“´¯¥¯`” (gönül...'s profileSALAT VE SELAM BASTA EFE...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    February 28

    BEYAZ DİLEKÇE

    ramazandua15jc15nt
    Rahman ve Rahim olan adına sıgınarak
    Actım iki elimi,kor gibi iki yaprak
    Bir edep ölceginde,umutlu ve utangac
    İşte dünya önümde.benim ruhum Sana ac.
     
    Bu seyriyen ellerle Senden Seni isterim
    Senden Seni isterken canımdan cıkar tenim
    Sana asık ruhumdu,mercegi yakan ısık
    Gözlerim Cemalini görmedende kamasık
     
    Bir miras yediyim ben iflasın eşiğinde
    Hep sabırla cürüyor ihlas bileseğinde
    Kimim kimlik ararken hem güler hem aglarım
    Yükseklerden dökülen sular gibi cağlarım
     
    Çok tuzlu bir denizim herhalim medvecezi
    Sana aşık olalı yüregim kutla esri
    Döşegim kara toprak,yorganım kara bulut
    Ben seninle doluyken vurgun yapamaz konut.
     
    Her insan günah işler Senden saklanır mı sır
    Tevbe dillekçesiyle sırttan kalkar bu nasır
    Kainatı yarattın,donattın,rızık verdin
    Kimine sonsuz körlük,kimine ışık verdin.
     
    Yanlış adım atmayın diye indi her kitap
    Sana açılan eli geri çevirmezsin Rab.
    Ulu bir silsileden peygamberler gönderdin
    Gökyüzüne yıldızlar,yere çiçekler serdin.
     
    Senden önce bir Sen yok,kainatta ilk Sensin
    Bu kainat bir metaa,hepsine malik Sensin
    Rabbim seni tanıyan bilir doluyu-boşu
    Kapına geldi işte yorgun bir aşk sarhoşu.
     
    Garibim,muzdaribim;ama ümitsiz değil
    Seninle dost olanlar cihanda mutsuz değil
    Kulunum kurbanunım Rabbim Senin mülkünde
    Garip kulun ne söyler-Gülümse Dilekçeme-
     
    Senin için verince verenin feyzi artar
    Gönülden bir sadaka dağca bir ömrü tartar
    Kainatta ne varsa hepsinin zikrinde Sen
    Hamd ve şükür Sanadır,her şeyin Seninle eser
     
    Senki Sana geleni çevirmezsin eli boş
    Aşık boşa dememiş--lütfunda,kahrında hoş--
    Bir beyaz dilekçedir sana her yalvarışım
    İmanımla amelim hem perdem hem nakışım.
     
    Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez
    Sen Gafursun,Azizsin Senin keremin bitmez
    Geldim işte kapına kul Senden ırak olmaz
    Sana doymamışsa yürekte yürek olmaz.
     
    Benden önce esirge Muhammed ümmetini
    Esen gitsin her kervan en sona ula beni
    Kainat bir mozaik,hepsine sahip Allah
    Ey gizli ve aşikar her derde tabip ALLAH...
     
    February 27

    SEVDANIN CÖLLRİNDEYİM



    y1pXPrKlFtW7Cq2dfc6-tZIW-DxC-Nh0vEBdLu-J9Dm7S8uHxODfp61e5yT3ihH131h2CMia3mpyWMmWpVr6SXYBbL1LaoDlhg2

    Çöllerindeyim sevdanın, bir yudum su verenim yok. Bir ben kalmışım bu ıssız, bu kurak yollarda. Yapayalnızım, kimsesizim ve kaybolmuşum kendi içimde. El açıp yalvarsam duyulmaz sesim. Kaçsam buralardan yollarım bağlı. Ne yana dönsem tuzak bana bu sevda. Yağmurlara hasret çatlayan dudaklarım. Seni diliyorum tenimi yakan güneşten. Her defasında yoksun... Ellerim bomboş, ellerim ellerine hasret. Kaç gece can verir uykularım. Ölümü nasıl özlerim bilsen. Dağılmış yüreğim her bir köşeye. Hatıralar bir yanda, sen bir yanda. Bu çıkmazlarda tükenir gider ömrüm. Bir uzatsan elini, kurtarsan beni bu bitmeyen yalnızlığımdan, kuruyan dudaklarımı kavursan öpüşlerinle, yeşerse dallarım, sana tutunup kalsam... Hasretin her gece yakmasa beni, her şeye yeniden başlasam gözlerinden. Sen hiç gitmesen, hiç bırakmasan ellerimi... Düşlerim yetmiyor yar, anlasana! Beni unuttuğun bu sevda çöllerinden geri al. Yanına al beni... yüreğine al, ömrüne al, al ve bırakma. İstersen ellerinle öldür, bir kurşunla yok et varlığımı. Ben sana kıyamam, sen bana acıma... Yeter ki son bulsun yüreğimin bir yanı hayata, bir yanı ölüme direnen korkuları... Böyle tükeneceksem ne olur, hasretine bırakma sen öldür beni !...

    _________________

    MADEM

    madem gelmiyorsun......bırak yaralarımı ve beni yüreğimle....


    bugün anladım sevgilim...
    aşkım bana ağlıyor bir köşede sessizce......
    gözyaşları döküyor yaşanmamış sevdamıza.....
    nasıldı bir görsen......



    bu yüzden anlayamazsın sevdiğim.....
    dokunmak istedim yüreğime....
    istemedi....benden çok uzaklara gitti....


    uzaklarda bana ağlayan aşkıma dokunmak istedim......
    dokunamadım!......
    istemedi ellerimi bir kenara itti.....
    korktum!.....


    dokunsam daha fazla kanayacak sanki....
    bende sevdamla ağladım bu kahrolası çaresizliğime....
    susturamıyorum gözyaşlarımı....
    sessiz sessiz ölüyor sanki gözlerim de......
    ellerimde çare yok sevgilim!....

    eğer dokunursam!... yokuluğunu görürse ya ellerimde....
    çare senin ellerindeyken.......
    ne sen dokunuyorsun...
    nede ben dokunabiliyorum.....
    sessizce ağlıyor bir köşede.....
    ben seni gözlerinden bile kıskanırken.....
    sen başka eller de.....
    ağlasan ne fayda.....



    sen vermişken sevdanı bir başka ele....
    sus konuşma sevdiğim!....
    hiçbir kelime bugün anlatamaz yokluğunu yüreğime.....
    hiçbir sözcük avutamaz yüreğimi....
    madem gelmiyorsun......
    bırak yaralarımı ve beni yüreğimle....
    bırak beni aşkım ve çaresizliğimle....
    belliki benim daha uzun yolum var dertler de.....
    ben alışmışken sensizliğime...
    varlığın ne anlam getirir bilmem sevgime.....
    sen uzak ve mutlu ol sevgilim!.....


    dilekler kurdum yollarına.....
    güzel olan ne varsa al git benden...
    unutma gözlerini de......
    isteklerim ne fayda getirir bilmem.....
    sen mutluyken başkalarıyla.....
    hayallerim bugün seni terkederken......
    gitme kal desem.....sus diyebilir misin ağlayan sevgime......
    ben söz geçiremiyorum artık gözlerime...
    gel de sen söz geçir gözpınarlarımdan damlayan aşkına...
    çaresizliğin tam ortasında ağlayan aşkıma......
    sen gelsen diner mi ızdırabı sor bir kez yüreğime...
    böyle bir köşede yetim bıraktığın sevdamı......
    geri versen bana....


    eskisi gibi güler mi söyle bana!.....
    izler bıraktığın biçare yüreğimde.....
    silemediğim gözlerin var gözlerimde....
    ne dokunabiliyorum.....
    ne sus diyebiliyorum yokluğunda kanayan gözlerime.....
    bırak beni sevgim ve sensizliğimle....

    y1pdovMqv-N6Nz_tgeWzfzSOctiy7CxTFVUKRGLG8L5jisz3u8ujviZzpKPpKIvv8gV59I6_WLxpX8 

    KİMSESİZLER SOKAGI

     

    y1psHQbYQBi5Q4O4cc-J0iN1YKMMtTM7ZOPnGLEWK45cA9NO6z9-F4Rsk4Mhb63IA8MpO0Vg1k3sa4

    Karşılaşmaları tamamen tesadüf eseri olmuştu, aslında Sevda O’nun burada olacağını bilseydi gelmezdi… Asla bu yoldan yürümezdi ve belki bir daha ömrü boyunca uzatacak olsa da işe gidiş saatini asla o kestirme yoldan gitmezdi ya kader mi denirdi buna bilmiyordu; ama girivermişti bir sabah kar yağarken İstanbul’da kimsesizler sokağına. Kim bilir belki de soğuktan bir an önce kurtulmak istiyordu çünkü üşümek onun en nefret ettiği şeydi dünyada. Aslında korkusu demek daha doğru olurdu sanırım. Üşümekten korkar mıydı insan evet korkardı. Donma düşüncesi bir an önce gideceği yere varma düşüncesini perçinliyor, bu nedenle kestirme olduğunu düşündüğü tüm yollara giriyordu.

