“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
February 28 BEYAZ DİLEKÇE
Actım iki elimi,kor gibi iki yaprak
Bir edep ölceginde,umutlu ve utangac
İşte dünya önümde.benim ruhum Sana ac.
Bu seyriyen ellerle Senden Seni isterim
Senden Seni isterken canımdan cıkar tenim
Sana asık ruhumdu,mercegi yakan ısık
Gözlerim Cemalini görmedende kamasık
Bir miras yediyim ben iflasın eşiğinde
Hep sabırla cürüyor ihlas bileseğinde
Kimim kimlik ararken hem güler hem aglarım
Yükseklerden dökülen sular gibi cağlarım
Çok tuzlu bir denizim herhalim medvecezi
Sana aşık olalı yüregim kutla esri
Döşegim kara toprak,yorganım kara bulut
Ben seninle doluyken vurgun yapamaz konut.
Her insan günah işler Senden saklanır mı sır
Tevbe dillekçesiyle sırttan kalkar bu nasır
Kainatı yarattın,donattın,rızık verdin
Kimine sonsuz körlük,kimine ışık verdin.
Yanlış adım atmayın diye indi her kitap
Sana açılan eli geri çevirmezsin Rab.
Ulu bir silsileden peygamberler gönderdin
Gökyüzüne yıldızlar,yere çiçekler serdin.
Senden önce bir Sen yok,kainatta ilk Sensin
Bu kainat bir metaa,hepsine malik Sensin
Rabbim seni tanıyan bilir doluyu-boşu
Kapına geldi işte yorgun bir aşk sarhoşu.
Garibim,muzdaribim;ama ümitsiz değil
Seninle dost olanlar cihanda mutsuz değil
Kulunum kurbanunım Rabbim Senin mülkünde
Garip kulun ne söyler-Gülümse Dilekçeme-
Senin için verince verenin feyzi artar
Gönülden bir sadaka dağca bir ömrü tartar
Kainatta ne varsa hepsinin zikrinde Sen
Hamd ve şükür Sanadır,her şeyin Seninle eser
Senki Sana geleni çevirmezsin eli boş
Aşık boşa dememiş--lütfunda,kahrında hoş--
Bir beyaz dilekçedir sana her yalvarışım
İmanımla amelim hem perdem hem nakışım.
Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez
Sen Gafursun,Azizsin Senin keremin bitmez
Geldim işte kapına kul Senden ırak olmaz
Sana doymamışsa yürekte yürek olmaz.
Benden önce esirge Muhammed ümmetini
Esen gitsin her kervan en sona ula beni
Kainat bir mozaik,hepsine sahip Allah
Ey gizli ve aşikar her derde tabip ALLAH...
February 27 SEVDANIN CÖLLRİNDEYİM
Çöllerindeyim sevdanın, bir yudum su verenim yok. Bir ben kalmışım bu ıssız, bu kurak yollarda. Yapayalnızım, kimsesizim ve kaybolmuşum kendi içimde. El açıp yalvarsam duyulmaz sesim. Kaçsam buralardan yollarım bağlı. Ne yana dönsem tuzak bana bu sevda. Yağmurlara hasret çatlayan dudaklarım. Seni diliyorum tenimi yakan güneşten. Her defasında yoksun... Ellerim bomboş, ellerim ellerine hasret. Kaç gece can verir uykularım. Ölümü nasıl özlerim bilsen. Dağılmış yüreğim her bir köşeye. Hatıralar bir yanda, sen bir yanda. Bu çıkmazlarda tükenir gider ömrüm. Bir uzatsan elini, kurtarsan beni bu bitmeyen yalnızlığımdan, kuruyan dudaklarımı kavursan öpüşlerinle, yeşerse dallarım, sana tutunup kalsam... Hasretin her gece yakmasa beni, her şeye yeniden başlasam gözlerinden. Sen hiç gitmesen, hiç bırakmasan ellerimi... Düşlerim yetmiyor yar, anlasana! Beni unuttuğun bu sevda çöllerinden geri al. Yanına al beni... yüreğine al, ömrüne al, al ve bırakma. İstersen ellerinle öldür, bir kurşunla yok et varlığımı. Ben sana kıyamam, sen bana acıma... Yeter ki son bulsun yüreğimin bir yanı hayata, bir yanı ölüme direnen korkuları... Böyle tükeneceksem ne olur, hasretine bırakma sen öldür beni !... MADEMmadem gelmiyorsun......bırak yaralarımı ve beni yüreğimle.... KİMSESİZLER SOKAGI
