermek vermek istersin.
    Çünkü ego vererek te doyumu ögrenmistir.
    Çünkü gönlünü ayna tutmussundur o sevgiliye.
    Çünkü yitirme korkusu aski ölümsüz kilar.
    Çünkü ayrilmanin da bir vahsi tadi var
    Öyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil
    Çünkü ayrilik da sevdaya dahil Çünkü

    AYRILANLAR HALA SEVGILI.. 


    y1pzpnR9iWX1lVbak1Ci8sqTM0zIqVJS-ygKS_n6HiRSURuwWvfk9U1sprgNOSROxQyJbgcWSHMoEE
     

    Bir birimize söz vermiştik, Bütün ömür boyu ayrılmayacaktık, Yeminler etmiştik, Asla ayrılmayacaktık, Ama ne oldu Bir kış günü, yıldızların bakışlarında, Ayrılığımızı söyledik

    &&&&&&&&&&&&&

    Bir gün yağmura yakalanırsan benden kaçtığın gibi yağmurdan da kaç.çünkü bulutların arkasında kaybolan aşkı için ağlayan benim

    &&&&&&&&&&&&&&&&

    Bir eski dost gibi hatırla beni.Bir selam ver yeter.Unutmuş olsan da eski günleri.Adımı ara sıra an yeter

    &&&&&&&&&&&&&&&&

    ♥ Bir gece yarısı titreyerek uyanırsan bil ki resmini öptüğüm gündür, bir gün sebepsiz yaşlar süzülürse o güzel gözlerinden bil ki yokluğundan öldüğüm gündür..

    &&&&&&&&&&&&
    ....          


      ♥ SENI UZAKTAN SEVMEYI,SANA BAKMADAN GORMEYI,SENI DUYMADAN DINLEMEYI,GOZYASLARIMLA GULMEYI,KAVUSMAK ICIN SABRETMEYI OGRENDIM AMA, SENSIZ OLMAYI ASLA OGRENEMEDIM

    ask-acisi

    SEN HİÇ DENİZİN DİBİNE BAKTIĞINDA YEŞİL ORMANI GÖRDÜN MÜ? SAKIN İMKANSIZ DEME; ÇÜNKÜ BEN SENİN GÖZLERİNE BAKTIĞIMDA ÖLÜLERİN BİLE ŞAHİT OLAMADIĞI CENNETİ GÖRDÜM

    y1pj2ye-msACcjD80EH4qlSJn2woozueVMKVZY2iREcZZfMRBH97cPSbkDqCJxzuP2LbJ8w2tIkbcw

    Hayatından tamamen silemez beni kimse..
    Mutlaka bir izim kalır geriye..
    Beni unutmana yetecek mesafe yok şu alemde..
    Sadece zaman geçer..
    Biraz daha bakarsın alemlere dalarsın..
    ..ama..
    Yerime bir Allah'ın kulunu koyamazsın..

    y1pJHSHiHok7vdUEdiCvin8CxHPmofd05_Mp682m8K4O1d8DdqfyENEcXZkTfBmmcyvbyQC4CZTWgg

    ARTIK SUS , DAHA FAZLA YALANLARINI DİNLEMEK İSTEMİYORUM..!

    SEVMEDİM DE...! UNUTTUM DE...! DALGA GEÇTİM DE...!

    AMA SENİ SEVİYORUM DEME ,SEVSEYDİN GİTMEZDİN

    SEVSEYDİN BIRAKMAZDIN ,

    SEVSEYDİN

    NEFRET EYMEZDİN

    y1pJHSHiHok7vdqv1rq3bS33lutcZanW5NV6rp06VYZ1WQ_PmmcVzoqTY9eFwuijS_YT8LDCHmIrR8 

    İSTEDİĞİN GİBİ OLDU İŞTE ,KALBİMİ İSTİYORDUN AL SENİN OLSUN

    ARTIK BİRİNİ SEVECEK Bİ KALBİM YOK....

    ,c11zq9cb4yu7

    Şu an içimin ezildiğini hissedebiliyorum.Kalbimin paramparca Olduğunu da…

    Ne kadar umutlanmıştım oysa Elimi tuttuğunda.Hiç bırakmayacaksın sanmıştım.Artık yitirmeye başladığım,

    Senli hayallerimi canlandırmıştın..
    Bilerek mi yaptın bilmiyorum.Kim bilir belkide amacın ,beni böyle öldürmek !!