    Bir bedeninin üşümesi bir de… Birde kalbinin, hep kaçtığı ve kaçacağı iki şey olacaktı ömrü boyunca. İlerlerken bir yandan da ellerini mümkün olduğunca cebine sokuyordu. Kocaman bir şapka geçirmişti başına ve büyük bir atkıyla gözleri hariç geri kalan her yerini gizlemişti rüzgârdan. Sokağı döndüğü anda göz göze gelmişlerdi ve birden soğuk hava yerini güneşli bir güne bırakmıştı… Anılar mıydı Sevda’nın içini sıcaklaştıran yoksa yüreğinin en gizli köşelerine saklayıp bir daha asla dönüp bakmadığı bir eski sevda mıydı bilmiyordu. Yanağından usulca akan gözyaşı ile donmuş kalbinin erimeye başladığını hissediyor, gitgide bir yangın kaplıyordu bedenini…

    Antalya tüm sıcaklığıyla kavuruyordu deniz kenarında güneşlenmekte olan genç çifti, bir anda kalktı genç kız yerinden;

    -Aşkımmmmm.
    -Efendim bebeğim…

    Gözlerinde küçücük bir çocuk bakıyordu sanki. Sevgi dolu ve bir o kadar saf, bir o kadar seven sevilmeyi.

    -Hani bugün tırmanacaktık.
    -Ama çok yorgunuz, yani yarın çıksak.
    -Ama her seferinde öyle diyorsun.15 gündür buradayız ve iki gün sonra…

    Öyle güzel söylüyordu ki, adı gibi sevda doluydu bakışları ve genç adam bu bakışların ardından konuşamıyor hiçbir şekilde itiraz edemiyordu.…

    Tırmanırlarken o koca dağa, yorulduğunu hatırladı birden. Sevgilisi ellerinden tutmuş ve hadi az kaldı diyerek çekiştirmeye başlamıştı onu. Ve en tepeye çıktıklarında muhteşem bir manzara ile ödüllendirilmişlerdi.

    -Gördün mü demişti genç adam gülümseyerek. Birlikte olduğumuz sürece, bu sevdamız yaşadığı sürece en büyük engelleri bile aşar ellerimiz tuttuğu takdirde birbirini. Ve inan bana sevgilim hayat tüm mutlulukları bize sunarak ödüllendirir yüreklerimizi…


    Asla unutmamıştı bu sözü, tüm engeller diye geçirdi içinden; o sokak başında karşılaştığı bir çift gözü gördüğünde. Oysa çoktan kaybolduğunu düşünmüştü, aslında bittiğini… Alışmıştı onsuzluğa yüreği, artık sevmediğini düşünmeye başlamıştı ya hani, görünce birden karşısında… Birden görünce fena olmuştu, tüm gücü yitip gitmişti karın beyazlığında.

    Hiç yoktun sanki önceden, sanki hiç olmamışsın gibi davranıyordum hâlbuki. Canımdın oysa ki, oysa candan öteydin ya sevgili. Bak şu halimize şimdi, her şeyin nasıl sona erdiğine bir bak… Yalnızlığa alıştım ben ve sen alıştırdın, beni sen mahkûm ettin bu sessizliğe… Sensizliğe…

    Kızgınlık var mıydı? Evet, hem de fazlasıyla ama öyle özlemişti ki ve hüznü öyle belirginleşmişti ki tek söz edemiyordu.


    Genç adam sadece gözlerine bakarak düşüncelerin eşiğinde buldu kıendini. İyi ki bu yolu tercih ettim diye geçirdi içinden. O güzel gözlerini yeniden görebileceğimi bilseydim. Hiç usanmaz her gün, her sabah… Hatta her akşam tavaf ederdim bu dar sokağı ahu bakışlı yârim dedi. Ona hep böyle seslenirdi… İçinde ki pişmanlık ortaya çıktığı vakitlerde kayboldu karşısındaki gözlerin.


    -Nasıl bu kadar hasta olabildin aşkım. Hiç mi dikkat etmedin kendine.O kadar da dedim sana sıkı giyin diye, ama dinleyen kim beni?

    Genç kız kızıyordu ya ateşler içinde gördükçe de dayanamıyordu sevgilisini. Tavuk suyuna bol limonlu bir çorba yaptı hemen. Başına koyduğu anane usulu soğuk bezleri aldı ve yavaş yavaş içirmeye başladı.

    -Çok güzel olmuş aşkım dedi zar zor genç adam.
    Genç kız gülümsedi birden,
    -Çorba içmek için de hasta olunmaz ki sevgilim, sen iste ben her zaman yaparım ama mümkünse hasta olmadan olsun olur mu?
    -Peki, ama böyle olunca çok mutlu oluyorum ben.
    -Hastalanınca mı, sevgilim ateş düşünmeni engelliyor sanırım.
    -Hayır, sadece etrafımda pervane olman, iyileştirmek için çaba sarf etmen, şefkatin…
    -Sen benim sevdiğim adamsın, sen hastaysan bende hasta olurum. Sen ateşliysen benim yüreğim yanar. Tabii ki bakacağım, tabii ki yanında olacağım. Sen iyiysen iyidir ancak yüreğim. Çünkü sen benim yarımsın. Sen ne yaşarsan aynı derece üzülür benim yüreğim.

    Bir anda sıcacık oldu genç adamın yüreği, soğuk bir rüzgâr kendine getirdi. Şimdi gözlerinin içine baktığı genç kızın yüreğinden fışkıran hüznü daha iyi anlıyordu ve sevdası yeniden ve daha fazla belli etmeye başlamıştı kendini. Tam konuşacaktı ki aynı anda hapşırdılar. Soğuk ikisini etkilemişti ve birkaç adımlık yol sanki bir asır gibi geliyordu ve hiç bitmemesini diliyordu ikisi de içten içe.

    Sevda da fark etmişti aynı anda iç çektiklerini ama sadece bakıyordu; unuttum, unuttum sevgimizi. Ve bu kalp yeniden sevemez seni. Hakkım yok çünkü üzmeye diye geçirdi içinden genç kız ve bir adım attı ağırdan. Hem gitmek istiyor hem ilerleyemiyordu. Hem bir tokat yapıştırmak istiyor hem de boynuna sarılıp çok özledimlerle ağlamak kokusunu duya duya; ama ne yapacağının kararsızlığı ve heyecanı ile ilerliyordu o dar sokakta. Çok az mesafe kalmıştı birbirlerine, bir nefes kadar yakın olacaklardı birazdan ve o zaman düşmekten çok korkuyordu. Yenilmekten yeniden sevdasına ve acı çekmekten… Çok korkuyordu.


    Unutmuştum böylesine dayanılmaz sarsıntıları, sana mahkûmdum inan biliyordum ama korkuyordum… Çok korkuyordum dedi gözleriyle Serhat… Neden korktuğunun açıklamasını bile yapamadı…

    Birden gülümsedi, ne zaman bir şeyi beceremese ya da yapamayacağını söylese atlardı hemen genç kız. Sen erkek olansın yaparsın diyerek okşardı erkeklik onuruna da nasıl da gaza gelir yapardı her şeyi.

    Bir adım da o attı derken, kokusunu duymak istiyordu. Belki elinden bile tutardı. Tokat atmasına bile razıydı. Bir kez daha hissetmek istiyordu ellerinin yumuşaklığını.

    Öyle ağırlaşmıştı ki adımları, kimsenin olmadığı o sokakta zaman bir anda durmuştu sanki. Sanki aynın o pürüzlü zemininde ilerlemeye çalışıyordu ikisi de ve anıların havalandırdığı yüreklerini yere basması için ikna etmek istiyor ama başarılı olamıyordu, ikisinin yüreği de özlemlerine yenik düşüyordu.

    Serhat yaklaştıkça birden ayağına kapanma planları bile yapmaya başlamıştı. Hatta o dizlerinin üzerine çökmüş af dilerken genç kızın ona güldüğünü bile düşündü.

    Gülme, ne olur gülme … Elimde değil, pişmanlıklarım yüreğimde ama seviyorum ve engel olamıyorum kendime.Affet, sevdam hep koynumda saklandı senelerce ne olur gülme…

    Sözleri çıktı istemsiz dudaklarından.