Karşılaşmaları tamamen tesadüf eseri olmuştu, aslında Sevda O’nun burada olacağını bilseydi gelmezdi… Asla bu yoldan yürümezdi ve belki bir daha ömrü boyunca uzatacak olsa da işe gidiş saatini asla o kestirme yoldan gitmezdi ya kader mi denirdi buna bilmiyordu; ama girivermişti bir sabah kar yağarken İstanbul’da kimsesizler sokağına. Kim bilir belki de soğuktan bir an önce kurtulmak istiyordu çünkü üşümek onun en nefret ettiği şeydi dünyada. Aslında korkusu demek daha doğru olurdu sanırım. Üşümekten korkar mıydı insan evet korkardı. Donma düşüncesi bir an önce gideceği yere varma düşüncesini perçinliyor, bu nedenle kestirme olduğunu düşündüğü tüm yollara giriyordu. February 26 "SEN NASIL MÜSLÜMANSIN""SEN NASIL MÜSLÜMANSIN"
Bir gence buyurdu ki: "Oğlum,senin maksadın,Sâdece yemek içmek,olmasın aman sakın! Buna düşkün olanın,kıymeti çünkü evlat,Çıkardıkları ile ölçülür,aman dikkat! Sabredebiliyorsan,bir belâ geldiğinde,Hakîkat payı olur,senin bu dediğinde.Eğer isyân edersen, musîbet geldiği an,O zaman bilmiş ol ki,yalandır o iddiân.Bir gün Resûlullah'a, bir müslüman gelerek,Dedi: "Yâ Resûlallah,seviyorum seni pek."Resûl, ona cevâben, buyurdu ki: "Ey kimse,Peki,fakirlik için,hazırlan öyle ise!" Birisi de gelerek arz etti ki: "Efendim,Allahü teâlâya, pekçoktur muhabbetim." Resûlullah ona da,buyurdu ki: "Ey insan,Öyleyse belâ ile,musîbete hazırlan!" Gavs-ı a'zam,bir gün de,buyurdu ki: "Aman hâ,Gafletle yaşayıp da, isyân etme Allah'a. "Lâ ilâhe illallah",söylemek kâfi değil.,Bunun icâbını da,yapmalısın bil-fiil.Öyleyse ilk evvelâ,güzel öğren dînini,Sonra da buna göre,yap bütün amelini.Sırf amel yapmakla da, bitmiyor yine işin,Zîrâ yapmak gerekir,her işi Allah için.Buna "İhlâs" denir ki,mühimdir bu da gâyet,İhlâssız amellerin,faydası olmaz elbet.Kalp gözlerin açılsın, istiyorsan sen eğer,Bir mânevî tabip bul, ona teslim ol,yeter.Başını,o tabibin, koyuver eşiğine, O Allah adamının,bir şefkatli nazarı,Süpürür kalbindeki,bütün kir ve pasları.Ve onun bir kelâmı, şifâdır kalp derdine,O her ne emrederse,hemen getir yerine.Kalp derdiyle ilgili, olan ihtiyâcını,Ona arz et,o bilir,bu derdin ilâcını.Her hangi musîbetle,karşılaşırsan şâyet, Henüz ecel gelmeden, kendine gel ki artık,Zîrâ öldükten sonra fayda vermez pişmanlık." Evliyalar Ansiklopedisi Selam Sevgi ve Dua Ile DERVİŞ OLDUGUN İCİNDerviş Olduğun İçin
İSMİ AZAM DUASI
BAZI AMEL VE SÖZLERİN FAZİLETİHUSUSİ SALAVATLARIN FAZİLETİ 4603 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler." Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214). 4604 - Yine Ebu Hureyre anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sabah namazını (cemaatle) kılan, Allah'ın garantisi altındadır. Sakın Allah, (ona verdiği garantisi sebebiyle) size bir ceza vermesin!" Rezin şunu ilave etti: "Kim bu garantiyi talep ederse onu elde eder ve bir daha da kaçırmaz." Tirmizi, Fiten 6, (2165). 4605 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Gece ve gündüzde birkısım melekler nöbetleşe aranızda bulunurlar. Bunlar sabah namazı ile ikindi namazında toplanırlar. Sonra sizi geceleyin takip eden melekler (hesabınızı vermek üzere huzu-u ilahiye) yükselir. Sizi çok iyi bilen Allah, bu meleklere sorar: "Kullarımı nasıl bıraktınız?" "Biz onları namaz kılıyorlarken bıraktık, biz onlara namaz kılarlarken vardık!" derler." Buhari, Mevakitu's-Salat 16, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhid 23, 33; Müslim, Mesacid 210, (632); Muvatta, Kâsru's-Salat 82, (1, 170); Nesai, Salat 21, (1, 240, 241). February 25 EFENDİM...