     Nede olsa sana küsemem öyle Değil mi? Canımı ne kadar yakarsan yak,Senden vaz geçmeyeceğimi düşündüğün için,
    Bu umursamaz hallerin.En büyük silahında seni görmemi Engellemek! İşte bunu yaptığın zaman yıkılıyorum,Biliyorsun İçten içe yüreğimi öldürüyorsun.Hani desen ki,“

     Ben seni asla sevmeyeceğim ,

    Benden umudu kes! Yolun açık olsun… ”Belki bu kadar zor gelmeyecek Vaz geçmek senden ,Hayallerimden…
    Ama sen ışıkları bir açıp bir kapatınca çıldırıyorum! Anlamıyorsun , Sen sustukça daha çok bağırıyor Umutlarım !! Sen benden gittikçe daha çok kanıyor Yaralarım…Seni görmekte

    tuzu oluyor Yaralarımın.
    Ama artık dayanacak gücüm kalmadı.Artık sevgini yenmeliyim..Çünkü bu aşka vereceğim,Bir yudum gururum kalmadı.Hepsini senin uğruna tükettim.Peki sonuç?

    Kendi yüzüme bakamaz oldum.
    Oysa bir damlacık sevgiydi senden İstediğim…Olmadı ve olmayacak..Senin için bir şey değiştirir mi Bilmiyorum, Ama ben gidiyrm. Zaten olmadığım hayatındn Çıkıyrm..Elveda demeden önce, Bir şeyi bilmeni isterim.  

    BEN SENİ GERÇEKTEN SEVMİŞTİM

    BEBEĞİM

    y1p2dQWYEb15WLi4GFuvwSoDvnHF2zkTrAmKSVicwaxnK8sDJO0ch1rB7lieTKeF8i9w3ycrh05Bsc

    y1pJHSHiHok7vfkPwzg5gUCj5pNJrW_Pw8sd4HE9NkNqe6M0eTVxwYR5OGO-gB4UcqIi6xXSrcWsUQ    

    Ben seni gerçekten SEVMİŞTİM

    ZORLU S€WDAM HOŞCAKAL

    y1pJHSHiHok7veL5JKKuv5--tE2XJ02tkGzoJN0GGLzTO9JeqjsZW7w70mSjgYUjwMRpzzBJ983KbE

    y1p2dQWYEb15WLfXiDYHLNLGdGJaneoaFGQ8zIBWWUPNkHNAH_8PqnvuunZkUwbFpEZkUXTSM-hdoU

    y1pJHSHiHok7vesIvOkhyZ7HP_m5b1gGtGkEWXJ_1nL1hAWEXXWieduO7lAxaGQoRIx8lRoymRm9ms

    SEN YOKSUN WE BİR DAHADA OLMAYACAKSIN

    YALANLARINLA KALBİMİ ACITAMAYACAKSIN

    KARANLIK GECELERİMDE BİR DAHA SEN OLMAYACAKSIN

    SANA İNANDIĞIM AKŞAMLARDA OLMAYACAK

    BİRLİKTE KURDUĞUMUZ MAWİ DÜŞLERDE OLMAYACAK

    WE ŞUNU ARTIK BİLMELİSİNKİ...

    BİRDAHA KALBİM SENİN İÇİN ÇARPMAYACAK!!!

    y1pJHSHiHok7vejXNgqKuArlXUGd-1J3Sz16-B1dBrbYV-Y5bsCBSXq5X0mSLaLWWl6Ym4XKuJttIg

    , SİZ BANA GÜLÜYORSUNUZ ÇÜNKÜ BEN FARKLIYIM

    BEN SİZE GÜLÜYORUM ÇÜNKÜ HEPİNİZ AYNISINIZ

     

    meryemceden

     

                        

     

    UNUTURUM DESEMDE İNANMA SAKIN ÖMRÜMCE SİLİNMEZ ADIN...


     

              resimli_siirler88                                 1521qw2                                                                                                                                                                                                 

    1521qw2

      ftlmbp4yg8wk4 

    l_b15ec4c251d8c097b32f5ec1f4079073l_b15ec4c251d8c097b32f5ec1f4079073l_b15ec4c251d8c097b32f5ec1f4079073 

      GÖNLÜMDE BİR YARA VAR BİN SIZIYLA KANAYAN                                            GÖZLERİMDE BİR ÜMİD,SENİ HER DEM ARAYAN                                                SÖZLERİM DEMEZ SANA SEN DE BENİM GİBİ YAN                                        GÜL SEN SEVGİLİM BENİM, BEN OLAYIM AGLAYAN....