    O sırada genç kız da karşısına dikilip konuşursa ne yapacağını kestirmeye çalışıyordu.Ne derdi, ne diyebilirdi dikilirse karşısına bilmiyordu.bildiği tek şey sessiz kalmak istemiyordu.

    Anlasan da fark etmez hatanı, adı böyle koyulmaz sevgili. Aşk affetmez demiş bilenler… Yüreğim belki unutmaz seni, belki sende unutmayacaksın ya beni… Aşk terk etmez ya hani, terk etmez ama asla da unutmaz… Affetmez yapılan hatayı…

    Diyemem ki diye geçirdi sonra içinden ve bir an önce sessiz sedasız gitmesini için dua etti anlık ilerlerken ve gitgide daha fazla yaklaşırlarken birbirlerine.

    Son adım kaldığında ikisinin de yüreklerinde bir fırtına koptu sebepsiz. Sert bir rüzgar çarptı yüzlerine. Herşey artık çok geride kalmıştı ve asla geri gelmeyecekti. Bu gerçek bir anda buz kesti genç kızın yüreğini. En çok donmaktan korkardı ve kalbi bir anda erimeye aşlamışken buz tutmuştu aniden. Sendeledi ve birden kaydı soğuk zeminde ayağı. Yerde buldu kendini. Genç adam elini uzattı. Bir çırpıda kaldırdı Sevda’yı.

    Ve büyü o anda bozuldu. Kalkarken ayağa, senin sıcaklığın değil diye geçirdi içinden genç kız. Oysa ne çok benziyordun ona, ama değilsin. Onun elleri yüreğimi titretirdi dokunduğunda ellerimi.

    Serhat’ta kaldırmaya çalışırken anlamıştı Derya’nın gözleri olmadığını bir anda onu anılara sürükleyenin. İçindeki pişmanlık daha bir belirginleşti. Onu asla bir daha göremeyeceği düşüncesi üşümesine sebep oldu genç adamın.

    -Teşekkür ederim diyerek ilerlemeye başladı Sevda. Adımlarını hızlandırdı. Yüreğine ağır gelen sevdasını tekrar sakladığı yere sokabilmek için elinden geldiği kadar hızlı yürüyor ve uzaklaşmaya çalışıyordu kimsesizler sokağından.

    Serhat iyice ağırlaştırmıştı adımlarını. Derya’yı hatırlatan bu sokağı her şeye rağmen sevmişti ve anılarını bırakmak istemiyordu.

    Birbirini hiç tanımayan iki insan birkaç dakikalığına eskiye dönmüştü.Kendi sevdalarının kahramanlarını hatırlamış ve biri pişmanlıklar diğeri ise acısıyla ilerlemeye devam etmişti. İlerlerken Sevda mırıldanmaya başladı… Söylediği şarkıyı bağıra çağıra söylemeyi çok isterdi ama korkuyordu. Acısını, unuttuğu sandığı ama bir anda ortaya çıkan sevdasını ateşlendirmek ve daha fazla acı çekmekten korkuyor ve sadece mırıldanıyordu.

    Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye…
    Ve Serhat arkasına dönüp baktı.

    Ne çok benziyordu gözlerine gözlerine. Nerdesin Derya… Çok özledim seni. Bir bilsen ne çok özledim seni…

    Kimsesizler sokağı hatırlattı yüreklerinin yalnızlığını. Sevda birkez olsun affetmek için çaba sarf etmediği için kızdı kendine. Serhat ise Derya’ya karşı işlediği o büyük hatanın ezikliğiyle ne kadar kimsesiz kaldığını hatırladı.

    Sol yanağından akan yaşı silerken sessiz sedasız mırıldandı genç adam…

    -Erkeklerde ağlarmış ama ağlamak bile çare etmezmiş geçmişi döndürmeye. Oysa asla ağlamam derdim ben. Keşke ağlamamayı gurur bilmeseydim de yanımda olsaydın ahu gözlüm. Keşke hareket ederken bir gün gidebileceğin aklıma gelseydi de korksaydım seni kaybetmekten ve ona göre hareket etseydim.

    Kocaman bir of çektiğinde sokağın isminin yazılı olduğu tabelayı gördü o sırada Sevda.

    -Kimsesizler sokağı. Nerdesin Kerem. Kimsesiz bıraktın beni…Gel , gel n’olur çoktan affetti yüreğim yüreğini…

    February 26

    "SEN NASIL MÜSLÜMANSIN"

    "SEN NASIL MÜSLÜMANSIN"

     

    Bir gence buyurdu ki: "Oğlum,senin maksadın,Sâdece yemek içmek,olmasın aman sakın! Buna düşkün olanın,kıymeti çünkü evlat,Çıkardıkları ile ölçülür,aman dikkat!
    Dünyâda bir günâhı,terk ederse bir insan,Cennet'te onun aslı,edilir ona ihsân.Oğlum, şöyle düşün ki, ölürsün bu gün artık,Bu düşünce içinde,yap ölüme hazırlık.Allah'ı sevdiğini, söylüyorsun ey insan,Niçin bir musîbette,edersin peki isyân?

    Sabredebiliyorsan,bir belâ geldiğinde,Hakîkat payı olur,senin bu dediğinde.Eğer isyân edersen, musîbet geldiği an,O zaman bilmiş ol ki,yalandır o iddiân.Bir gün Resûlullah'a, bir müslüman gelerek,Dedi: "Yâ Resûlallah,seviyorum seni pek."Resûl, ona cevâben, buyurdu ki: "Ey kimse,Peki,fakirlik için,hazırlan öyle ise!" Birisi de gelerek arz etti ki: "Efendim,Allahü teâlâya, pekçoktur muhabbetim."

    Resûlullah ona da,buyurdu ki: "Ey insan,Öyleyse belâ ile,musîbete hazırlan!" Gavs-ı a'zam,bir gün de,buyurdu ki: "Aman hâ,Gafletle yaşayıp da, isyân etme Allah'a.
    Zîrâ yeri gelince,"Müslümanım" diyorsun,Ne garip iddiâ ki,dînini bilmiyorsun.Hâlbuki sen dînini, bilmeyince mükemmel,Hangi esâsa göre,yaparsın peki amel?Yalnız dîni bilmek de, yetişmez yine sana,Zîrâ amelsiz ilim,vebâldir bir insana.

    "Lâ ilâhe illallah",söylemek kâfi değil.,Bunun icâbını da,yapmalısın bil-fiil.Öyleyse ilk evvelâ,güzel öğren dînini,Sonra da buna göre,yap bütün amelini.Sırf amel yapmakla da, bitmiyor yine işin,Zîrâ yapmak gerekir,her işi Allah için.Buna "İhlâs" denir ki,mühimdir bu da gâyet,İhlâssız amellerin,faydası olmaz elbet.Kalp gözlerin açılsın, istiyorsan sen eğer,Bir mânevî tabip bul, ona teslim ol,yeter.Başını,o tabibin, koyuver eşiğine,
    Îtirâzda bulunma,onun hiç bir işine.

    O Allah adamının,bir şefkatli nazarı,Süpürür kalbindeki,bütün kir ve pasları.Ve onun bir kelâmı, şifâdır kalp derdine,O her ne emrederse,hemen getir yerine.Kalp derdiyle ilgili, olan ihtiyâcını,Ona arz et,o bilir,bu derdin ilâcını.Her hangi musîbetle,karşılaşırsan şâyet,
    Günâhını düşünüp, istiğfâra devâm et! Hep günah işlemekle,gelir çünkü her belâ,Ve aslâ bir kuluna,zulmetmez Hak teâlâ.Ölüm ve âhireti, düşün ki ey evlâdım,Ecelin yaklaşıyor, ardından adım adım.Bu gaflet pamuğunu, çıkar at kulağından,Zîrâ ölüm yakındır,sana belki yarından.