Sen Ahmed ü Mahmud ü Muhammedsin efendim Hak’dan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim. (Şeyh Galip) Vahiy meleği Cebrail aleyhisselam, anlatıyor: -Hazret-i Allah, beni yarattı. Onsekizbin yıl arz altında kaldım… -Ey Cebrail seni kim yarattı? Konuşmadan sonra bir onsekizbin yıl daha geçti… Yüce Allah yine sordu: -Seni kim yarattı? -Ya Rabbi, beni yaratan; öldürmeye ve diriltmeye kudreti olan sensin. Bense kuvveti hiç bir şeye yetmez biçarayim. Üçüncü onsekizbin yıl da geçti… -Ey Cebrail, ben kimim, sen kimsin?… -Allahım sen her şeyin yaratıcası ve sahibi; bense bir kulcağızım. Bu cevabımın peşinden bir merakımı dile getirdim: -Ya Rabbi benden üstün bir varlık halkettin mi? -Karşına bak, buyurdu… Yüce emre uyarak gösterilen yere baktığımda bir nur gördüm. Ama nasıl bir nur? Güzelliğine hayran kaldım. Dört tarafında da dört ayrı nur? -Allahım, gözlerimi alan bu harika aydınlık da ne? -Seni, ne kadar melek varsa hepsini ve bütün her şeyi aşkına yarattığım nur!… O, en aziz kulum ve Peygamberimdir. O, canlı cansız her şeyin en üstünü ve en hayırlısı olan Muhammed Mustafa’dır “sallallahü aleyhhi ve sellem” Sordum: -Ya çevresindeki nurlar? -Sağındaki Ebu Bekir Sıddik, solundaki Ömer ibni Hattab, önündeki Osman bin Affan, ardındaki Ali İbni Ebi Talib’dir. “Radıyallahü teala aleyhim”. -Ya Rabbi; bu beş kişinin diğer insanlardan üstün bir tarafı olmalı! -Bu beşi kendime dost seçtim. Onları seven beni sevmiş, düşmanlık eden bana düşman olmuş olur. Bunları sevenleri cennete, sevmeyenleri cehenneme koyacağım. Hak yarattı alemi, aşkına Muhammed’in Ay ü günü yarattı, şevkine Muhammed’in İlk insan Adem Peygamber, arş üzerinde “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazısını görünce ismin sahibinin erişilmezliğini anladı. Ancak O’nun ismi sadece göklerin en yükseğini mahyalandırmamıştı. Kelime-i tevhid cennette her sarayda, her yaprakta, her çiçekte, her bucakta okunuyordu. Adem aleyhisselam, bu hali oğlu Şit Peygambere anlatıyor: -Cennette O’nun ismi ile güzelleşmemiş bir tek köşe bile görmedim. Her yan ve her yön o şerefli ismin pırıltılarını aksettiriyor. -Peki, babacığım hanginiz daha kıymetlisiniz? Şit aleyhisselamın sualine Adem Peygamber cevap vermek istememiş olacak ki sükutu tercih etti. Ne var ki aynı sual üçüncü kere tekrarlanınca ezeli hakikat daha o günden açıklandı. Alemlerin Rabbi buyurdu: -Ya Adem! Her şeyi senin için yarattım, seni ise o seçilmiş için!!! Cenneti o’nunla ve o’nun ümmetiyle dolduracağım. Kendisine arap dili ile Kur’an-ı kerim indireceğim. Bu kitabın emir ve hükümleri, hiç değişmeyerek dünyanın sonnuna kadar devam edecektir. Bu peygamber, benim en sevgili kulumdur. İyiliği her insana ulaşacaktır. O’na uyanlar seçkin kullarımdan olur. Büyük şefaat sahibidir. İsmi yer yüzünde “Muhammed” göklerde “Ahmed”dir. O’nu dünyanın sonuna yakın göndereceğim. Hiç bir Peygamber O’ndan üstün olmadığı