     

    012012012012fogos023 

     

     

     

     

    ca0ifresim1_2356resim1_2451resimli_siirler1resimli_siirler103resimli_siirler104resimli_siirler108resimli_siirler110resimli_siirler111resimli_siirler37resimli_siirler45resimli_siirler64resimli_siirler65resimli_siirler68resimli_siirler76resimli_siirler82resimli_siirler86resimli_siirler87resimli_siirler9 

     

    March 17

    SESSİZLİĞİN İÇİNDEN

     

     

    ......

     

     

     
                              

     




     

      

     

      
     
     
     

                       COME ! LETS MEET EACHOTHER  

                MAKE EASİER THE THİNGS

                          LETS LOVE AND LETS BE LOVED

                                THİS WORLD REMAİNS TO NO ONE !

       

     

     
     
     
      
     
                                 
     

    ŞEFKAT VE MERHAMETTE GÜNEŞ GİBİ OL...(IN COMPASSION AND GRACE BE LIKE SUN) 

    CÖMERTLİK VE YARDIM ETMEDE AKARSU GİBİ OL...(IN GENEROSTY AND HELPING OTHERS BE LIKE A RIVER)

     BAŞKALARININ KUSURUNU ÖRTMEDE GECE GİBİ OL(IN CONCEALING OTHERS' FAULTS BE LIKE NIGHT)

    HİDDET VE ASABİYETTE ÖLÜ GİBİ OL(IN ANGER AND FURY BE LIKE DEAD)

    TEVAZU VE ALÇAKGÖNÜLLÜLÜKTE TOPRAK GİBİ OL...(IN MODESTY AND HUMILITY BE LIKE EARTH)

    HOŞGÖRÜLÜKTE DENİZ GİBİ OL...(IN TOLERANCE BE LIKE SEA)

    YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL...(EITHER EXIST AS YOU ARE,OR BE AS YOU LOOK!)

    ADVİCE OF MEVLANA

     
     
     
     
     
     


    "Verily, in the remembrance of Allah do hearts find rest."

    ( سورة الرعد , Ar-Rad, Chapter #13, Verse #28
     
     
      Image Hosted by ImageShack.us           
     
     
     
     
     
     
     

     

            

                             

       

     

        

        

     

    Image Hosted by ImageShack.us 

        Image Hosted by ImageShack.us

      

    Bilirim yaşamak zorundayım yenmeden ve yenilmeden.

    Hayallerim umutlarımın ötesindedir bilirim!...

    Bilirim acılarım sevinçlerimin başucundadır!

    Gelmeden gitmenin, yaşamadan ölmenin telaşı kaplar biranda beni...

    Bilirim tükenmek üzeredir bana verilen süre

    Yanarım binbir pişmanlık içinde;

    Ne yapsaydım, neyi yapmasaydım diye!

    Bilirim boşunadır, fayda vermez son pişmanlık!

    İçimde bir ses fısıldar sakinleş, rahat ol diye.

    Ama bilirim merhamet bir kefededir,

    Diğer kefede ise ceza...

    Hangisi ağır gelecek benim için bilemem

    Ama bilirimki;

    RAHMAN'dır RAHİM'dir O

    ...!!!...

    Sığınırım merhametine yoktan var edenin!

    Suyun toprağa sığındığı gibi...

    Merhametiyle örter,

    Gizler Rabbim günahlarımı,

    Gecenin gündüzü örttüğü gibi.

    Bir secdede bulurum kendimi.

    Göz yaşlarım uyandırır ansızın beni!

    .................................

    O her zaman.

    RAHMAN'dır RAHİM'dir

    Rahmeti gazabına galip gelir.

     

     Image Hosted by ImageShack.us 

     

     

      Image Hosted by ImageShack.us

     

      ''...toprağın ve bütün mahlukatın yaratılışına vesile olan AŞK ,muhabbet menbaı ve kainatın özü olan insandır...bu itibarla insanın mükerremliği..yaratılış gayesini koruyabildiği nisbettedir...''