    Henüz ecel gelmeden, kendine gel ki artık,Zîrâ öldükten sonra fayda vermez pişmanlık."

    ucxglcl9sf41ry1fq1

    Evliyalar Ansiklopedisi

    Selam Sevgi ve Dua Ile

    DERVİŞ OLDUGUN İCİN

    6d80dc0a65

    Derviş Olduğun İçin



    Sultan Mahmûd Gaznevî, bütün Asya'ya hâkim olduğu zamanda, Harkân şehrine yakın gelmişti. Adamlarından bir kaçını, Harkân'a Şeyh Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin huzûruna göndermiş ve Şeyh hazretlerini yanına çağırmıştı. Şeyh hazretleri buna karşılık, bir özür beyân ederek gitmek istemediler. Durum, Mahmûd Gaznevî'ye bildirilince,
    - Haydi kalkınız! Zîrâ o, bizim sandığımız kimselerden değildir. Biz ona gidelim, dedi. Sonra kendi elbisesini Kâdı İyâd'a giydirdi ve kendisi de silâhtar olarak, Kâdı İyâd'ın yanında Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'nin evine girdi. Mahmûd Gaznevî selâm verince, Ebü'l-Hasan hazretleri selâmını aldı. Fakat ayağa kalkmadı. Mahmûd Gaznevî, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'ye;
    - Sultan için neden ayağa kalkmadınız?diye sorunca, Ebü'l-Hasan, Sultan Mahmûd'a;
    - Mâdem ki seni öne geçirmişler, yanıma gel bakalım, dedi. Soruya o ânda cevap vermediler.

    Sultan Mahmûd Gaznevî, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'ye;
    -
    Bâyezîd-i Bistâmî nasıl bir zât idi? diye sordu.
    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî:
    - Bâyezîd, öyle kâmil bir velî idi ki, onu görenler hidâyete kavuşurdu. Allahü teâlânın râzı olduğu kimselerden olurdu, diye cevap verdi.
    Sultan Mahmûd bu cevâbı beğenmedi ve;
    - Ebû Cehl, Ebû Leheb gibi kimseler, Fahr-i kâinâtı, Server-i âlemi nice kere gördüler. Fakat hidâyete gelmediler. Hâl böyle olunca, Bâyezîd'i görenlerin hidâyete geldiklerini nasıl söylüyorsun? dedi.
    O, Resûlullah efendimizden daha yüksek mi ki, iki cihânın efendisini, üstünlerin üstünü olan Allahü teâlânın sevgili Peygamberini gören, küfürden kurtulamadı da, Bâyezîd'i görenler mi kurtulur demek istedi.
    Ebü'l-Hasan;
    - Ebû Cehl ve Ebû Leheb gibi ahmaklar, Allahü teâlânın sevgili Peygamberini, insanların en üstünü olan hazret-i Muhammed (s.a.v) olarak görmediler. Ebû Tâlib'in yetimi, Abdullah'ın oğlu olarak gördüler. O gözle baktılar. Eğer, Ebû Bekr-i Sıddîk gibi bakarak, Resûlullah olarak görselerdi, eşkıyâlıktan, küfürden kurtulur, onun gibi kemâle gelirlerdi, buyurdu.

    Sultan Mahmûd Han bu cevâbı çok beğendi. Din büyüklerine olan sevgisi arttı. Sultan Mahmûd;
    - Bana nasîhat ediniz, deyince
    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî;
    - Şu dört şeye dikkat et: Günahlardan sakın, namazını cemâatle kıl, cömert ol, Allahü teâlânın yarattıklarına şefkat göster, dedi.
    Sultan Mahmûd;
    - Bana duâ buyurun, deyince,
    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî;
    - Ey Mahmûd, âkıbetin makbûl olsun,dedi.
    Bunun üzerine Sultan Mahmûd, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'nin önüne bir kese altın koydu. Buna karşılık Ebü'l-Hasan, sultânın önüne arpa unundan yapılmış bir yufka ekmeği koydu. Sultan ekmekten bir lokma aldı. Fakat lokmayı yutamadı. Bunun üzerine Ebü'l-Hasan hazretleri;
    - Bir lokma ekmeği yutamıyorsun. İster misin, şu bir kese altın bizim de boğazımızda dursun? Biz paralarla olan alâkamızı kestik. Şu altınları önümden alınız, dedi. Sultan, Ebü'l-Hasan'ın paraları almasını çok istedi ise de, kabûl etmeyince, ondan bir hâtıra istedi. Ebü'l-Hasan hazretleri ona hırkasını verdi.

    Sultan Mahmûd giderken, Ebü'l-Hasan ayağa kalktı. Bunun üzerine Sultan Mahmûd;
    - Geldiğim zaman hiç iltifat etmemiştin, fakat şimdi ayağa kalkıyorsun. O hâl niye idi? Bu ikrâm nedir? diye sordu.
    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretleri;
    - Buraya pâdişâhlık gururu ile beni imtihan için geldin. Şimdi ise dervişlik hâliyle gidiyorsun ve dervişlik devletinin güneşi üzerinde ışıldamaya başladı. Önce gurur içinde olduğundan dolayı ayağa kalkmadım. Fakat şimdi derviş olduğun için ayağa kalkıyorum." dedi.


    Sultan, sonra gazâya gitmek üzere Harkân'dan ayrıldı. Sevmenât'a geldi. İçine mağlûb olma korkusu düştü. Birden atından inip, bir köşede Ebü'l-Hasan hazretlerinin hırkasını eline alıp;
    - Yâ İlâhî! Şu hırkanın sâhibinin yüzü suyu hürmetine, şu kafirlere karşı bizi muzaffer kıl. Ganimet olarak ele geçireceğim her şeyi dervişlere vereceğim, diye duâ eder etmez, düşman tarafında bir toz-duman ortaya çıktı. Düşmanlar, bu toz-duman içinde birşey görmiyerek, kılıçlarını birbirlerine vurdular ve kendi kendilerini öldürdüler. Sağ kalanları dağılıp gitti. O akşam Sultan Mahmûd, rüyâsında Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini gördü. Ebü'l-Hasan-ı Harkânî, Sultan Mahmûd'a;
    - Allahü teâlânın dergâhında, hırkamızın yüzü suyu hürmetine zafer kazandın. Eğer o anda isteseydin, kâfirlerin hepsinin müslüman olmasını sağlayabilirdin." buyurdu.

    İSMİ AZAM DUASI

    whiterosebuyuk

    Yâ Cemilu Yâ Allâh

     

    Yâ Karîbu  Yâ   Allâh

    Yâ Mücîbu Yâ Allâh

     

    Yâ Habîbu Yâ Allâh

    Yâ Raûfu Yâ Allâh

     

    Yâ Atûfu Yâ  Allâh

    Yâ Ma'rûfu Yâ Allâh

     

    Yâ Latîfü Yâ Allâh

    Yâ Azîymü Yâ Allâh

     

    Yâ Hannânü Yâ Allâh

     Yâ Mennânü Yâ Allâh

     

    Yâ Deyyânü Yâ Allâh

    Yâ Subhânü Yâ Allâh

     

    Yâ Emânü  Yâ Allâh

     Yâ Bürhânü Yâ Allâh

     

    Yâ Sultânü Yâ Allâh

    Yâ Müste'ânü Yâ Allâh

     

    Yâ Muhsinü Yâ Allâh

    Yâ Mütealü Yâ Allâh

     

    Yâ Rahmânü Yâ Allâh

    Yâ Rahîmü Yâ Allâh

     

    Yâ Kerîmü Yâ Allâh

    Yâ Mecîdü Yâ Allâh

     

    Yâ Ferdü Yâ Allâh

    Yâ Vitru Yâ Allâh

     

    Yâ Ehadü   Yâ Allâh

    Yâ Samedü Yâ Allâh

     

    Yâ Mahmûdu Yâ Allâh

    Yâ Sadıka'l - vâ'di Yâ Allâh

     

    Yâ Âliyyü  Yâ Allâh

    Yâ Ganiyyü Yâ Allâh

     

    Yâ Şâfî Yâ Allâh

    Yâ Kâfî Yâ Allâh

     

    Yâ Muâfî    Yâ Allâh

    Yâ Bâkî Yâ Allâh

     

    Yâ Hâdî Yâ Allâh

    Yâ Kâdiru Yâ Allâh

     

    Yâ Sâtiru   Yâ Allâh

    Yâ Kahhâru Yâ Allâh

     

    Yâ Cebbâru Yâ Allâh

    Yâ Gaffâru Yâ Allâh

     

    Yâ Fettâhu Yâ Allâh

         

     

    BAZI AMEL VE SÖZLERİN FAZİLETİ

     

    besmele

    HUSUSİ SALAVATLARIN FAZİLETİ

    4603 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler."

    Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214).

    4604 - Yine Ebu Hureyre anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Sabah namazını (cemaatle) kılan, Allah'ın garantisi altındadır. Sakın Allah, (ona verdiği garantisi sebebiyle) size bir ceza vermesin!"

    Rezin şunu ilave etti: "Kim bu garantiyi talep ederse onu elde eder ve bir daha da kaçırmaz."

    Tirmizi, Fiten 6, (2165).