gibi, hiç bir ümmet de O’nun ümmetinin sayısına varamayacaktır. Ümmeti abdestli gezer. Öyle ki bunların yerdeki nurları yıldızların gökteki aydınlığı gibidir. Ol dedi oldu alem, yazıldı levh ü kalem, Okundu hatm-i kelam, şannına Muhammed’in Adem babamız, cennetten çıkarılınca, üç yüz sene göz yaşı döktü. Çok üzgün ve çok pişmandı. Gaibden gelen bir sesin de hatırlatması ile el açıp-cennette iken Cebrail aleyhisselamdan öğrendiği bazı isimleri araya koyarak-dua etti: -Ya Adem, kıyamete kadar gelecek evladının günahlarının bağışlanmasını isteseydin bu isimlerin sahiplerinin sevgisi için yine kabul ederdin… Hep erenler geldiler, dergaha yüz sürdüler Zikr-ü tevhid ettiler, nuruna Muhammed’in O, müthiş tufandan önce Nuh aleyhisselama bir gemi yapması buyurulunca yüzyirmi dörtbin dört tane tahta hazırladı. Ve Cebrail’in tenbihi ile her tahtaya bir Peygamberin mübarek adını yazdı. Ancak ertesi gün tahtalardan isimler silinmişti. Olaya çok üzüldü. İsimleri tekrar yazdı. Devrisi sabah yazılar yine silindi. Bir daha yazdı ama bir sonraki gün tahtalar bomboştu… çok müteessir oldu… bir tuhaflık vardı bu işte. Sır, gelen vahiyle çözüldü. -Tahtaların ilkine benim, sonuncusuna da habibim Muhammed Mustafa aleyhisselamın adını yaz ki şeytan öbür isimleri silmesin. Nuh Peygamber, emredildiği gibi yaparak çalışıp gemisini tamamladı. Fakat dört tahta artmıştı. Bunu Cebrail aleyhisselamla konuştu: -Ya Cebrail, fazla gelen dört tahtayı ne yapayım? Vahiy meleği suali Hak teala’ya sundu. İnsanlığın ikinci babası Nuh Peygambere haber geldi. -Ey büyü peygamber! O dört tahtaya son peygamberimin dört halifesinin isimlerini yaz; gemi o zaman tamam olacaktır. Zira o dört insan, İsla dininin dört sütunu gibidir. İslamiyet onlarla ayakta kalır ve onlar sayesinde dünyanın her tarafına yayılır. Vahye uyularak denilenin yapılması ile gemi tamamlandı ve ondan sonra yüzebildi. Nuh Peygaber, Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali’nin isimlerini artan tahtalara yazarak bunları gemisine çakmadıkça görünüşteki kusursuzluğa rağmen geminin yüzmesi ve felaketten kurtulması mümkün olmamıştı. Ya mü’minler… mü’minlerin de o dört büyük zatın ismini kalplerine yazmadıkça dıştan ne kadar olgun ve noksansız görünürlerse görünsünler büyük imtihanda kurtulmaları mümkün olabilir mi? Sadece iki cihan güneşi eşsiz ve emsalsiz Peygamberimizi değil, O’nun dostlarını da sevmek gerekiyor… Bu şart yerine gelmeden, O’nun sevdiklerinin aşkı kalbe yerleşmeden cezadan kurtulmak ne mümkün?