     OSMAN NURİ TOPBAŞ

      

      Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

     Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

      Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

     

     

     

     
     Devler gibi eserler bırakmak için,
    karıncalar gibi çalışmak lazım.
    NECİP FAZIL KISAKÜREK
     
    sami kuşadası
    Eğer inandığınız konularda hiçbir değişiklik yapmazsanız, hayatınızın geri kalanı da sonsuza dek, şimdiki gibi olacaktır. Sizce bu nasıl bir haber?
    DOUGLAS NOEL ADAMS

    sami  kuşadası

    Kimseye kendinizi “sevdirmeye” kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi “sevilmeye” bırakmaktır. Önemli olan; hayatta, "en çok şey’e sahip olmak” değil, “en az şey”e ihtiyaç duymaktır.
    EFLATUN

    sami  kuşadası

    Bazıları büyük doğar, 
    Bazıları büyüklüğü  kazanır,  
    Bazılarına da büyüklük yakıştırılır. 
    SHAKESPEARE

    Büyük başarıların sahipleri,
    küçük işleri titizlikle yapabilme sabrını gösteren kişilerdir.
    SCHILLER

     Vatanlarını yaşanmaz
    bulanlar, vatanlarını 'yaşanmaz'laştıranlardır.
     CEMİL MERİÇ

    sami  kuşadası

    İnsanlığı özgür bırakacak gerçeklerin büyük kısmı, duyulması tercih edilmeyen gerçeklerin ardında kalanlardır.
    JAMES ALONZO BISHOP

     

    İnsan kendi dürüst görüşünü trajik bir gururla üstlenmemişse; yaşam acılaşır, gerçekler tadını yitirir.
     FRIEDRICK WILHELM NIETCZCHE

    sami  kuşadası

    Cevaplayamadığınız her şeye karşı sabırlı olun, soruları sevmeye çalışın. Cevabını alamayacağınız soruların peşinde vakit kaybetmeyin çünkü şimdilik onları yaşamanız söz konusu değil. Ama önemli olan nokta şu; yaşamak...Her şeyi yaşamak...Yaşayın!
    RAINER MARIA RILKE

    sami  kuşadası

    Gelecek, geçmişin farklı bir kapıdan geri dönen halidir.

    ARNOLD H. GLASGOW

     

    Canlılar arasında en çileli varlık insandır. Çünkü, sadece o gülebilir.

    FRIEDRICK WILHELM NIETCZCHE

    sami  kuşadası

    Kitaplar konuşmak istediğinizde sizinle konuşur, uzak durmak istediğinizde, olduğu yerde sizi bekler. Bunu yapabilen çok arkadaşınız olduğunu sanmıyorum.
    B.A. BILLINGSLY

    sami  kuşadası

    Hayat müziğe benzer kurallara uyarak değil, duyarak ve hissederek beste yapılır. Kuralları da bilmelisiniz ve bazı karışık durumlarda onlardan yardım da alabilirsiniz ama bu çok sık olmamalı.
    SAMUEL BUTLER

    sami  kuşadası

    Özgürlük, asla yapamayacağımıza inandığımız şeyleri yapacağımızı düşünebilmektir.

                           

     

     

     

     

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

     

    March 16

    ``ALLAHLA KONUSMAK İSTEYEN KUR`AN OKUSUN-(HADİS-İ ŞERİF)``

     