    4605 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Gece ve gündüzde birkısım melekler nöbetleşe aranızda bulunurlar. Bunlar sabah namazı ile ikindi namazında toplanırlar. Sonra sizi geceleyin takip eden melekler (hesabınızı vermek üzere huzu-u ilahiye) yükselir. Sizi çok iyi bilen Allah, bu meleklere sorar: "Kullarımı nasıl bıraktınız?"

    "Biz onları namaz kılıyorlarken bıraktık, biz onlara namaz kılarlarken vardık!" derler."

    Buhari, Mevakitu's-Salat 16, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhid 23, 33; Müslim, Mesacid 210, (632); Muvatta, Kâsru's-Salat 82, (1, 170); Nesai, Salat 21, (1, 240, 241).

    February 25

    EFENDİM...

    y1pslywvg-IAReQRVcpbiqCDMbA8OSrxtV1_bnaMMr0FHbZozZbiK56qZqQqSAFME_JQhYhqtWO40I

     

    Sen Ahmed ü Mahmud ü Muhammedsin efendim

    Hak’dan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim.

    (Şeyh Galip)

    Vahiy meleği Cebrail aleyhisselam, anlatıyor:

    -Hazret-i Allah, beni yarattı. Onsekizbin yıl arz altında kaldım…

    -Ey Cebrail seni kim yarattı?

    -Sen yarattın yara Rabbi. Her şey senin ve sen her şeyi yaratansın… Bense… ben, güçsüz ve ihtiyaç sahibi bir mahlukum.

    Konuşmadan sonra bir onsekizbin yıl daha geçti… Yüce Allah yine sordu:

    -Seni kim yarattı?

    -Ya Rabbi, beni yaratan; öldürmeye ve diriltmeye kudreti olan sensin. Bense kuvveti hiç bir şeye yetmez biçarayim.

    Üçüncü onsekizbin yıl da geçti…

    -Ey Cebrail, ben kimim, sen kimsin?…

    -Allahım sen her şeyin yaratıcası ve sahibi; bense bir kulcağızım.

    Bu cevabımın peşinden bir merakımı dile getirdim:

    -Ya Rabbi benden üstün bir varlık halkettin mi?

    -Karşına bak, buyurdu…

    Yüce emre uyarak gösterilen yere baktığımda bir nur gördüm. Ama nasıl bir nur? Güzelliğine hayran kaldım. Dört tarafında da dört ayrı nur?

    -Allahım, gözlerimi alan bu harika aydınlık da ne?

    -Seni, ne kadar melek varsa hepsini ve bütün her şeyi aşkına yarattığım nur!… O, en aziz kulum ve Peygamberimdir. O, canlı cansız her şeyin en üstünü ve en hayırlısı olan Muhammed Mustafa’dır “sallallahü aleyhhi ve sellem”

    Sordum:

    -Ya çevresindeki nurlar?

    -Sağındaki Ebu Bekir Sıddik, solundaki Ömer ibni Hattab, önündeki Osman bin Affan, ardındaki Ali İbni Ebi Talib’dir. “Radıyallahü teala aleyhim”.

    -Ya Rabbi; bu beş kişinin diğer insanlardan üstün bir tarafı olmalı!

    -Bu beşi kendime dost seçtim. Onları seven beni sevmiş, düşmanlık eden bana düşman olmuş olur. Bunları sevenleri cennete, sevmeyenleri cehenneme koyacağım.

    Hak yarattı alemi, aşkına Muhammed’in

    Ay ü günü yarattı, şevkine Muhammed’in

    İlk insan Adem Peygamber, arş üzerinde “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazısını görünce ismin sahibinin erişilmezliğini anladı. Ancak O’nun ismi sadece göklerin en yükseğini mahyalandırmamıştı. Kelime-i tevhid cennette her sarayda, her yaprakta, her çiçekte, her bucakta okunuyordu.

    Adem aleyhisselam, bu hali oğlu Şit Peygambere anlatıyor:

    -Cennette O’nun ismi ile güzelleşmemiş bir tek köşe bile görmedim. Her yan ve her yön o şerefli ismin pırıltılarını aksettiriyor.

    -Peki, babacığım hanginiz daha kıymetlisiniz?

    Şit aleyhisselamın sualine Adem Peygamber cevap vermek istememiş olacak ki sükutu tercih etti. Ne var ki aynı sual üçüncü kere tekrarlanınca ezeli hakikat daha o günden açıklandı.

    Alemlerin Rabbi buyurdu:

    -Ya Adem! Her şeyi senin için yarattım, seni ise o seçilmiş için!!! Cenneti o’nunla ve o’nun ümmetiyle dolduracağım. Kendisine arap dili ile Kur’an-ı kerim indireceğim. Bu kitabın emir ve hükümleri, hiç değişmeyerek dünyanın sonnuna kadar devam edecektir. Bu peygamber, benim en sevgili kulumdur. İyiliği her insana ulaşacaktır. O’na uyanlar seçkin kullarımdan olur. Büyük şefaat sahibidir. İsmi yer yüzünde “Muhammed” göklerde “Ahmed”dir. O’nu dünyanın sonuna yakın göndereceğim. Hiç bir Peygamber O’ndan üstün olmadığı gibi, hiç bir ümmet de O’nun ümmetinin sayısına varamayacaktır. Ümmeti abdestli gezer. Öyle ki bunların yerdeki nurları yıldızların gökteki aydınlığı gibidir.

    Ol dedi oldu alem, yazıldı levh ü kalem,

    Okundu hatm-i kelam, şannına Muhammed’in

    Adem babamız, cennetten çıkarılınca, üç yüz sene göz yaşı döktü. Çok üzgün ve çok pişmandı. Gaibden gelen bir sesin de hatırlatması ile el açıp-cennette iken Cebrail aleyhisselamdan öğrendiği bazı isimleri araya koyarak-dua etti:

    -Ya Adem, kıyamete kadar gelecek evladının günahlarının bağışlanmasını isteseydin bu isimlerin sahiplerinin sevgisi için yine kabul ederdin…

    Hep erenler geldiler, dergaha yüz sürdüler

    Zikr-ü tevhid ettiler, nuruna Muhammed’in

    O, müthiş tufandan önce Nuh aleyhisselama bir gemi yapması buyurulunca yüzyirmi dörtbin dört tane tahta hazırladı. Ve Cebrail’in tenbihi ile her tahtaya bir Peygamberin mübarek adını yazdı. Ancak ertesi gün tahtalardan isimler silinmişti. Olaya çok üzüldü. İsimleri tekrar yazdı. Devrisi sabah yazılar yine silindi. Bir daha yazdı ama bir sonraki gün tahtalar bomboştu… çok müteessir oldu… bir tuhaflık vardı bu işte. Sır, gelen vahiyle çözüldü.

    -Tahtaların ilkine benim, sonuncusuna da habibim Muhammed Mustafa aleyhisselamın adını yaz ki şeytan öbür isimleri silmesin.

    Nuh Peygamber, emredildiği gibi yaparak çalışıp gemisini tamamladı. Fakat dört tahta artmıştı. Bunu Cebrail aleyhisselamla konuştu:

    -Ya Cebrail, fazla gelen dört tahtayı ne yapayım?

    Vahiy meleği suali Hak teala’ya sundu.

    İnsanlığın ikinci babası Nuh Peygambere haber geldi.

    -Ey büyü peygamber! O dört tahtaya son peygamberimin dört halifesinin isimlerini yaz; gemi o zaman tamam olacaktır. Zira o dört insan, İsla dininin dört sütunu gibidir. İslamiyet onlarla ayakta kalır ve onlar sayesinde dünyanın her tarafına yayılır. Vahye uyularak denilenin yapılması ile gemi tamamlandı ve ondan sonra yüzebildi.

    Nuh Peygaber, Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali’nin isimlerini artan tahtalara yazarak bunları gemisine çakmadıkça görünüşteki kusursuzluğa rağmen geminin yüzmesi ve felaketten kurtulması mümkün olmamıştı.

    Ya mü’minler… mü’minlerin de o dört büyük zatın ismini kalplerine yazmadıkça dıştan ne kadar olgun ve noksansız görünürlerse görünsünler büyük imtihanda kurtulmaları mümkün olabilir mi? Sadece iki cihan güneşi eşsiz ve emsalsiz Peygamberimizi değil, O’nun dostlarını da sevmek gerekiyor… Bu şart yerine gelmeden, O’nun sevdiklerinin aşkı kalbe yerleşmeden cezadan kurtulmak ne mümkün?…

    Veysel Karani kazandı, ahir yine özendi

    Sekiz uçmak bezendi, aşkına Muhammed’in

    İbrahim aleyhisselam, bir gün rüyasında Cenneti gördü. Uzunluğu yer ile gök arasındaki mesafeden fazlaydı. Meleklere:

    -Buralar kime mehsustur? diye sordu.