… Veysel Karani kazandı, ahir yine özendi Sekiz uçmak bezendi, aşkına Muhammed’in İbrahim aleyhisselam, bir gün rüyasında Cenneti gördü. Uzunluğu yer ile gök arasındaki mesafeden fazlaydı. Meleklere: -Buralar kime mehsustur? diye sordu. -Evlatlarından Muhammed Mustafa ve o’nun ümmeti içindir, diye cevap verdiler. İbrahim Peygamber, dikkatle bakınca ağaçlarda”La ilahe illallah” budaklarında “Muhammedün Resulullah”, meyvelerinde “Sübhanellah”, “Velhamdülillah” cümlelerinin yazılı olduğunu gördü… Uyandığında rüyasını milletine nakletti. -Ümmeti Muhammed kimdir, diye sordular. İbrahim aleplisselam, düşünceye daldı. O anda Cebrail aleyhisselam peyda oldu ve: -Ne düşünüyorsun ey Allah’ın dostu, dedi. -Bir rüya gördüm… girdüklerimi ümmetime anlattım, Muhammed ümmetini öğremek istediler. Benimse bu hususta bilgim yok. Onun için düşünüyorum. Cebrail aleyhisselam: -Ben de fazla bir şey bilmiyorum, diyerek Cenab-ı Hakka arz etti: Yüce Allah şöyle buyurdu: -Muhammed, benim ahir zaman Peygamberimdir. Makbul kullarıma Peygamber olarak gönderecğim. O peygamberi bütün yaratılmışların arasından seçtim. Kendisini ve ümmetini yerden ve gökten yüzyirmi dört bin yıl evvel yarattım. Kıyamet günü O’nun yolundakilerin yüzü bütün insanların yüzünden daha ak, aydınlık ve abdest suyu değen vücut parçaları pırıl pırıl olacaktır. Feriştehler geldiler, saf saf olup durdular Beş vakit namaz kıldılar, aşkına Muhammed’in Tevrat, Musa aleyhisselama inince büyük Peygamber çok sevindi ve şükrünü dile getirdi. Cenab-ı Hak: -İnsanların kalbine baktım. En mütevazi olarak seni gördüm. Bu sebeple seni Peygamber yaptım ve benimle konuşma devletine erdirdim, dedi ve ilave etti: -Ölünceye kadar tevhid üzere ol. Sevgili Muhammed Mustafa’nın Resulüm olduğunu tasdik et ve kalbine O’nun muhabbetini yerleştir! -Ya Rabbi, Muhammed kimdir; O’nu tanımıyorum? -O öyle bir kimsedir ki yerleri ve gökleri yaratmadan binlerce sene evvel güzel ismini arşın üzerine yazdım. Ya Musa, sana çok yakın olmamı ister misin? Öyle bir yakınlık ki bedenine ruhdan ve gözünün siyahına beyazından daha yıkn olayım!.. -Allahım bundan gayrı ne arzum olabilir?… -Öyleyse Habibime çok selavat oku. Hak teala devam etti: -Ölen bir kimse Muhammed aleyhisselamı inkar etmişse, o bedbahtı sürüterek cehenneme attırırım. Beni görmesini nasip etmem ve hiç bir melek ve peygamberin şefaat etmesine de için vermem!… Bunu yolundakilere bildir. -Ya Rabbi O’nun hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak isterim. -Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı; yeri-göğü, cenneti-cehennemi ayı, güneşi, geceyi-gündüzü, melekleri, Peygamberleri ve hiç bir şeyi yaratmazdım. O’nun Peygamberliğini kabul etmezsen İbrahim halilulllah bile olsan sana eziyet ederim!… -Onun Peygamberliğini ve yüksekliğini kabul ettim Ya Rabbi!… Havada uçan kuşlar, yeşerüp dağ ü taşlar, Yemiş verir ağaçlar, aşkına Muhammed’in Davut aleyhisselam, bir gün Zebur okurken kitaptan bir nur yükseldiğini; bu nurun odayı doldurduğunu ve kalbinin rahatladığını gördü… Ve bu hal, her Zebur okuyuşunda tekrar etti. Nurun mahiyetinni Allahü tealaya sordu: -Ya Rabbi bu nur neyin nesidir? -O, habibim Muhammed Mustafa’nın nurudur. Cümle alemi onun hatırına yarattım. Bu tüyler ürperten ilahi cevap üzerine Davut Peygamber, yüksek sesle “Lailahe