           KURAN-I KERİM DİNLE
     

    ein Bildein Bild
    Kuran-i Kerim Dinleein Bild

    Sure Ýsmi

    Media Player

    Sure Ýsmi

    Media Player

    1-Fatiha Suresi

    Dinle

    50-Kaf Suresi

    Dinle

    2-Bakara Suresi

    Dinle

    51-Zariyat Suresi

    Dinle

    3-Al-i Ýmran Suresi

    Dinle

    52-Tur Suresi

    Dinle

    4-Nisa Suresi

    Dinle

    53-Necm Suresi

    Dinle

    5-Maide Suresi

    Dinle

    54-Kamer Suresi

    Dinle

    6-En'am Suresi

    Dinle

    55-Rahman Suresi

    Dinle

    7-A'raf Suresi

    Dinle

    56-Vakýa Suresi

    Dinle

    8-Enfal Suresi

    Dinle

    57-Hadid Suresi

    Dinle

    9-Tevbe Suresi

    Dinle

    58-Mücadele Suresi

    Dinle

    10-Yunus Suresi

    Dinle

    59-Haþr Suresi

    Dinle

    11-Hud Suresi

    Dinle

    60-Mümtehine Suresi

    Dinle

    12-Yusuf Suresi

    Dinle

    61-Saff Suresi

    Dinle

    13-Ra'd Suresi

    Dinle

    62-Cum'a Suresi

    Dinle

    14-Ýbrahim Suresi

    Dinle

    63-Munafýkun Suresi

    Dinle

    15-Hicr Suresi

    Dinle

    64-Teðabun Suresi

    Dinle

    16-Nahl Suresi

    Dinle

    65-Talak Suresi

    Dinle

    17-Ýsra Suresi

    Dinle

    66-Tahrim Suresi

    Dinle

    18-Kehf Suresi

    Dinle

    67-Mülk Suresi

    Dinle

    19-Meryem Suresi

    Dinle

    68-Kalem Suresi

    Dinle

    20-Taha Suresi

    Dinle

    69-Hakka Suresi

    Dinle

    21-Enbiya Suresi

    Dinle

    70-Mearic Suresi

    Dinle

    22-Hacc Suresi

    Dinle

    71-Nuh Suresi

    Dinle

    23-Mi'minun Suresi

    Dinle

    72-Cin Suresi

    Dinle

    24-Nur Suresi

    Dinle

    73-Müzzemmil Suresi

    Dinle

    25-Furkan Suresi

    Dinle

    74-Müddessir Suresi

    Dinle

    26-Þuara Suresi

    Dinle

    75-Kýyamet Suresi

    Dinle

    27-Neml Suresi

    Dinle

    76-Ýnsan Suresi

    Dinle

    28-Kasas Suresi

    Dinle

    77-Murselat Suresi

    Dinle

    29-Ankebut Suresi

    Dinle

    78-Nebe Suresi

    Dinle

    30-Rum Suresi

    Dinle

    79-Nazi'at Suresi

    Dinle

    31-Lokman Suresi

    Dinle

    80-Abese Suresi

    Dinle

    32-Secde Suresi

    Dinle

    81-Tekvir Suresi

    Dinle

    33-Ahzab Suresi

    Dinle

    82-Ýnfitar Suresi

    Dinle

    34-Sebe Suresi

    Dinle

    83-Mütaffifin Suresi

    Dinle

    35-Fatýr Suresi

    Dinle

    84-Ýnþikak Suresi

    Dinle

    36-Yasin Suresi

    Dinle

    85-Buruc Suresi

    Dinle

    37-Saffat Suresi

    Dinle

    86-Tarýk Suresi

    Dinle

    38-Sad Suresi

    Dinle

    87-A'la Suresi

    Dinle

    39-Zümer Suresi

    Dinle

    88-Gaþiye Suresi

    Dinle

    40-Gafir(Mü'min Suresi)

    Dinle

    89-Fecr Suresi

    Dinle

    41-Fussilet Suresi

     

    Dinle

    90-Beled Suresi

    Dinle

    42-Þura Suresi

     

    Dinle

    91-Þems Suresi

    Dinle

    43-Zuhruf Suresi

    Dinle

    92-Leyl Suresi

    Dinle

    44-Duhan Suresi

    Dinle

    93-Duha Suresi

    Dinle

    45-Casiye Suresi

    Dinle

    94-Ýnþirah Suresi

    Dinle

    46-Ahkaf Suresi

    Dinle

    95-Tin Suresi

    Dinle

    47-Muhammed Suresi

    Dinle

    96-Alak Suresi

    Dinle

    48-Fetih Suresi

    Dinle

    97-Kadir Suresi

    Dinle

    49-Hucurat Suresi

    Dinle

    98-Beyyine Suresi

    Dinle

    99-Zilzal Suresi

    Dinle

    102-Tekasur Suresi

    Dinle

    100-Adiyat Suresi

    Dinle

    103-Asr Suresi

    Dinle

    101-Karia Suresi

    Dinle

    104-Humeze Suresi

    Dinle

    105-Fil Suresi

    Dinle

    107-Maun Suresi

    Dinle

    106-Kureyþ Suresi

    Dinle

    108-Kevser Suresi

    Dinle

    109-Kafirun Suresi

    Dinle

    111-Tebbet Suresi

    Dinle

    110-Nasr Suresi

    Dinle

    112-Ýhlas Suresi

    Dinle

    113-Felak Suresi

    Dinle

    114-Nas Suresi

    Dinle

     

    March 15

    ALLAH MUHAFAZA ETSİN....

    ŞEYTAN VE DOSTLARI
     
     
    Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
    Açılış konuşmasında demiş ki:
    Müslümanların Camilere gitmesini engell eyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi  ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.
    Allah ile bir kere  bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki:
    Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını
    çalın, böylece Allah ve elçisi  ile bağlantı kuramasınlar..
    Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş:
    Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar.
    Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
    Şeytan:
    Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda:
    Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..'
    Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat
    çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalm aması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
    Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis
    muhasebesi) dinleyemesinler!
    Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır.
    Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
    Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde,  kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombarıdmanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını,
    junk maillerle, sipariş  katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve  boş umutlarla doldur!
    Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar
    ve hanımlarından hoşlanmasınlar!
    Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla!
    Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi ve remezlerse,erkekler  bu sevgiyi başka yerlerde
    arayacaklardır!
    Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!
    Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına,
    fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara,konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp
    birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti
    dostluklarını ve  dedikoduları teşvik et!
    İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet
    saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı
    çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya
    buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler.   Sence bu plan başarılı mı?