    -Evlatlarından Muhammed Mustafa ve o’nun ümmeti içindir, diye cevap verdiler.

    İbrahim Peygamber, dikkatle bakınca ağaçlarda”La ilahe illallah” budaklarında “Muhammedün Resulullah”, meyvelerinde “Sübhanellah”, “Velhamdülillah” cümlelerinin yazılı olduğunu gördü…

    Uyandığında rüyasını milletine nakletti.

    -Ümmeti Muhammed kimdir, diye sordular. İbrahim aleplisselam, düşünceye daldı. O anda Cebrail aleyhisselam peyda oldu ve:

    -Ne düşünüyorsun ey Allah’ın dostu, dedi.

    -Bir rüya gördüm… girdüklerimi ümmetime anlattım, Muhammed ümmetini öğremek istediler. Benimse bu hususta bilgim yok. Onun için düşünüyorum.

    Cebrail aleyhisselam:

    -Ben de fazla bir şey bilmiyorum, diyerek Cenab-ı Hakka arz etti:

    Yüce Allah şöyle buyurdu:

    -Muhammed, benim ahir zaman Peygamberimdir. Makbul kullarıma Peygamber olarak gönderecğim. O peygamberi bütün yaratılmışların arasından seçtim. Kendisini ve ümmetini yerden ve gökten yüzyirmi dört bin yıl evvel yarattım. Kıyamet günü O’nun yolundakilerin yüzü bütün insanların yüzünden daha ak, aydınlık ve abdest suyu değen vücut parçaları pırıl pırıl olacaktır.

    Feriştehler geldiler, saf saf olup durdular

    Beş vakit namaz kıldılar, aşkına Muhammed’in

    Tevrat, Musa aleyhisselama inince büyük Peygamber çok sevindi ve şükrünü dile getirdi. Cenab-ı Hak:

    -İnsanların kalbine baktım. En mütevazi olarak seni gördüm. Bu sebeple seni Peygamber yaptım ve benimle konuşma devletine erdirdim, dedi ve ilave etti:

    -Ölünceye kadar tevhid üzere ol. Sevgili Muhammed Mustafa’nın Resulüm olduğunu tasdik et ve kalbine O’nun muhabbetini yerleştir!

    -Ya Rabbi, Muhammed kimdir; O’nu tanımıyorum?

    -O öyle bir kimsedir ki yerleri ve gökleri yaratmadan binlerce sene evvel güzel ismini arşın üzerine yazdım. Ya Musa, sana çok yakın olmamı ister misin? Öyle bir yakınlık ki bedenine ruhdan ve gözünün siyahına beyazından daha yıkn olayım!..

    -Allahım bundan gayrı ne arzum olabilir?…

    -Öyleyse Habibime çok selavat oku.

    Hak teala devam etti:

    -Ölen bir kimse Muhammed aleyhisselamı inkar etmişse, o bedbahtı sürüterek cehenneme attırırım. Beni görmesini nasip etmem ve hiç bir melek ve peygamberin şefaat etmesine de için vermem!…

    Bunu yolundakilere bildir.

    -Ya Rabbi O’nun hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak isterim.

    -Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı; yeri-göğü, cenneti-cehennemi ayı, güneşi, geceyi-gündüzü, melekleri, Peygamberleri ve hiç bir şeyi yaratmazdım. O’nun Peygamberliğini kabul etmezsen İbrahim halilulllah bile olsan sana eziyet ederim!…

    -Onun Peygamberliğini ve yüksekliğini kabul ettim Ya Rabbi!…

    Havada uçan kuşlar, yeşerüp dağ ü taşlar,

    Yemiş verir ağaçlar, aşkına Muhammed’in

    Davut aleyhisselam, bir gün Zebur okurken kitaptan bir nur yükseldiğini; bu nurun odayı doldurduğunu ve kalbinin rahatladığını gördü… Ve bu hal, her Zebur okuyuşunda tekrar etti. Nurun mahiyetinni Allahü tealaya sordu:

    -Ya Rabbi bu nur neyin nesidir?

    -O, habibim Muhammed Mustafa’nın nurudur. Cümle alemi onun hatırına yarattım.

    Bu tüyler ürperten ilahi cevap üzerine Davut Peygamber, yüksek sesle “Lailahe illallah Muhammedün Resulullah” dedi. Bütün yırtıcı hayvanlar, kuşlar, böcekler ve yılanlar, çevresine toplandılar ve:

    -Öyledir ya Davut! diyerek onu doğruladılar.

    Bu olaydan sonra Davut Peygamber, Zubur okumaya başlarken kelime-i tevhid söyle oldu.

    İmansızlar geldiler, andan iman aldılar

    Beş vakt namaz kıldılar, aşkına Muhammed’in

    O’nu övmeye kalkan erir ve tükenir.

    O’nu hiç bir lisan medhetmeye kafi gelmez. O’ kelimeler üstü ve kelimeler ötesi ve gönüller dolusu sevgiye layıktır.

    Yunus kim ede medhi, över Kur’an ayeti

    Ah! vergil salevatı, aşkına Muhammed’in

    Biz de… kendim, eşim, dostum, tanışım, arkadaşım, binler, onbinler, milyonlar, milyarlar, O’nu o en sevgili ve en üstün’ün Peygambeliğini kabul ettik ya Rabbi…

    Bundan üstün devlet bilmiyoruz ya Rabbi!..

    ÜMİTSİZ ASK

    y1pslywvg-IARfoFwZ-NX7nu_i9nHWnqUIVqUhqHSCdTzct7KixIa2WBl39WEIs8Xxl789R_Z-V0o0 

    ÜMİTSİZ AŞKLAR İÇİN

    Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım

    Ayrılıklar için, sonsuz kederler için

    Ne zaman ta derinden sevsem birini

    Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin

    En güçlü zehir olmalı aşk dediğin

    Alkol gibi damarlarıma yürümeli

    Sarmalı her yanımı gece olunca

    İçimde bir çıbancasına büyümeli

    İnsan sevince her gün bir kez ölmeli

    Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun

    Yollara düşmeli, perişan deli divane

    Erimeli potasında o garip var ölüşün

    Artık uzakbir anıdır huzur ve sükun

    O büyük yangın başlamışsa yürekte

    Bir gün gelir de bu çaresizliğin

    Aranır bütün tesellisi ölmekte

    O yerde sevilmek de yalan sevmekte

    Nereye baksan dizboyu karanlık

    Boşuna bir ışık arama göklerde

    Her şeyinle aşkın içindesin artık

    Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık

    Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı

    Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel

    Aşk dediğin karşılıksız olmalı

    CATMA

     
     
    Catma kaslarını celalden yana
    Sineme kan damlar bahri bulunmaz
    Yüzüme gül artık cemalden yana
    Boz bulanık akan sular durulmaz
     
    Bag bostan bozuldu yüzyıldan beri
    Arifler sırtından attı semeri
    Baglayan yoktur zernişan kemeri
    Hedef belli degil nişan durulmaz
     
    Ulusum bir candır ay yıldız gibi
    Gerilmiş kaslar keman yay gibi
    Ezeli ayrılan hisse pay gibi
    Nasibimdir Azraile ayrılmaz
     
     
    Set cekmis etrafa setr-i İskender
    Haber verdi bize Aziz Peygamber
    Ali`ye ne güzel yakısır Haydar
    Bu meydanda kesilen bas sorulmaz
     

    BAKIN

    Yere göğe sıgmaz,sıgar gönüle
    Askı sevda ile kurana bakın.
    Uzak bilme sakın RAHMAN kul ile
    Bedende ruh diye durana bakın
     
    Bir yol tutmusum ki;ALLAà gider
    Muhabbet gülünden goncalar biter
    Gel ey insan bundan kalma bi haber
    Yasindeki kamil insana bakın.
     
    Deme sakın kimse girmez araya
    Gel yüzünü cevir asıl sılaya
    Hakkın hikmetiyle girip saraya
    Musa`da görünen Haruna bakın`
     
    Aç gözünü seyret alemi şimdi
    Ezeli asıklar elifti,mimdi
    Ya bu sevda yükünü cekenler kimdi
    Ol Fatih Sultan`da imana bakın.
     