illallah Muhammedün Resulullah” dedi. Bütün yırtıcı hayvanlar, kuşlar, böcekler ve yılanlar, çevresine toplandılar ve: -Öyledir ya Davut! diyerek onu doğruladılar. Bu olaydan sonra Davut Peygamber, Zubur okumaya başlarken kelime-i tevhid söyle oldu. İmansızlar geldiler, andan iman aldılar Beş vakt namaz kıldılar, aşkına Muhammed’in O’nu övmeye kalkan erir ve tükenir. O’nu hiç bir lisan medhetmeye kafi gelmez. O’ kelimeler üstü ve kelimeler ötesi ve gönüller dolusu sevgiye layıktır. Yunus kim ede medhi, över Kur’an ayeti Ah! vergil salevatı, aşkına Muhammed’in Biz de… kendim, eşim, dostum, tanışım, arkadaşım, binler, onbinler, milyonlar, milyarlar, O’nu o en sevgili ve en üstün’ün Peygambeliğini kabul ettik ya Rabbi… Bundan üstün devlet bilmiyoruz ya Rabbi!.. ÜMİTSİZ ASKÜMİTSİZ AŞKLAR İÇİN Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım Ayrılıklar için, sonsuz kederler için Ne zaman ta derinden sevsem birini Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin En güçlü zehir olmalı aşk dediğin Alkol gibi damarlarıma yürümeli Sarmalı her yanımı gece olunca İçimde bir çıbancasına büyümeli İnsan sevince her gün bir kez ölmeli Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun Yollara düşmeli, perişan deli divane Erimeli potasında o garip var ölüşün Artık uzakbir anıdır huzur ve sükun O büyük yangın başlamışsa yürekte Bir gün gelir de bu çaresizliğin Aranır bütün tesellisi ölmekte O yerde sevilmek de yalan sevmekte Nereye baksan dizboyu karanlık Boşuna bir ışık arama göklerde Her şeyinle aşkın içindesin artık Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel Aşk dediğin karşılıksız olmalı CATMACatma kaslarını celalden yana
Sineme kan damlar bahri bulunmaz
Yüzüme gül artık cemalden yana
Boz bulanık akan sular durulmaz
Bag bostan bozuldu yüzyıldan beri
Arifler sırtından attı semeri
Baglayan yoktur zernişan kemeri
Hedef belli degil nişan durulmaz
Ulusum bir candır ay yıldız gibi
Gerilmiş kaslar keman yay gibi
Ezeli ayrılan hisse pay gibi
Nasibimdir Azraile ayrılmaz
Set cekmis etrafa setr-i İskender
Haber verdi bize Aziz Peygamber
Ali`ye ne güzel yakısır Haydar
Bu meydanda kesilen bas sorulmaz
BAKINYere göğe sıgmaz,sıgar gönüle
Askı sevda ile kurana bakın.
Uzak bilme sakın RAHMAN kul ile
Bedende ruh diye durana bakın
Bir yol tutmusum ki;ALLAà gider
Muhabbet gülünden goncalar biter
Gel ey insan bundan kalma bi haber
Yasindeki kamil insana bakın.
Deme sakın kimse girmez araya
Gel yüzünü cevir asıl sılaya
Hakkın hikmetiyle girip saraya
Musa`da görünen Haruna bakın`
Aç gözünü seyret alemi şimdi
Ezeli asıklar elifti,mimdi
Ya bu sevda yükünü cekenler kimdi
Ol Fatih Sultan`da imana bakın.
Kimi Ebubekir kimi Ali`si
Kimi akl-ı selim kimi delisi
Koşun demir aldı Tevhid Gemisi
Cudi dagındaki limana bakın
Abdullahìm servet buldum,san buldum
Yare canım verip onda can buldum
Ruhun üfledi hak ona ten buldum
Nazlı yardan haber alana bakın...