    Eğer MEŞGUL değilsen bu yazıyı başkalarınada gönderirmisin?
    March 10

    aşkım sen ol

    Aşkım sen ol...

    b-31456-allah                                       y1pSJ5oQcICHEqsXcgMhwhHHYlEayVBdx3aMXIwsB7jVjLRzRLPqK8d6aYOMYgNMizX42t4lgPCLms                                                     b-31456-allah
     
    SEN’SİN her zaman yanımda olan,dar zamanlarımda yüreğimin
    yankılarını duyan…
    SEN’SİN karanlıklar ortasında dolunaylar gibi kalbime doğan..
    SEN benden cansın,SEN hayatıma anlamsın..
    geceleri buram -buram tüten hıçkırıklarımdan,bütün
    arayışlarımda,dalgalı bir denizin ortasında çırpınan ruhumda ,SENSİN
    gök kubbemin rengarenk gökkuşağı…
    özüm SEN’SİN,TEBESSÜM ETTİĞİMDE SEN BENİM GÜLÜMSEMENSİN..
    SEN benim yüreğimsin,beni hakiki seven SENSİN..
    ellerimin,gözlerimin,yüreğimin mimarı!
    her bir zerrenin nakışlarında,sanatından bir emareyim..
    gözlerime NURUNDAN ışıklar vermeseydin,şu kainat tablosunu
    göremeyecekti gözlerim.
    sevgiyi kalbime ilham etmeseydin,SENİ SEVMENİN güzelliğini,sonsuz
    acizliğimle bilemeyecekti yüreğim..
    gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin,gözyaşının kalbimle olan
    dostluğundan bi-haber kalacaktı gözlerim..
    her gün güneş olup aydınlattın semaları,karanlıkta bırakmadın
    umutlarım..
    EY CÖMERTLERİN EN CÖMERTİ!
    REZZAK İSMİNLE donattın afakımı,SETTAR İSMİNLE örttün
    ayıplarımı,
    TEVVAB İSMİNLE her defasında kabul ettin tevbelerimi…
    “YİNE GEL”!DEDİN..tekrar geldim ,SANA GELDİM ALLAH’IM!
    VEDÜD OLAN SENSİN SEVEN SENSİN,SENDEN başka kimim var ki,kapısına
    gideyim?
    aşkınla kuşat,aşkından mahrum kalmış naçar yüreğimi..
    baharım SEN OL SEVGİLİ.!HAZANDA BIRAKMA,yapraklarım dökülüyor..
    GÜLİSTANIM SEN OL EY SEVGİLİ!
    EY ELLERİMDEN TUTANIM.!SANA kavuşmak çıktığım bu sevdalı
    yolculukta sarp yokuşları çıkarma karşıma..
    ey fukara yüreğimin RAHMETİ SONSUZ SEVGİLİSİ!beni SANA
    sürünerek değil,koşarak getir..
    uzattım ellerimi,bırakma beni.toprağımda NURUN OL,CENNETİMDE
    GÜLÜM OL!
    ELİM SEN OL ALLAH’IM!KOLUM KANADIM,DİLİM DAMAĞIM,TEK GÜVENİM
    DAYANAĞIM,SAHİBİM SEN OL..
    AYIM GÜNEŞİM,GÖZYAŞIM TEBESSÜMÜM, SEN OL..
    GELDİM İŞTE KAPINA,AŞKININ FUKARASIYIM..
    AŞKIM SEN OL ALLAH’IM, AŞKIM SEN OL!
    EFENDİM 
    Image Hosted by ImageShack.us

    gönül telim

    y1p2qtAb6QcoCDcHXtN_q4DQxRlrtlzEefZ_yJ2792aBNanSoAtM_jIygYIuuyVCPNyDc4dPHxgJgc

    "Sen Gidince Efendim"

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi,

    gurbetlerine salmıştın bizi.
    Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
    Sen gitmiştin...
    Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
    Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.

    Sevgili!
    Nasıl iltica edelim sana ;
    huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
    Ve duyurabilsin mi sesini!?.
    Efendim, duyar misin sesimizi?..