    Kimi Ebubekir kimi Ali`si
    Kimi akl-ı selim kimi delisi
    Koşun demir aldı Tevhid Gemisi
    Cudi dagındaki limana bakın
     
    Abdullahìm servet buldum,san buldum
    Yare canım verip onda can buldum
    Ruhun üfledi hak ona ten buldum
    Nazlı yardan haber alana bakın...
    y1pqvCwWB_ltydCLHk66vNPMiNDtoxvn8TSLel66zCz0xKUBY3B8x0MBC2jeSSeL10RSdj97y1OjWc
    February 19

    ASK DUASI

    ASK DUASI

    Rabbim
    Bir insan koy kalbime Ama o insan senin de sevdigin olsun

    Ve bana öyle bir insan sevdir ki
    O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
    Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
    Onunla bulusmus olan sen olasin

    Onunla el ele tutustugumuzda
    Ikimizin uzerinde Senin elin olsun

    Bana öyle gözler göster ki
    Ben o gözlerden sana bakayim

    Bana öyle bir sevgili ver ki
    O gözler cennete acilan iki pencere olsun

    Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
    Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim

    Oyle bir sevgili verki bana
    Ona sarildigimda kainat bize baksin
    Birbirine sarilsin

    Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
    Bize bakip seytan Adem'e secde etsin
    Günah sevap ugruna kendini feda etsin
    Olüler birer birer uyansin sevgimizle

    Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
    Sevgimizde Muhammed sevilsin

    Oyle sevelimki birbirimizi
    Hz. Hatice göklerden bize seslensin
    Ve desin ki;

    "Bak ya Muhammed bak su sevgililere

    onlar bizde... bizde onlardayiz.

    Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
    Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..

     

    İŞTE O AN....

    FARZET Kİ ÖLDÜN


    İstersen gel bir beş dakika ölümü düşünelim… Ama senin ölümünü.nasıl mı? Şöyle:
    Düşün ki hiç hesapta olmayan, hep ertelediğin, ölüm; sana genç yaşta geldi… Eve haber saldılar; çocuğunuz hakkın rahmetine kavuştu… Aldılar seni sana özel tek kişilik odaya ağırladılar… Morgdasın… Buz gibi bir mekân… Birazdan sevdiklerin başına üşüşüp ağlayacaklar…

    Beyaz kefenin başucu en yakının tarafından açılıyor… Seni gören fenalık geçiriyor… Sana can veremiyorlar… Sen morgda bir kişilik yeri işgal ederken boyuna göre küçük yatağın (kabrin) çoktan hazırlanmış… O geceyi tüyleri diken diken eden yerde geçirirken sıcacık yatağın korku salacak evdekilere… Rahmetlinin yatağıydı diyecekler… O odan korku salacak…Ölümün birçok kişiye kısa zamanda unutacakları önemli dersler verir… Ölümünle kimi dul kalacak, kimi yetim… Kimine evlat acısı tattıracaksın, kimine adını koyamadığımız acılar…
    Sen hala o soğuk yerdeyken cenazenin kılınacağı camii ve kılınacak namaz vakti belirlenmiş ve kısa bir zaman diliminde yakın çevrene bildirilmiştir… Cepten arayanlara şu ses ne güzel mesaj verirdi:
    "Aradığınız kişiye ulaşılamıyor… Lütfen tekrar denemeyiniz. Ona artık ulaşamazsınız… O artık dünyalı değil… Lütfen numarasını silin…''
    Numaran anında silinir… Telefonlardaki numaran ölüm kokar… Sen morgdayken ölüm ve ölümün konuşulacak evlerde… Ne kabare programları güldürür ne de savaş görüntüleri üzer… Gündemde sen varsın… Ölümün var…
    Şu konuşmalar çok işitildi:
    _ Acaba sıra kimde?
    _ Senden sonra acaba kimin adı okunacak?
    _ Daha dün görüşmüştüm!
    _ Hala inanamıyorum!
    _ Demek ki ölümün yaşı yok!
    _ Bir gün biz de öleceğiz…
    Ve sabah olur…
    Dünyada bir gün bile kalmana razı olmazlar… İlk kez varlığın sıkıntı verir… Sen hala oracıktayken ğasilhane kapısına adın yazılır… Orası ne hamamdır ne de evindeki banyo… Ömürde bir defa yıkanılan bir yerdir orası…
    Buz tutmuş bedenin sıcak sular altında çözülürken tenine dokunanlara unutamayacakları bir ürperti verirsin… Ve ölümünden sonra ikinci durağın olan tahtadan yapılmış bir binek kapı önünde seni bekliyor… Ömürde bir defa binilen tek binektir o… Ve iki üç kişinin yardımıyla cansız bedenin tabuta koyulurken kılını dahi kıpır tadamayacaksın…
    Yine ömründe ilk ve son kez bineceğin bir araba sana özel kiralanmış… Ve yola koyuluyorsun… Canlılar arasında kıvrıla kıvrıla ölüm dansı yaparak en azından Cuma kıldığın camiye geliyorsun… Daha doğusu getiriyorlar…
    O kalabalıkta tek ölü sensin… Ve sana ölü muamelesi yapacaklar… Çünkü sen ölmüşsün… Musalla taşı… Taşların en ürperteni! Taşların en acımasızı! Taşların en soğuğu!
    Senin için toplanan kalabalık, öne geçmen için yol açıyor… Ve o taş kim bilir kaçıncı konuğunu ağırlıyor! Ne ölüler geçti o tezgâhtan!
    Senin oradaki varlığın bir sünnet namazına vesile… Kılınan namazdan sonra; Rahmetliyi nasıl bilirdiniz? Sorusuna seni tanıyan da tanımayanda iyi bilirdik derler. İşlediğin günahları gözlerinin önüne getirdiğinde iyi ki bilmiyorlar dersin…
    Ürperttiysem bana kızma! Bu, senin, dünya hayatına yeni bir bakış açısı yakalaman içindi… Çünkü ölümü düşünmek az hata yapmanı sağlar…


    February 10

    İSYANLI SÜKUT...



    Gitmişti makama arzuhal için
    Beyy dedi yutkundu eğdi başını
    Bir azar yedi ki oldu o biçim
    Şeyy dedi yutkundu eğdi başını

    Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
    Gözler çakmak çakmak benzi sapsarı
    Bir konağa baktı alttan yukarı
    Vayy dedi yutkundu eğdi başını

    Çekti ayakları kahveye vardı
    Açtı tabakasını sigara sardı, daldı...
    Neden sonra garsonu gördü
    Çayy dedi yutkundu eğdi başını

    İçmedi masada unuttu çayı
    Kalktı ki garsona vere parayı
    Uzattı çakmağı ve sigarayı
    Sayy dedi, yutkundu eğdi başını

    Döndü gözlerinde bulgur bulgur yaş
    Sandım can evine döktüler ataş
    Sordum memleketin nere gardaş
    Köyy dedi yutkundu eğdi başını

    Yürüdü kör topal çıktı şehirden
    Ağzına küfürler doldu zehirden
    Salladı dilini vazgeçti birden
    Oyy dedi yutkundu eğdi başını

    PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V ) YAPTIGI GÜNLÜK DUALAR

    Peygamber Efendimizin Yaptığı Günlük Dualar

    Sabahleyin Uykudan Kalkınca Okunacak Dua:


    Okunuşu: "Elhamdulillahillezi ehyana ba'de ma ematena ve ileyhi'n- nüşur."
    Anlamı: "Bizi öldürdükten sonra dirilten (uyuduktan sonra uyandıran) Allah'a hamdolsun. (kıyamette) O'nun huzurunda toplanılacaktır." (Buhari: 11/96)

     

    Her Sabah Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Allahümme bike asbahna ve bike emseyna ve bike nehya ve bike nemutu ve ileykennuşur."
    Anlamı: "Allahım! Senin yardımınla sabaha girdik, senin yardımınla akşama kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve (kıyamette) varış sanadır." (Ebu Davud: 5067)

     

    Her Akşam Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Allahumme bike emseyna ve bike esbahna ve bike nahya ve bike nemutu ve ileykel masir."
    Anlamı: "Allahım! Senin yardımınla akşama girdik, senin yardımınla sabaha kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve dönüş yalnız sanadır." (İbn Mace, Dua: 14)

     

    Şirkten Korunmak İçin (Sabah-Akşam) Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Allahumme inni euzu bike min en uşrike bike şey'en ve ene a'lemu ve estağfiruke lima la a'lemu inneke ente allamulğuyubi."
    Anlamı: "Allahım! Şüphesiz ben bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmak (eş ve ortak tanımak) tan sana sığınırım.Bilmeyerek işlemiş olduğum(şirk ve hatalarım) ın senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaybları (gizli şeyleri) ancak sen bilirsin." (et-terğıb ve et-terhib: 1/76)

     

    Yemekten Sonra Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Elhamdulillahillezi et'amena ve segana ve cealena müslimin."
    Anlamı: "Bizi nimetleriyle yediren ve içiren ve bizi İslam üzere bulunduran Allah'a hamd olsun." (Ebu Davud, At'ime:15)