February 19 ASK DUASI
İŞTE O AN....FARZET Kİ ÖLDÜN İstersen gel bir beş dakika ölümü düşünelim… Ama senin ölümünü.nasıl mı? Şöyle: Düşün ki hiç hesapta olmayan, hep ertelediğin, ölüm; sana genç yaşta geldi… Eve haber saldılar; çocuğunuz hakkın rahmetine kavuştu… Aldılar seni sana özel tek kişilik odaya ağırladılar… Morgdasın… Buz gibi bir mekân… Birazdan sevdiklerin başına üşüşüp ağlayacaklar… Beyaz kefenin başucu en yakının tarafından açılıyor… Seni gören fenalık geçiriyor… Sana can veremiyorlar… Sen morgda bir kişilik yeri işgal ederken boyuna göre küçük yatağın (kabrin) çoktan hazırlanmış… O geceyi tüyleri diken diken eden yerde geçirirken sıcacık yatağın korku salacak evdekilere… Rahmetlinin yatağıydı diyecekler… O odan korku salacak…Ölümün birçok kişiye kısa zamanda unutacakları önemli dersler verir… Ölümünle kimi dul kalacak, kimi yetim… Kimine evlat acısı tattıracaksın, kimine adını koyamadığımız acılar… Sen hala o soğuk yerdeyken cenazenin kılınacağı camii ve kılınacak namaz vakti belirlenmiş ve kısa bir zaman diliminde yakın çevrene bildirilmiştir… Cepten arayanlara şu ses ne güzel mesaj verirdi: "Aradığınız kişiye ulaşılamıyor… Lütfen tekrar denemeyiniz. Ona artık ulaşamazsınız… O artık dünyalı değil… Lütfen numarasını silin…'' Numaran anında silinir… Telefonlardaki numaran ölüm kokar… Sen morgdayken ölüm ve ölümün konuşulacak evlerde… Ne kabare programları güldürür ne de savaş görüntüleri üzer… Gündemde sen varsın… Ölümün var… Şu konuşmalar çok işitildi: _ Acaba sıra kimde? _ Senden sonra acaba kimin adı okunacak? _ Daha dün görüşmüştüm! _ Hala inanamıyorum! _ Demek ki ölümün yaşı yok! _ Bir gün biz de öleceğiz… Ve sabah olur… Dünyada bir gün bile kalmana razı olmazlar… İlk kez varlığın sıkıntı verir… Sen hala oracıktayken ğasilhane kapısına adın yazılır… Orası ne hamamdır ne de evindeki banyo… Ömürde bir defa yıkanılan bir yerdir orası… Buz tutmuş bedenin sıcak sular altında çözülürken tenine dokunanlara unutamayacakları bir ürperti verirsin… Ve ölümünden sonra ikinci durağın olan tahtadan yapılmış bir binek kapı önünde seni bekliyor… Ömürde bir defa binilen tek binektir o… Ve iki üç kişinin yardımıyla cansız bedenin tabuta koyulurken kılını dahi kıpır tadamayacaksın… Yine ömründe ilk ve son kez bineceğin bir araba sana özel kiralanmış… Ve yola koyuluyorsun… Canlılar arasında kıvrıla kıvrıla ölüm dansı yaparak en azından Cuma kıldığın camiye geliyorsun… Daha doğusu getiriyorlar… O kalabalıkta tek ölü sensin… Ve sana ölü muamelesi yapacaklar… Çünkü sen ölmüşsün… Musalla taşı… Taşların en ürperteni! Taşların en acımasızı! Taşların en soğuğu! Senin için toplanan kalabalık, öne geçmen için yol açıyor… Ve o taş kim bilir kaçıncı konuğunu ağırlıyor! Ne ölüler geçti o tezgâhtan! Senin oradaki varlığın bir sünnet namazına vesile… Kılınan namazdan sonra; Rahmetliyi nasıl bilirdiniz? Sorusuna seni tanıyan da tanımayanda iyi bilirdik derler. İşlediğin günahları gözlerinin önüne getirdiğinde iyi ki bilmiyorlar dersin… Ürperttiysem bana kızma! Bu, senin, dünya hayatına yeni bir bakış açısı yakalaman içindi… Çünkü ölümü düşünmek az hata yapmanı sağlar… February 10 İSYANLI SÜKUT...Gitmişti makama arzuhal için Beyy dedi yutkundu eğdi başını Bir azar yedi ki oldu o biçim Şeyy dedi yutkundu eğdi başını Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı Gözler çakmak çakmak benzi sapsarı Bir konağa baktı alttan yukarı Vayy dedi yutkundu eğdi başını Çekti ayakları kahveye vardı Açtı tabakasını sigara sardı, daldı... Neden sonra garsonu gördü Çayy dedi yutkundu eğdi başını İçmedi masada unuttu çayı Kalktı ki garsona vere parayı Uzattı çakmağı ve sigarayı Sayy dedi, yutkundu eğdi başını Döndü gözlerinde bulgur bulgur yaş Sandım can evine döktüler ataş Sordum memleketin nere gardaş Köyy dedi yutkundu eğdi başını Yürüdü kör topal çıktı şehirden Ağzına küfürler doldu zehirden Salladı dilini vazgeçti birden Oyy dedi yutkundu eğdi başını PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V ) YAPTIGI GÜNLÜK DUALARPeygamber Efendimizin Yaptığı Günlük Dualar