    Sevgili!
    Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay,

    Sen vefa göğünde hilal.
    Biz bir bakışının dilencisi,
    biz dolunay tutkunları,
    biz bayramı gözleyen oruçlar.
    Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
    Sen imrenme, biz ayıplanma.
    Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
    Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
    Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
    kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
    Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
    düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
    İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
    Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
    Sen gitmiştin...
    Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
    ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
    Sen gitmiştin...
    Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
    Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
    gönüller gölgelere düştü.
    Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
    dudak dudağa denizlerimiz kurudu
    ve sen gitmiştin efendim.
    Sen gitmiştin...
    Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
    Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
    kanlarımız sahralar doldurdu.
    Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
    kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
    Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
    hiç kâr elde edemedik.
    Aldandık, hep aldandık.
    Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
    Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
    Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
    sonra sevginin ne olduğunu...
    Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine

    ihanet ediyorlardı artık.
    Vurgunlar yedik pes pese efendim...
    Ve sen gitmiştin.

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
    Hayırları söyleyip gitmiştin,
    biz ser işler olduk.
    Uzun uzun emellere kapıldık,
    kapılanıp kaldık umutların kapısında.
    Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
    baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
    Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
    böğrümüzde kaldı ellerimiz.
    Hanım idik halayık olduk;
    bay idik köle edildik.
    Sen gitmiştin...
    Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
    Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
    dönüşlerinin ahengini kırdılar.
    Bölük bölük kadınlarımız,
    grup grup erlerimiz,
    demet demet çocuklarımız,
    kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
    Ve sen gitmiştin efendim...


     

    Sevgili!
    Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen

    Güzellikle aşkın kesiştiği prizmada.

    Güzelliğin  cihanı gösteren bir ayna

    Aşkın o aynanın cilası idi hani.

    Güzelliğin olmasa efendim

    Aşkı hiç bilmeyecekti cihan.

    Aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı

    Aşk pazarında mezat hep güzelliğine

    Güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim.

    Ve Sen gitmiştin.

     


    Sevgili!
    Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
    Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
    Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
    Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
    "Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
    Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi,

    Güvercinlerimiz uzaklara esir düştü,

    Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine

    Artık dşmanlarımız dostlar arasında

    Dostumuz düşman içinde

    Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda

    Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk..

    Sana muhtacız!...

    Sana en fazla muhtacız!..

    En fazla sana muhtacız..

    Uyandır bizi uykumuzan..

     

    Gel ey sevgili!
    Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
    Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
    Sana muhtacız...

    Sana en fazla muhtacız...

    bargoldvc5js04v85spfbargoldvc5js0

    sizin tavsiyeniz

    Eger;

    ilerde bir gun arkani donup KESKE demek istemiyorsan.

    3 Seyi dogru sec..

    87070955445fc3967f2aeasw0 87070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw0

      Esini dogru sec.

     Dogru es her zaman uzun zaman flort ettigin kisi degildir.

    Onemli olan kisa zamanda da olsa fikirlerinin uyustugu,

    Yasam tarzlarinin benzedigi,

    Espri anlayisinin yakin oldugu,

    Zor zamanlarin da hep yaninda olacagini bildigin,

    Dertlerini, sevinclerini paylasabilecegin,

    Fikirlerine, olaylara bakis acisina guvendigin,

    Senin fikirlerine saygi duyan, Konusmaktan sikilmayacagin,

    Hayata kustugun zaman seni kabugundan cikartip eglendirebilen,

    Gozlerine baktiginda ne soylemek istedigini anladigin,

    Ayni zamanda iyi bir arkadas,

    Fiziksel gorunusun disinda da seni sen oldugun icin sevebilecek ve bunu kaldirabilecek birini es olarak secmelisin!!!

    sepai2sepai2  sepai2 

    Dunya da boyle biri var mi? diye sorabilirsiniz simdi.

    Emin ol var!!

    Tabii ki sayilari fazla degil..

    Hatta hayatta insanin karsisina ya 1 ya da 2 kere cikar, belki de hic cikmaz... Onemli olan onu fark edebilmek.

    Eger bu satirlari okundugunda aklindan bu ozellikleri barindiran bir isim gecirmissen cok sanlisin.

    Ne olursa olsun onunla birlikte olmak icin elinden geleni yap.

    Cunku bir daha onun gibisini bulma sansin cok az emin ol.

    Butun aptal asiklar gibi ilk hareketi ondan beklersen cok gec kalirsin..

    Eger bu satirlar sana boyle birini cagristirmiyorsa..

    Onu fark edebilmek icin sadece etrafina bakman yeterli olacaktir.

    Cunku o da sana bakiyor olacak!!!

    87070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw0

    Isini dogru sec...

     Dogru is rahat is degildir.

    Cok kazandiran is de degildir.

    Kariyer de degildir.

    Klimali buro ortami da degildir..

    Dogru is olmaktan zevk aldigin yerdir.