     

    Elbise Giyerken Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Elhamdulillahillezi kesani haza ve razeganihi min ğayri havlin minni ve la guvvetin."
    Anlamı: "O Allah'a hamd olsun ki, benden bir kuvvet olmaksızın bu elbiseyi bana giydirdi ve (bunu) bana rızık olarak verdi." (Tirmizi, deavat: 107)

     

    Camiye Girerken Okunacak Dua (sağ ayakla girilir)

    :


    Okunuşu: "Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahummeğfir li zunubi veftah li ebvabe rahmetike."
    Anlamı: "Allah'ın adıyla, Allah Resulune salat ve selam olsun. Allah'ım , günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç." (Müslim, müsafirin:68)

     

    Camiden Çıkarken Okunacak Dua (sol ayakla çıkılır)

    :


    Okunuşu: "Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahumme inni es'eluke min fedlike, allahumme e'sımni mineşşeytanirracim."
    Anlamı: "Allah'ın adıyla, Allah Resulune salat ve selam olsun. Allah'ım , Senden fazl-u (ihsanını) diliyorum. Allahım, beni rahmetinden uzaklaştırılmış şeytanın şerrinden koru." (Buhari, teheccüd: 25)

     

    Helaya Girerken Okunacak Dua (sol ayakla girilir)

    :


    Okunuşu: "Bismillahi Allahumme inni euzu bike minelhubsi velhebaisi."
    Anlamı: "Allah'ın adıyla, Allahım, her türlü pislikten ve pis olan şeylerden(erkek ve dişi şeytanların şerrinden) sana sığınırım." (İbni Mace, Teharet: 9)

     

    Heladan Çıkarken Okunacak Dua (sağ ayakla çıkılır)

    :


    Okunuşu: "Ğufraneke, Elhamdulillahillezi ezhebe annil eza ve afani."
    Anlamı: "(Allahım!) Senin mağfiretini dilerim.Benden eza veren şeyleri gideren ve bana afiyet veren Allah'a hamdolsun." (İbni Mace, taharet:10)

     

    Bir Meclisten (sohbet veya bir toplantıdan) Kalkarken Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Subhaneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en la ilahe illa ente estağfiruke ve etubu ileyke."
    Anlamı: "Allah'ım! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih eder, hamdimi sana takdim ederim. Senden başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyor ve sana tevbe ediyorum." (tirmizi, deavat: 38)

     

    Su İçtikten Sonra Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Elhamdulillahillezi segana azben furaten birahmetihi ve lem yec'alhu milhen ucacen bizunubina."
    Anlamı: "Bize tatlı soğuk su içiren ve günahlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah'a hamd olsun." (Ebu Nuaym)

     

    Aynaya Bakarken Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Elhamdulillahi Allahumme kema hassente halgi fehassin hulugi."
    Anlamı: "Allah'a hamdolsun. Allah'ım! Benim yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir." (İbnüs-sünni, El- Ezkar: 270)

     

    Aksırma Esnasında

    :


    Aksıran kimsenin; "Elhamdulilllah" "Allah'a hamd olsun" demesi, o'nu işiten kimsenin de: "Yerhamukeallah" "Allah sana merhamet etsin" demesi gerekir. Aksıran kişi, yanında "Yerhamukeallah" denildiğini duyunca: "Yehdina ve yehdikumullah " " Allah bize ve size hidayet versin". Veya, "Yehdikumullahu ve yuslihu balekum" "Allah, sizi doğru yola yöneltsin ve işlerinizi düzeltsin" demelidir. (Buhari, Edep: 125)

     

    Vasıtaya Binerken Okunacak Dua:
    Önce besmele okunur; üç tekbir getirilir. Sonra:


    Okunuşu: "Subhanellezi sehharalena haza ve ma kunna lehu mugrinine ve inna ila rabbina lemungalibun."
    Anlamı: "Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ın şanı ne yücedir. O'nun ihsanı olmasaydı biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz Rabbimize döneceğiz." (Zuhruf Suresi 13-14)

     

    Eve Girerken Okunacak Dua:


    Okunuşu: "Allahumme inni es'eluke hayral mevleci ve hayral mehraci bismillahi ve lecna ve bismillahi haracna va alallahi rabbina tevekkelna."
    Anlamı: "Allahım! Her giriş ve çıkışımda senden hayır diliyorum. Allah'ın adıyla evimize girer, Allah'ın adıyla çıkarız ve Rabbimize dayanıp güveniriz." (Ebu Davud, Edeb: 112)

     

    Evden Çıkarken Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Bismillahi tevekkeltu alellahi la havle ve la guvvete illa billahil aliyyil azim."
    Anlamı: "Allah'ın adını anarak (evimden çıkıyorum) ben, Allah'a dayanıp tevekkül ettim. (her türlü) kuvvet ve kudret ancak yüce Allah'ın yardımıyladır." (Tirmizi, deavat: 34)

     

    Gece Uykudan Önce Okunacak Dua

    :


    Okunuşu: "Bismike Allahumme emutu ve ehya."
    Anlamı: "Senin adını anarak ölür ve dirilirim (uyur ve uyanırım) Allahım!" (Buhari, Deavat: 7)

     


    A M İ N


     

    y1psHQbYQBi5Q41MKZVs_01rNTc4_15HSuIBPVCulnJJBkBvVdw81tHBUOTwRQI0wWxrfi3cjTkktY





    ÖYLE İŞTE

    DUASI

    O yüceler yücesine isyan ettim. Günahlar içine düştüm. Biliyorum yapmamam gerekirdi. O gerçek bir sahiptir. O terbiye edendir. O çok merhametli olandır. O bağışlayandır. Allah her şeye gücü yetendir ve kul muhtaç oldukça çokça verendir. Ey Mennan olan Rabbim! İstemeden de veren sensin, kul sıkışmasa da veren sensin. Ey beni yaratan! Bak senin için gözlerim yaşarıyor. Senin için ağlıyorum. Sen de tevbemi kabul et. Hatalarımı bağışla. Ya Rabbi… isyanımla, nefsime mağlup oldum. Bilemiyorum ki bunun sonunda kurtulacak mıyım? Yoksa helak mı olacağım? Evet evet günahlarım günden güne artıyor. Diğer yandan ömrüm günden güne azalıyor… farkındayım. Sana yöneldim. Allah'ım! İşte şimdi ölüm yatağında insanların önünde uzanmışım. Bu zayıf kuluna merhamet et, Ey Merhamet edicilerin Sahibi!

    adanasabancimosqueturkeybyirisgrundlerno0

    TEVBE DUASI

    SEYYİDUL İSTİĞFAR DUASI

    Allahım! Sen Rabbımsın. Senden başka ilah yoktur. Sen beni yarattın. Ben senin kulunum. Sana verdiğim söz üzereyim. Gücüm yettiğince emrindeyim. Yaptığım kötü şeylerden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetini anarım. Günahımı itiraf edip sana sığınırım. Şunu bilirim! Senden başka günahları bağışlayan yoktur.

     

    tr8cu

    dualar

    SIKINTI SIRASINDA OKUNACAK DUA

    Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sıkıntı ve meşakkat olduğunda şu zikri yapardı:

    "Halim, Kerim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Ben azametli Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih(noksanlıklardan tenzih) ederim. Ben yedi göğü Rabbı ve güzel Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih ederim."

    (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, hd: 3883)9or41ab9

    DUYGUSAŞ AN

    y1pifmvrpT7YweuPsXLqcs47srITSGu6-kNj4ADFpEPdTQnhdo6Pom87W_AIQR0Ozmr6lOIKwLdq_8
     

    ÜMİTSİZ AŞK

     Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım

    Ayrılıklar için, sonsuz kederler için

    Ne zaman ta derinden sevsem birini

    Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin

    En güçlü zehir olmalı aşk dediğin

    Alkol gibi damarlarıma yürümeli

    Sarmalı her yanımı gece olunca

    İçimde bir çıbancasına büyümeli

    İnsan sevince her gün bir kez ölmeli

    Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun

    Yollara düşmeli, perişan deli divane

    Erimeli potasında o garip var ölüşün

    Artık uzakbir anıdır huzur ve sükun

    O büyük yangın başlamışsa yürekte

    Bir gün gelir de bu çaresizliğin

    Aranır bütün tesellisi ölmekte

    O yerde sevilmek de yalan sevmekte

    Nereye baksan dizboyu karanlık

    Boşuna bir ışık arama göklerde

    Her şeyinle aşkın içindesin artık

    Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık

    Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı

    Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel

    Aşk dediğin karşılıksız olmalı