Sabahleyin Uykudan Kalkınca Okunacak Dua
Her Sabah Okunacak Dua
Her Akşam Okunacak Dua
Şirkten Korunmak İçin (Sabah-Akşam) Okunacak Dua
Yemekten Sonra Okunacak Dua
Elbise Giyerken Okunacak Dua
Camiye Girerken Okunacak Dua (sağ ayakla girilir)
Camiden Çıkarken Okunacak Dua (sol ayakla çıkılır)
Helaya Girerken Okunacak Dua (sol ayakla girilir)
Heladan Çıkarken Okunacak Dua (sağ ayakla çıkılır)
Bir Meclisten (sohbet veya bir toplantıdan) Kalkarken Okunacak Dua
Su İçtikten Sonra Okunacak Dua
Aynaya Bakarken Okunacak Dua
Aksırma Esnasında
Vasıtaya Binerken Okunacak Dua
Eve Girerken Okunacak Dua
Evden Çıkarken Okunacak Dua
Gece Uykudan Önce Okunacak Dua
A M İ N
ÖYLE İŞTEDUASI O yüceler yücesine isyan ettim. Günahlar içine düştüm. Biliyorum yapmamam gerekirdi. O gerçek bir sahiptir. O terbiye edendir. O çok merhametli olandır. O bağışlayandır. Allah her şeye gücü yetendir ve kul muhtaç oldukça çokça verendir. Ey Mennan olan Rabbim! İstemeden de veren sensin, kul sıkışmasa da veren sensin. Ey beni yaratan! Bak senin için gözlerim yaşarıyor. Senin için ağlıyorum. Sen de tevbemi kabul et. Hatalarımı bağışla. Ya Rabbi… isyanımla, nefsime mağlup oldum. Bilemiyorum ki bunun sonunda kurtulacak mıyım? Yoksa helak mı olacağım? Evet evet günahlarım günden güne artıyor. Diğer yandan ömrüm günden güne azalıyor… farkındayım. Sana yöneldim. Allah'ım! İşte şimdi ölüm yatağında insanların önünde uzanmışım. Bu zayıf kuluna merhamet et, Ey Merhamet edicilerin Sahibi! TEVBE DUASISEYYİDUL İSTİĞFAR DUASI Allahım! Sen Rabbımsın. Senden başka ilah yoktur. Sen beni yarattın. Ben senin kulunum. Sana verdiğim söz üzereyim. Gücüm yettiğince emrindeyim. Yaptığım kötü şeylerden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetini anarım. Günahımı itiraf edip sana sığınırım. Şunu bilirim! Senden başka günahları bağışlayan yoktur.
dualarSIKINTI SIRASINDA OKUNACAK DUA Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sıkıntı ve meşakkat olduğunda şu zikri yapardı: "Halim, Kerim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Ben azametli Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih(noksanlıklardan tenzih) ederim. Ben yedi göğü Rabbı ve güzel Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih ederim." DUYGUSAŞ ANÜMİTSİZ AŞK Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım Ayrılıklar için, sonsuz kederler için Ne zaman ta derinden sevsem birini Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin En güçlü zehir olmalı aşk dediğin Alkol gibi damarlarıma yürümeli Sarmalı her yanımı gece olunca İçimde bir çıbancasına büyümeli İnsan sevince her gün bir kez ölmeli Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun Yollara düşmeli, perişan deli divane Erimeli potasında o garip var ölüşün Artık uzakbir anıdır huzur ve sükun O büyük yangın başlamışsa yürekte Bir gün gelir de bu çaresizliğin Aranır bütün tesellisi ölmekte O yerde sevilmek de yalan sevmekte Nereye baksan dizboyu karanlık Boşuna bir ışık arama göklerde Her şeyinle aşkın içindesin artık Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel Aşk dediğin karşılıksız olmalı |
|
|