    Sabahleyin kalktiginda gitmekte usenmedigin, bikmadigin yerdir. Tabii yaninda rahatlik,para,kariyer varsa ne ala...

    87070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw087070955445fc3967f2aeasw0 

     

    Arkadaslarini dogru sec.
     

    Cok sayida arkadasin olmasi "iyi arkadasin" oldugunun ispati degildir.

    Guzel gunlerdeki arkadasliklar gecicidir.

    Mutluluklarinin yaninda,

    Acilarini da paylasabilecegin,

    Fikirlerine ihtiyac duyabilecegin,

    Her zaman yaninda olmasini isteyecegin,

    Senin madden degil manen zengin eden,

    Bir tek arkadas sana cok seyler katacaktir.   


    barrrrb15ix
     
    Azrail, başına geldiği zaman


        kırılır ayakla kol, yavaş yavaş.

        Mevlam nasip etsin din ile iman

        akar gözlerinden sel, yavaş yavaş.
     
    y1p2qtAb6QcoCCQhWnyjs5a260cgZP0h1wLrjeyDmfO2yUfnjDIcP_UGJhy6eDzEQ_ukCpDRM_GiLQ
        Yüksek uçan gönül, yorulur bir gün

        ölçü terazisi, kurulur bir gün.

        Herkesin yaptığı, sorulur bir gün,

        döner mi, yâ Rabbi, dil yavaş yavaş.
     
    y1p2qtAb6QcoCDDWRWjJSkHAi16pI4PB4PUixdK0vaDgPfJfRNAO5i-OTBr97w738hLyW4GDF0t3Wo 


        Hep nefsine uydun, tevbe etmedin

        her bulduğun yedin, şükür etmedin.

        Nihayet, bu kara toprağa geldin

        çekilir dünyadan el, yavaş yavaş.
    sepai2 
     
       Kabrin üzerine dikerler taşı

        bir avuç toprağa koyarsın başı.

        Baba, oğlun görmez, kardaş kardaşı

        gider, geri dönmez yol, yavaş yavaş.
     
     
     
     
    1136wd1

        Kâfurlu, ılık suyu koyarlar

        o nazlı bedeni, tekmil soyarlar.

        Öldüğünü konu komşu duyarlar

        gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş.
     
     
     
    50wi9

     
    ALLAH Bana yeter,
    O ne güzel vekildir

    asıl olan

    690063ocly12extrxb0 Altın Top
    Zengin bir ailenin fakir bir komşusu varmış. Evlerindeki saadetin dalgalanmaları, zengin ailenin duvarlarını aşarak kulaklarına kadar ulaşırmış. Akşam olunca , fakir ailenin evindeki  gülme ve saadeti  duyunca zengin komşu gıpta edermiş. bir gün karısına demiş ki:
    - Biz bu kadar zengin olduğumuz halde neden neşemiz yok? Sen yarın fakir komşunun hanımından sor bakalım, saadetlerinin sebebi ne ise, biz de onlar gibi saadete nail olmaya çalışalım.
    Kadın sabah olunca fakir komşuyu ziyarete giderek, konuşma sırasında evlerindeki saadetin sebebinden sual açmış, fakir komşunun hanımı demiş ki:
    - Bizim küçük bir altın topumuz var. Akşam olunca ben efendime o da bana altın topu atarak oynar eğleniriz.
    Akşam olunca zenginin  karısı meseleyi kocasına nakletmiş. Adam ertesi gün bir kuyumcuya giderek altın bir top  sipariş  etmiş. Topu aldığı günün akşamı karısı ile karşı karşıya oturup, altın topu birbirlerine atmaya başlamışlarsa da, hayal ettikleri neşe bir türlü  doğmamış... Hatta madeni topun ağırlığı sebebeiyle canları yanmış; sert atışlar yüzünden topun isabet ettiği vücutları, yer yer morarmış. Sabah olur olmaz zenginin karısı, alelacele fakirin  ailesinden sual etti:
    - Biz senin dediğin altın topu yaptırdık, fakat neşelenemedik, dedi. Fakir komşu:
    - A komşum, o bildiğin gibi top değil. Sarı saçlı masum bakışlı bir yavrumuz var. biz ona "altın top" diyoruz. akşam olunca kah benim kucağıma, kah babasına koşar ve bizi eğlendirir. Onunla meşgul olurken yorgunluğumuzu unutur, neşeleniriz, cevabını verdi.
    Binaya konulan harç, nasıl tuğlaları birbirine kaynaştırır ise, evlat da karı ve kocayı birbirine bağlar.